Mazhar'ın affedilmesinin ve vasiyetinin üzerinden bir ay geçmişti. Köyde huzur hakimdi, herkes işinde gücündeydi. Ama bir kişi vardı ki, içten içe kaynıyordu: Cemal. Babasının vasiyetinde malının yarısını Hatice'ye bırakması, Cemal'i derinden yaralamıştı. Oysa o, babasının tüm malının kendisine kalacağını düşünüyordu. Şimdi ise, bir yabancı kadın, onun hakkına ortak oluyordu. Günlerce düşündü, taşındı. Bir türlü kabullenemedi. Sonunda, dayanamadı, babasıyla konuşmaya karar verdi. Bir akşam, Mazhar'ın evine gitti. Babası, sobanın yanında oturuyor, elinde tespih çekiyordu. Cemal'i görünce gülümsedi. "Gel oğlum, gel. Otur şöyle. Ne haber?" Cemal, oturdu ama yüzü asıktı. Gözlerinde bir öfke, bir kırgınlık vardı. Mazhar, bu hali hemen fark etti. "Hayrola oğlum? Bir şey mi oldu? İyi misin?

