Sarı Yılan 🐍

1744 Kelimeler
ASLAN Levent doktorla beraber geldiğinde doktor direkt yaralı kızın yanına çıktı. Telefonumu çıkarıp Sadık’ı aradım. Bir numaralı adamımdı; güvenilir, sessiz ve işini temiz yapan türdendi. Telefon çalarken Levent gelip karşıma oturdu. Yüzünde alıştığım o ciddi, sakin ifade vardı ama gözleri tedirgindi. “Sadık bu piçler kıza ne yapmış öğren. Dövmüşler mi sövmüşler mi? Bu kızla ilgili her şeyi de öğrenmeni istiyorum. Ne var ne yok her şeyi öğreneceksin. Sakın detayları atlama. Bir de bunlar aramızda ne dedem ne amcam bilecek. Anlaşıldı mı koçum?” Sadık’la bir süre daha konuşup tüm talimatları verdikten sonra telefonu kapattım. “Bu kadar baygın kalması normal mi sence?” Levent’in sorusunu sabahtan beri bende kendime sorup duruyordum zaten. “Bilmiyorum oğlum hepi topu kemerle vurduk. Beyin kanaması geçirmiş gibi yattı, kalkmadı.” Başımı ellerimin arasına aldım. “Şu itler bizden önce kıza bir şey yapmış olmasınlar? Ağzı da kanlıydı.” Kafamı tavana kaldırdım. Lan güya kundakçıyı bulup işi çözecektik. İşi çözmek bir yana bir de başımıza iş açmıştık iyi mi. “Al kızın çantası.” Levent’in ayağımın dibine fırlattığı siyah çantayı önce bakıp, sonra kolçağından tutup kucağıma aldım. “Ben içine baktım. Telefonu Serkan’a verdim o ilgilenecek. Kimlik bilgilerini de bizim Nuri amcanın komiser oğluna attım araştırıp dönecek.” Levent yapılabilecek her şeyi yapmış gibi duruyordu. Çantanın fermuarını açıp bir de içine ben bakmak istedim. Bir kaç tane hukuk kitabı vardı. Anladığım kadarıyla öğrenciydi. Kitapların sayfaları kıvrılmıştı, altları çizilmişti. Çalışkan bir tip gibiydi. Bu tür kızlar böyle işlere bulaşmazdı normalde. Bulaştığına göre elle tutulur bir sebebi olmalıydı. Küçük gizli fermuarlı bölge de ki poşetin içinde iki adet ped ve saç tokaları vardı. Elimi ateşe değmiş gibi çekip fermuarı tekrar kapattım. Normalde kadın çantası karıştırmak yapacağım iş değildi ama şu an beyefendilik yapacak durumda değildim. Çantanın ön gözünde bulunan cüzdanı alıp içini açtım. Kimliğini çıkarıp göz gezdirdim. Turna Menteş doğum yılı 2007, On dokuz yaşında daha.. Ne kadar küçük yaşı. On dokuz yaşında ama fabrikayı yaktı. Gerçekten bu kız mı yaptı yoksa sadece bir yanlış anlaşılma mı? Ya da önümüze atılan bir yem. Düşüncelerimi geri plana atıp kimliğini incelemeye devam ettim. Fotoğrafında hafif bir tebessüm vardı. Gülmek istiyormuş da gülemiyormuş gibi. Anne adı Zarife, baba adı Ragıp. Kimliği yerine koyup cüzdanın diğer gözlerine baktım. Otobüs kartı. Üniversitesinin öğrenci kimlik kartı, Bölüm: Hukuk. Kitaplardan tahmin etmiştim zaten. Ahu’yla aynı üniversite de okuyordu. Cüzdanında nakit olarak 70 tl kâğıt para ve bozukluklar vardı. Bir kaç tane de karvizit. Belki de para için yaptı… Levent’e telefon gelince cüzdanı çantanın içine koyup, çantayı kenara bıraktım. Levent telefonda konuşan kimse büyük bir ciddiyetle dinliyordu. “Sağolasın komiserim. Nuri amcaya selamlar.” Levent’in gözlerimin içine ciddiyetle bakmasından kötü bir şeyler olduğu belliydi. “ Aslan güvenlik kameralarında tek bir görüntü ulaşabilmişler şimdi atacak komiser çocuk sanırım kız masum değil.” “Lan o mu yakmış?” Yerimde duramayıp ayağa kalktım. Doktor Nevzat da daha çıkamamıştı kızın yanından. “Orasını bilmiyorum henüz ama kızın babası Ragıp Menteş fabrikada ustabaşıymış. Yıllardır sizin fabrikada çalışıyormuş. Bir vukuatı olmamış adamın şimdiye kadar.” Telefona bildirim sesi gelince Levent “video gelmiş.”deyip ayağa kalkarak yanıma geldi. Yukarıdaki kız dış kapının açık bölümünden içeri giriyor. Tam kızın fabrika da olduğu süre içerisinde yangın başlıyor. Uzunca bir süre geçtikten sonra giriş kapısından çıkarken yangına bir sırt çantası fırlatıp koşmaya başlıyor yangına fırlattığı çantanın içinde ne varsa yangın sıçrıyordu. Görüntüleri üç kere ard arda izledim ama bir şey değişmedi. Kız kundakçının ta kendisiydi. “Epey durmuş içerde.” “Evet uzun süre içeriden çıkmamış fabrikayı yakmak için yeterli bir süre bence .” Kızın yaptığına kesin kanaat getirince kan beynime sıçradı daha fazla yerimde duramadım. Levent’i arkamda bırakıp merdivenleri ikişer üçer çıkmaya başladım. Levent arkamdan yetişip kolumu tuttu. “Aslan dur. Polise verelim belli ki kullanmışlar kızı.” Levent varlıklı bir aileden gelse de bizim gibi aşirete mensup bir aileden gelmiyordu. Dolayısıyla da iki düşman aşiretin birbirine nasıl kötülükler yapacağının farkında bile değildi. Çünkü onun dünyasında her şey kanunla çözülürdü. “Gerçekleri öğrenebileceğimiz tek suçluyu hapiste şişlesinler diye mi verelim?” Levent’in elinden kolumu kurtarıp merdivenleri tırmanmaya devam ettim. “Vay kahpe” merdivenleri çıkarken sadece kıza değil kendime de sinirliydim. Serkan’ın kendisine tekme atanın bu kız olduğuna emin olmasına rağmen ben belki yaptığım işkencenin ağırlığıyla kızın masum olduğuna inanmak istemiştim. Kapıyı çalmadan sinirle açtım. Kız uyanmış yorgun gözlerle etrafta gezdirdiği gözlerini yüzüme çevirdi. Tek kaşımı kaldırıp sinirle gözlerinin içine baktım. Benden korksun istiyordum. Demek uyandın sarı yılan… Levent yine gelip kolumu tutarak kulağıma eğildi.. “Fabrika yangın anında başka görüntü yokmuş Aslan. Sadece kızın görüntüleri varmış. Kız yem olabilir.” Kız kesinlikle bu işin içindeydi en son belki de kendilerine ulaşacağımızı bildiklerinden kızı bilerek önümüze atmışlardı. Kız da kendini asıl tutanı muhtemelen tanımıyordu. İçimde yükselen öfkeye hakim olabilecek miydim bilmiyorum. Ama kız masum değildi işte onu biliyordum. “Doktor sen çık.” Kız ağzımı açmamla birlikte olduğu yerde sıçradı. Doktor Nevzat yüzüme acıyan bir ifadeyle baktı anlaşılan kıza acıyordu. “Tamam ama fazla zorlamayın oğlum kızcağızı.” Kafamı salladım ne olursa olsun kızın fiziksel olarak canını yakacak değildim zaten. Doktor çıkarken Levent’le beraber içeri girip kapıyı kapattım. Önce Levent girip oturdu. Sinirimi bildiği için yalnız bırakmak istemiyordu. Çalışma masasının önündeki sandalyeyi alıp sırt tarafı önüme gelecek şekilde sertçe yere koydum. Kız yine kaçmak istermiş gibi geriye doğru şıçradı. İstemsizce elini göbeğine atınca aklıma yaptığım şey gelse de derin bir nefes aldım. Sandalyeye oturup kızı incelemeye devam ettim. Çok korkuyordu belliydi. Lan madem bu kadar korkuyordun ne demeye yedin bu boku? Para mı verdiler yoksa başka bir şey için mi feda etti kendini? İnsan sarrafı olmasam da başka bir yerde görmüş olsam bu kadar korkak bir kızın böyle işlere bulaşmayacağına emin olduğumu söylerdim. Ama bu kız fabrikamızı yakmıştı. Bir de iki tane kız kaybolmuş adımız bunun yüzünden kadın kaçakçısına çıkmıştı. Erkek olsa lime lime ederdim ya kadın olması elimi kolumu bağlıyordu işte. “Sana sadece bir kere soracağım. Sen de cevap vereceksin anlaşıldı mı?” Kız gözlerini iyice açıp yatakta geri geri giderek sırtını başlığa kadar dayadı. “Ben bir şey yapmadım ye-yemin ederim yapmadım.” Avuç içlerini gösterir şekilde ellerini kaldırdı. Kızın yaptığı hareket iyice canımı sıktı. Benim kendisine yine zarar vereceğimi sanıyordu. “Anlaşıldı mı? Dedi. Anlaşıldı deyip bizimle iş birliği yapman kafi.” Levent açıklamayı bana bırakmadan kıza daha güven verici bir şekilde sordu. Sonra da konuşmaya devam etti. “Senin hakkında her şeyi öğrendik Turna. Eğer bizimle anlaşma yoluna gidersen daha fazla canın yanmaz.” Sarı yılan önce gözlerini ellerine dikip kafasını eğdi. Sonra da çıkan sesi bir fısıltı gibi de olsa çok net bir şekilde duyuldu. “Anlaşıldı.” Sonunda istediğim cevabı alınca asıl soruma geldi sıra. Sinirimi dizginlemeye çalışmak için ayağımı oynatmaya başladım. “Tek soru tek cevap. Sana emri verenin adını istiyorum.” Gözlerimi cam mavisi gözlerinden bir an olsun ayırmadan devam ettim. “Sahibin kim söyle bana?” Yine ellerini kaldırdı. Teslim oluyorum der gibi duruyordu. “Ben ben bir şey yapmadım. Vallahi tanımıyorum kimseyi.” İşte bu bende bardağı taşıran son damlaydı. Sandalyeyi tekmelediğim gibi kalktım. Bir sıkmamla kırılabilecek ince boğazına yarasına dokunmamaya dikkat ederek sarıldım. Madem korkuyordu o zaman korkutarak çözecektim bu işi. İki elini de elimin üzerine koyup çekiştirmeye başladı. “Lan sen beni salak mı sanıyorsun? Seni inim inim inletirim kızım. Ne var ne yok öteceksin ulan duydun mu beni?” Görüntülerden bilerek bahsetmemiştim. Önce kendisinin anlatacağı şeyleri dinlemek istiyordum. Gözleri hemen dolup rengi kırmızıya dönmeye başlayınca hafifçe gevşettim elimi. “Bak ya her şeyi adam gibi anlatırsın ya da sonu kötü olur kızım.” Alnımı alnına yaslayıp kulağına eğildim. “Sana son kez şans veriyorum, tamam?” Elimi tamamen çekip vücudundan yavaşça uzaklaştım. Zar zor nefes alıp benim elimi çektiği ince boynuna kendi ellerini koydu. O kendine gelene kadar zaman tanıdım. Levent her an bir şey olacakmış gibi tetikte bekliyordu. “Babam Ağaoğlu Tekstil Fabrikasında Usta başı olarak çalışıyor. O o akşam geç kalmıştı babam arayıp ulaşamayınca fabrikaya gittim.” Durup yutkundu. Gözlerini sürekli kaçırmaya çalışıyordu ama ben ısrarla onu izliyordum. Suskunluğu uzayınca tekrar konuştum. “Devam et.” “Güvenlikler yoktu kapıda. Kimse yoktu.” Tekrar derin bir nefes alıp devam etti. Alnından akan ter kaşlarının üzerine kadar gelmişti. “Ben de aralık olan kapıdan içeri girdim. Sonra da aşağıdaki atölyelerden birinde kilitli kaldım.” Kaşlarımı olabildiğince çattım. “Hangi atölye nasıl kaldın?” Bu sefer soruyu soran Levent’ti. “Ne atölyesi olduğunu bilmiyorum. Makinelerle kıyafetler vardı. Belki birini bulurum diye etrafa göz gezdirirken daha önce de fabrikaya geldiğim için eksi ikide atölyeler olduğunu biliyordum oraya indim.” Acı çekiyormuş gibi yüzünü buruşturup devam etti. “Belki mesaiye kalan olmuştur babamın nerede olduğunu biri biliyordur belki diye. Sonra da nasıl olduğunu bilmiyorum kapı kapandı ve içeride kaldım.” “ Kapıların kendiliğinden kilitlenme özelliği yok.” Ya kızın anlattığı doğru değildi ya da biri tarafından kilitlenmişti. “Eee..” elimle devam etmesi için işaret verdim. “Çok uğraşıp çıkamayınca da başka bir kapı buldum Kapının kulpunu kırıp kurtuldum oradan. Yangın çıktığını anladığımda da koşarak çıktım.” Cevapları daha önceden düşünülmüş gibiydi. Yangına attığı çantadan çantanın içindeki yanıcı maddeden de bahsetmemişti. “Bu kadar mı?” Kafasını onaylar şekilde aşağı yukarı sallayıp gözlerini kaçırdı. Yalan söylüyordu. Saçlarımdan ellerimi geçirip ayağa kalktım. “Kapıdan direkt çıkıp gittin yani? Başka bir şey yok.” “Yo-Yokk.” “Levent aç şu videoyu.” Levent videoyu açıp sarı yılana çevirdi. Videoyu bir kaç kere izletip sonrasında telefonu çekti. Kan çanağına dönmüş gözleri videoyu izlerken şaşkınlıktan açılmıştı. “Şimdi sabrımı taşırmadan cevap ver. Çantanın içinde ne vardı?” “Alkol alkol vardı. Babam genelde içer. Babama almıştım içsin diye.” Levent’le birbirimize baktık. Alkol hiç aklıma gelmemişti. Ama eğer alkolse polis ekipleri şişesine bir şekilde ulaşırlardı. Kızın elini karnına atıp yüzünü buruşturdu hali perişandı. Şerefsizler benden de emir almadan hırpalamış bir de üstüne ben eziyet etmiştim. Daha fazla devam edemeyeceği belliydi. Fakat öğrenmem gereken son bir şey daha vardı. “Neden kendini gizlemeye çalışıyorsun. Madem fabrikaya babanı görmeye geldin. Neden erkek gibi giyindin? Bugün de öyle giyinmişsin. Neden gizliyorsun kendini?” Kız gözlerini ellerine indirdi. “Ben kendimi gizlemiyorum böyle giyinmeyi seviyorum. Hep böyle giyinirim ben.” Verdiği cevaba şaşırdım. Gerçi bunu öğrenmek diğerlerini öğrenmekten daha kolaydı. Zaten şu an kızın yedi ceddine kadar araştırtıyordum. Cevap vermezse başına geleceklerden korktuğu için ne sorsam doğru ya da yanlış bir cevap verecekti. O yüzden doğru mu söylüyor yalan mı yakında öğrenirdik. Daha fazla zorlamak istemediğim için son kez yüzüne bakıp çıktım odadan. Kaçırılan kızlar olayına sonradan gelecektim önce gidip kızı hırpalayan şu salaklara hadlerini bildirmem gerekiyordu. Hıncımı sarı yılandan çıkaramıyordum madem gidip o beyinsizlerden çıkarırdım ben de…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE