TURNA
.
.
Hizmetçin kadar başına taş düşsün inşallah.Hayvan herif beni striptiz kulübüne götürecekti.
Sınırlarımı zorlamak için elinden geleni yapacaktı.
Telefondaki adamla konuşurken nereyi aradığımı çok sonra anlayabildim. Metinle sevgiliyim dedikten sonra işler daha bir sarpa sarmıştı. Ablamı ele versem ikimizde bu halde olacağımızdan tek başıma göğüs geriyordum her şeye.
Aklımda ki işlere bir yenisi daha eklenmişti. Şu sözleşmeyi okumam şarttı.
Birini zorla çalıştırmayı kabul ettiren bir sözleşme insan haklarına ve onura aykırı maddeler geçersiz sayılırdı. Kısaca sözleşme bu şartlar altında zaten geçersizdi.
Ama bu adamlar salak değildi.
Muhakkak beni bağlayacakları bir şeyler vardı sözleşmede.
Bir sözleşmeyi bir an önce elime geçirmem lazımdı. Bulunca yırtmak en iyi çözümdü aslında ama farkederse O hayvanoğlu Sırık öldürürdü beni.
Akşama kadar götür getir işi yaptırdı bana. Şirkette çalışanlar çaycı olarak işe başladığımı düşünse de hepsine aslında Aslan Ağaoğlu’nun hizmetçisi olduğumu söyledim.
Hizmetçi diyordu madem beyefendi. Yok asistanıyım yok şöyle yok böyle diye kendime güzellemeler yapmayacaktım.
Şirketteki herkes kıyafetleri konusunda çok özenliydi. O yüzden gözlerine biraz paspal gelmiş olacağım ki kızlardan biri tasarımcı olduğunu vücuduma göre kıyafet seçiminde yardımcı olabileceğini söyledi.
En azından diğerleri gibi değil de gerçekten iyilik yapmak istediği için ve beni kırmadan konuşunca ben de onu kırmayıp sohbet ettim. Yoksa üzerimdeki stres yüzünden herkesten sinirimi çıkarasım, herkese bağırasım geliyordu.
Akşama doğru sigara içenler için yapılmış büyük balkona çıkıp ablamı aradım. Bugün başka fırsatım olmamıştı.
“Alo Turna.” Ablam telefonu telaşlı açtı. Bugün aramalarını hiç açamamıştım.
“Alo abla nasılsın? Evdekiler nasıl?”
“Biz iyiyiz de güzelim sen nasılsın asıl? Kötü bir durum var mı?”
“Yok abla hizmetçilik yapıyorum işte. Çay getir çay götür. A4 kâğıt bitmiş git getir falan filan işte.”
“Şerefsiz pislik!.” Ablam derin bir nefes alıp konuşmasına devam etti.
“Asıl o senin hizmetçiliğini yapsın. İtoğlu it.”
“Aman abla önemli değil. Temizlikçi Zarife’nin kızları demiyorlar mıydı zaten. Hizmetçi desinler şimdi de ne önemi var.”
Yıllardır ne laflar yemiştim. Hizmetçi onların yanında fındıklı sütlaç kalırdı.
“Ben seni bilirim. Sen yine de üzme kendini. Bak beni ara abla yetiş de polislerle gelirim kapılarına yeter ki ‘gel’ de Turna.”
Ablam konuşurken camlı balkon kapısının arkasında Sırık’ın arkadaşlarından birinin beni izlediğini gördüm.
“Aman abla iyiyim ben. Hadi çok zamanım yok. Oya’yı çok özledim fırsat bulunca gelicem tamam mı öptüm.”
Ablamın ‘görüşürüz.’ lafını duyduktan sonra telefonu kapatıp balkon kapısına doğru yürüdüm.
İçeri girip direkt adamın yanından geçecekken bana seslendi.
“Turna bi bakar mısın?”
Zoraki gülümseyip bedenimi ona doğru çevirdim.
“Tabi.”
Hay çay içene kadar zıkkım için diye içimden söylenirken adam çok başka bir şey söyledi.
“İsmimizi daha tam öğrenemedin sanırım ben Ayaz.”
Uzattığı elini tutmayınca gülümseyip geri indirdi.
“Neyse şimdi senin beden ölçülerin lazım. Yeni kıyafetler verilecek sana.”
Hay sizin kıyafetinize artık ya.
“Yok istemez benim yeterince kıyafetim var.”
Tekrar arkamı dönünce bu sefer koluma dokundu. Hemen kendimi geri çektim.
“Bak Aslan söylerse daha sert olur biliyorsun ama ben sana nazik davranıyorum. Bedenini söyle yeni kıyafetler alınacak sana. Artık tarzını değiştirmemiz lazım.”
“Neden ya? Hizmetçilerin tarzı mı olur?”
Adama çemkirdiğimin farkındaydım ama hepsinden nefret ediyordum.
“Aaa tamam o halde seninle Aslan konuşsun seninle.”
Arkasını dönüp yürüyünce bu sefer ben durdurdum.
“Tamam tamam dur. Bilmiyorum bedenimi. Olanı alıp giyiyorum ben öyle.”
Gerçekten de öyleydi. Ayaz şöyle beni şöyle bir baştan ayağa süzüp kafasını salladı.
“Hmmm tamam kafama göre bir şeyler gönderiim ben sana. Akşam gönderdiklerimin içinden seçip giyin. Bu halin kulübe uygun değil.”
“Tamam.”
Kulübe gideceğim aklıma gelince ürperdim. Nasıl bir yerdi hiç bilmiyordum. Hayatımda bir kere bara bile gitmemiş ben öyle bir yerde ne yapacaktım acaba?
Ayaz önden yürüyüp gidince bende koridora geçip yürümeye başladım. Mutfağa bir kaç adım kalmışken kapıdan Aslan Ağaoğlu çıktı.
Sesi kısık olsa da dişlerini sıkıp konuştu. “Neredesin sen? Mutfaktan ayrılma demedim mi?”
“Bunaldım. Balkona çıkmıştım.”
Yeşil gözleri yine beni öldürmek istermiş gibi bakıyordu.
“Yürü eve gidiyoruz.”
Mutfaktan çantamı alıp, peşine takıldım.
Sabah ki arabaya binip hiçbir şey konuşmadan evin daha doğrusu malikanesinin yolunu tuttuk. Araba da iki kişiyle telefonda konuşup ikisine de bağırdı. Hep böyleydi bu adam heralde. Aylığı demek ki sadece bana değildi.
Konağa gelince o ön kapıdan içeri girdi. Ben de yan taraftaki kapıdan girip ayakkabılarımı çıkararak lüks hapisaneme geçtim.
Tüm gün ayaklarım yürümekten ağrımıştı. Öğlen az bir şey atıştırdığım için de çok açtım. Mutfağa gidip bir şeyler yemem şarttı.
Üstümü başımı çıkarmadan önce tuvalete gidip işimi hallettim sonra da elimi yüzümü yıkadım.
Odaya geri geçtiğimde içerideki kızı görünce sıçradım. Göz ucuyla eşyalarımı inceliyordu.
“Merhaba korkutmak istememiştim. Kapıyı çaldım da duymayınca girmek durumunda kaldım.”
Kız kısa boylu saçları kızıl boyalı güleç bir tipti.
“Önemli değil bir şey mi vardı.”
“Evet evet Ferdi Ağam sizi yukarıda bekliyor. Akşam yemeğinde siz de olacakmışsınız.”
“Ne? Ben mi?”
“Evet.” Kız halime güldü. Sanırım çok telaşlanmıştım. Beni masalarına neden çağırıyordu acaba? Kurt gibi aç olduğum ve tabi ki zorunda olduğum için yukarı çıktım.
Ben gittiğimde herkes masaya oturmuş servis yapılmasını bekliyordu.
“İyi akşamlar efendim. Beni çağırtmışsınız.”
.
.
Yazarın anlatımından;
.
.
Yaşlı adam kızın geldiğini görünce gülümsedi.
“Gel kızım gel otur.”
Turna adamın niyetinin kötü olmadığının tabi ki farkındaydı. Ev ahalisi diğerleri gibi onun kundakçı olduğundan şüphelense böyle davranmazlardı. Evdekiler sonuçta onu asistan sanıyorlardı.
Turna masadakilerin özellikle de Aslan’ın bakışlarına dikkat etmeden tek boş olan yere Ahu ile Tolga’nın arasına oturdu.
“Sen bizim evimizde bir süre misafirimizsin kızım. O yüzden kendini evinde gibi hisset. İşten gelince bizimle beraber soframıza otur olur mu?”
Turna bu günlerde her şeye olduğu gibi buna da hazırlıksız yakalanmıştı. Birinin kendisiyle böyle güzel konuşması içine dokundu.
Babasından annesinden görmediği bir şeydi ona saygılı düşünceli davranılması. Turna , Ferdi Ağa’ya “Olur Efendim.”cevabını verdikten sonra garip duygular içinde çorbasını kaşıklamaya başladı.
Masadaki konuşma bir süre Ağaoğlu ailesinin sohbeti muhabbeti halinde devam etti. Sonra yine konu Turna’ya geldi.
Hasgül Hanım hala neden evlerinde kaldığını anlayamadığı daha okulunu bitirmemiş kıza aklındakileri sormak istedi.
“Turna Hanım aileniz ne iş yaparlar acaba?”
Turna peçeteyle ağzını silip Hasgül hanıma yalandan gülümsedi. Sevememişti bu kadını. Aynı oğlu gibi zümrüt gözlere sahipti ve yine oğlu gibi yine kötü bakıyordu.
“Efendim babam sizin fabrikada ustabaşıydı yangından önce. Şimdi fabrikanın tekrar açılmasını bekliyor. Annem de ev temizliklerine gidiyor.”
Turna’nın verdiği cevap herkesin dikkatini çekmişti. Ahu kızın asla utanma belirtisi göstermeden bu kadar içten bir şekilde ailesini anlatmasından çok etkilenmişti.
Hasgül Hanım ise cevabı duyunca zaten biliyormuş gibi kafasını sallamıştı. Aslında kızı önceden araştırdığı için zaten bunları biliyordu. Sadece doğru söyleyecek mi onu denemek istemişti.
“Hangi ustabaşının kızısın çocuğum.”
Bu seferki soru Ferdi Ağa’dan gelmişti.
“Ragıp Menteş efendim.”
Ferdi Ağa Ragıp’ı tanırdı. Kişiliğini pek beğenmese de işinde iyi bir ustabaşıydı.
“Ragıp Menteş’in kızı mısın?”
Turna cevabını verdiği anda damat Ferhat şaşkınlıkla Turna’ya bakıp konuşmuştu.
Ferhat, Metin’in usta başının kızı hakkında anlattıklarını biliyordu. O kız bu olamazdı heralde.
“Evet.”
Ferdi Ağa oğlu Nail’e döndü.
“Aferin Ragıp’a bak ne akıllı bir kız yetiştirmiş.”
Babası olmasa Turna çok daha başarılı olacağına emindi ama neyse artık babasıydı sonuçta.
Nail Bey konu pek ilgisini çekmese de kafasını sallayıp babasını onayladığını gösterdi.
Ahu doğuştan sarışın olduğu belli olan kızı uzun uzun süzdü. Kendine baksa herkesi cebinden çıkarırdı. Sonunda aklına gelen çokta önemli olmayan bir soruyla kızla yakınlık kurmaya çalıştı.
“Doğal sarışın mısın Turna’cım.”
Turna konu kendisi üzerinden döndüğü için önündeki harika yemekleri istediği gibi yiyemiyordu. Karşısında duran esmer güzeli kızın gülümsemesine karşılık o da gülümsedi.
“Evet saçlarım doğal.”
Yaşı büyük olanlar masadan kalkınca gençler başbaşa kaldılar.
“Gözlerin peki? Lens değiller di mi?”
“Yok hayır değiller. Kendi gözlerim.”
Aslan masaya oturduğu an boyunca konuşmalara müdahil olmamış, sadece Turna’yı takip etmişti. Bakalım gece kulüpte bu utangaçlığı devam edecek miydi?
“Oohooo bunlar kız sohbetine geçtiler akşam yemeğimiz bitmiştir bence beyler.” Tolga kızlara laf söyleyip suyunun son yudumunu kafaya dikip ayağa kalktı.
“Afedersin de camış gibi yedin zaten kalk bence artık.” Ahu kuzeninin kendiyle uğraşmasına alışık olduğu için her zamanki gibi hazır cevaplığıyla lafını soktu.
Tolga kafasını salladı. “Cık cık cık. Hiç Ağaoğlu Aşiretinin biricik prensesine böyle laflar etmek yakışıyor mu?”
Turna iki kuzen arasındaki şakalaşmayı izlerken olduğu yeri de kısa sürede başına gelenleri de unutup gerçekten mutlu oldu.
Aslan konuşmalardan kendini soyutlamış Turna’nın her mimiğini dikkatle izliyordu.
“Abi ya sen de bir şey desene şuna.”
Ahu abisini işin içine katınca Turna kafasını çevirip Aslan’a bakınca gerçekliğe geri döndü.
“Hadi bırakın şamatayı.”
Genç adam ayağa kalkıp hala masada oturan kızın yanına gidip kulağına doğru eğildi.
“İki saat sonra dışarıdaki araca bin kulübe geleceksin.”
Aslan doğrulup kuzenlerine seslendi.
“Hadi çocuklar.”
Tolga ve Serkan, Aslan’ın dediğini dinleyip peşlerine düşerken Turna’da iyi akşamlar dileyerek rahat koğuşunun yolunu tuttu.
.
.
ASLAN
.
.
Üç saat geçmesine rağmen bizim kundakçı hala ortada yoktu. Üstelik şoföre de ulaşamamıştık en son evden çıktığının haberi gelmişti. Sonrası yoktu.
Sahnedeki kızlar teker teker gösterilerine başlamış, özel kremlerle aydınlattıkları esnek vücutlarıyla bir ne vi sanat olan danslarını sergilemeye başlamışlardı.
Fakat hiçbirine odaklanamıyordum. Aklım kundakçıdaydı. Ne kadar buraya gelmesini istesem de bir tarafım fazla ileri gittiğimi söylüyordu.
Ne işi vardı kendi halinde genç bir kızın böyle bir yerde? Gerçi tarzından dolayı kız olduğunu buradaki sarhoşlar zaten anlayamazdı ama içimi yine de bir sıkıntı basmıştı.
Genelde buraya gelen kadınlar ya eskort yada birilerinin metresi olurdu. Karılarına göz açtırmayan para babaları metresleriyle her türlü fanteziye açık olup, kendilerinden yaşça küçük güzel kızlarla gününü gün ederlerdi.
Ayaz yanıma gelip oturdu. “Turna daha gelmedi mi?”
Ayaz’a kafamı çevirip ters ters baktım. “Oradan gelmiş gibi mi duruyor?”
“Gelir birazdan. Şimdi böyle davran sen kızın yeni tarzını görünce alnımdan öpeceksin beni.”
“Ne tarzı lan?” Tarz ve Turna ha? Babaannem kreasyonundan bir şey mi denemişti acaba?
“Bekle ve gör.” Ayaz göz kırpıp dans eden kızlara döndü.
Tolga karşıdan koştura koştura yanıma geldi.
“Abi!!”
“Ne oldu oğlum?”
“Abi Sadık şoföre ulaşmış.”
Ensemden soğuk terler boşalırken ayağa kalktım kaza falan mıydı? Tolga nefeslenirken omzundan tutup sarstım.
“Ee oğlum konuşsana.”
“abi şoförün şarjı bitmiş haber verememiş bir saat önce kızı bırakmış buraya.”
“Emin misin lan?”
“Abi kızı bırakmış içeri girmiş Turna.”
“Laaaaan!!” Ya kız kaçmıştı ya başına bir iş gelmişti. Bağırtımın arkasına başka bir çığlık eşlik edince müzik tamamen durdu.
Merdivenlerden aşağı doğru can havliyle bağıra çağıra yalpalayarak koşan yarı çıplak genç bir kız ve arkasından koşan adamlar hepimizin dikkatini çekti.
“İmdaaat!! Yardım edin imdaaaaat!!”
Benden önce Serkan atıldı. “Ne oluyor ulan orda?”
Mekanın aydınlatması açılıp kız merdivenin son basamağına basıp göz hizama gelince gördüklerime inanamadım.
“Turna.” Ağzımdan fısıltı gibi çıkın sesime kulaklarım bile inanamamıştı.
Turna beni farkedince yönünü değiştirip bize doğru koşmaya başladı. Kızın bir anlık tereddütünden yararlanan adamlardan biri Turna’yı saçlarından yakaladı.
“Ahhhhh !!” Turna’nın attığı çığlıkla bir anlık transtan çıkıp adamlara doğru tabiri caizse depar attım.
“AMINIZA KOYARIM LAN SİZİN!”
Sonrası mı? Savaşa hoş geldiniz.