bc

ASKERE TUTSAK [+18]

book_age18+
11.5K
TAKİP ET
108.7K
OKU
family
friends to lovers
kickass heroine
heir/heiress
bxg
serious
brilliant
soldier
city
mythology
office/work place
war
musclebear
surrender
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Albayın matematik öğretmeni olan kızı Azra bir gün teröristler tarafından kaçırılır ve operasyonu Gölge komutan öncülüğünde Kara Dalga timi üstlenir. On dokuz gün sonra Azra bulunur ve bu şekilde tim ile tanışmış olur.

~ ~ ~ ~ ~

"Ben matematik bilmem etmem ama üzerindekileri çok iyi çıkarabilirim Azra."

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Albay Kızı
"Uyan." Gözlerimi kapatıp kurtulmak için uyuma numarası yapsam da bu iğrenç herif bir türlü durmuyordu. "Uyan dedim sana." Oflayarak gözlerimi açtım. "Ne istiyorsun?" Eğilip gülümsedi. "Canım sıkıldı. Eğlendir beni." "Uzak dur benden." Gülümsemesi giderek büyüdü. "Olur mu öyle şey hoca? Ben seni bırakıp nasıl giderim uyumaya?" "Bak, bana dokunamazsın. Babam sizi öldürür." "Baban on dokuz gündür seni bulamadı ama, ne olacak ya şimdi?" Derin bir nefes aldım, haklıydı. Ama babamın da eminim bir bildiği vardır. "Seni bulduğu zaman hiç acımayacak sana. Göreceksin." "Tabi canım. Ama baban seni bulmadan önce biraz eğlenelim." Gidecek hiçbir yerim yoktu. İyice yaslandım mağaranın duvarına. "Uzak dur benden." Elini kaldırıp yanağıma dokunduğunda başımı çevirdim. Hayır asla... Buna izin veremezdim. "Dokunma bana!" "Boşuna bağırma, kimse seni duyamaz." "Uzak dur dedim!" "Eh, yeter be!" Ellerini aşağı indirip gömleğimi yırtarcasına açtı. "Eğlenmek benim de hakkım güzelim." "Bırak beni!" Ayaklarım bağlı olsa bile ona vurmayı denedim. Ayak bileklerimden tutup üzerime doğru eğildiğinde başımı çevirdim. "Bırak!" "Dur kız..." İğrenç dudakları boynuma değdiği anda bağırdım. "Yardım edin!" Boşaydı. Burada kimse bana yardım etmezdi. Örgütün liderine kimse dur demezdi. "Bırak!" "Kıpraşma! Kaderine razı gel." "Ölürüm daha iyi be!" "Bedenine sahip olduktan sonra ölmüş olacaksın zaten. Yaşayan bir ölüye döneceksin." "Öldüreceğim! Seni öldüreceğim!" Küçük bir kahkaha atıp elini bacağıma yerleştirip okşamaya başladığında tiksinerek baktım yüzüne. "Bırak dedim sana!" "Nazlanma, yeter!" Dudakları bir kez daha boynuma değdiğinde ne kadar çırpınsam da boş olduğunu anladım. Hep bir kurtuluşum olduğunu düşünmüştüm ama bu gece son gecemdi anlaşılan. "Rahat dur!" "Bırak!" "Bırak diyor lan kız sana." Yabancı bir ses duyduğumda karanlığa bakındım. Kimse yoktu. Ama bu ses? "Kim var lan orada?" Örgüt lideri ayağa kalkıp etrafına bakınırken yanımda bir hareketlilik hissedip başımı kaldırdım. Yuh! Yanımda bir adam vardı. Karanlıkta öyle bir kamufle olmuştu ki örgüt lideri hâlâ farkında değildi. "Buradayım orosbu çocuğu!" Örgüt lideri bana döndüğünde fark etti onu. Belindeki silahı çıkarmasına fırsat vermedi yanımdaki adam. Tek tokatla yere serildiğinde askeri fark ettim. "Ne oldu lan? Az önce atıp tutuyordun?" "Kimsin lan sen?" "Kimim lan ben?" Biraz düşündü. "Arkadaşlar bana kelle koparan diyor." "Sen..." "Ben ha... Tabi. Şurada bir kılıç gördüm sanki." Asker kılıcı eline alıp parmak uçlarını gezdirdi keskin tarafında. "Güzel işçilik." "Buradan çıkamazsın asker. Ne sen ne de bu albay kızı. Asla çıkamazsınız." "Tefo, sen bunu göremeyeceksin sanırım. Çünkü seni birazdan öldürüp çıkacağım buradan. Hem de bu albay kızıyla." Oh be, sonunda kurtulacaktım buradan. "Azra hanım, başınızı çevirir misiniz lütfen? Böyle bir manzarayla karşı karşıya kalmanızı istemem." "Sorun değil. İstediğini yap. Onun öldüğünü görmek istiyorum." "Pekala." Tekrar önüne döndü. "Tefo bey, son bir sözünüz var mı?" "Buradan sağ çıkamazsın asker. İkiniz de öleceksiniz." "Offf, papağan gibi aynı şeyleri tekrar etmekten bıkmadın mı?" "Asker..." gülmeye başladı. "Öldür beni. Şüphesiz bizler cennetle ödüllendirileceğiz." "Senin ben hayalini sikeyim." kılıcı ustaca savurduğunda adamın kafası kopmuştu cidden. Yüzüme sıçrayan kanla başımı çevirip gözlerimi kapattım. "İyi misin?" Başımı salladığımda dizlerinin üzerine çöküp ceketini çıkarıp omuzlarıma bıraktı. "Kaç kişi var biliyor musun?" "Tefo'yu saymazsak..." Nefesimi bıraktım. "On beş kişiden fazla. Hepsini aynı anda göremedim." "Tamam." ellerimdeki ipi çözmeye başladı. "Şimdi beraber çıkacağız buradan. Tim dışarıda bizi bekliyor. Biz çıkar çıkmaz burayı havaya uçuracaklar." Başımı salladığımda ellerimdeki iplerden kurtuldu. Ayağımdaki ipleri çözerken gömleğimin yakalarını düzelttim. Pislik herif, yırtmıştı. Askerin bıraktığı ceketi giyip fermuarını çektim. "Adın ne senin?" Ayaklarımdaki ipi çözdükten sonra başını kaldırdı. "Adım? Arkadaşlar bana gölge der. Sen de öyle seslenebilirsin." Güldüm. "Hani kelle koparan diyorlardı." "O mu? Onu şu kılıcı görünce salladım. Güzel kılıç doğrusu." "Gerçek adın ne asker?" Nefesini bırakıp ayağa kalktı. "Buradan hemen çıkmalıyız." pantolonunun cebinden telsizini çıkardı. "Baykuş?" "Baykuş dinlemede." "Kızı aldım, şimdi çıkıyoruz." "Onaylandı. Sizi koruma altına alıyoruz." "Anlaşıldı." Telsizini tekrar cebine koyduğunda elini uzattı. "Gidelim." Elini tutup ayağa kalktım. Bacaklarım tutulmuştu resmen. "Adını söylemeyecek misin?" "Buradan çıkalım, söylerim." Başımı salladım. "Babamın haberi var değil mi?" "Elbette. Ankara'dan toplandık sizi bulabilmek için." "Biraz daha hızlı olsanız mutlu olurdum doğrusu." on dokuz gündür burada neler çektiğimi bir ben bilirdim. "Bu seferlik böyle oldu. Ne yapalım Azra hanım?" Sessizce mağaranın çıkışına doğru yürürken elimi hâlâ bırakmamıştı. "Arkamda kal." Başımı salladım. Sanki başka bir şey yapabilirmişim gibi. "Ateş yakıp ısınıyorlar bir de orosbu çocukları!" Mağaranın biraz uzağındalardı. "Ne yapacağız şimdi?" "Bana ayak uydur gerisini ben hallederim." Adamın lakabı gölgeydi. Çok iyi saklanıyordu zaten ama ben nasıl saklanırım ki? "Böyle gel." Yavaşça mağaradan çıkıp duvar diplerinden yürümeye başladık. Olabildiğince sessiz adımlıyorduk. Ayağım takıldığında düşmeden önce önümdeki askerin belini tuttum. "İyi misin?" "Evet." "Bastığın yere dikkat et." "Tamam." Tekrar ilerlemeye başladık. Yavaşça teröristlerin ininden uzaklaştıktan sonra Gölge dönüp elimi tuttu. "Çok az kaldı. Hızlanalım." Başımı salladım. Onun kocaman adımlarına zorla yetişsem de nihayet yeterince uzaklaşmıştık. "Daha ne kadar yürüyeceğiz?" "Geldik." "Eee hani diğer askerler? Sen tek misin?" "Buradalar ya işte." Etrafta ikimizden başka kimse yoktu. Neredeydi bu askerler? "Ekip, çıkabilirsiniz." Birden yerdeki çalılar hareket ettiğinde Gölge'nin koluna girdim. "Ne oluyor?" "Kamufle oldular. Korkma." Aynı anda dört asker ayağa kalktığında artık yalnız değildik. "İddiayı kaybettiniz komutanım. On dakikada gidip gelirim dediniz on üç dakika oldu." "Adamın kafasını uçurdum, biraz zaman aldı tabi." "İyi yapmışsın komutanım da şimdi uyanır bunlar. Ne yapalım, patlatalım mı?" "Patlatalım baykuş." "Baykuş mu? Hepinizin bir lakabı var mı?" "Var tabi. Bu baykuş. Sessiz ve hızlıdır. Kamuflaj ustası." gölge başka birini gösterdi. "Bu da Boğa." Güldüm. "Boğa mı? Neden boğa?" "Kırmızı rengini gördü mü dayanamıyor. Takıntısı varmış, sinirleniyor." "Değişik." Yerde oturan askeri gösterdim. "Ya o?" "Uysal o. En küçüğümüz. Kıyamet kopsa sakinliğini korur, o yüzden lakabı uysaldır." Başımı salladım. Bu tim oldukça değişikti. "Bu da Kırbaç." kaşlarımı çattım. İşler giderek değişik bir hal alıyordu. "Teröristleri konuşturmak için kırbaç kullanıyor. Kendisine de kırbaç diyoruz." Nefesimi bıraktım. "Kırbaç baya değişik bir fantezi anlaşılan." "Öyle." etrafına bakındı. "Şuraya geçelim." Başımı sallayıp onu takip ederken bir şeye basıp az kalsın düşerken Gölge kolumu tuttu. "Bir şey var burada!" "Korkma, hayalet o." "Hayalet kim?" Kendini toprakla kamufle eden bir asker daha belirdi ortaya. "Uyuyakalmışım ya." "Lan hayalet! Yine mi uyudun sen?" "Kızmayın komutanım ya, sizi beklerken uyuya kalmışım. Ee siz de hemen gelseydiniz keşke." "On üç dakika bile dayanamadın mı?" "On üç mü? Bana daha uzun gibi geldi." Baykuş lafa atladı. "Komutanım ben dayanamıyorum, patlatacağım artık." Gölge başını salladı. "Patlat." Elimi tutup beni uzaklaştırdığında yere çömeldik. "Hazır mısın? Birazdan deprem olmuş gibi hissedeceksin." "Sorun yok, hazırım." elimle kulaklarımı kapattığımda güldü. "Ne gülüyorsun?" "Hiç, tuhaf geldi sadece." Ellerimi çektim. "Ne tuhaf geldi Gölge komutan?" "Bu kadar hayvan gibi adamın içinde kulaklarını kapatacak kadar narin olman." "Siz alışıksınız tabi. Her gün dibimde bomba patla..." cümlemi bitiremeden bir patlama olduğunda güçlü bir kuvvetle sarsılarak Gölgeye tutundum. "Ya insan bir üçten geriye sayar." "Biz genelde saymayız." "Babamın her şeyi bam bam bam yapan askerleri neden seçtiğini anlamıyorum." "Çünkü Azra hanım, bizler en iyisiyiz." "Çok da mütevazisiniz tabi." Gülüp ayağa kalktı. Az önce çıktığımız mağaraya bakınıyordu. "Ölmüş müdür hepsi?" "Parçaları savruldu etrafa komutanım." "İyi. Hadi gidelim o halde." Bütün askerler ayağa kalktığında ben de ayağa kalktım. Patlamanın etkisiyle bacaklarım titriyordu. "Beni takip edin Azra hanım." Başımı sallayıp Gölgeyi takip ederken diğer askerlerde peşimizden geliyordu. "Çok yürüyecek miyiz?" "Araba az ileride." Başımı salladım. "Adını söylemedin hâlâ bana." "Çok önemli değil. Gölge de bana." "Lakap yerine gerçek ismini tercih ederdim ama sen bilirsin tabi." "On dokuz gün boyunca ne yaptın burada?" Konuyu değiştirip bunu sormasına şaşırmıştım. "Hiçbir şey." "Sana bir şey yaptılar mı?" "Bana bir şey..." Bir kaç eziyet dışında, hayır. Onu da videoya alıp babama attılar tabi. "Sen gelene kadar hayır. İlk kez bu gece böyle bir şey oldu." "Tam zamanında yetiştik desenize." "Öyle oldu." kollarımı bağladım. "Babamdan bu kez ne istiyorlar?" "Bu kez?" "Çocukken de kaçırılmıştım. Tabi o zaman bu kadar uzun sürmedi ama olmuştu böyle bir şey." Başını sallayıp önüne döndü. "Babanız çok değerli bir albay. Sevenleri kadar düşmanları da çok haliyle." "Ondan hiç şüphem yok." "Komutanım?" Başımı çevirip konuşan kişiye baktım. Sanırım bu Uysal olarak tanıttıkları askerdi. "Söyle Uysal?" "Biz şimdi bu adamları patlattık ya." "Evet." "Onun yerine önce teslim olmaları için bir uyarı mı yapsaydık?" "Çok düşünme Uysal. Bunlar uyarıdan anlayacak adam değiller." "İyi ama içlerinde teslim olmak isteyenler olabilirdi." Gölge nefesini bıraktı. "Tercihen Türk halkına ateş etmiş ya da etmek için karşısında duran herhangi bir or*sbu evladına acımıyorum Uysal. Sen de acıma." "Acımak değil de kurallar açısından sormuştum komutanım." "Burada kuralları biz yazarız." "Anlıyorum komutanım." Uysal sustuğunda arabanın yanına gelmiştik bile çoktan. "Ben arkada kestireceğim. Bu kez başkası kullansın." Baykuş minibüsün kapısını açıp bindiğinde direksiyona da Kırbaç geçmişti. Herkes sırayla bindikten sonra Gölge binmem için yer verdi. "Teşekkür ederim." Pencere kenarına oturduktan sonra gölge de yanıma oturdu. "Helikopterin bizi alacağı yere üç saat var. İstersen biraz dinlen." Aslında çok iyi olurdu. Geceleri tetikte olabilmek adına uyuyormuş gibi yapıyordum. Bazı geceler de kaçmanın bir yolunu ararken uykusuz kalıyordum ve şu an oldukça uykum vardı. "Uyusam sorun olmaz değil mi?" "Olmaz. Uyu sen." Başımı sallayıp arkamı yaslandım ve gözlerimi kapattım. Sonunda özgürdüm. ~ ~ ~ ~ ~ Gölgenin Anlatımından Devam Azra'nın başı omzuma düştüğünde başımı çevirip ona baktım. Rahat mıydı acaba böyle? "Çok güzel kızmış yalnız komutanım. " "Albay duymasın, oyar seni Harun." "Aman komutanım, laflıyoruz öyle." Nefesimi bırakıp küçük bir göz gezdirdim. Azra gerçekten güzel bir kadındı. Simsiyah saçları gece kadar karanlık, beyaz teni ay kadar parlaktı. Şarkıdaki kadın oydu sanırım. Tek kelimeyle ona bakınca ne kadar güzel olduğunu söyleyebilirdim. Hatta bir erkek olarak baktığımda... Dolgun ve pembe dudaklarının dikkatimi dağıttığını da söyleyebilirdim. Fakat bir o kadar da tipim değildi ki ona o gözle bakamıyordum. "Güzel sayılır." "Sayılır mı? Komutanım siz hayatınızda hiç kadın görmemişsiniz valla." Kerem de lafa girdiğinde ona döndüm. "Nasıl görmedim oğlum? Sizin bu komutanınız var ya her gün bir kadınla." "Bilmez miyiz hiç? Sizin çapkınlıklarınızı taburda duymayan yok." "O kadar mı cidden ya?" "O kadar komutanım. Geçen gün bilgi işlemdeki kız da ağlıyordu bu arada." "O kim?" "Burcu yok mu Burcu?" "Ne bileyim oğlum Burcu kim?" "Ayıp komutanım. Kızla gününüzü gün edip bir de kim diye soruyorsunuz." "O da mı ya?" "O da komutanım. Bir gün sırf bunun yüzünden bile azar yiyeceksiniz. Albayım sizi haşlar." "Haşlar tabi ama duymayacak. Ağzından bir şey kaçıran olursa ölümlerden ölüm beğensin." "Bizden çıkmaz komutanım da siz yine de en azından taburdaki kadınlardan uzak durun." "İyi be iyi." Azra'yı uyandırmadan arkamı yaslandım. "Ankara'ya dönünce gece kulübüne gidelim diyenler?" Ozan aniden gözlerini açtı. Uyumuyor muydu lan bu? "Ben gelirim!" "Başka?" "Biz hiç almayalım komutanım." "Sen zaten gelemezsin Salih. Karına söylerim, görürsün." Kırbaç gülüp arabayı sürmeye devam ederken Hayalete döndüm. "Ya sen Kerem? Sen gelir misin?" "Olabilir komutanım. Bana da bir değişiklik olur hem." "Olur tabi Kerem. Unut artık şu kızı da yeni limanlara yelken aç." "Haklısınız komutanım." "Başka gelen yok mu?" Ekipten ses çıkmadığında başımı salladım. "İyi o zaman. Döner dönmez akıyoruz." "Komutanım, yüksek müsaadenizle bir şey söyleyebilir miyim?" "Söyle Uysal?" "Siz asla akıllanmazsınız komutanım." Hem kibardı hem de laf sokuyordu. "Ulan Mert! Tabura gidelim göstereceğim ben sana bu laflarını." "Pardon komutanım." Önüne döndüğünde güldüm. Hemen de sessizleşiyordu. Ama bir yandan haklıydı da... Ben asla akıllanmazdım. Açıkçası umrumda da değildi zaten. Ne yapmak istiyorsam onu yapacaktım. ~ ~ ~ ~ ~

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

HÜKÜM

read
224.5K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.1K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.0K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook