RANDEVU
Mekanın gürültüsü kulaklarımda uğulduyordu. O kadar uzun süredir eğlenmek için dışarı çıkmamıştım ki; nasıl eğleneceğimi bile unutmuştum anlaşılan.
Arkadaşlarım Sinem ve Nurbanu masamızın önünde dans ediyor, ara ara bize dönerek kahkahalar atıyorlardı. Ben böyle eğlenmeyeli ne kadar zaman olmuştu?
Boynunda ve kollarında dövmeleri olan siyah saçlı, asi arkadaşım Doğa ise yanımda oturmuş somurtarak içkisini içiyordu. O zaten hiçbir zaman böyle kulüpleri sevmezdi. Ona kalsa gotik bir bara gitmiştik çoktan.
Diğer arkadaşım Kerim de elindeki renkli kokteylini içerken bir sırtlan gibi etrafı kolluyordu. Yine çapkınlık peşindeydi ama mekana dört kızla geldiği için bence bu biraz zordu.
Arkadaşlarımı izlerken gülümsedim. Bu geceyi sırf benim için düzenlemişler, beni de neredeyse zorla giydirip süsleyip buraya getirmişlerdi.
Müzik hafifleyip daha sakin şarkılar başlayınca Sinem ve Nurbanu soluk soluğa masaya gelip oturdular. Sinem yanıma sokularak bana sitem etti:
"Hadi ama Aybike! Buraya seni kös kös otur diye mi getirdik?"
"Evet kızım," dedi Nurbanu, "Zaten seni evden zor çıkardık, biraz şans ver kendine, eğlenmene bak."
Mahcup bir gülümsemeyle arkadaşlarıma baktım:
"Kızlar, çok teşekkür ederim. Ama sizi izlerken eğleniyorum ben. Diğer türlüsü hiç içimden gelmiyor, inanın."
Etraftan umudunu kesen Kerim de masaya daha da yaklaşıp gözlerini gözlerime dikti:
"Yeter artık Aybike! Boşanalı iki yıl oldu, kendine dön artık. O puşt yüzünden ömür boyu inzivaya mı çekileceksin?"
"Ne yani? Senin gibi her gece başkasıyla mı takılayım Kerim'ciğim? Hiç bana göre değil."
Kerim bana bozulmuş gibi gözlerini belertti. Ama aslında bozulmadığını biliyordum, hatta belki bu halinden gurur duyuyor bile olabilirdi.
Ama yine de severdim Kerim'i, iyi bir adamdı. Sadece kimseyle bağlanmak istemezdi. Kimseye de boşa umut vermez, baştan kartlarını açık oynardı.
E? Alan memnun, veren memnun, bana ne?
Üstelik içlerinde en eski arkadaşım oydu. Ana okul, ilkokul, lise... Hep birlikteydik.
Hatta üniversitede bile aynı okulu kazanmıştık. O tıp fakültesini bitirip tıpkı Nurbanu gibi doktor olmuş, ben de hayallerimdeki gibi Türkçe Öğretmeni olmuştum. Sinem ise bankacıydı.
Suratını asan Doğa lafa karıştı:
"Eğlence tarzım bunlarınkine uymasa da... " Bunu duyan Sinem ona dil çıkarttı ama Doğa konuşmaya devam etti:
"Aslında hakları var Aybike'cim. İlla ciddi bir ilişki yaşamak zorunda değilsin. Ama yine de yoluna devam etmelisin. Birileriyle flörtleşmek, takılmak sana iyi gelebilir."
"Arkadaşlar içimden gelmiyor diyorum neden anlamıyorsunuz? Ben kapattım bu defterleri. Sırf devam etmek için tek gecelik birini mi bulayım yani şimdi bu mekandan?"
Doğa geldiğinden beri ilk kez gülümsedi:
"Hayır, canım benim. İlla tek gecelik bir şey yaşa demiyorum. Ama en azından birilerine şans verebilirsin. Bu şansı verirken illa ciddi düşünmek zorunda da değilsin. Akışına bırak gitsin... Geçende benim dükkana gelen müşteri ağzının içine düştü. Sen ne yaptın? Adamı tersledin!"
Doğa'nın kendisine ati iki katlı, büyük bir dövme salonu vardı. Birkaç gün önce öğretmenlik yaptığım okuldan çıkınca yanına gitmiştim laflamak için. Orada benimle konuşmaya çalışan adamdan bahsediyordu büyük ihtimalle.
"Aşk olsun Doğa. Adam kimdir nedir bilmem... Ne işim olur? Bana bakın, sizin başka derdiniz yok mu? Benim aşk hayatım mı tek derdiniz yani?"
Aslında kızar gibi görünsem de onlara kızamıyordum. Hepsi iyi niyetliydi, tek dertleri beni mutlu görmekti.
Ama ben Harun'dan boşandıktan sonra kimseye güvenemiyordum. Sadece güven de değil, hiçbir erkeğe bir şey hissedemiyordum.
Harun içimde bir yerleri geri dönüşü olmayacak şekilde kırmıştı. Hala da rahat bırakmıyordu ya...
Kerim biten içkisini masaya bırakıp muzipçe bana göz kırptı:
"İşte böyle diyeceğini bildiğim için, ben bir şey yaptım."
"Ne yaptın?"
"Lütfen hemen kızma! Sana daha önce bahsettiğim doktor arkadaşımı çağırdım."
"Ne yaptın, ne yaptın?"
Sinem lafa girdi:
"Lütfen aşkım kızma hemen bize. Kerim'in arkadaşı bak, güvenilmez biri değilmiş."
Nurbanu da destekledi hemen:
"Sana uygun biri olmasa Kerim bu işe bulaşır mıydı hiç?"
Gözlerimi devirip bezgince mırıldandım:
"Gerçekten inanılmazsınız..."
Sinem ellerini birleştirip bana şirinlik yapmaya başladı:
"Lütfen hemen olmaz deme, nolur! Bir tanış sadece. Hem yalnız da bırakmayacağız, burada arkadaş ortamında bir arada olacağız."
Kerim masaya eğilip devam etti:
"Geçen ay Nurbanu'nun doğum gününde bir sürü hikaye paylaşmıştım. Hakan ertesi gün hastanede beni sıkıştırdı. Bütün fotoğraflarda sen de vardın, o da seni çok beğenmiş. İyi bir çocuk, bence bir şans vermelisin."
"Çok beğendiysen sen alsaydın ya!"
"Ha ha ha! Çok komik! Ama ibnelik göndermene hiç alınmayacağım, benim erkekliğim öyle kırılgan değil yavrum."
"Evet, biliyoruz." dedi Nurbanu surat yaparak. "Bizim hastanede takılmadığın bekar doktor, hemşire kalmadı."
"Ben kimseyi zorlamıyorum kızım. Ne yapayım, kadınlar bana karşı koyamıyorsa?"
Doğa hala suratını asarak araya girdi, Kerim'e laf sokma şansını asla kaçırmazdı:
"Ben de doktor olmak için zeka gerekir sanıyordum. Sizin hastanedeki kadın doktorlara bakınca pek öyle değilmiş anlaşılan."
Kerim bozularak ona surat yaparken Sinem ve Nurbanu kahkahalarla güldüler. Ben de dayanamayıp onlara katılırken masanın yanında otuzlu yaşlarında, spor giyimli sarışın bir erkek belirdi.
"İyi akşamlar, sohbetiniz bol olsun."
Kerim arkasını dönüp hemen selamladı:
"Oo! Hakan, hoş geldin kanka. Hemen seni tanıştırayım; şu suratsız asi kızımız Doğa, Nurbanu'yu hastaneden tanıyorsun zaten, Sinem aynı zamanda kuzenim olur. Tabii bir de grubumuzun güzeller güzeli Aybike!"
Bunu söylemesiyle Hakan'ın bakışları gözlerime kilitlendi. Aslında yakışıklı, hoş bir adamdı.
Tek tek hepimizle el sıkıştı, benim elimi daha uzun süre elinde tutması dikkatimden kaçmamıştı.
"Çok memnun oldum arkadaşlar. Buraya yeni tayin oldum sayılır, hiç kimsem yok. Sizinle takıldığım için çok heyecanlıyım bu gece."
Böylece sohbet akmaya başladı. Sinem ve Nurbanu yine ara ara dans ediyor, ara ara bize katılıyorlardı.
Doğa da somurtmaya devam ettiği için sohbet daha çok Kerim, Hakan ve benim aramda dönüyordu. Hakan gözlerini benden bir saniye bile ayırmıyordu ve onun hakkında beni rahatsız eden bir şeyler vardı.
Bir ara Doğa tuvalete gitmiş, Kerim'se yan masadaki kızlarla sohbet etmeye başlamıştı. Hakan ve ben masada yalnızdık. Hakan yanıma yanaşarak kulağıma eğildi:
"Seni bu kadar soğuk tahmin etmemiştim. Ama belki de sıcaklığını başka anlara saklıyorsundur, haksız mıyım?"
NE?