Yangın

1858 Kelimeler
TURNA Takoz telefonumun alarmı beynimi patlatacakmış gibi çalarken elimle zar zor bulup alarmı durdurdum. “Off Turna ya her sabah her sabah bıktım şu sesten de senin yüzünden erken kalkmaktan da.” Ablam Hande her zamanki gibi yine bana kızıp sonra da kıçını dönüp yatarken ben zar zor üç kardeş yattığımız odanın küçük kıyafet dolabını açıp içindeki kot kaprimi ve baskılı bol tişörtümü alıp odadan çıktım. Şimdi bir de burada giyinirsem ablamla bazı sabahlar olduğu gibi önce saç başa girip sonra babamdan az buçuk dayak yiyebilirdik. Banyoda işlerimi hallettikten sonra herkes uyuduğu için salonda önce göğüslerimi sarıp sonra da giyindim, saçlarımı da gelişi güzel topuz yapıp, siyah spor şapkamı kafama geçirdim. Dışarıdan bakınca kız olduğum tabi ki anlaşılıyordu ama bu kılık kıyafetle gittiğim hiçbir ortamda kız gözüyle de bakılmazdı bana. Adana sıcağında ne kadar erkek gibi görünebilirsem o kadar görünüyordum işte. Yaklaşık altı yıldır da yani Semiha ablam kaçırılıp öldürüldüğünden beri takma adım Erkek Fatmaydı. E tabi şu tipime bakıp bu ismi bulmakta da pek zorlanmamış olsalar gerekti ama bu benim tercihim bir nevi de hayattan kendimi koruma yöntemimdi. Mutfaktan çıkarken aldığım iki dilim ekmek ve bir elmayla üniversitemin yolunu tuttum, bugün işim çoktu. Önce okul, okuldan sonra da çalışmaya gidecektim. Üniversitede hukuk okuyordum. Yıllar önce koymuştum kafama bunu ve kazanmak için de gereken her şeyi yapmıştım. Şimdi üniversite ikinci sınıftaydım. Okulda başarılı öğrencilerden biriydim. Başarılı olmak benim için olsa da olur, olmasa da olur bir şey değil, zorunluluktu. En büyük hayalim de okulumu bitirip kendi büromu açıp avukat olmaktı. Hayallerimi gerçekleştirince küçük kardeşim Oya’yı da yanıma almak için elimden geleni yapacaktım. Bu hayatta benim gibiler için okumaktan ve hayatını kazanmaktan başka şansın yoktu. Hele bir de kız çocuğuysan bu tek çıkış yolundu. Erkeklere de zordu tabiki ama kadınlar kadar zor değildi bence. Sonuçta bir erkek evlenmek istemediği sürece çalışıp ailesinin yanında rahat rahat yaşayabilirdi ama biz kadınlar yapamazdık bunu. Bizim için buralarda yol belliydi. Okumazsan yaşın gelir gelmez evlenir giderdin ailenin yanından. Sonra da gittiğin evde evlendiğin adamın insafına kalırdın. Mahallemdeki o kadar çok kadından duymuştum ki yaşadıkları çaresizliği. İşte bu yüzden daha küçücük bir çocukken karar vermiştim okumaya. Derslerden sonra çalıştığım restorana gidip saatim dolana kadar nefes almadan çalıştım. Nefes alamadan çalıştım tabiri asla abartı değildi. Restoranda sadece garsonluk yapmıyor, eksik olan her yere koşturuyordum. Normalde part time eleman almamalarına rağmen zar zor okuldan arkadaşım Hilal’in araya girmesiyle işi almış, onun yüzünü kara çıkarmamak içinde varımı yoğumu ortaya koymuştum. Maaşım pek ahım şahım olmasa da en azından okuluma devam edebilmem için yeterli miktardaydı. Bu ay aldığım para yine o kütük gibi kitaplarıma gidecekti. En azından gidiş gelişimi karşılıyor, okul masraflarımı kendim hallediyordum. Babam aslında okumamı hiç istemese de hem özel üniversiteyi yüzde yüz bursla kazanmam hem de bölümün hukuk olmasıyla aklı selim bir kaç akraba araya girmiş zor bela beni okutmayı kabul etmişti ama tabi