9. Bölüm

1708 Kelimeler
Züleyha Hanım’la tanıştığım gün kendimi dibe vurmuş gibi hissediyordum. Aldatıldığımı öğrenmenin ardından kadın sığınma evine gelmiştim. Hayatımda ilk kez her şeyimi kaybettiğimi ve kim olduğumu bile unuttuğumu hissediyordum. Evden kovulmuş, kızım bana yabancılaştırılmış, yıllarımı verdiğim ilişki bir enkaz halinde geride kalmıştı. Üzerime kapanan kapıların soğuk yankısını hâlâ duyuyordum; her şey bana yıkımın sesini hatırlatıyordu. Bir gün sığınma evinde Züleyha Hanım’la göz göze geldik. Bakışlarında bir anlığına şefkat gördüm ama aynı zamanda kayıp ve acının derin izleri de vardı. Hemen sonrasında başını öne eğip gözlerini kaçırdı. Birbirimize ilk defa selam vermiştik o gün. Sessizce kendi köşemize çekilmiş, yalnızlığımızın kollarında oturuyorduk. Ardından geçen zamanlarda konuşmaya ve yakınlaşmaya da başlamıştık. Yaşlı bir kadındı Züleyha hanım. Sığınma evinin koridorlarında birbirimizden güç alarak yürüyorduk artık. Öyle çok konuşmazdı; onun yerine suskun bir destek verirdi. Her zaman bir şeylerin ağırlığını omuzlarında taşıyormuş gibi yavaş yürürdü. Ona ne yaşadığını sormaktan korkuyordum çünkü onun bakışlarındaki acıyı gördüğümde, kendi acımın ne kadar küçük kaldığını anlıyordum. Geçen günlerden sonra birgün yaşadığı acıyı anlattı. Oğlunu ve eşini kaybetmişti Züleyha hanım. İşte o gün aramızdaki bağ tamamen kuruldu. O, oğlunu kaybetmişti. Ben ise kızımı; en azından öyle hissediyordum. Hâlâ boşanamadığım kocam her türlü manipülasyonla kızımı bana yabancılaştırmıştı. Züleyha Hanım’ın yanında ağlamak istemiyordum ama o bana bakarken içimde biriken acı kendini dışarıya vurmak için âdeta çığlık atıyordu. Birbirimizin yaralarını sarıyorduk; konuşmadan, ama hep yan yana. Zamanla kendimi toparlamaya başladım ama bir gün bir haber aldık. Züleyha Hanım aniden fenalaşmıştı. Hastaneye kaldırıldı, fakat kurtulamadı. Öldüğünü duyduğumda kalbim kocaman bir boşlukla doldu. Ona bir veda bile edememiştim. Cenazesinde ona son kez veda ederken, yanıma iyi giyimli, siyah saçlı genç bir kadın yaklaştı. “Dora Hanım,” dedi kibarca, “ben avukat Selin Yıldız Zamanınız olduğunda sizinle konuşmak istiyorum.” O an kafam karıştı. “Kocamın gönderdiği bir avukatsa hiç konuşmam,” diye düşündüm içimden ama yine de kadının söylediklerini dinlemeye karar verdim çünkü boşanmanın gerçekleşmesini istiyordum. O gün hayatımın şokunu yaşadım. Züleyha Hanım, aslında göründüğün aksine çok varlıklı bir kadınmış. Bu dünyadan giderken bana öyle bir miras bırakmıştı ki inanamadım: Bütün mal varlığını son anda vasiyet değiştirerek bana bırakmıştı. Boz şirketinde hayrı sayılır hisseleri bile vardı. Evler, araziler, Ege'de bir otel... Beni bu dünyada köksüz kaldığımı düşündüğüm bir anda böylesine büyük bir mirasla onurlandırmıştı. Bu miras bana yeni bir hayata başlama şansı veriyordu. Üzerimdeki yırtık kotla, eski bir tişörtle şirkete ilk defa gittiğim günü hatırlıyorum. Aynı kıyafetlerle Selin'le birlikte tapu işlemlerini de halletmiştik. Selin'le dostluğumuz da o günden sonra başlamıştı. Sudan çıkmış balık gibiydim ve o bana her konuda yardımcı oluyordu. O sırada bu büyük hisselerin nasıl yönetileceğini de bilmiyordum ve içim korku doluydu. Şirkete vardığımda hemen Doğan Bey’i buldum; o da Züleyha Hanım’ın bu şirkette eski bir dostuydu. Doğan Bey’in karşısında kendimi daha güçlü hissetmem gerektiğini biliyordum. Yine de o babacan gülüşü ve güven veren bakışları beni rahatlattı. “Dora Hanım,” dedi, bana samimi bir şekilde elini uzatarak, “Züleyha Hanım hayatımda tanıdığım en özverili insandır. Şirketteki tüm haklarını size miras bıraktıysa sizde o ışığı muhakkak görmüştür. Benim size önerim öncelikle işi öğrenmeniz gerektiği. Merak etmeyin ben size hep destek olacağım." O konuşmadan sonra kendimi geliştirme kararı aldım. Şirkette, hiç bilmediğim bir alanda çalışmaya başladım. Bu esnada kızımın velayetini alabilmek için hukuk mücadelesi de başlattım ancak eski kocam kızım ve sevgilisini de alarak yurt dışına yerleşti. Şirkette önce küçük işlerden başladım; ofiste çay servisi yapmaktan, dosya taşımaktan gocunmadım. İki yıl boyunca her detayı öğrenmek, her işi ustalıkla yapmak için gecemi gündüzüme kattım. İşi iyice kavrayınca, yeni görevlerde sorumluluk almaya başladım. Diğerlerine göre iki kat fazls çalışıyordum. Hemen hemen her gün mesaiye kalıyordum. Doğan beyin girdiği tüm toplantılara katılıyordum. Anlamadığım her şeyi gocunmadan gidip ona soruyordum. Hakkını ödeyemem Doğan bey bana resmen babalık yapmıştı. Reklam departmanında çalışırken de azimle, adım adım kendimi göstermeye çalıştım. Bir süre önce reklam departmanı müdürü oldum. Şirketteki insanlar çalışma disiplinimi sürekli konuşmaya ve hayranlık duymaya başladılar. Ancak içimden bir ses hep Züleyha Hanım’a olan minnettarlığımı hatırlatıyordu. Sadece çalışmak değil, bu fırsatı hak etmek istiyordum. *** Sabahın ilk ışıkları ofise ulaşmamdan çok önce bana ulaşmıştı. Bugün, diğerlerinden farksız bir gün gibi görünse de içimde büyüyen bir kararlılık vardı. Can’ın beni beklediğini gördüğümde gözlerinde sakladığı merakla sabahın ilk işini yapmaya çoktan başlamıştı bile. “Dora hanım” dedi, her zamanki yumuşak tonuyla. “Demirkan Bey’den bugün de gelen bir dolu iş var,” diyerek dosyaları masamın köşesine bıraktı. Bir iç çekişle göz ucuyla o yığına baktım. “Teşekkürler Can. Belli ki bu sefer işimiz bayağı bir sürecek.” Can bir an endişeyle yüzüme baktı, ardından yanımdan ayrılırken hafifçe omzuma dokundu. Bu, bazen sessiz bir destek hissettiriyordu. Derin bir nefes alarak masamdaki işleri sıraya koydum ve her zamanki gibi Demirkan Bey’in beklentilerine cevap vermek için bir strateji kurdum. Belki o bu işleri bana bilerek, beni yıldırmak için veriyordu ama ben hiç vazgeçmeyecektim. Saatler boyunca, reklam departmanındaki projelere odaklandım. Demirkan Bey’in angaryalarını bir kenara koymuş, kendi işlerimi düzgünce halletmekle meşguldüm. Ancak her şeyimi adadığım bir dosya tam bitmek üzereyken, masasının üzerindeki telefon canımı sıkacak bir uyarı gibi çalmaya başladı. “Dora Hanım, Demirkan Bey eylül raporlarını tekrar kontrol etmenizi istedi” dedi telefonun ucundaki Betül Hanım. Orta yaşlı bu kadın Demirkan beyin asistanıydı. Hayret dolu bir sesle devam etti, "Sizden bu kadar çok iş istemesine şaşırıyorum doğrusu. Onunla uzun yıllardır çalışıyorum, böyle bir tutumla birine yüklenmesine pek şahit olmadım." Bu sözleri duyduğumda, içimde kıpırdanan öfkeyi zorlukla bastırdım. "Ne diyebilirim ki Betül Hanım? Anlaşılan, kendimi ispatlamamı bekliyor," dedim, dudaklarımda hafif bir gülümsemeyle. "Evet, sanırım öyle. Ama kendinize dikkat edin. Günlerdir çok yoruluyorsunuz," diye ekledi endişeyle. Onunla teşekkür ederek vedalaştıktan sonra masama döndüm. Kendime küçük bir mola bile vermeden işe koyulmuştum ki Can yanımda belirdi. "Dora, biraz dinlensen olmaz mı?" dedi, masamda biriken dosyalara bakarak. " Gerisini ben hallederim." Başımı sallayıp hafifçe gülümsedim. "Demirkan Bey sağ olsun, dinlenmek gibi bir lüksüm kalmadı Can. Sen merak etme, tüm bu işlerin üstesinden geleceğim. Sen kendi işlerini hallet." Can’ın gözlerinde bir hüzün vardı. Derin bir nefes alıp odamdan ayrılırken telefonumun çaldığını duydum. Ekranda Selin’in adı yanıp sönüyordu. "Selin," dedim telefonu açarak, sesimdeki yorgunluğu gizlemeye çalışarak. "Ah, Dora! Nerelerdesin sen? Bu sabah yayınevi aradı. Kitabın çok satanlar listesine girdi ve seni imza günü için arıyorlar,” dedi Selin heyecanla. Kitabım… Birkaç ay önce yayımlanan ve hiç tanınmamış bir isimle çıkardığım romanım hızla popüler olmuştu. Yazmayı hep sevmiştim ama kimliğimin gizli kalması benim için önemliydi. Evlilik hayatımda eski kocamdan gizli yazıyordum. Bu, benim için bir kaçış gibiydi; içinde bulunduğum sıkıcı ve baskı dolu hayatımdan uzaklaşmamı sağlıyordu. Şu anda şirket içindeki rolümle tanınmaktan memnundum ve bu iki dünyayı ayırmak istiyordum. Can dışında kimse bu sırrı bilmiyordu. İç çekip gülümsedim. “Selin, sen de biliyorsun, yüzümün tanınmasını istemiyorum.” “Ah, senin gibi güzel ve başarılı bir kadının özgüveni nasıl böyle düşük olabilir? Şirketteki hissedarlığını da gizliyorsun, kızım. Eski kocan artık seninle uğraşamaz, biliyorsun. Aş şu korkuları, arkadaşım!” dedi. Eski eşimin manipülasyonlarının, psikolojik şiddetlerinin artçılarını hâlâ taşıyordum. Bunun için psikolojik destek almayı bile düşünüyordum. “Anlıyorum Selin,” dedim, sadece bıkkınca. Selin’le bir milyonuncu defa aynı konuşmayı yapıyorduk. Her seferinde aynı şeyleri duyuyordum; benim için her şeyin temeli, görünmezliğimde gizliydi. Kendimi koruma altına almışım gibi hissediyordum. Yazmak, o dönemde kendimle baş başa kalmanın en güzel yoluydu. Her bir sayfada, içimdeki hisleri, umutları ve korkuları kâğıda dökmek beni özgürleştiriyordu. “Bu başarıyı kutlamayı hak ediyorsun, Dora. Gerçekten emin misin?” diye sordu Selin. “Belki de insanlarla yüz yüze iletişim kurmak hoşuna gider?” Derin bir nefes aldım. “Hayır, Selin. Kitabımın arkasında kalmayı tercih ederim. İnsanlar beni nasıl bir yazar olarak algılar, bilmiyorum ama yüzümün görünmesi, bu hikayeyi bambaşka bir hale getirir. Ayrıca eski eşim benimle bu konuda iletişime geçerse tüm yazma isteğimi köreltir. Bunun olmasını istemiyorum. Onun baskınını tekrar kaldıramam. Benim psikolojimle oynamak için bulduğu her açığı kullanır, biliyorsun." Selin bir süre sessiz kaldı, düşünceleri arasında kaybolmuş gibiydi. Eski kocamı iyi tanıyordu çünkü tek bir cümlesiyle bile Selin'i çileden çıkartmıştı. O ağır narsist bir adamdı. İnsanların aklıyla oynamaktan zevk alırdı. Selin ardından konuyu değiştirmek için yeni bir soluk aldı. “Peki, bu Demirkan meselesi… Gerçekten katlanabildiğine emin misin?” “O da her zamanki gibi işte,” dedim omuz silkerken, içimdeki huzursuzluğu bastırmaya çalışarak. “Onunla iş yaparken hep dikkatli olmalıyım. Zaman zaman beni zor durumda bırakmaya çalışıyor, ama buna alıştım artık.” “Yine dünyaları kurtarıyorsun anlaşılan, arkadaşım,” dedi Selin, gülümsemeye çalışarak. Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. “Daha önce yaptığım dosyaları baştan yapıyorum diyelim biz ona,” dedim. “Neyse, anlat bakalım, sen nasılsın?” Selin iç çekerek, “Ben mi? Gayet iyiyim. Şu savcı vardı ya sana anlattığım. Bugün onunla öğle yemeğine gideceğiz,” dedi. “Ne?” diyerek yerimde dikleştim. Selin o savcıdan epey hoşlanıyordu. “Hemen heyecanlanma, arkadaşım. Ben de başta yalnız olacağız sandım ama birkaç avukat arkadaş daha olacakmış yanımızda. Hayal kırıklığımı tahmin edebilirsin,” dedi. "Sana bol şans canım. Eğer olacağı varsa zaten olur" dediğimde Selin acil bir işi çıktığını söyleyerek telefonu kapatmıştı. Bilgisayardaki verileri güncelleyip, projenin üzerindeki çalışmayı nihayet tamamladığımda akşam olmuştu. Saati kontrol ettiğimde mesai saatinin bitmek üzere olduğunu fark ettim. Sırtımı gerip derin bir nefes aldım; belim tutulmuş gibi ağrıyordu. Tam toparlanmak üzereydim ki Can, odama girip çıkmak için izin istedi. Onunla vedalaştıktan sonra ben de eşyalarımı toplayıp çantamı koluma taktım. Odamın kapısını kilitleyip koridora çıktığımda ofiste kimse kalmamış gibiydi; masalar boşalmış, ışıklar sönmeye başlamıştı. Tam köşeyi dönerken Betül Hanım’ın sesini duydum. "Dora Hanım!" Kafamı çevirirken yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi; son günlerde asistanım Can’dan çok Demirkan’ın asistanı Betül Hanım’la muhatap oluyordum. "Buyurun, Betül Hanım?" dedim, bir yandan kolumdaki saate bakarak. Betül Hanım mahcup bir tonda konuşmaya başladı. "Demirkan Bey, sizinle bu akşam bir toplantı yapacağını iletmemi istedi." Ne? "Böyle bir toplantı programda yoktu, Betül Hanım?" "Son anda ortaya çıktı, Dora Hanım," dedi, hâlâ mahcup bir ifadeyle. Ciddileşen yüzümü gören Betül Hanım, gözlerini kaçırdı. "Peki, toplantıya kimler katılacak, ne hakkında?" diye sordum, istemsizce toplantı odasının olduğu yöne doğru dönerek. "Sadece siz ve Demirkan Bey olacak. Başka kimseye haber vermemi istemedi. Ayrıca benim de ailevi bir etkinlik için çıkmam gerekiyor, asistanınız da ofisten ayrılmadıysa o da katılacak" bıkkınca kafamı sallayarak Betül hanıma teşekkür ettim ve yanından ayrıldım. Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim. Son konuşmamızdan sonra onunla yüz yüze gelmemek için verdiği tüm çöp işleri aksatmadan yapmıştım. Toplantı odasına gitmeden önce, birkaç dakika toparlanmam gerektiğini düşündüm. Gerilim içinde tuvaletin aynasına bakarken kendi kendime fısıldadım: "Hazır ol, Dora."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE