Azra'nın Anlatımından Devam
Helikopterden indikten sonra iyice sersemlemiştim. Fakat güzel Ankara'mda olmak iyi gelmişti. "Azra?"
Karşıdan gelen üç askerle beraber babamı tanıdım. "Baba!"
Koşarak aramızdaki mesafeyi kapattığımda babama sıkıca sarıldım. En çok da onu özlemiştim. "İyi misin kızım? Sana bir şey yaptılar mı?"
Saçlarımı okşadığında başımı olumsuzca salladım. "İyiyim baba ben. Seni gördüm ya artık daha iyiyim."
Yavaşça uzaklaşıp başımı kontrol etti. "Başın nasıl? Videoda vurmuşlardı."
"İyi baba iyi, tedavisini yaptılar." ölmemem için çok uğraştılar daha doğrusu.
"Olsun, seni yine de bir hastaneye götürelim."
Başımı salladım. "Sen de geleceksin değil mi benimle?"
"Elbette geleceğim." uzanıp alnımı öptü. "Çok özledim fındık faremi."
"Ya baba, herkesin içinde öyle demesene."
Göz ucuyla etrafımdaki askerleri kontrol ettim. Duyan varsa da belli etmiyordu tabi.
"Barlas!"
Babam bağırdığında kolunun altına aldı beni. Barlas ise gölge komutandan başkası değildi. Demek adı Barlas'tı.
Barlas babamın karşısına geçip hazırola geçti. "Emredin komutanım!"
"Rahat." Barlas rahata geçtiğinde babam konuştu. "Görevi başarıyla yerine getirdiniz. Serbestsiniz."
"Sağ olun komutanım!"
"Dağılabilirsiniz şimdi."
Barlas selam verip arkadaşlarıyla beraber uzaklaşırken göz ucuyla ona baktım. Sanırım kurtarıcımı son kez görüyordum.
"Baba?"
"Efendim?"
"Bu tim kim? Daha önce yanına gelmiş olmama rağmen hiçbirini görmedim."
"Özel görevlendirilen Kara Dalga timi."
"Kara Dalga mı?"
Babam başını salladı. "Evet. Daha önce İdlib operasyonunda yer aldılar. Seni uzun süre bulamayınca onları çağırttım. Buraya senin için geldiler."
"Ya şimdi? Gidecekler mi?"
Babam başını çevirip uzaklaşan Kara Dalga timine baktı. "Sanırım artık gidemeyecekler."
"O ne demek oluyor?"
Gülümseyip bana döndü. "Altı tane zehir gibi askeri kaçırmayacağım demek kızım."
Gülümseyip babama sıkıca sarıldım. "Hiçbir fırsatı da kaçırmıyorsun."
"Hadi gidelim. Bir sağlık taramasından geç."
"Olur sonra da uyuyacağım. Üç gün."
"Üç gün çok."
"İki?"
"İki de çok. Sabaha karşımdasın. Sen de tekmil vereceksin."
"Baba sabah olmasına zaten bir saat var ya!"
Güldü. "Tamam hadi, sadece bir gün uyumana izin var."
"Anlaştık."
Böylece bir kez daha rahata ermiştim.
~ ~ ~ ~ ~
Barlas'ın Anlatımından Devam
Aynaya bakıp saçlarımı düzelttim. "Kerem! Hazır değil misin lan daha!"
"Komutanım?"
Kerem mahcup bir ifadeyle yanıma geldiğinde ona döndüm. "Ne oldu sana böyle?"
"Komutanım ben gelmesem daha iyi."
"Neden? Kafamız dağılır dedik, fena mı?"
"Komutanım ben yapamam. Unutamıyorum Selen'i."
Derin bir nefes aldım. "Ulan Kerem! Kız seni sevmiyor. Üstüne üstlük aldattı lan, sen daha onu mu düşünüyorsun?"
"Ama komutanım... Seviyordum ben onu."
"Tamam işte, onu unutmak için bu gece bizimle geliyorsun."
"Ama komutanım..."
"İtiraz istemiyorum." Ozan da yanımıza gelince ekip tamamdı. "Hadi gidiyoruz."
"Komutanım senin arabayla gidiyoruz değil mi?"
Başımı sallayıp anahtarı Ozan'a fırlattım. "Sen sür."
"Tamam komutanım."
"Lan oğlum, dışarı çıkıyoruz orada da komutanım diyip durmayın."
Ozan demezdi de Kerem şüpheliydi işte. "Tamamdır Barlas'çım."
"O kadar samimiyete gerek yok Ozan."
"Tamamdır komutanım."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İçimden bir ses bugün onlarla dışarı çıktığım için pişman olacağımı söylüyordu.
"Hadi çıkalım." önden çıktığımda paşa paşa peşimden geldiler. Arabanın arkasına binip rahatça yayıldım. Ozan ve Kerem de bindikten sonra arabayı çalıştırdılar.
"Nereye gidiyoruz?"
"Evil Club."
"Ooo, her yeri de biliyorsunuz komutanım."
"Sür hadi sür."
Kerem dediğim yere doğru giderken ben de arkamı yaslandım. Yol boyunca sessizce dışarıyı izledim. Garip bir şekilde kendimi yorgun hissediyordum. Beş gündür dağlardaydık belki bu normaldi ama dinlenmiş olmama rağmen sadece uyumak istiyordum. En çok da bu yüzden çıkıyordum dışarı. Bu kafanın acilen dağıtılmaya ihtiyacı vardı.
~ ~ ~ ~ ~
"Ne iş yapıyorsun?"
Başımı arkaya atıp kucağımda oturan sarışın bombaya gülümsedim. "Balıkçıyım ben."
"Balıkçı mı?" Küçük bir kahkaha attı. "Bir balıkçının böyle bir yerde ne işi olur?"
"Öyle deme güzelim. Bugün oltaya hiç balık gelmedi. Ama baksana... İşte sen geldin."
Kaşları çatıldı. "Ne yani? Şimdi ben bir balık mıyım?"
"Oltama takıldığına göre?"
Gülümsedi. "Daha önce hiçbir kadına iltifat etmedin değil mi?"
Kaşlarımı kaldırdım. "Beceremedim mi?"
"Eh, biraz tuhaf oldu haliyle."
"Tuhaf şeyleri severim. Sana daha önce göğüslerinin birinin büyük birinin küçük olduğunu söyleyen oldu mu mesela?"
Eğilip göğüslerine baktı. "Benim göğüslerim orantılı bir kere."
"Her iddiasına varım ki sağdaki daha büyük."
Güldü. "Beni çıplak görmek için yaptığını biliyorum ve itiraf etmeliyim ki etkilendim."
"O halde daha sakin bir yere mi geçsek?" gece kulübünün arkalarında bir masada sevişmek pek de iyi olmazdı sanırım.
Başını olumsuzca salladı. "Önce tadına bakmalıyım." sözlerini bitirir bitirmez dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Elleri göğsümde dolaşırken dudaklarına sertçe karşılık verdim. Üst dudağını emip dillerimizi buluştururken elleri daha da aşağı kaydı. Belime doğru giderken ellerini tutup geri çekildim. Silahımı fark etmek üzereydi.
"Bu kadar yetmez mi?"
"Yeter de artar bile. Gel benimle."
Kucağımdan kalkıp elimi tuttuğunda ayağa kalktım. Gözüm çocukları aradı. Ozan aptal gibi içerken Kerem de bir kızla konuşuyordu. Daha doğrusu kız ona yanaşmaya çalışıyordu ama o geri çekiliyordu. "Güzelim." İsmini bile bilmediğim sarışın bomba bana baktığında kulağına yaklaştım. "Sen odaya geç, ben hemen geliyorum."
Başını salladı. "Çok bekletme beni."
"Hay hay efendim."
Elimi bırakıp uzaklaştığında Kerem ve yanındaki kıza yaklaştım. "Selam gençler, eğleniyor muyuz?"
Yanındaki kız bıkkınlıkla nefesini bıraktı. "Arkadaşla eğlenmek ne mümkün? Oldukça nazlı."
Gülümsedim. "Kusura bakma tatlım ya, bugün boynuzlarını hiç parlatmadığı için çirkin olduğunu düşünüyor."
Kerem sözlerimle yüzüme baktı. "Ko... Yani Barlas, ayıp olmuyor mu?"
"Olmuyor kardeşim olmuyor. Yahu unut artık şu kızı!"
"Ooo, demek ortada bir kız meselesi var. Yaralı bir erkeği iyileştirmek bana göre değil."
Kız arkasına bile bakmadan kaçarken Kerem'in omzuna vurdum. "Bak gördün mü, kaçırdın kızı işte!"
"Siz kaçırdınız yalnız kızı komutanım."
"Neyse ya, sana kız mı yok sanki."
"Yok komutanım. Ben kız falan istemiyorum. Ben kimseyi istemiyorum."
"Ya oğlum, niye takıldın sen bu meseleye bu kadar? Ya dağda bayırda terörist peşinde koşan askere yakışıyor mu bu kadar hassas olmak?"
Yüzünü astı. Olayın taze olması belki de onu bu kadar etkiliyordu hâlâ. "Niye komutanım? Bizim bir kalbimiz yok mu?"
"Yok aslanım. Bizim bir kalbimiz yok. Biz o kalbi asker olmak için evden çıktığımız gün çıkardık tabuta koyduk. Bizim bir kalbimiz yok Kerem. Hadi şimdi toparlan kırmayayım ağzını burnunu!"
Güldü. "Emredersiniz komutanım."
"Alın lan şu or*sbu evladını!"
Bir bağırış duyduğumda etrafa bakındım. Üç tane hayvandan bozma Ozan'ın karşısına dikilmişti.
"Komutanım, Ozan'ın üstüne gidiyorlar!"
Kerem müdahale edecekken göğsüne dokunup durdurdum onu. "Karışma sen."
"Komutanım üç kişiler ve Ozan sarhoş."
"Ne olmuş yani? İçmeseydi o zaman o kadar."
"Dayak mı yesin komutanım?"
"Oğlum Ozan'dan bahsediyoruz. Sarhoşken bile yere serer bu dangalakları. Var mısın iddiasına?"
"Yok komutanım ben sizinle iddiaya girmem. Bütün paramı alıyorsunuz."
"Sen veriyorsun, ben almıyorum."
Omuz silktiğinde masaya yaslanıp meyve kokteylinden bir yudum aldım. Ozan ayağa kalkıp karşısındaki adamlara yaklaştı. "Kime or*sbu evladı diyorsun lan sen ibik!"
"Sana dedim lan! Ne yapacaksın!"
"Kerem, sence ilk kafa mı atar yoksa erkekliğine tekme mi atar?"
"Valla komutanım vücudunun aldığı şekle bakacak olursak öndekine kafa atıp sağdakinin erkekliğine geçirir. Soldakine de pandik atar."
Yüzümü buruşturup Kerem'e döndüm. "Ne iğrenç heriflersiniz siz ya."
"Kusura bakmayın komutanım ama Ozan hepimizi pandikliyor ne yapayım?"
"Soldakini pandikleyip nasıl indirecek sanki?"
Tekrar önüme döndüm. Dediğimiz gibi ilk herife kafayı geçirmişti. "Pandik zevk onun için komutanım. Eğleniyor aklı sıra."
"Tuhaf bir eğlence anlayışı var diyeceğim de hanginiz normalsiniz ki sanki?"
Müzik sesi kesildiğinde sağdan gelenin de erkekliğine tekme attı. İkide ikiydi.
Üçüncüsü ona yaklaştığında yakalarına yapışıp bar tezgahına yasladı. "Ulan götverenler sizi!"
"Bu arada bu niye kavga ediyor?"
"Göremedim komutanım."
"Neyse. İşi bitsin sorarız." Benim kız da kaldı odada ya. Artık başka seferlere...
Meyve kokteylinden bir yudum daha alıp bıraktım. Bunu kim içiyordu ya? Şerbet resmen.
Ozan bar tezgahındaki adamın başında şişe kırdıktan sonra götüne de cidden pandik atmıştı. "Gördünüz mü komutanım? Göt gördü mü dayanamıyor herif."
Kerem gülerken yaslandığım yerden çekildim. "Yürü de gidelim hadi."
Adımlayıp Ozan'ın yanına gidip yakasından tuttum. "Ne oluyor lan!"
Başını çevirdiğinde sustu. "Barlas?"
"Gidiyoruz."
"Emredersi... Yani tabi."
Gözlerimi devirip Ozan'ı Kerem'e bırakıp kulüpten çıktım. Ozan kör kütük sarhoş olduğu için arabanın sürücü kısmına ben geçtim. Diğer ikisi de bindiğinde arabayı çalıştırdım. "Ne oldu orada öyle?"
"Bir tane bacımızı sıkıştırdılar köşeye komutanım. Kız yok dedikçe üstüne gidince ben de tutamadım kafamı bir an yani."
"Yani? Ne oldu sonra oğlum tane tane anlatma."
"Bırakın lan kızı döl israfları diye girdim aralarına. Ondan sonra biri güldü diğeri de ittirdi beni. Sonra da küfür edince dayanamadım haliyle."
"İyi yapmışsın Ozan ama ayılınca rapor istiyorum senden."
"Komutanım rapor falan hiç bulaşmasam mı?"
"Yok ya! Albay öğrenirse canıma okur oğlum. Yap dediğimi."
"Off, rapor yazmaktan nefret ediyorum."
"O zaman problemlerini daha ilkel yöntemlerle çöz sen de."
Kerem boğazını temizleyip lafa girdi. "Komutanım geçen sene bir tane adamın s****i kesmiştiniz yalnız siz."
"Ne olmuş yani?"
"Problemlerinizi ilkel yolla çözün diyince ufak bir örnek vermek istedim sadece."
"Oğlum adam sünnet olmamış sünnet. Kaç yaşına gelmiş sünnet olmamış ama. Kaşı beni deyince ben de s****i kestim mecburen."
"Yalnız sünnette ucundan alıyorlar komutanım. Siz kökünden kestiniz."
"Daha iyi ya, kökten çözüm işte."
"Yine de ilkel değil."
Kerem'e döndüğümde gülüşü yarıda kesildi. "Sen de rapor yazıyorsun Kerem. Üç sayfa."
"Ne? Nasıl ya? Komutanım üç sayfa ne?"
"Alın size ilkel bir ceza."
"Komutanım kusura bakmayın tamam, valla lafımı geri alıyorum."
Ozan kahkaha attı. "Sus lan Kerem! Artık kader ortağımsın."
"İkiniz de susun, başım ağrıyor zaten."
Nefesimi bırakıp sadece yola odaklandığımda telefonum çalmaya başladı. Cebimden çıkarıp arayan kişiye baktım. "Beyler sakin, albay arıyor."
"Siktir... Adam hissetti mi lan acaba?"
"Ozan saçmalarsan yüzünü dağıtırım oğlum sus!"
"Emredersiniz komutanım!"
Boğazımı temizleyip telefonu açtım. "Emredin komutanım?"
"Gölge, seni ve timini sabah beşte burada istiyorum."
"Emredersiniz komutanım."
Telefonu kapattığında öylece bakakaldım. "Sabah beşte niye istedi ki bu bizi şimdi?"
"Öğrendi. Ozan'ın ne halt ettiğini öğrendi kesin."
"Nereden öğrenecek Kerem, bir sakin."
"Abi bize demediler mi bu adamın her yerde gözü kulağı var diye."
Nefesimi bıraktım. "Abartıyorlar. Normal insan adam. Gözümüzü korkutmak için yapmışlardır."
"Valla ben korktum." Ozan neşeyle konuşup arkasını yaslandığında sessizce arabayı sürmeye devam ettim. Bakalım yarın sabah bizi neler bekliyordu.
~ ~ ~ ~ ~
"Bu soğukta sabah sabah bir saattir dikiliyoruz ya!"
Salih homurdandığında derin bir nefes aldım. "Albay bizi deniyor olmalı. Yerinizden kıpırdamayın."
"Ya da bizim burada olduğumuzu unuttu."
"Unutmaz adam niye unutsun?"
"O zaman nerede? Saat altı oldu bile ama hâlâ ortada yok."
Tok bir ses duyulduğunda hepimiz hazır ola geçtik. "Dikkat!"
Yılmaz Albay tam karşımda durduğunda bir adım öne çıkıp selam verdim. "Barlas Korkmaz emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!"
"Beni rahat da dinle."
Hepimiz rahata geçtiğimizde gözlerimi tam karşıya diktim.
"Son operasyondan sonra yarbayınızla konuştum. Sizi artık Ankara'da, yanımda görmek istediğimi söyledim."
Ne? Geri dönmeyecek miydik? "O da bunu kabul etti neyse ki."
Kabul mu etmişti? Siirt'teki işimiz tam anlamıyla bitmemişken mi?
"Artık Ankara'da benim taburumda olacaksınız. Hepinize hayırlı olsun!"
"Sağol!"
"Dağılabilirsiniz. Emre sizi bilgilendirecek."
Baş selamı verdiğimde Albay uzaklaştı. "Bir bu eksikti. Nereden çıktı bu yer değişikliği?"
"Ben demiştim ama size. Albayın kızını bulursak bize ödül diye ceza verecekler demiştim. Ben dağsız yapamam ha."
"Korkma Boğa, sürekli şehirde olmayız herhalde."
Ona korkma demiştim ama ben de endişeliydim. Şehir bize göre değildi. Biz dağ adamıydık.
Karşıma bir asker geçip selam verdi. "Komutanım, hazırsanız size komutanlığı gezdirebilirim."
Başımı salladım. "Olur." arkamı döndüm. "Beyler, hadi."
Emre ile beraber önden ilerleryip içeri girerken bizimkiler de arkamızdaydı. "Birinci kat operasyon katıdır komutanım. Bu karşımızdaki kapının arkasında operasyon yürütülür. Operasyon odamız orası."
Başımı sallarken yürümeye devam ettik. "Koridorun sonunda kantin var. Bir ihtiyacınız olursa oradan halledersiniz."
Olduğumuz yerde durduk. "Burası oturma odanız. Görev olmadığında burada vakit geçirirsiniz." eliyle diğer odaları gösterdi. "Bu odaları sizler için ayarladık. Ankara'da yenisiniz. İster misafir evlerinde kalırsınız isterseniz de burada."
Başımı salladım. "Bir süre burada kalırız. Duruma göre değişir tabi."
"Anladım komutanım."
Diğer tarafa dönüp eliyle koridoru işaret etti. "O koridorda da üstlerimizin odaları bulunuyor. Yılmaz Albayın odası da orada."
"Anladım. Ya silah odası nerede?"
"Sona sakladım komutanım. Silah odası odalarınıza en yakın yerde." Hemen yan tarafımızdaki kapıyı açtı. "İşte burası."
Göz ucuyla odaya baktım. İşte bu, çeşit çeşit silahlar, bombalar, rpgler, kurşunlar her şey vardı.
"Güzel. Sağol Emre. Artık gidebilirsin."
Emre baş selamı verip uzaklaştığında duvara yaslandım. "Yeni göreviniz hayırlı olsun beyler."
"Benim içim sıkılır bu gri duvarlara bakmaktan."
"Merak etme Harun, arada bir otlatırız seni."
Ekip gülüşmeye başladığında Harun volta atmaya başladı. "Hadi geçin odalarınıza, yerleşin."
"Emredersiniz komutanım."
Çocuklar dağılırken etrafa bakındım. Cidden buraya sıkışıp kalmıştık. Bari gidip bir çay içeyim. "Babam odasında mı?"
Tanıdık bir ses duyduğumda başımı çevirdim. Bu o kızdı. Albayın kızı. "Odasında Azra hanım."
"Teşekkür ederim."
Azra kapıyı tıklatıp odaya girdiğinde başımı çevirdim. Oldukça iyi görünüyordu.
"Emre!"
"Buyurun komutanım."
"Kalk bir çay içelim."
"Anlamadım komutanım."
"Gel de bir çay içelim diyorum. Öyle tek başına çay içilmez. Gel hadi."
"Emredersiniz komutanım."
Emre peşimden gelirken kantine doğru ilerledik. "Şafak kaç?"
"Yirmi bir komutanım."
"Az kalmış."
"Öyle komutanım."
"Özledin mi anneni?"
"Her gün özlüyorum komutanım."
"Kavuşursunuz işte. Az kalmış."
"Biz anca cennette kavuşuruz komutanım. Annemi küçükken kaybettim ben."
Durdum. "Öyle mi? Ben... Başın sağ olsun."
"Sağ olun komutanım."
Tekrar yürüdük. "Kim bekliyor şimdi seni?"
"Babam ve kız kardeşim var komutanım. Bir de..." hafiften sırıttı. "Buraya gelmeden önce nişanlanmıştım. Nişanlım yolumu gözlüyor."
Kantine geldiğimizde tekrar durup elini omzuna attım. "Sayılı gün çabuk geçer, sen de bir an önce kavuşursun sevdiğine."
"İnşallah komutanım."
Elimi omzundan çekip etrafa bakındım. "Siz oturun komutanım ben iki çay kapıp geliyorum hemen."
"Açık olsun benimki."
"Emredersiniz komutanım."
Masalardan birine geçip oturduktan bir kaç dakika sonra Emre elinde çaylarla geldi. "Buyurun komutanım."
"Sağol."
O da bir sandalye çekip oturduğunda nefesimi bırakıp çayımdan bir yudum aldım. "Buralar nasıl? Sıkılıyor musun?"
"Sıkılacak vaktimiz olmuyor ki komutanım. Burası her daim hareketlidir."
"Öyle mi?"
"Dağ bayır değil diye küçümsemeyin sakın komutanım. Örgüt için Ankara oldukça önemli. Şehir içinde bile durmuyorlar, eskisi gibi gizli saklı da değil. Göstere göstere yapıyorlar her şeyi. Üstelik sadece Ankara görevlerinde değil şehir dışındaki operasyonları da biz yönetiyoruz. "
"Sen çıkıyor musun operasyonlara?"
"Hayır komutanım. Ben genelde buradayım."
"Senin için çok sıkıcı olmalı."
"Alışıyor insan komutanım."
Başımı sallayıp bir kez daha çayımdan bir yudum aldığımda kantine Albay ve kızı girince hızla ayağa kalktık. "Oturun gençler."
Göz ucuyla albaya bakıp tekrar yerimize geçtik. Albay kızıyla beraber başka bir masaya oturduğunda kulak misafiri oldum sohbetlerine.
"Okula tek gitme, seni çocuklardan biri bıraksın."
"Baba, endişelenme artık. Hem güpegündüz adam mı kaçırırlar sence?"
"Olsun kızım, sen dikkat et yine de. Yapan bir daha yine yapar."
"Baba bu adamlar tam olarak ne istiyor senden? Niye kaçırdılar beni? Neden hiç anlatmıyorsun?"
"Çünkü fındık faresi..." uzanıp kızının burnundan küçük bir makas aldı. "Bunlar gizli konular."
"Baba ya, bana fındık faresi deme artık. Kocaman kız oldum ben."
"Ama hâlâ benim fındık faremsin."
Gülümsedim. Demek fındık faresi... "Neyse babacım, benim okula yetişmem lazım."
"Bekle bakayım." Albay bir süre sessiz kaldıktan sonra arkasındaki askere döndü. "Nedim, onu okula sen bırak. İçeri girene kadar ayrılma okulun önünden."
"Emredersiniz komutanım."
"Baba ya, kendim giderim dedim ya."
"Bir süre böyle Azra. İtiraz istemiyorum."
Nefesini bırakıp ayağa kalktığında bir anda göz göze gelince başımı çevirip çayımdan bir yudum aldım. "Peki babacım. Bu seferlik böyle olsun."
Eğilip babasının yanağını öptükten sonra adımladı. "Sonra görüşürüz."
"Görüşürüz."
Azra kantinden çıktığında ayağa kalkıp Yılmaz albaya yaklaştım. "Albayım."
"Otur Barlas."
Başımı sallayıp sandalyeyi çekip oturdum. "Bir sıkıntın mı var?"
"Komutanım, sizinle rahatça konuşabilir miyim?"
"Hata yapmadığınız sürece insan yemiyorum Barlas. Konuşabilirsin tabi."
Derin bir nefes alıp ellerimi birleştirdim. "Bize bu görevi verdiğinizde hiçbir şey konuşmadık, bize hiçbir şey anlatmadınız. Biz de bir şey sormadık. Ama madem artık buradayız ve sizin emrinizdeyiz. Her şeyi bilmek istiyorum."
Her şeyi bilmek istiyorum denilir mi albaya Barlas? Bir de emir ver istersen. "Ne öğrenmek istiyorsun?"
"Azra hanım neden kaçırıldı? Sizden ne istiyorlar?"
Gülümsedi. "Canımı. Azra benim canımın parçası. Bu yüzden onu aldılar benden."
"Ama komutanım, birden bire neden? Neden sizi hedef aldılar?"
Albay kesinlikle bir şey saklıyordu. Ve ben de bunu merak ediyordum. "Çok mu öğrenmek istiyorsun?"
"Sakıncası yoksa evet komutanım."
"Güzel, madem çok öğrenmek istiyorsun o halde sabret."
Kaşlarımı çattım. "Anlamadım komutanım. Ne için sabredeceğim?"
"Gerçekler için Barlas. Gerçekler için sabredeceksin." Ayağa kalktı. "On ikide operasyon merkezinde olun."
Ayağa kalkıp selam verdim. "Emredersiniz komutanım!"
Uzaklaştığında tekrar çöktüm sandalyeye. Bir şeyler dönüyordu ama anlamış değildim. Ne de olsa öğrenirdim. Yılmaz albaydan ne uçan ne kaçan kurtulurdu ama ben de az değildim sonuçta.
Barlas Korkmaz'ın da elinden hiçbir şey kurtulamazdı. Ne uçan ne kaçan ne de kaybolan...
~ ~ ~ ~ ~