ASLAN
Bugün hayatımdaki en güzel gündü. Demirkaya’ların elinden söke söke pamuklu kıyafet ihracatı işini almıştık. Hem işi almış, hem de ilişkili olduğumuz diğer sektörlerde de kendimize iş imkanı yaratmıştık.
Ağaoğlu Aşiretinin en büyük erkek torunuydum. Artık ağalık durumu kalmamış olsa da hala civardaki tüm aşiretler birbirlerine saygı duyar, belli başlı sınırları aşmamaya çalışırlardı.
Günümüzde aşiretler eskisi gibi tek bir işten ya da tebasının fazlalığından dolayı para kazanmıyordu. Biz de artık zamana uyum sağlamış, çeşitli sektörlerde söz sahibi olmuş gücümüze güç katmıştık. Modern toplumdaki asıl ağalık zenginlikti.
Ezeli düşmanım Dinçer Demirkaya’nın sinirden kasılmış yüzü gözümün önüne gelince kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. En güçlü rakibimiz Demirkaya’lardan artık bir adım öndeydik.
“Tebrikler abi. Yaptın yine yapacağını.” Kendi kendime sırıtmaya devam ederken Ayaz’ın konuşması beni bulunduğum ana döndürdü.
“Yaptım lan tabi.” Sevinçle yumruk yaptığım elimle arkadaşım Ayaz’ın omzuna vurdum. Yapmıştım sonunda olmuştu işte. Daha da beni kimse tutamazdı.
“Hadi gidip kutlayalım o zaman Aslan’ım ne diye duruyoruz.”
“Doğru söze ne denir? Hadi.” Ayaz’ın kutlamaktan ne demek istediğini anlamıştım. Levent’i de alıp, her zaman gittiğimiz ünlü striptiz kulüplerinden birine gidip, seçtiğimiz kadınlarla günü noktalayacaktık. En sevdiğim aktivite, kadınlar ve ben. Hayatın stresi bu yaşlarda en güzel böyle atılıyordu.
Tek göz kırpmamla altıma alamayacağım kadın yoktu şu şehirde ama ben bu işi özellikle profesyonellere bırakıp, işimi görüp yoluma bakıyordum. Sonuçta kadın değiller mi çoğu aynıydı. Masum yüzlerinin arkasında hep aynı çıkarcı kişilik vardı. Aslında bu kanıya bir kaç yıl önce varmıştım. İnsanın yaşadığı deneyimler böyle sınıflandırmalara sebep olabiliyordu. Sarışın, esmer, kumral ilgilendiğim tek bir şey vardı artık. Benimkinin rahatlığı...
Şimdi altımdaki esmeri dizlerinin ve dirseklerinin üzerinde konumlandırmış, omuzlarından tutmuş erkekliğimi tamamen içime gömerken kızın inlemeleri arasında son damlama kadar boşalıyordum. Tamamen rahatlayınca kızı o halde bırakıp aletimdeki kılıfı çıkarıp bağlayarak yere attım. Daha sonra kendimi de yatakta yanına doğru bıraktım. İşte yaşamak buydu be. Daha güzel ne vardı lan şu dünyada? Bir Demirkaya’ları bir de kızları s*kmek en zevk aldığım iki şey..
Kendini yüzüstü yatağa bırakan kız kafasını bana doğru çevirip yüzüme baktı. Elini bedenime atıp göğüs kaslarımı okşarken, sanki para karşılığı birlikte olduğu adama değil de sevgilisine bakıyordu.
“Neden bu işi parayla yaptırıyorsun?” sordugu soru ile haddini aşıyordu.
“Canım öyle istiyor. Bir mahsuru mu var?” Kız böyle bir cevap beklemediği için önce afallayıp sonra tekrar konuştu.
“Yanlış anlama. Genelde olduğumuz tipler daha bellidir. O yüzden sordum.” Gerçekte yatan sebebi düşünmek canımı sıkmıştı.
“Sorma. İşini yap.” Esmerin kenardan taşan göğsünü avuçlayıp, tekrar hareketlenen erkekliğimi gösterdim.
Kapının ardı ardına çalmasıyla sıçrayıp doğruldum.
“Aslan kapıyı aç çabuk.”
“Ne oluyor lan? “ esmer pikeyi hızla üzerine çekerken ben de gömleğimi alıp belime sarıp kapıyı açtım.
“Ne var lan? Niye iş üstünde rahatsız ediyorsun?”
Levent yarı çıplak koşmuş, nefes nefese kalmıştı.
“Fabrika Aslan, fabrika da yangın çıkmış.”
Fabrika…
“Nasıl çıkmış lan? Ne yangını?”
“ Bilmiyorum abi aradılar işte.”
“Koş Levent koş." Zar zor giydiğim kıyafetlerimle koştur koştur odadan çıkıp Ayaz’a haber verme fırsatı bulamadan arabalara atlayıp fabrikaların yolunu tuttuk.
Eğer yangın ürünlerin tutulduğu depolara sıçradıysa bitmiştim ben. Tüm emeklerim çöp olurdu…
Fabrikaya gittiğimizde çoktan itfaiye ve polis ekipleri gelmiş, yangında söndürülmüştü. Görüntü genel anlamda çok korkunç görünmese de özellikle ürün depolarının bulunduğu C blok tamamen yanmış gibi duruyordu.
Ben olduğum yerde durmuş sadece yanmış binayı izlerken bizimkiler ve tanıdık tanımadık tüm akrabalar çoktan gelmiş, bir şekilde olaya müdahil olmuşlardı.
Amcam beni görür görmez başını sağa sola salladı.
İki adımda yanına gittim.
“Güvenlik diye kapılara diktiğimiz adamlar sırtımızdan vurmuşlar bizi.”
Amcamın dediğini duyunca hızla etrafıma baktım. Doğru söylüyordu. Geldiğimden beri bir tane güvenlik görmemiştim etrafta.
“Nasıl amca ne yapmışlar ? Güvenlikler mi yakmış fabrikayı ne olmuş?”
Lan eğer öyle bir şey olsun öldürürdüm hepsini.
“Çekmiş gitmişler. Bir tane güvenlik kalmamış oğlum fabrikada. Kundakçılara imkan yaratmışlar, işbirliği yapmışlar gibi duruyor.”
“Kundaklama mı? Kendiliğinden yanmamış mı fabrika?” Levent fabrika yanıyor dediğinde ilk aklıma gelen elektrik kaçağı olmuştu. Halbuki bir fabrikanın yanmasına onlarca şey sebep olabilirdi.
Kuzenim Tolga babasının dediklerine açıklama getirdi.
“Abi polisler kundaklama demişler. Serkan abim de kundakçıyı yakalamış ama kundakçı kurtulup kaçmayı başarmış.”
“Kundaklama mı?” olanı yeni yeni idrak ediyordum.
“Kesin o piçler yaptı lan!” Elimi kafama atıp dumandan kararmış gökyüzüne baktım. En dikkatli olmamız gereken dönemde nasıl bu kadar rahat davranabilmiştik. Dinçer piçi yapmıştı yine yapacağını. Ama mallık bendeydi. Tam düze çıkmışken daha dikkatli davranmam gerekirdi.
Ne kadar dışarıda da olsak sanırım dumandan etkilenmiştim. Hepimiz araçlara atlayıp hastanenin yolunu tuttuk.
Saatler sonra ağır bilanço yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.
Artık tek derdimiz fabrika değil, en önemli derdimiz itibarımızı kurtarmaktı. Ben çok küçükken babam vefat etmiş, bana amcamla dedem babalık yapmıştı. O yüzden yeri çok farklıydı amcamın da kuzenlerimin de.
Hastanedeki oksijen alımının ardından acilden çıkıp koridora ilerledim. Tolga benden önce çıkmıştı acilden. Telefonunda görüşmesini bitiren Tolga’nın yanına ilerleyip karşısında durdum. Sabahtan beri polislerle görüşüyordu.
“Kamera kayıtlarına bakılmış mı?”
“Henüz bakılmamış.”
“Polisten önce kundakçııyı bizim bulmamız lazım. Yoksa bu işin arkasında kim var öğrenemeyiz Tolga.”
Evet öğrenemezdik. Polis ulaşmadan bulup ağzından onu tutanın ismini almam lazımdı.
“Aslan Abi fabrikamızı yaktıkları yetmiyor adımızı da lekelemeye çalışıyorlar. ”
Elimi omzuna atıp konuştum. “Bulacağız koçum. Bulacağız.” Bulacaktım. Ben de Aslan Ağaoğlu’ysam o piçlerin derisini yüzmeden ölmeyecektim.
…
Tam iki gün boyunca ben , arkadaşlarım, kuzenlerim, kuzenim Meltem ablanın kocası Ferhat ve himayemizdeki tüm adamlar yangınla ilgili bütün araştırmaları yapmış ama kundakçıya henüz ulaşamamıştık.
Yangın tamamen planlı çıkarılmışsa benziyordu. İş bir süre sonra sadece yangınla kalmamıştı.
Olayın sadece yangından ibaret olmaması amcam ve dedemin de olaylara dahil olmasını gerektirmişti.
Ailece perişan durumdaydık.
Onlarca güvenlikten bulabildiğimiz bir kaçını çeşitli işkence yöntemlerimizle sorguladık ama sadece kendilerine yüklü miktarda para verildiğini veren kişiyi tanımadıklarını söyleyip durdular.
Bize artık her alanda sağlam ayakkabılar lazımdı ve acımasızlığımızı herkese gösterecektik. Yoksa başımıza yine aynı şeylerin gelmesi an meselesiydi.
Güvenlik kameraları tahrip edildiği için kundakçıyı da yardım edenleri de bulamadık ama incelediğimiz bir kaç esnaf kamerasında kundakçının görüntülerine sonunda ulaşmayı başardık.
Oldukça cılız ince bir oğlan çocuğuydu ama henüz yüz taraması yapacak görüntülere ulaşamamıştık. O yüzden günlerce çevredeki bulabildiğimiz tüm kameraları inceledik ve yaklaşık bir hafta sonra cılız çocuğun geldiği dolmuşa ulaştık.
Yüzü ayan beyan ortadaydı ama daha önce sabıkası olmadığı için kim olduğunu bulamadık. Biz de kundakçının bindiği durağı ablukaya alıp, beklemeye başladık eninde sonunda elimize düşecekti.
TURNA
Yangın günü eve döndüğümde babamın hala eve gelmeyişi işime gelmişti. Kendimi öyle bir halde atmıştım ki eve ablam beni görür görmez korkusundan çığlık atmamak için elini ısırmıştı. Haklıydı da yüzüm gözüm is içinde kalmıştı. Dolmuştaki insanların neden o şekilde baktığını da anlamış olmuştum böylece.
Yangını ve başımdan geçenleri ablama tek tek anlattığımda o da benim gibi o sevgilisi olacak şerefsize hesap sormak istedi ama Metin’e aradan bu kadar gün geçmesine rağmen bir türlü ulaşamadı. Acaba adam beni yangında bırakıp ölmemi mi istedi diye sorgulasakta, bu da pek ihtimal dahilinde değildi.
Neden benim ölmemi istemiş olsundu ki? Bana ne garezi vardı sonuçta?
Gerçi birini öldürmek için gareze ihtiyaçta yoktu. Psikopatlarla dolu bir dünyada iyi bir kaç avuç insan değil miydik? Bence öyleydik…
Haberlerde gördüğümüz öldürülme vakalarında hiçbir sebep yokken psikopatın birinin çıkıp insanları nasıl hayattan çekip aldıklarını da görebiliyorduk değil mi? Metin’de pekala o psikopatlardan olabilirdi.
Günler sonra babamdan fabrika çalışanlarından kaybolan iki kız olduğunu,ailelerinin yana yakına oları aradığını öğrendim.
Polislere göre yangından sonra işi bırakıp izlerini kaybeden iki mühendis ile üç işçi baş şüpheliler arasındaydı. Mühendislerin biri de Metin’di. Yani aslında amaçları beni öldürmek değil kaçırmaktı belki de. Benim yerime ablam gitse muhtemelen de kaçırılırdı.
Bu arada annemi yalvar yakar ikna etmiş, ablamın annemin sözünden çıkmaması karşılığında babama sevgili mevzusunu açmayacağına dair garanti almıştık. Ablamın telefonu artık annemde kalıyor, arayan soran olursa annem ablama haber veriyordu. Tüm görüşmelerini de annemin yanında yapıyordu.
Ablam buna kendi isteğiyle razı gelmişti. Metin ‘in beni kaçırabileceğini düşündükçe ikimizde sonumun Semiha ablama benzeyeceği korkusu ile günlerce kabuslar görmüştük.
Ben mi? Ben annemin de babamın da umurunda değildim. Ne benim telefonumu aldılar ne de kaçta geldiğimi sorguladılar. Sonuçta ne bir erkek bana bakardı. Ne de ben bir erkeğe. O yüzden arada bir arkadaşım Hilal’in evinde kalmama izin veriyorlardı. Sonuçta onları kandırmadığımdan eminlerdi.
Benim erkeklerle o anlamda herhangi bir işim olamazdı. Hem erkeklere bakacak olsam böyle giyinmez kadınlığımı gizlemek için bu kadar uğraşı vermezdim değil mi? İşte bizimkilerin benimle ilgili sonuna kadar inandığı gerçekler bunlardı. O yüzden biri gelip bizimkilere senin kızı bir erkekle sarmaş dolaş gördük deseler yine de inanmazlardı. Zaten en doğrusu da inanmamalarıydı.
Erkekler benim için sadece arkadaş olunabilecek varlıklardı. Sokakta top peşinde koşturabileceğim. Batak oynayıp futbol takımları hakkında konuşabileceğim basit zekalı varlıklardı.
Uzun yıllardır kız gibi takılmadığım için erkekler beni bir süre sonra kız gibi görmeyi bırakıyorlardı zaten. Daha ötesi yoktu, olamazdı. Zekaları basit olsa da yapabilecekleri kötülükler sonsuz, vicdansızlıkları ise sınırsızdı.
Bu sabah da yine her zamanki gibi hazırlanmış üzerime yıllardır giydiğim taşlı bol kot pantolonumla yine oldukça bol beyaz tişörtümü giyerek saçlarımı topuz yapıp şapkamın altına sıkıştırmıştım. Geçen yaz pazardan aldığım ucuz spor ayakkabılarımı da ayağıma geçirdim mi tamamdım. Aynaya bakma gereği bile duymadım. Bakınca istemsiz bir hüzün çöküyordu yüreğime. Kendimi böyle görmek, kendimi çirkin hissetmek, canımı acıtıyordu.
Bugün finaller yaklaştığı için Hilal’le ve Semih’le kütüphane de ders çalışacak sonra da Hilal’in eve geçecektik. Hilal’in evde ara sıra kızlı erkekli buluşur, sohbet muhabbet ederdik. Arkadaş grubumuz genelde kendi halinde kişilerden oluşuyordu.
Oturduğumuz gecekondudan çıkıp durağa doğru giderken Hilal’i aradım.
“Gü-nay-dın canım. Napıyosun bakayım.”
“Gü-nay-dıııııın bebişim napayım kahvaltı yapıp çıkacağım birazdan. Sen ne yaptın?”
“Ben çıktım. Otobüse binip geçeceğim birazdan. Gerçi buradan bir saatte anca geçerim. Sen benden önce kütüphane de olursun.”
“Ay Turnam haklısın da. Gel beraber yaşayalım diyorum da dinlemiyorsun. Valla boşuna çekiyorsun şu yolu.”
“Kiraya verecek param yok Hilal.”
“Kızım senden para isteyen mi var ya? Manyak mısın? Hem ben tek başıma yaşamaktan bunaldım. Keşke gelsen de beraber yaşasak.”
Hilal iki yıldır ayda bir bu teklifle geliyordu bana. Ne kadar benden para beklemediğini bilsem de para vermeden birinin evinde yaşamak yanlış geliyordu bana.
“Tamam tamam sonra konuşuruz bu konuyu. Kahvaltını et sonra da Semih’i ara otobüste çekemem şimdi onu.” Semih iyiydi hoştu da beni gıcık edip takılmak en büyük zevkiydi.
“Tamam canikom sonra görüşürüz bays.”
“Görüşürüz canım bay bay.”
Sırtımdaki sırt çantası yine eşek ölüsü gibi ağırdı. Çantanın tek kolunu kolumdan çıkarıp telefonu çantanın ön kısmına atıp tekrar sırtıma taktım.
Paramı biriktirip akıllı telefonlardan alıp şu derslerin bazılarını en azından kitaplarını indirip halletmem lazımdı. Yoksa kambur olmam yakındı. Hem boyum uzun, göğüslerim de hatırı sayılır derecede büyük olduğu için ileri de kambur olma ihtimalim de yüksek sayılırdı.
Durağa çok erken vakitte geldiğim için benden başka bekleyen kimse yoktu. Sırtımdaki çantayı duraktaki oturma yerlerinden birine bırakıp, okula gideceğim otobüsü beklemeye başladım. Sokak köpekleri yine sabahın köründe sabahın sessizliğini yüksek havlamalarıyla yırtarken biraz daha durağın içine sinip ellerimi göğsümde birleştirdim.
Otobüs iyice geç kalmıştı. İleriden büyük bir hızla gelen son model siyah araba durağın tam önünde durdu. Bizim mahallede olmayacak türden bir arabaydı. Yine de çok incelememek için başka yere baktım. Kafamı çevirdiğim anda arabanın içinden çıkan adamlar üzerime doğru yürüyüp beni tuttular.
Çığlık attım ama da beni kurtarmaya yetmedi. Biri kafamdan tutup zorla arka kapıdan içeriye sokup yanıma oturdu. Diğer tarafta da başka bir adam oturuyordu. Tekrar çığlık atıp debelenince adamlardan biri yüzüme tokatı indirdi. Ağzıma gelen pas tadı korkumu daha çok katladı.
“Yalvarırım bırakın beni. Ben bir şey yapmadım.”
Bu kadar lüks bir arabayla kaçırılıyorsam muhakkak zenginlerden birinin canını yakmış olmalıyım diye düşündüm ama belki de saçmalıyordum. Sonuçta organ mafyası da böyle bir araçla gelip kaçırabilirdi değil mi? Ya da başka illegal suç işleyenler. Acaba beni kötü yola mı düşüreceklerdi? Yıllardır çirkin bir kız gibi görünmek için elimden geleni yapmış olsam da eğer kadın mafyası tarafından kaçırıldıysam bahtsız kaderime lanetler ederdim.
Adamlardan ses çıkmayınca yineledim .
“Organ mafyası mısınız siz? Yoksa kadınları kötü yola düşüren mafyalardan mısınız?”
“Ölmek istemiyorsan kes sesini.”
“ Ne olur bırakın beni Allah rızası için .”
Yanımdaki adam tekrar ağzıma geçirince dişlerimin alt dudağımın içini kesmesiyle bir anda ağzıma gelen kanla öksürmeye başladım. Sessizce ağlamaya başlayıp bir daha da ağzımı açmadım.
Zaten şu yaşıma kadar gün yüzü görememiştim. Ne istedin hayat benim gibi garibandan …Araba durunca gözlerimi ve ağzımı bağlayıp beni çekip indirdiler. Tökezleyip yere düşünce biri kolumu çıkaracakmış gibi çekip yerde sürüklemeye başladı.
Hayvan herif bıraksa yürürdüm ama yürümeme izin vermedi. Sonra sert bir zemine fırlatılıp yanıma geldi bir şey yapacağının korkusuyla titrerken ellerimi arkadan tutarak bağladı. Sonra da ayaklarımı çekiştirip bağlayınca yüz üstü döndürüp karnıma birkaç tekme savurdu sonra da öylece bıraktı.
Babamdan dayak yemişliğim çoktu ama hiçbirinde tekme yiyip nefessiz kalmamıştım.
Kendimi zorla yana doğru atarken üzerime kapatılan kapının kitlendiğini duydum. Öldürüleceğimden artık emindim. Göz yaşlarım gözümün önündeki kumaş parçasını ıslatırken, hem kaderimin ablamınki gibi oluşuna ağlıyor, hem de acı çekerek ölmemek için dualar ediyordum. .