ki bir şartı vardı. “Kendi masraflarını kendin karşılayacaksın” demişti. Ben de kabul etmiştim o yüzden arı gibi çalışmak zorundaydım. Evde, işte, okulda kısacası her yerde.. Akşam saat yirmi üç civarı yorgun argın eve gelipte kapıyı açtığımda içeride annemle ablamın tartışmasını duydum. Annem genelde ablamla tartışırdı zaten. Başta pek umursamayıp şapkamı ve çantamı çıkarıp kenara koydum ama sesler git gide yükselince ne olduğunu görmeye salona yanlarına gittim. “Seni babana söylemez miyim kız ben? Başımıza orospu mu olacan sen bizim? O baban hele bir gelsin, yarından tezi yok, o Eşref’e versin seni. Yok anam, yok bacım ben daha da bekletmem bu düğün işini. sen az kaldı adımızı çıkaracan bizim.” Anneme göre ablam ne yapsa adımızı çıkarıyordu zaten. Kadın adımız çıkacağına canımız çıksın sözünü bu dünyada en çok benimseyen kişi olabilirdi. Ablamın ise ‘her halta da canımız çıkacaksa başta doğmasaydık keşke.’ Diye yakındığını çok kez duymuşumdur. Şu anki görüntü ise durumun bu sefer daha vahim olduğunu gösteriyordu. Ablam annemin ayağına yapışmış yalvarıyordu. “Ana etme eyleme, vallahi yanlış anladın.” “Ben bilmem baban gelince ona anlatırsın derdini.” Oya ise korkudan kenara çekilmiş ağlıyordu. Zaten bu saatte uyumamış olmasına canım sıkılırken bir de kardeşimi bu şekilde görmek iyice sinirlendirmişti beni. En çokta küçücük kardeşimi ne annemin ne de babamın önemsememesine içerliyordum. Oya’nın yanına gidip kucağıma aldım. Oya en küçüğümüz, altı yaşında dünyalar güzeli bir melekti. Yanaklarından öpüp televizyondan çizgi film açıp koltuğa bıraktım. Hemen susup bana benzeyen okyanus rengi gözlerini televizyona dikti. Annemle ablamı zorla antreye itekleyip dişlerimi sıkarak sordum. “Ne oluyor ya, ne bu haliniz yine çocuğun yanında?” Annem elimi itekleyip cevap vermeden odasına gidip kapısını büyük bir gürültüyle kapattı. Ablamda beni çekiştirerek bizim odaya soktu. “Turna ocağına düştüm. Allah rızası için yardım et kızım bana.” “Neden neden, ne oldu yine size ya?” Kollarımı iki yana açmış ne olduğunu sorguluyordum. “Annem Metin’i öğrendi.” Şokla alt dudağımı ısırdım. Metin, babamın çalıştığı fabrikada çalışan mühendislerden biriydi. Bana pek güven vermese de ablamla bir kaç aydır sevgililerdi. Babam ablamı zengin diye kırklı yaşlarda Eşref diye bir adama verme peşindeydi. Adam babama bir araba sözü verince babam tabi hemen olur demişti. Yani orta karar bir arabaya resmen satıyorlardı ablamı. Ablam benim gibi değildi. Güzeldi, bakımlıydı, nazikti. Benim aslında olmaktan korktuğum her şeydi. Benim bizim evin şartlarına göre oldukça özgür olup, ablamınsa tutsak hayatı yaşamasının sebebi de tam olarak buydu. Babam bana erkeklerin dönüp bakmayacağını, baksalar bile benim bakmayacağımı düşündüğü için bu kadar rahattı. Evet erkekler bana bakmıyordu ama onların bana bakmıyor olması benim için şu an nimetti. Eğer bakmış olsalar babama araba veren, (gerçi ablama araba veriyorlarsa bana en fazla beyazeşya verilirlerdi.) herhangi biri beni de alıp pekala götürebilirdi. “Turna biz Metin’le konuştuk kaçaçağız ama önce senin gidip benim kimliğimi ve bazı eşyalarımı Metin’e götürmen gerekiyor.” Ablamın kaçması belki de en doğrusuydu ama eşyalarını niye ben götürüyordum? “Kaçarken götür işte abla.” “Olmaz ablam kimliğimin önden gitmesi şartmış. Metin gideceğimiz şehirde nikah işlemlerini başlatacak önden lazımmış, eşyaları da ben yarın evden çıkarken dikkat çekmeyeyim diye götüreceksin.” “Abla gece gece niye peki? Yarın kendin götür işte kimliğini.” Stresten terleyen avuçlarımı üzerime sildim. Okulun, işin zorluğu yetmezmiş gibi bir de evde yaşadığım huzursuzluktan iyice stresli bir insan olmuştum. “Aslında bu gece kaçacaktık ama annem bu gece asla evden çıkmama izin vermez benim. Akşam on bir diye sözleştik. Sen git eşyaları ver, geri gel. Metin’e de durumu ben mesajla anlatırım.” Elimden geldiği kadar itiraz ettim ama olmadı artık yapılabilecek bir şey yoktu. Eğer babam geldiğinde annem her şeyi anlatırsa. Babam ablamı yarın götürür kesin o adama verirdi. Bile bile ablamı ateşe atamazdım. Semiha ablamın ölümünden sonra Hande ablama daha bir düşkün olmuştum. Burnumdan soluyarak kabul ettim. Çoktan hazırladığı eşyalarını ve kimliğini sırt çantasına yerleştirip evden çıktım önce mekanlar kapanmadan alkol almam lazımdı. Çünkü geç kalır da babama yakalanırsam rüşvet olarak sunacaktım. İçkiyi önce kağıt gazeteye sardırıp sonra iki poşete birden koydurdum. Bulduğum ilk dolmuşa atlayıp, babamın da çalıştığı fabrikaya gittim. Ablamında dediği gibi C kapısından girip büyük bahçenin olduğu yerde Metin’le buluşacaktım. C kapısında hiç güvenlik yoktu. Ara sıra babamın yemekhane yemeğini beğenip yemediği günlerde fabrikaya gelir babama yemek getirirdik. Elimizdeki yemekleri bile cihazdan geçirip öyle içeri alındığımız yerin kapısında bu sefer güvenlikleri göremeyince şaşırdım. Normalde her kapıda en az iki silahlı güvenlik bulunurdu ama şimdi yoktu. Büyük demir kapının aralık bırakılmış tarafından geçip içeriye girdim. Hava hafif serinlediği için üzerimdeki kapriyle üşümüştüm. Bir süre bekledim gelen giden olmayınca beklemekten sıkılıp Metin’in numarasını aradım. İlk çalışta açıldı. “Geldin mi Turna?” “Evet Metin Bey geldim. Ablamın kimliğini ve eşyalarını getirdim sizi bekliyorum." Bilerek bey diyordum. Şu adama ne abi ne enişte demek geliyordu içimden. Niyeyse ilk gördüğüm günden beri oldukça önyargılıydım kendisine karşı. Bir şey yapmamıştı ama bakışları bile bana acayip itici geliyordu. Yine de ablam sevmişti ve şimdiye kadar ablama hiç zararı dokunmamış ablamı hep mutlu etmişti. “Ben şu an yukarıya çıkamıyorum Turna. Girdiğin kapının solundaki ilk binaya girip asansörle iki kat aşağı inip 24 numaralı odanın önüne gel.” Burnumdan derin bir nefes alıp, sinirlendiğimi belli etmek için sesimi yükselttim. “Bakın zaten buraya zar zor geldim. Binaya giremem şunları hemen teslim edip gitmem lazım siz gelip alın." Zaten adamın ayağına kadar gelmiştim. Bir de binaya gelmemi istiyordu benden. “Turna gelebilsem gelirim. Lütfen ablan için yap bari." Dişlerimi sıkıp gökyüzüne baktım. Tüm stresimi sinirimi bu adamdan çıkarmamak için derin bir nefes alıp konuştum. “Tamam.” Şerefsiz herif ablama olan sevgimi kullanıyordu. Bunun farkında olsam da üstelememeyi tercih ettim. Akşamın bir yarısı mesaiye kalmıştı heralde. Neyse zaten buraya kadar gelmişim odaya kadar da götürüp verirdim değil mi? Fabrikanın bahçesine girip yürümeye başladım. Dediği gibi ilerleyip binadan içeriye girdim. İlginç bir şekilde burada da güvenlik görünmüyordu. Neden akşam akşam böyle boş bırakmışlardı bu fabrikayı? Neyse benim işime gelirdi sonuçta. Giriş çıkış kaydım olmazdı işte. Asansöre binip dediği gibi aşağıya indim. Söylediği odayı bulduğumda önce önünde durup etrafa bakındım bu yaptığım hiç içime sinmese de dediğim gibi başka çarem yoktu. Kapıyı çalıp içeriye girdim. Uzunluğundan sonu görünmeyen odanın ışığı açıktı ama içeride kimse görünmüyordu. İçeri girip birkaç adım attım. “Metin Bey?” ses gelmeyince ilerideki büyük makinelerin arkasında olduğunu düşünüp bir kaç adım daha attım. “ “Metin Bey?” derken arkamdaki koca demir kapının oldukça gürültülü bir şekilde kapanmasıyla yerimden sıçrayıp hemen arkamı döndüm. Kimse yoktu. Hızla kapıya adımladım. kapı üzerime kilitlenmişti. “Hey kim var orada? Burada kaldım yardım edin.” Demir kapıya yumruklarımla ve tekmelerimle vurdukça çıkan çınlamaya benzer şiddetli demir sesini elbet biri duyacaktı. Hem ablamın sevgilisinin de burada olduğumdan haberi vardı. Eninde sonunda gelip beni çıkarırdı di mi? Aklıma gelen fikirle elime telefonumu alıp Metin’i aramaya çalıştım ama telefon çekmiyordu. Yaklaşık yarım saat bağırmış olabilirim ama bir Allah’ın kuluna sesimi duyuramadım. Metin denen şerefsiz de hala ortada yoktu. Sonra bulunduğum büyük alanı araştırmaya koyuldum. Belki bir şekilde çıkabilirdim buradan. Odada tek bir pencere yoktu. Etraftaki konfeksiyon makineleri ve yerlerdeki devasa poşetlerde bulunan kıyafetler büyük alanı karmakarışık hale getirmişti. Anladığım kadarıyla oksijen problemini havalandırmalarla çözüyorlardı. İleride tahtadan bir kapı görünce orayı açmaya çalıştım. Tek çarem bu kapıydı. Etrafta gözüme ilişen aletlerle kapıya vurdum ama gücüm yetmediği için kırmayı beceremedim. Sonra kapının kilit kısmını hedef alıp defalarca vurdum. En sonunda kapı açılınca itekleyip içeriye göz gezdirdim. Ardiye gibi bir yerdi. İçeride bir tahta kapı daha görünce yorulmuş kollarımla tekrar aynı şeyi yapmaya çalıştım bu sefer işim daha uzun sürdü ama kapı kırılınca beni uzun bir koridora çıkardı. Koridor hafiften bir dumanla kaplıydı ama yanık kokusu çok baskındı. Kolumu ağzıma ve burnuma siper edip telefonumun ışığı yardımıyla ilerleyince geldiğim yere çıktım, eksi ikinci kata. Oturup ağlasam yeriydi ama akıllı olup hızlı hareket etmem lazımdı. Duman artmaya genzimi yakmaya başlamıştı. Asansörü kullanamazdım. Asansörün yanındaki merdivenleri kullanarak öksüre öksüre giriş kata çıktım. Giriş katta tutuşan eşyalarla ne yapacağımı şaşırıp koşmaya başladım açık kapıdan çıkmak üzereyken üzerime doğru parlayan ateşten korkup elimdeki çantayı kendimi korumak için fırlatıp kendimi güç bela dışarı attım ama dışarıda gördüğüm manzara daha korkunçtu. Her taraf mahşer yeri gibiyken biri kolumdan tutup “kundakçıııııı! “ diye bağırarak suratıma bir tane patlattı. Adam kolumu tutup çekiştirince yapabileceğim tek şeyi yapıp cinsel organına tekme attım. Elini çekip organını tutunca kolumu bıraktı. Arkamdan olanda gücüyle bağırsa da etraftaki kargaşadan zaten kimse kimseyi duymuyordu. Geldiğim gibi C kapısına giderek açık kapıdan koşarak çıktım. Arkamdaki adam bana yetişemeden de yokuş aşağı koşup gözden kayboldum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE