TURNA
Adı Aslan olan adam beni sorularıyla oldukça zorlamıştı. Tabii ki her şeyi anlatmamıştım. Gerçeği yani Metin’i anlatırsam, ve babamın kulağına giderse, ki mahallede fabrikada çalışan insanlar olduğundan giderdi. Babam ablamın adı çıkacağı için döve döve öldürürdü ablamı.
Zaten Semiha Ablamın başına gelenler ve sonrasında öldürülmesi bizi zamanında tüm mahallenin diline düşürmüş, gözlerimde ablamı da beni de annemi de orospu etmişti. Biz kendi acımızı çekerken bir de o pislik insanların iftiralarıyla uğraşmak zorunda kalmıştık.
Ben bu şekle bürünüp erkek gibi takılmaya başladığımdan beridir de en azından potansiyel orospu olma yaftasından kurtulmuştum. Bazı komşularımızdan Allah razı olsun iyi insanlardı onlar olmasa tutunamazdık mahallemizde ama çoğu beş para etmeyecek değersiz, dedikoducu, kötü niyetli insanlardı . Şimdi yine doğruları söyleyip ablamın başına iş açamazdım. Er ya da geç masumiyetim anlaşılacaktı nasıl olsa.
Aslan ve Levent denen adam beni sorguladıktan sonra peşpeşe odadan çıktılar. Aslan şerefsizi saçlarımı öyle sıkı tutmuştu ki kafam deli gibi zonkluyordu. Ama en azından yine beni kırbaçlamamış ya da dövmemişti. Okula da gidememiştim. Hilal kesin defalarca aramıştır.
Gözlerimi kapatıp burnumdan nefes alarak sakinleşmeye çalıştım.
Bir an önce buradan kurtulmam lazımdı. Ama ne yerimden kalkacak halim vardı ne de bacaklarımda derman kalmıştı.
Kapı açılınca yine olduğum yerde sıçradım. Kapıdan tombul güleç yüzlü bir teyze elinde tepsiyle içeri girdi.
“İyi misin kızım? Bak sana kemik suyuna çorba getirdim biraz içte kendine gel.”
Tombul teyze yanıbaşımdaki sehpanın üzerine tepsiyi bırakıp az önce beni döven pislik adamın oturduğu sandalyeyi çekip yanıbaşıma oturdu. Tepsiye kucağına çekip çorbaya kaşığı daldırıp ağzıma doğru uzattı. Öyle açtım ki zehir olsa içecek haldeydim.
“Ye kızım ye şifa olsun.”
Hiç ikiletmeden teyzenin çorbasından içtim. Sağolsun bitirene kadar iç yavrum diye diye hepsini bitirtti. İçtiğim çorba o kadar iyi geldi ki düşen şekerim yerine gelince baş ağrımda yavaş yavaş geçmeye başladı.
“Ben Sakine. Senin adın ne yavrum?”
Sakine teyzenin sıcakkanlılığına kayıtsız kalamadım. “Ben de Turna, Sakine teyze. Eline sağlık çorban çok güzel olmuş.”
“Afiyet olsun kızım. De hele bakim niye sardın güzel memişlerini öyle sıkı sıkı? Çözene kadar terledim.”
Memişler mi demişti?
Elim hemen göğüslerime gitti. Göğüslerimde hiç bir şey yoktu. Sabahtan beri iki tane adamın önünde sadece bir tişörtle mi duruyordum yani?
Utançtan ellerimle yüzümü örttüm. Hiç alışık olmadığım bir şeydi.
“Kızım yazık değil mi ne diye o kadar sıktırdın zavallıcıkları? Hem seni kim yaraladı böyle çocuğum?”
Sakine teyze bana bunu yapanın Aslan olduğunu bilmiyordu. Aslan Ağaoğlu’nun neyi oluyordu acaba? Bir Ağaoğlu olamayacak kadar sıradan giyimli bir teyzeydi. Sanırım çalışanlarıydı.
Sakine teyzeden yardım isteyip bir an önce buradan çıkmam lazımdı. Akşam evde olmam şarttı.
“Teyze telefonun var mı annemi aramam lazım benim. Çok merak etmiştir.” Aslında Hilal’i arayıp yardım isteyecektim.
Sakine teyze tepsiyi kucaklayıp ayaklandı. “Olmaz çocuğum Aslan kimseyi aramasın dışarıda çıkmasın dedi. Kapıda adamlar var. Zaten bir kaç saate gelirim dediydi.”
Başlayacaktım şimdi Aslan’ına Kaplan’ına “Teyzem beni bu hale o Aslan dediğin hayvan herif getirdi. Dövdüler beni.”
Sakine teyze iğrenç bir şey görmüş gibi yüzünü buruşturdu. “Yalan söyleme kızım ayıptır. Aslan oğlum kadına kıza zarar vermez. Neyse sen bir şey istersen seslen gelirim ben.” deyip çıktı gitti odadan.
“Bok zarar vermez Aslan oğlun. Göbeğimi parçaladı şerefsiz.” Kendi kendime söylendim. Ya yine gelir bu sefer beni döverse ne yapacaktım?
Allah’ım sen bana yardım et. Yavaş yavaş doğrulup ayaklarımı yataktan sarkıttım. O öküz herif gelmeden buradan çıkmam lazımdı. Madem benim videom vardı. Fabrikayı yakanında videosu da vardır elbet.
San emir veren kim diye sormuştu bir de. O Metin pisliğiyle mi ilişkilendiriyorlardı acaba? Zar zor yataktan inip yavaş yavaş kapıya doğru adımlarken köşedeki boy aynasında kendimi gördüm. Yüzüm gözüm şişmiş, uzun saçlarım birbirine karışmış, iki büklüm yürümeye çalışıyordum.
Annemler bu halimi sorarlarsa ne diyecektim?
Üzerime de bir şey bulmam lazımdı bu halde hiç dışarı çıkmamıştım. Yani açık saçlı, göğüs sargım olmadan, dışarıda kız gibi görünmeyeli uzun zaman olmuştu.
“Oooof offfff!!! Bari sütyen olsaydı üstümde.”
Daha fazla konuşmayıp acele etmem lazımdı. Odanın kapısına gelip yavaşça açıp hızlıca etrafa baktım. görünürde kimse yoktu. Odanın dışına adım atıp, kapıyı yavaşça arkamdan çekip kapattım.
Tam karşımdaki merdivenlere yönelip canımı çok acıtmadan yavaş yavaş aşağıya inmeye başladım. Sakine Teyze kapıda adamlar var demişti ama belki çıkmak için bir yolunu bulurdum. Son basamağa gelince kulak kabarttım, hiç ses gelmiyordu. Son basamağı da inince duvarın sol tarafında büyük bir salonla karşılaştım. Gerçekten de kimse yoktu. Sol tarafta koridor gibi görünen yere doğru ilerledim.
Tahminim doğruydu. Koridorun ilerisinde dış kapı vardı. Hala etrafta kimsenin olmaması garibime gitse de fırsat bu fırsat dışkapıya varıp kapıyı sakin bir şekilde açtım. Kapı kocaman bir bahçeye açılıyordu.
Bahçenin ilerisindeki çitleri görünce yeni hedefimin orası olduğunu anladım ama ayaklarıma giyecek bir şeyler bulmam lazımdı. Kapının iç tarafındaki dolabı açıp içinde bulduğum ilk terliği aldım. Kapıyı kapatmayıp terlikleri yere bırakıp ayağıma giyindim.
Bahçeye adım atıp köşeye ağaçların yanına doğru etrafıma baka baka yürümeye başladım. Bu halde bir yerden tırmanıp kaçamazdım ama muhtemelen dışarıda bekleyen adamların da direkt dikkatini çekmezdim belki.
Hava normale göre daha soğuk etraf daha yeşillikti. Merkezde olmadığımız belliydi. Yaylaya çıkarmışlardı demekki beni. Kapıya çok yaklaşmadan bahçe kenarındaki duvarda hasar olan kırık bir yer gözüme ilişti. İşte oradan atlamayı becerebilirdim sanırım.
Ağaçların arasından süzülerek duvara gidip üstüne çıkmaya çalıştım. Üçüncü denememde duvardan atlamayı başardım.
“Ahhhhh.” Ayağımın burkulmasıyla ağzımdan kaçan inlemeyi bastırmak için elimi ağzıma kapattım. Rabbim neydi benim bu çektiğim? Üzerimdeki kimin olduğunu bilmediğim eşofman baştan ayağı toza bulanmıştı.
Neyse en azından başarmıştım.
Sonunda kurtuldum derken arkamdan gelen sesle tüm umutlarım suya düştü.
“Kapıdan çıkmadığına göre kaçıyorsun galiba.”
Burkulan ayağımın üzerine çok az basarak yavaşça arkamı döndüm. Karşımda benden bir kaç yaş büyük gibi duran esmer bir çocuk vardı. Üstümü başımı incelerken kaşlarını çattı.
“Kimden kaçıyorsun?”
Çocuk beni tanımadığına göre bu işin içinde değildi. Belki de tek kurtuluş yolum olacak olan çocuğun kolunu tuttum. “Bana yardım et ne olur. Kaçırdılar beni.”
Çocuğun çatık kaşları iyice çatıldı. Önce eve doğru bakıp sonra tekrar bana döndü. “Kim kaçırdı seni?”
Çocuğun sorusunu yanıtsız bıraktım. “Telefonunu verir misin arkadaşımı aramam lazım.”
Takoz telefonum hep başıma iş açtığı için annemin, babamın, ablamın ve en yakın arkadaşım Hilal’in numaraları hep ezberimdeydi.
Çocuk hiç ikiletmeden telefonunu uzattı. En doğru hale Hilal’i aramaktı. Hem ailesinin çevresi gemişti. Hilal bir şekilde bana yardım ederdi.
İkinci çalışta telefonu açtı. “Alo alo Hilal.”
“Turna sen misin? Kızım nerdesin sen Semih’le öldük meraktan. Restorana gitmemişsin ablanı da aradım evde yok deyince çaktırmadım. Hiç..” Hilal iyi hoştu da çenesi açıldı mı susmak bilmezdi.
“Hilal dur beni dinle. Kaçırdılar beni. Bak çok zamanım yok Aslan Ağaoğlu kaçırdı beni yardım etmen lazı..”
Elimden çekilen telefonla afalladım. “Aslan Abim kimseyi kaçırmaz. Bir yanlışın var.”
Çığlığı bastım. “Aaaaaah yeter be yeter. O Aslan dediğiniz adam Aslan falan değil pislik herifin teki tamam mı beni dövdü buraya kapattı.” Ağladığımı çok sonra farkettim. “Tutturmuşsunuz yapmaz. Yaptı işte bak.” diye elimi tişörtüme attım. Ama başka bir el arkadan sarılıp ellerimi tuttu.
Sandal ağacı gibi kokan kokusundan tanıdım. Oydu…
“Ne oluyor burada Hasan?” Ellerimi öyle sıkı tutmuş. Beni öyle hapsetmişti mi kıpırdayamadım.
“Abi kız beni kaçırdılar diyor. Dövdüler diyor. Duvardan atlarken gördüm. Üzerinde de benim tişörtüm var.”
“Demek iyileştin ha yürü o zaman seninle hesabımız bitmedi.” Ellerimden elini çekip beni döndürüp diğer yöne doğru savurdu. Ama ayağım yüzünden adım atamayıp yere kapaklandım.
“Iıııııhkk.” Canım öyle yandı ki ağzımdan çıkan sese yine engel olamadım. Yerden tutup kaldıran bu sefer Hasan denen esmer çocuktu ama Aslan pisliği çocuğun ellerini kolumdan çekip dizlerimi altından kolunu uzatarak beni kucağına aldı.
“Ayağına ne oldu senin?”
Etrafta Levent denen çocuk, ve başka adamlarda vardı. Çırpınmaya başladım. “Bırak beni bırak Allahın belası!!! Yardım edin bana beni öldürecekler. Hasan, Hasan yardım et öldürecek bu adam beni.”
Hasan’ı yeni tanımama rağmen bana telefonunu verdiğine göre bu işin içinde değildi. Hilal gelene kadar ölmezsem bu adamlardan kurtulabilirdim. Aslan Ağaoğlu attığım çığlıklara daha fazla tahammül edemedi.
“Gerçekten ölmek istemiyorsan kes lan sesini!!” Kulağıma öyle bir kükredi ki sesiyle başım döndü.
Evin çoktan açık olan kapısından içeri girip kaçarken gördüğüm büyük salona yönelip üçlü koltuğa ondan hiç beklemediğim şekilde hafifçe bırakıp üzerimden çekildi. Salona peşimizden giren sabahki çocuk Levent, Hasan ve iki adam daha ayakta bekleyip bize bakıyorlardı.
“Oğlum kaçmış mı ne oldu?” Sakine teyze salona girip bana bakarken aslında Aslan Ağaoğlu’yla konuşuyordu. “Ben yemek yapayım demiştim .”
“Teyzem sen gidip işine bak.” Sakine teyze kafasını sallayıp son kez halime bakarak çıktı salondan.
Bana öldürecekmiş gibi bakan adamın gözlerine ben de onu öldürecekmiş gibi bakıp meydan okudum.
“Hala zamanınız varken bırakın beni. Arkadaşıma adını söyledim. Çoktan polise gitmiştir bile.”
Aslan hızla arkasındaki Hasan’a dönünce Hasan doğru olduğunu teyit edercesine başını sallayıp cevap verdi. “Yardıma ihtiyacım var dedi abi. Ben de yardımcı olmak amacıyla”
“Ulan amacına sokayım senin .” Aslan Ağaoğlu elini saçlarının arasına atıp tararmış gibi yaptı. Strese girdiği belliydi. ‘İşte böyle yaparlar adama pislik herif.’ Ben de içimden söylenerek korkumu yatıştırmaya çalışıyordum.
“Aslan sen gelsene bi.”Arkadaki tanımadığım adamlardan biri Aslan pisliğine kafasıyla dışarıyı işaret etti. Adamı tanımadığıma emindim ama yüzü bir yerden de tanıdık gibi geliyordu.
“Ben gelene kadar gözünüz üzerinde olsun.” Parmağıyla beni gösterip diğer adamla salondan çıktı.
Diğer üç adamında gözleri gerçekten üzerimdeydi. Şu an ne kendi kıyafetlerimin içinde olmadığım için kendimi çok garip hissediyordum.
Yıllardır ilk defa babam hariç başka adamların yanında saçlarım tokasız, göğüslerim sütyensiz duruyordum.
Kollarımı göğsümde bağladığım için ve üzerimdeki tişört bol olduğu için sütyensizliğimi anlayamazlardı belki ama ya saçlarım?
Bu kadar adamın arasında tam bir kız gibi göründüğümü bilmek ister istemez utandırdığı için kafamı aşağıya eğdim.
Bundan sonrasında ne yapacaktım hiç bilmiyordum. Bu işten zararsız çıkmam artık imkansızdı. En az zararla nasıl bu işten sıyrılabilirsem öyle sıyrılmalıydım.
“Üzerine bir şey ister misin?” Hasan denen çocuğun sorusunun asıl sebebini anlamış, bu cehennem gibi yerde hala birinin iyilik yapmak istemesine gözlerim dolmuştu.
“Hı Hı olur.”