Bağ evi 🏡

1581 Kelimeler
ASLAN Kucağımdaki kızla aracın arkasına geçip, hemen gelip koltuğa oturan kuzenime bağırdım. “Serkan çabuk Karaisali’deki bağ evine sür.” Kızı bu halde alıp konağa da götüremeyeceğime göre mecburen gözden uzak bir yere götürmem gerekti. Bizim eve götüremezdim. Götürdüğüm an herkes anında haberdar olur, dedem de işi farklı şekilde çözmeye kalkardı. Kafamı sağa sola sallayıp tekrar acıdan bayılttığım genç kıza baktım. Kızın diz kapaklarının altındaki kolumu çekip bacaklarını uzatıp gövdesini kucağıma aldım. Dudaklarının kenarındaki kuruyan kanlar dudağına da darbe aldığını gösteriyordu. Küçük olan burnu kızarmış, gözleri balon gibi şişmişti. Çok ağlamıştı demek. Kızın yüzünü izlemeyi kesip arabayı kullanan Serkan’ a döndüm. “Temiz bez var mı Serkan?” “Olacaktı dur bi .” Serkan torpidoyu açıp ön taraftan bez uzatınca alıp kucağımdaki kızın çoğunluğu kan olmuş beyaz tişörtünün üzerine bastırdım. Yaranın ne kadar derin olduğunu bilmiyordum. Ama kemerin toka kısmının ölümcül bir yara açmayacağından emindim. Bezi kızın gövdesine bastırınca acı içinde bir inleme sesi döküldü dudaklarından. Biri ya bu kızı kullanmış ya da bu kıyafetleri bilerek giydirmiş önümüze atmıştı. Benimle oynayanların ciğerini sökecektim. Aslan Ağaoğluydum ulan ben. Kim benimle bu şekilde oynamaya çalışmış, kim ekmeğimle oynamış bulup yedi ceddini ağlatacaktım. Cebimi yoklayarak telefonumu çıkarıp Leventi aradım. “Alo Levent. Derhal doktoru al Karaisalı’daki bağ evine getir. Şu kızı bulan adamlarıda depoya kilitleyin. Onların da hesabını ayrı kesecem.” Telefonu kapatıp elimi koltuğun üzerine koyup tekrar kızı izlemeye başladım. Yüzü terden sırılsıklam olmuştu. Şu ömrü hayatımda ilk defa bir kıza şiddet uygulamıştım. Ama nereden bilebilirdim ki erkek kıyafetleri giyen birinin aslında bir kadın olduğunu? Genelde adam olamayan şerefsizler sırf güçleri yetiyor diye kadınları döverlerdi. Kadınları döven mahlukları ne eğitim seviyesine, ne ailesine, ne de karakterine göre ayırabilirdiniz. Böyle insanlar dışarıda ne kadar adam gibi adam kılığına bürünseler de kapalı kapılar ardında birer psikopata dönüşebiliyorlardı. Huzursuzca tekrar gözlerimi yüzü iyice solan kıza çevirdim. Kafam allak bullaktı. Bilmeden yaptığım bir şeyde suçsuz sayılmaz mıydım? “Lan salak önce konuşmasına izin verseydin ya.” “Bir şey mi dedin abi?” Serkan’ın sorusuyla içimden değil dışımdan konuştuğumu farkettim. “Yok Serko sana demedim.” Bağ evinin geniş bahçesine girince durduk. Kızı tekrar kucaklayıp araçtan inerek evin giriş kapısına doğru yürüdüm. Serkan hızla öne geçip gecekonduda doğru koşturarak yürürken arkadan Sakine teyzenin sesi duyuldu. “Oğlum hayırdır?” Sakine teyze kucağımdaki kızı görünce önce donup kaldı. Sonra elini cebine atıp çıkardığı anahtarla hızlı hızlı yürümeye başladı. Daimi çalışanlarımız Sakine teyze ve Mithat amca yaz kış bağ evinin yanındaki gecekonduda yaşayıp bağ evinin de bakımıyla ilgileniyorlardı. Bir de oğulları Hasan vardı. Üniversite de okuduğu için duyduğum kadarıyla eve ara sıra geliyordu. “ Ne oldu bu kız kim çocuklar ?” Sakine teyze bir taraftan konuşmaya çalışırken diğer taraftan da titreyen elleriyle anahtarı kilide yerleştirmeye çalışıyordu. Teyzem zor bela kapıyı açıp kenara çekildi telaşlı gözleri de kucağımdaki kıza dönmüştü ama konuşmadı. Apar topar içeri girip kızı üst kattaki odama çıkarmak için merdivenlere yöneldim. Odalarımız hep hazır olurdu. Sakine teyze sağolsun her an birimiz çıkıp gelecekmişiz gibi evi hazır bulundururdu. Kapıyı dirseğimle açıp yeni temizlendiği kokusundan belli olan odamın içine girip, kızı yavaşça yatağa yatırmaya çalıştım. Ama ne kadar çalışsam da kızın ağzından çıkan acı inlemeyi önleyemedim. Yatağa yatırır yatırmaz gereğinden uzun sarı saçları her yana dağıldı. Sakine teyze çoktan odaya girmiş bir kıza bir bana bakıyordu. “Aslan yavrum bu kız kim, hali ne böyle?” “Anlatırım teyzem sen kızı soyup üzerine temiz bir şeyler giydirebilir misin? Bir de doktor gelene kadar yarasına bi baksan?” “Tamam çocuğum sen in bakim aşağı doktor gelene kadar kalayım ben kızın yanında.” Sakine teyzeyle kızı baş başa bırakıp aşağı indim. TURNA Ne kadar yerde bağlı halde kaldım bilmiyordum. Ellerimi çekiştirip bağları çözmek için ne kadar uğraşsam da başarılı olamadım. Şu baş parmak çıkarma olayının ne demek olduğunu bilsem de hiç denememiştim. Buradan kurtulunca ilk işim bunu öğrenmek olacaktı. Yoğun rutubet kokusu midemi bulandırmaya, beton zeminde uzanmaktan bedenim, etim ve kemiğim her yerim ağrımaya başlamıştı. Bir süre sonra kapının açılma sesi duyulunca kulaklarımı sesleri duymak için kabarttım. Ayak seslerinden anladığım kadarıyla içeriye birden fazla kişi girmişti. “Pek de cılız bir şeymiş.” “Yaşı küçük belli. Baksana daha sakalları terlememiş.” Beni erkek sanıyorlardı. Bunların kadın kaçıran adamlar olmadığı artık kesinleşmişti. Beni kadın olduğum için kaçırmamışlardı. Belki de sadece organlarım için buradaydım. Ama insan organlarını almak istediği kişiyi böyle pis bir yere atar mıydı? Korku içimde yükselmeye devam ederken kalbim ağzımda atıyordu. Ağzımı yüzümü açarlarsa belki yalvarıp vicdanlarına ulaşabilirdim. Tam o anda göbeğime inen sert bir vuruşla acı beynime bir ok gibi fırladı. Attığım çığlıkla nefesim kursağımda kaldı. Ellerimi karnıma götürüp tutmayı acımı zor da olsa geçirmeye çalışmayı çok isterdim. “Daşaklarımın anasını ağlattı. Kaç gündür acısı geçmedi şerefsizim.” Hem edilen küfür, hem de söylenen söz canımı sıkmıştı. Benim ne işim olurdu milleti organıyla, kesin bir yanlış anlaşılma vardı. Adamlar yine aralarında konuşmaya devam ettiler. Sonra beklemediğim bir anda yediğim ikinci tekmeyle tekrar kıvranmaya başladım. Yine beynime inen acı aklıma o geceyi getirdi evet ben birinin organına vurmuştum. Benim fabrikayı yaktığımı mı sanıyordu bu adamlar? Hem acıdan hem de beni çözmeleri için dikkat çekmeye çalışmak için yerde daha fazla kıvrandım. Aralarından patron olduğu belli olan birinin emriyle kollarımdan ve ayaklarımdan bağlandım. Konuşulan kelimeler çok kötüydü ve bana kundakçı diyorlardı. Değildim. Ben kundakçı değilim diye bağırmak istedim. Fakat elimden hiçbir şey gelmiyordu. Bağlandığım yerde vücudumdaki acılara rağmen çırpınmaya devam ettim. İşkence göreceğimi biliyordum ama en azımdan ağzımı açsalar derdimi anlatacaktım. “Karışmayın.” Konuşmalardan adının Aslan olduğunu anladığım adam sinirli sesiyle diğerlerini uyardı. Adam anladığım kadarıyla tam önümde gelip durdu. Hissediyordum. Bir anda gelen ses ile titredim. Kırbaç gibi bir şeyin sesi çalındı kulaklarıma. Gözlerimin önüne annem geldi. Yine aynı acıyı yaşayacaktı belki de kadın. Hem de hiç tahmin etmediği evladından. Ah annem. Semiha ablamın vefatından sonra dünyanın en gaddar annesi olan annem. Dayanabilir miydi acıma? Saniyeler içinde vücuduma inen kırbaçla tırnaklarımı avuçlarıma geçirip çığlık attım. Paramparça boğuk bir çığlık. Göğsüm ve göbeğime boylu boyunca eğimli bir yol çizerek inen kırbaç nefesimi kesti. Dudaklarımı koparırcasına dişlesem de azalmadı yaralanan yerlerimin acısı. Küçükken öğrenmiştim bunu. Eğer bir yerim ağrıyorsa dudaklarımı ısırır acıyan yerimden daha çok acıtarak önceki acımı unutturmaya çalışırdım kendime. Delilik belki ya da siz adına ne derseniz deyin. Bence işe yarıyordu. Psikolojik olduğuna inandığım bir şeydi bu önceden ama şimdi anlıyorum ki psikolojiyle alakası yokmuş. Gerçekten dudaklarımı önceden ağrıyan yerlerimden daha çok ağrıtmışım. Eğer psikolojik olsa şu an cayır cayır yanmaz, sadece acıyan dudaklarımın derdine düşerdim. Zaten pek bir şey yaşamadığım şu ömrümde bari ölümüm huzurlu olsaydı. Ama hayır artık anlamıştım burada acı içinde ölecektim. Beynime zınk diye çarpan acının yarattığı etki vücudumdaki her hücremi titretti. Çırpınacak gücüm kalmayınca, nefes almak bile zor gelmeye başım bedenime ağır gelmeye başladı. Öldüreceklerdi beni ve ben en çok Oya’yı özleyecektim. Koru onu Allah’ım… Bu dünyada mutlu olamadım öbür dünyada mutlu et beni Allah’ım… Kendi kendime söylediğim son sözlerim bunlar olmuştu. … Göğsümdeki ağrıyla gözlerimi aralamaya çalıştığımda beceremedim. Sanki bir kabusun içindeydim ve üzerime oturan karabasan yüzünden asla uyanamayacaktım. Bedenimdeki her kemik acı çekiyor, beynim vücudumdan ayrı hareket ediyor gibiydi. Gözlerimi açmayı tekrar denediğimde bu sefer az da olsa becerdim ama karşımda gördüğüm bulanık erkek yüzünü daha önce görmediğime emindim. Gözlerim tekrar kapanınca gözümdeki siluet de karardı. Tekrar bilincim yerine geldiğinde gözlerimi yavaş yavaş aralayıp bir kaç saniye bilinçsizce tavanı izledim. “Uyandın mı kızım?” kulağıma dolan sesle kafamı hızla yana çevirip konuşan adama baktım. Ellili yaşlarında gri saçlı gözlüklü bir adam bana bakıp gülümsüyordu. Birden acıyan karnıma elimi atıp aklıma gelenlerle gözlerimi yuvalarından çıkacakmış gibi açtım. Ölmemiştim... Elimle doğrulmaya çalışınca yaşlı bir adam uzanıp kolumu tuttu. “Bırak kolumu. Kimsin sen!” yükselen sesimle kolumu bırakıp bir kaç adım gerileyen adam güven vermek istercesine ellerini kaldırdı. Ben doğrulunca tekrar gövdeme giren sancıyla inleyip iki büklüm oldum. Üzerimde başka bir kıyafet, kolumda serum vardı. “Doktorum ben küçükhanım. Yaranla ilgilendim. Yaran derin değil ama kalkma lütfen dinlenmelisin.” kafamı tam olarak çeviremeden hızla etrafa göz gezdirdim. Beyaz ve siyah rengin birlikte hakimiyet kurduğu geniş, ferah bir odadaydım. Pencereden görebildiğim kadarıyla da etrafında koca koca ağaçların olduğu bir yerdeydim. En son beni öldürmeye çalışan adamlar hatırlıyordum.. Kurtarılmış mıydım? Biri beni kurtarıp doktora mı getirmişti yoksa? İçimde yeşeren umut tomurcukları bir anda açılıp çarpılan kapı sesiyle son buldu. Kafamı çevirip kapıdan tarafa baktım. Kapının önünde uzun boylu esmer bir adam durmuş, tek kaşını kaldırmış bana öldürmek istermiş gibi bakıyordu. Arkasından gelen başka bir adam öndeki adamın kolunu tutup kulağına bir şey söyledi. Adam arkasındaki daha açık renk saçlı adamı onayladı. “Doktor sen çık.” Esmer adam sesini tekrar yükseltince sesi tanımamla korkudan titremeye başlamam bir oldu. Bu Aslan dedikleri adam olmalıydı. Kimse beni kurtarmamıştı. Hala beni kaçıran adamların elindeydim. Nefes alış verişlerim hızlanırken, doktorun söyledikleri beni şaşırttı. “Tamam ama fazla zorlamayın oğlum kızcağızı.” Esmer adam gözlerini benden ayırmadan kafasını onarlar şekilde salladı. Doktor çıkarken iki adam da içeri girdi. Kumral olanı pencerenin tam önündeki koltuğa doğru ilerlerken göz ucuyla bir taraftanda beni süzüyordu. Esmer olan ise masasının önündeki sandalyeyi çekip yatağa doğru yaklaşıp fırlatırmışçasına yere koydu. Çıkan sesle korkup geriye doğru şıçradım. Elim tekrar acıyan yerime gidince siyah saçlı, yeşil gözlü adam elime bakıp dişlerini sıktı. Bakışlarını elimden ayırmadan. Bacaklarını açarak sandalyeye oturup yeşil gözleriyle önce dikkatle yüzümü inceleyip sonra gözlerime kilitlenip kaşlarını çattı. Beni en son öldürmek isteyen adamın neden beni doktora götürdüğünü daha doğrusu doktoru ayağıma getirdiğini anlayamamıştım. Ben korkudan iki elimi de yatağa bastırmış tırnaklarımı avuç içlerime geçirmişken, hızlı hızlı soluklanmaya başladım. Ama karşımdaki adam oldukça kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı: “Sana sadece bir kere soracağım. Sen de cevap vereceksin anlaşıldı mı?”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE