Hıçkırarak ağlaması kesildikten sonra yerinden kalkıp elini yüzünü yıkamak için tuvaletteki çeşmeye ilerledi. Hayatında ilk defa biri ona namusuyla ilgili laf etmişti.
Çok zordu be kadın olmak! Ne yaparsa yapsın. Ne kadar maskülen davransa da ne kadar kendi güzelliğini gizlemeye çalışsa da namussuz ilan edilebiliyordu işte. Diğer türlü de kılıksız diyorlardı gerçi.
Bakımsıza bak. Böyle kız mı olur? Erkek Fatma ya bak sen. Daha nicelerini duymuştu şimdiye kadar.
Keşke hiç doğmasaydı… Şu yaşına kadar yediği hiçbir hakaret bu kadar kor gibi düşüp yakmamıştı içini. Hiç bu kadar utanmamıştı. Ama bu adam onu daha çoook utandıracağa benziyordu.
Elini yüzünü yıkayıp tekrar odaya döndü. Kolunu çok acıtmıştı adi herif. Diğer eliyle ağrıyan kolunu ovuşturup, pencerenin önüne geçti. Kapısını kitleyeceklerdi demek. Esir edeceklerdi yani onu buraya. Perdeyi çekip demirlerden göründen kadarıyla dışarıya baktı.
Hava karanlıkta olsa görebildiği kadarıyla manzara hoşuna gitmişti. Sabah 7 de nereye gidecek ya da ne yapacaklardı acaba? Ya da bu adam her seferinde kendisine böyle mi davranacaktı?
Kendi kendine acı bir şekilde gülümsedi.
Gerçi kendini kemerle döven adamın nasıl olmasını, nasıl davranmasını bekliyordu ki zaten?
Derin bir nefes aldı. Daha fazla düşünmek istemiyordu. Valizinden pijamalarını çıkarıp eline aldı.
Yabancı bir yerdi burası. Sert, soğuk, güvensiz… Uyuyamayacağını düşündü.
Ama düşündüğü gibi olmadı.
Turna binbir düşünceyle pijamalarını giyip yeni yatağına girdi. Yerini yabancılayıp sabaha kadar uyuyamayacağını tahmin ediyordu ama hiçte tahmin ettiği gibi olmadı.
Yatak, hayatında yattığı en rahat yataklardan biriydi. Bedeni günlerin yorgunluğunu taşırken zihni direnemedi. Gözleri kapanır kapanmaz derin, kesintisiz bir uykuya daldı.
“Tak tak tak. Hooop cici kuş kalk bakalım.”
Tolga şifonyerin üzerindeki anahtarı açık kilidi açmıştı. Kapıyı çalsa da kızdan ses gelmeyince içeri girmiş, üzerindeki pikeyle sarmaş dolaş olmuş kızın uyanması için sesli bir şekilde kapıya tekrar vurup seslenmişti.
Ama Turna günlerdir uyumadığı kadar derin ve rahat bir uykudaydı.
“Immmmh.”
Tolga kızın haline gülümsemeden edemedi. Hiç bu işlere bulaşacak biri gibi görünmüyordu. Fakat bu hayat Melek yüzlü şeytanlarla doluydu. İşte bu kızda belki de onlardan biriydi.
“Hişt uyansana kızım. Tak tak.”
“Ne ne oluyor?”
“Sana da günaydın.” dedi Tolga alaycı bir tonla.
“Hadi kalk çabuk hazırlan. abim birazdan arabasında olur.Tam on dakikan var.”
Genç çocuk cevap beklemeden kapıyı çekip çıktı.
Tolga kapıyı kapatınca Turna üzerindeki pikeyi atıp, hızla valizini açıp kıyafetlerini giymeye başladı. Ne giyilirdi bilmiyordu ama en resmi kıyafetleri olan siyah kot pantolon ve üzerine siyah penye tişörtünü giyip saçlarını jilet gibi bir topuz yaptı.
Ayaklarına siyah babetlerini de geçirince olmuştu. Kız gibi görünüyordu. Ama göğüslerini sardığı ve üzerine oversize tişört giydiği için herhangi bir hattı olmayan, ince, düz bir siluet… dikkat çekmeyen bir beden.
Küçük çantasını ve telefonunu da alıp koşar adım dün konağa girdiği yan taraftaki kapıdan bahçeye çıktı.
Siyah arabayı görünce yürüyüp yanında durdu . Arabanın içi görünmediği için binip binmemesi gerektiğini anlamadı.
Geçen bir kaç saniyeden sonra arabanın arka tarafındaki canı tamamen açıldı. Aslan Ağaoğlu yine kaşlarını burnuna düşürmüş, Turnaya sinirle bakıyoru.
“Davetiye mi bekliyorsun?”
Turna irkildi.
“Hıı? Ben… bilemedim de…şey yani içerde birinin olduğunu ya da arabanın doğru araba olup olmadığını anlamadım.
Aslan kapıyı biraz daha açtı.
“Bin.”
Turna daha fazla adamı sinirlendirmemek için hızla araca geçip Aslan’ın karşısına oturdu.
Aslan bir süre sesimi çıkarmadan dışarıyı izledi. Turna da tek kelime etmeden arabayı ve göz ucuyla adamı incelemeye başladı. Aslan sessizliğimi daha fazla devam ettiremedi. Hanımefendiye sabah 7 de hazır ol demişti o kadar. Ama hiç sözünü dinlememişti.
Aslan kafasını bugün daha olgun bir kadın gibi görünen kıza çevirdi. Yani erkek çocuğu gibi giyinmediğinde de orta yaşlı kadınlar gibi giyiniyordu. Kimse de elinden tutup genç kızlar şöyle şöyle giyinir diye anlatmamış mıydı?
“Yarın da uyanmazsan odana ben gelir uyandırırım seni.”
“Nasıl uyandıracaksın diye sormayacağım tabi.” Turna konuştuktan sonra dilini ısırdı. Adam her dediği lafa sinirleniyordu. Ne vardı sussaydı yani.
Dayanamıyordu ama bu adama. Özellikle dünden sonra çok sinirlenmişti. İşkence gördüğünde bile dünkü kadar acımamıştı canı çünkü.
Aslan kendine yine cevap verme gafletinde bulunan kıza dişlerini göstererek gülümsedi.
“Öperek uyandırmayı düşünüyordum. Sen nasıl olsun istersin?” Cümleyi tamamlarken de sonunda öyle bir göz kırpmıştı ki. Turna istemsizce açılan ağzının farkına bile varamadı.
Hiçbir erkek şimdiye kadar onunla böyle konuşmamıştı. Gerçek mi diyordu yoksa şaka mı yapıyordu? Manyak herif rüyasında götürdü.
Aslan kızın açılan ağzına ve kızaran yanaklarına bakınca kahkaha atası geldi ama kendini tutmayı başardı. Kızın utangaç tavırları onu eğlendirmeye başlamıştı. Bu utangaçlıkla iyi sevgili yapabilmişti bu kız kendine.
“Sapık mısın ya sen? Hep aklın öpmeye falan, böyle pis şeylere çalışıyor.”
Turna yine dilini tutmadı ama karşısındaki pislik haketmişti böyle bir tavrı. Sapık mıydı neydi gerçekten?
Aslan kızın sapık lafına değil de cümle içinde geçirdiği pis şeyler lafına takıldı.
“Öpmek pis bir şey mi? Sevmez misin öpülmeyi…öpmeyi?”
Aslan gözlerini kızın gözlerine kilitleyip vereceği cevabı beklemeye başladı.
Pis miydi? Turna deneyimlenmediği bir şey için ne diyeceğini bilemedi. Muhakkak ki güzel bir şeydi. Yoksa bu kadar insan neden öpüşsün.
Kendini o halde düşündüğünde kalbinin atışı hiç durmadan kendini göstermeye başladı.
“Pis.” Dedi sertçe “Evet Sevmiyorum ben.”
Aslan sırıtmasını büyütüp kafasını anlıyormuş gibi salladı. Ama birazdan edeceği laf Turna’yı yine sarsacaktı.
“Hiç öpüşmeden mi seviştiniz o insan kaçakçısı sevgilinle? Belki de o yüzden bırakıp gitmiştir seni ha?”
“Ne biçim konuşuyorsun sen be? Niye benimle hep böyle konuşuyorsun?” Turna isyan ederek konuştu.
“Sana ne kiminle ne yaptığımdan? Sana ne? Başka derdin yokmuş gibi hep benim cinsel hayatım üzerine mi konuşacaksın?”
Turna aslında yok öyle bir şey diyebilirdi ama demedi belki böyle bilmesi Aslan Ağaoğlu’nu attığı yalana inandırır diye düşündü. Hem işler yolunda giderse birbirlerinden tamamen kurtulabilecekler ve bir daha da birbirlerinin yüzlerini görmeyeceklerdi.
“O volümünü kıs kızım!“
Aslan burun kanatlarını sonuna kadar açıp derin nefesler aldı.
Turna korkuyordu bu adamdan evet ama bu adamın pis laflarını kaldırmak da onu özel hayatına bu kadar karışmasını da istemiyordu. Şimdi sesini çıkamazsa yüz bulacaktı belki de.
Aslan bir anlık hamleyle, hareket eden arabada kızın kollarını tutup yüzünü yüzüne yaklaştırdı.
Aslan’ın sesi bu kez daha alçaktı ama içinde taşıdığı tehdit, tokattan daha sert çarptı Turna’nın yüzüne. Kelimeleri ağır ağır, sindire sindire döküldü dudaklarından; sanki her bir harfi özellikle seçiyor, Turna’nın içine işlemesini istiyordu.
“Seninle ilgili istediğim her şeyi konuşur…” dedi, gözlerini onunkilerden ayırmadan. “Sana istediğim her şeyi yaparım.” Dedi. Turna sıkılan kollarının acısından yüzünü buruşturdu. Ama Aslan kızın kollarını sıkmayı bırakmadı.
Turna’nın nefesi boğazında düğümlendi. Hayır bu sefer ağlamayacaktı. Her boka ağlamayacaktı!!!
“Elimden kurtulacağını düşünme,” Aslan’ın sesi bu kez fısıltıya yaklaşmıştı ama etkisi daha da büyüktü. “Dün o kâğıtları imzaladın … Ölene kadar benim hizmetçim olmayı kabul ettin.”
O anı hatırlamak içini daralttı. Sözleşmeyi okumamıştı. Kimbilir daha nelere imza atmıştı.
Aslan başını hafif yana eğdi. Gözleri Turna’nın yüzünde gezindi; korkuyu, öfkeyi, direnci tek tek okumaya çalışır gibi.
“Eğer masumsan…” dedi kısa bir duraksamayla. Dudaklarının kenarında beliren o ince, tehlikeli gülümseme geri döndü. “Siktir olup gidersin.”
Bir umut kırıntısı gibi havada asılı kaldı o cümle. Ama hemen ardından gelen sözler o kırıntıyı da ezip geçti.
“Yok…” dedi, sesi tekrar sertleşerek. “Eğer tahmin ettiğim gibi suçluysan…”
Zümrüt gözlü adam gözlerini kısıp son cümleyi tükürürcesine dudaklarından çıkardı.
“Cehennemine hoş geldin.”