bc

Aşkına dokundum

book_age12+
1.1K
TAKİP ET
4.5K
OKU
goodgirl
drama
no-couple
realistic earth
disappearance
first love
secrets
musclebear
twink
naive
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bilimsel açıklaması olmasa da, kalplerde hissedilen ÂŞK❤️

10 yıllık bir ayrılık

Yeniden başlayan eski bir hikaye

Âşk'a âşık sevgiye sevdâlı

Yetimhanede büyüyen iki gençin çocukluktan beri kalplerinin en güzel yerinde sakladıkları o gerçek âşk

Samet'in hastalığı yüzünden 10 yıllık bir ayrılığın ardından ikisi de hiç beklemedikleri yerde, bir restoranda bir birlerini tanımadan karşılaşırlar ve kalpleri anlatmak iste de beyinlerinin inkar ettiği o hisler

? Ne diyebilirim ki? Gerçek olan hiç bir şey unutulmuyor ve eger ki o gerçek âşk'sa gerçek sahiplerine geri gelir⚜️

Bir az hüzün, bir az eğlence. Çokca aşk ve aksiyon.

Sevgiyi iliklerinize kadar hissetmeye hazır olun çünki hiç duymadığınız ve duyduğunuzda gerçekten seveceğiniz bir aşk masalı geliyor.

Hadi okumaya başlayalım....

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
(1) Geçmiş mi, gelecek mi?
Ben âşkı hissetmedim! Ben âşka dokundum! Aylizden Saat epey geç olmuştu. Altuğu o kadar çok arayıp mesaj atmıştım ki, artık başına bir şey geldi diye korkmaya başlamıştım. Bugün üniversite arkadaşlarımızla bir yemek düzenlemiştik. Herkes farklı şehir ve yerlerde kaldığı için biz de ortak alan olarak İstanbul'u seçmiş ve çok güzel bir restoranda boğaz manzaralı masada hep birlikte oturmuştuk. Herkes farklı yerlerden gelse de tam vaktinde gelmişlerdi. Tabii ben ve Altuğ İstanbul'da yaşıyorduk ve buna rağmen Altuğ gecikmişti. Bir saat geçmişti. Ama henüz ses seda yoktu Altuğdan. Dünden beri o kadar uyarmıştım ve benim için bu yemeğin ne kadar önemli olduğunu belirtmiştim. Üniversite arkadaşlarım hepsi karı kocası, nişanlısıyla gelmişti. Ben de kızlara bir yıldır sevgili olduğum Altuğla geleceğimi söylemiştim. Tabii onlar da diğer arkadaşlarına söylemişti. Onu tek bir defa utana sıkıla anlatmıştım. Ama onlar çok büyük merakla benim sevgilimin kim olduğunu bilmek için bekliyorlardı. Fazla asosyal bir yapım olduğu için biriyle sevgili olma ihtimalime bile inanmıyorlardı. Altuğ hayatıma aldığım tek insandı. Tabi hayatıma ne kadar aldığım tartışılır. Benim ikinci sevgilimdi Altuğ. Sevgi kelimesi çok şeyi içerisinde birleştirse de Altuğa bu kelimeyi veriyordum. Altuğu sevmek ve kabul etmek istesem de, kabul edemiyordum. Tabii ilk sevdiğim adamla olanları hatırlamak bile istemiyorum, üstelik hiç bir şeyi unutmamışken. Çünkü o kadar izi var ki kalbimde o izi kapatmaya çalışıyordum 10 yıldır. Evet sadece 26 yaşım var ama küçüklüğümden beri sevdiğim tek erkeği 10 yıldır görmüyordum. Çok aramıştım, çok uğraşmıştım ve de çok sevmiştim. Ama bir türlü onu bulamamıştım. O geceden sonra kayıplara karışmıştı. Bir daha hiç aramamış ve hiç bir izini bulamamıştım. Ne kadar inkar etsem de kalbim hala onu seviyordu. Onu bulmayı çok istiyordum. Bulmak için her yola el atsam da sanki Samet diye birisi hiç var olmamış gibi silinmişti dünyadan. Altuğ ile olduğum bu bir yıl boyunca sanki ona- kalbimin sonsuzadek tek sahibi olan Samete ihanet ediyormuş gibi hissediyordum. Ama o yoktu ki, ihanet de edeyim değil mi? Peki ben neden bir sevgilim olsa da ona sadık kalıyorum? Elimi tutmasına, beni öpmesine bile izin vermiyorum? İşte acı gerçeklerle her dakika yüzleşiyordum içimde. Hiç sevgilim olmadı ondan sonraki koskoca 10 yılda, kalbim kanatsız kuş misali olduğu yerden hep çırpındı. Kanadı vardı ama uçmak istemedi başkasına. Kalp bu, insanın isteğiyle olmuyor onun işi. Altuğu iki yıldır tanıyordum. Beni sevdiğine inandırmıştı. O kadar çok peşimden koşmuştu ki. Tam bir yıl benim hayatıma girmek ve beni tanımak için her şeyi yapmıştı. Ben ne kadar konuşmasam o kadar fazla benimle konuşmuştu. Beni gerçekten değerli hiss ettiriyordu, özellikle insanlar içerisinde bana ilgili ve dikkatli davranıyordu. Eskileri unutmak için, Sametsiz bir hayata adım atmak için Altuğa bir şans vermiştim. Doğru mu yoksa yalnış mı karar olduğunu şu dakikalarda kendi kendime sorgulasam da. Tabi o benim gerçekten sevgilim değildi. Çünkü Sametin yerine kimseyi koyamadım, kimsenin elini tutup, öpüb sarılamadım. Uzun uzun anlatırdım kendi içimden ilk ve tek aşkımı ama kafam şuan yerinde değildi. Daha büyük bir problemim vardı, hallolması mümkünsüz gibi görünen problem. Çünkü Altuğ bir buçuk saat önce burada olmalıydı ama üç dakika evvel işim çıktı, gelemiyorum mesajıyla ekilmiştim. Artık başına bir şey gelmediğini biliyordum, endişem geçmişti ama ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Bu şartlar altında ten rengimin değiştiğine eminim. Ve üniversite arkadaşlarıma rezil olmuştum, bir kez daha. Küçüklüğümden beri tekrar tekrar başıma geliyordu bu durumlar. Kızlar ve erkekler bana acınası biriymişim gibi bakmışlardı yıllarca. Şimdi özgüvenli gibi olacaktım ama tepe taklak olmuşdu yine olanlar. Söylememiştim henüz Altuğun gelmeyeceğini ama hissetmişlerdi sanırım. Bu durum gerçekten beni üzüyordu. Onlar benim yetimhanede bir başıma büyüdüğümü biliyorlardı. Üniversite zamanında beni az küçük düşürüp, alay etmemişlerdi. Bir yılı bir elbise bir ayakkabıyla geçiriyordum ve onların alaylarına, aşağılamalarına, dalga geçmelerine çok maruz kalmıştım. Şimdi çok şükür işim evim, iyi bir de kazancım vardı. Çok şükür kendime çok güzel bir hayat kurmuştum. Onlara kendimi kanıtlayacaktım bu gün. Eminim beni bu yemeğe yine küçük düşürmek için çağırmışlardı ama ben hazırlıklı gelmiştim güya. Güya çok güzel bir hayatım var ve bakın sizden bir eksiğim yok diyecektim bu gün. Ama yine rezil olmuştum ve yine benimle dalga geçeceklerdi. Çünkü yine acınası bir haldeydim. Belki de onlara yalan söylediğimi düşünüyorlardı. Beni kim sevsin ki? Değil mi? Ben bunları düşünürken aniden hem çok fazla tanıdık hem de hiç duymamışım gibi yabancı bir ses tonlu birisi bana seslendi. "Ayliz, sevgilim." diyen sese doğru döndü bir anda yerde olan bakışlarım. Kalbim bu sesi duyar duymaz sanki yerinden fırladı. Aşırı yakışıklı ve çok güzel bir yüze sahip bir adam bana bakarak gülümsüyor ve masamıza, üstelik benim yanıma doğru yaklaşıyordu. Beni şaşırtan ise, bu adamın bana sevgilim demesiydi. Çünkü bu adamı tanımıyorum ve ilk defa görüyordum. Ama onun gözlerine baktığım o bir kaç saniyede o kadar fazla ve karışık hisler beni esir aldı ki, sanki o gözlerde var olduğumu gördüm. Sanki o gözler bir girdap gibi beni kendine çekiyordu. O da duraksadı başımı kaldırıp gözlerine değdiğinde gözlerim. Kaşlarını çatarak tıpkı benim gibi neler olduğunu anlamaya çalıştığını hiss ettim. Elini sanki kalbinin üzerine koymak için kaldırdı ama yarı yolda indirdi. Hızlı toparlanarak gözünü kapatıp açtı ve kendine çeki düzen verdi. Çok geçmeden adımları yanımda durdu. Kalbimden o kadar derin bir sızı geçti ki yakınımda durunca, sanki içimde kaybolmuş bir varlık kendini bulmuştu şuan, sanki çok uzun zamandır beklediğim o hislere kavuşmuş gibi çırpınıyordu kalbim. Aman Allahım, bu hisler de ne böyle? Elimden tutarak "Toplantı uzun sürdü, özür dilerim. Bu arada herkese merhaba." dedi ilgili ve insanı sesiyle huzurlu ve rahat hiss ettiren bir ses tonuyla. Bu kadar garip hisler hissetmeme sebep olan ne peki? Üstelik bu adam da kim? Gözlerinde gördüğüm ise tıpkı benim gibi birşeyleri sorgulamasıydı. Ben anlamaz gözlerle tekrar yere baktığımda kulağıma doğru eğilip fısıltı ile konuşmasıyla anladım bu adamın bir mucize gibi bana, bu geceki kimsesize yetişmesini. Onun kendinden emin ve benimle konuşurken korkmam gerekmediğini belirten sesi ile nasıl korkarım? Bu adam gerçekten bu geceki mucizemdi. Sametden. Bu gün şirketler zincirime bir şirket daha dahil oluyordu. Bir kaç yılda şirketi epey büyütmüştüm ve büyütmeye devam ediyordum. Ailemden bana emanetti Atkan Holding ve bütün zamanımı harcayarak şirketi günden güne bir üst seviyeye taşımaya çalışıyordum. Bunu başarıyordum da ve bu beni çok mutlu ediyordu. Tüm zamanlarımı işime ayırdığım için başarılı olmam kaçınılmaz olmuştu. Saat 20.00 da çok güzel deniz manzaralı lüks bir restorandaydı gelir gelmez ayarlanan toplantı yemeği. Konusu ise Afat Holdingin benim holdingimin bünyesine geçmesi ile ilgili konuşmaydı. Tam vaktinde gelmiştim restorana. Sebebini bilmiyorum ama içimde tuhaf hisler vardı bu gün. Ülkeye ayak basar basmaz değişik hisler geçiriyordum. Hisediyordum, çox fazla garip olaylarla karşılaşacağım. Kalbim çok hızlı atıyor ve sanki bir şeyler olacağını önceden bana hisettirerek çarpıyordu. Ne garip bir hiss, sanki kalbim bana bir şeyler söylemek istiyordu. Son model özel tasarım arabamı kapıdaki valeye teslim ederek restorana giriş yaptım. Asansöre yaklaştım ve binerek 15. katın tuşuna bastım. Asansör durduğunda çıkarak içeriye tam bir adım atmıştım ki, aniden kalbime giren sancıyla yerimde kala kaldım. Bu neydi şimdi? Neden birden hislerim böyle karışık olmuştu ve kalbim çok sızlıyordu? Kendimi bir az toparlayarak dik duruşum ve kendimden emin adımlarımla iş adamı Faruk Gündoğdu ve bir kaç avukatla benim avukatımın olduğu masaya doğru yürüdüm. Masadakiler beni görüp ayağa kalktı ve hepsi saygıyla bana selam vererek el sıkıştıktan sonra oturdular. Ben de baş köşede kendime yer edindim. Bu ara arka masadaki kalabalık bir gurup dikkatimi çekti. Erkekli kızlı bayağı şen şakrak mutlu gözüküyorlardı. Bir anlık dürtüyle arkaya döndüm ve tam benimle arka arkaya oturmuş bir kız fark ettim. Yüzünü göremiyorum ama saçları o kadar güzeldi ki. Zifiri karanlık saçlar kendini parlaklığı ve canlılığıyla ben buradayım diye bağırıyordu sanki. Bembeyaz teni vardı, saçları toplu olduğu için ince uzun boynu ve sırt dekoltesinden gördüğüm kadarıyla beyaz teni pürüzsüzdü. Hayran olunası bir enerjisi vardı ki, insanda yüzünü görme merakı uyandırıyordu. Çox farklı bir kızdı. Masadakilerden farklı olduğu çok belliydi ve ben bu merak dolu hisslerimi 10 yıldan sonra ilk defa bir kadına karşı hissediyordum. Önüme dönüp kendi toplantı yemeğime ve misafirlere konsantre olmak istedim, ama sürekli dikkatim dağılarak kulağım arka masada, kızın bir şeyler konuşmasındaydı. Kızın sesi o kadar narin ve kırılgandı ki, sürekli konuşmasını ve dinleyerek insana huzuru yaşatmasını hissettiriyordu ortamda. Ama narin sesinde başka bir şey de vardı ki, endişeli bir ses tonuyla konuşuyordu. Masadakiler galiba birini bekliyorlardı, sürekli kıza nerede kaldı gibisinden sorular sorarak küçümsüyorlardı sanki. Ses tonları küçümseyici ve alay doluydu her birinin. İstemeyerek de olsa bu duruma kaşlarımı çattım. Bir gariplik vardı bu kızda ama neydi? Neden onu merak ediyordum bu kadar? Üstelik ona söylenen her farklı tonlu cümleler beni ne kadar da sebebsizce kızdırıyordu. Bir saatin ardından garsonun gelip gelmediğini kontrol etmek için arkaya döndüm ve o an kızın telefon ile uğraştığını ve telefondaki mesajlara elinin titremesiyle cevap yazdığını gördüm. Karışmamak gerektiğini biliyordum ama onu zor durumda olduğunu bir kilometre uzaktaki insan bile fark ederdi. Gözlerimi kıstım ve fark edilmemesine çalışarak mesajlara baktım. Kızın yazdığı 15-20 mesaja karşılık tek bir mesaj olması sinirlenmeme sebep oldu o an. Kız sürekli neredesin, neden gecikdin, seni merak ediyorum tipli mesajlar yazmıştı. Ama karşı taraftan tek bir mesaj gelmişti. Masanın altındaki elimin yumruk olduğunu biliyorum ama sakinleşmek için daha fazla şeye ihtiyacım vardı şu an: +İşim çıktı, gelemiyorum. Sanırım ekmişti kızı ve bu sürekli masadakilerin söylediği ve merak ettiği kişi olmalıydı. Ansızın yine kalbim sıkıştı. Bu Altuğ denilen adam kızın sevgilisiydi değil mi, yani konuşulanlardan anladığım kadarıyla. Böyle narin birini ne olursa olsun yalnız bırakmak çok kötü bir karardı ve o her kimse bu kızı kesinlikle haketmiyordu. 10 Yıl önce çok fazla net olmasa da hatırladığım kadarıyla bende bir kadını ekmiştim. Bu gitme eylemim hastalığım yüzündendi bunu biliyorum. Belki de son kez gözgöze gelsek, son kez dokunsam ellerine gidemezdim ondan. Şimdiki aklım olsaydı onunla 1 yılı onsuz 10 yıla asla değişmezdim. Hastalığımın ilerlemesi ve olduğum ameliyatların etkisiyle beynimde geçmişe dair hatıraların bir çoğu silinmişti ama silik anı gibi bir kız silüeti sürekli oradaydı- geçmişimde. Sadece kesit kesit onunla olan hatıralarımız vardı zihnimde ki, gri duman ötesinde görünüyordu sanki. Yetimhanede kaldığım zamanı unutmuştum ama kalbimde onun izi daima vardı ve her zaman benimleydi. Onu bulamasam da benimleydi, kalbimde. İşte yalnız bırakmanın nasıl bir şey olduğunu bildiğim için bu kıza yardım etmek istiyordum. Ama nasıl yapacaktım ki? İşittiğim kadarıyla ismi Aylizdi. Eminim yüzü de ay kadar güzeldir. Düşün Ayzer, düşün bir yol bul bu kıza yardım et. Aniden beynime doluşan fikirlerle gözlerimin parladığına eminim. Tamamdır bu iş, artık bu fikirle bu kıza yardım ede bileceğim. Arkam dönük olduğu için yüzümü görmediler masadakiler ki, bu da işime geliyordu. Ya sevgilisi ben olursam? Yani rol icabı ben olursam? Masadakiler onun yüzünü görmemiş olmalı ki, gelseydi bahsettiğin kadar yakışıklı olup olmadığını görseydik gibisinden sürekli söylenmişlerdi. Artık kız hiç birşey diyemiyordu. Nasıl derdi ki, bu gece yalnız bırakıldığını. Masama odaklanarak konuşulanları dinlemediğimi için bu günlük toplantının burada sonlanmasını ve yarın ofisimde devam etmemizi istedim. İtiraz etmeden kabul eden herkesle tek tek el sıkışarak vedalaştım. Onlara asansöre kadar eşlik ettikten sonra lavaboya geçip elimi yüzümü yıkadım. Saçımı ve kravatımı düzelttikten sonra restorana geri çıktım. Yavaş yavaş kendimden emin adımlarla yürüyorum. Masaya doğru attığım her adımda vazgeçme kararı bütün vücuduma yayılıyordu. Çünkü benim hiç sevgilim olmamıştı o hatırlamadığım kızdan başka. Nasıl rol yapmam gerektiğini bilmiyordum. Bunu gerçekten yapabilecek miydim? 10 yıl sonra ilk defa yalan da olsa, rol de olsa sevgililik korkutmuştu beni. Ama yapmalıyım, bu kız için yalan söylemeye değerdi. Tüm cesaretimle masaya yaklaşıp her kese gülümsedim ve kıza bakmamla bir an duraksadım. Neden kalbim onu görmemle daha çok sıkıştı ki? Bu kız bana neden bu kadar farklı hissettiriyor peki? Sebep kızın olağanüstü güzelliğe sahip olması mı acaba? Yüzü ay kadar beyaz ve o kadar masumdu ki. Hayatımda hiç bu kadar güzel bir kız görmediğime eminim. Yapmam gerekeni kendime hatırlattım ve kendimi toparlayarak kıza yaklaşıp konuşmaya başladım. Ama ona attığım her adım kalbimin hızını daha da arttırıyordu. İlk ismini ve sevgilim söyleyerek elini tuttum ve konuşmaya devam ettim. Bir kaç bahane ile güya gecikmişim gibi özür diledikten sonra masadakilere de selam vererek kızın yanındaki boş sandalyeye oturdum. Sen tonumu kızla konuşurken daha yumuşak tutmaya dikkat ederek konuşuyordum. Benim gelmemle masadaki onca curcuna ve ses durmuş, hepsi bize odaklanmış durumdaydı. Kızda haliyle şaşırmıştı ve o güzel gözlerini kocaman açarak bana bakıyordu. Yanağına eğildiğimde öper gibi yaparak kulağına yalnızca onun duyacağı kısık sesle konuştum. "Ekildiğini biliyorum, bana ayak uydur sadece. Korkma." diye fısıldadım. Sadece sertçe yutkunuş sesini duysam da bana bu gece ayak uyduracağını biliyordum. O da mecburdu yalan söylemeye. 10 yıl öncesi... Azradan... Gözlerimi sabaha açmak istemiyordum. Sabah olunca ben yalnızlaşacak ve asıl kimsesizliği hissedecektim. Uyku girmiyordu gözüme, şimdi sadece bir kaç saatim kalmıştı onsuz hayatı yaşamaya, hayata başlamaya. Belki bir yıl, belki bir kaç yıl olmayacaktı yanımda ama, onun olmadığı her gün bana asır gibi gelirken, onsuz belki bir ay, belki bir yıl nasıl geçer hiç bilmiyorum. Onsuz hayatı şu bir aya kadar hiç düşünmemiştim. Hep yanımda olacak ve herşeyi birlikte yaparak, kendimize sıfırdan hayat kuracaktık. Gideceğini duyduğumda beri göz pınarlarım bana isyan eder gibi tüm yaş damlalarını gözümden akıtıyordu. Gündüzler onun yanında kendimi çok fazla sıkarak ağlamamaya çalışıyordum. Ama her gece bu yastığın nasıl ıslandığını bir Allah bir ben biliyordum. Bir tarafım sevinç içinde iken, diğer tarafım cehennem azabına kendini hazırlamış gibi derin üzüntü içerisindeydi. Bir tarafım iyileşecek, artık hiç hastalığı kalmayacak ve o hayata daha sağlam tutunacak diye şükür etmediği saniyesi yok iken; Diğer tarafım onsuz kısa ve ya uzun olsa da bir hayata nasıl devam edeceğini hiç bilemezmiş gibi, hayat onsuz nasıl yaşanır, nasıl yemek yenip, nasıl nefes alınır diye telaş içerisindeydi. Düşünmekten beyin hücrelerim bana dava açıp başka yere gitmek istese hiç şaşırmam. Mesai saatleri günde en fazla 15 saat iken artık kaç gündür 24 saat çalışıp beni tatmin etmeye çalışıyordu zavallı beyin hücrelerim. Ama onun yurtdışına gideceğini duyduğumdan beri uyuyamıyordum. Uyursam büyük bir zaman kaybı olurdu. Kalan vaktimizi dolu dolu, doya doya yaşamak istiyordum onunla. Ve onsuz bir hayatı hayal etmek bile beynimin işlevini durdurup tüm kötü olasılıkları aklıma getiriyordu. Tek ailem o iken, tek ailesi ben iken ayrı hayat yaşanılmaz işkence olurdu ikimiz içinde. Biz ilk hayatı anlamaya çalıştığımızdan beri birlikte iken birimiz yokken nasıl yaşanır öğrenememiştik. Ayrı kalacağımız ilk tecrübe olacaktı. Bana sahip çıkmak isteyen koruyucu ailelerin hepsini geri çevirmiştim. Onlara hep Samet yoksa ben de yokum demeye başlamıştım dört yaşımdan beri. Hatırlıyorum bir keresinde 6 yaşımda ağlayarak beni götürmüş ailenin evindeki eşyaları kırarak kötü çocuk gibi görünmüştüm. O gece sabaha kadar eşyaları kırarak aileyi üzdüğüm için ağlaya ağlaya bayılmıştım. Ama Sametten ayrılmayı göze almayarak yapmıştım öyle. Sabahı getirip geri vermişlerdi ve o gece Samet ile uyumuştum. Benim koruyucu aileyi kabul etmediğim gibi Sametde hiçbir aileyi kabul etmiyordu. Biz birbirimizi asla bırakmayacağımıza söz vermiştik. Ama bu defa durum farklıydı. Bu defa sağlık giriyordu devreye. Onun sağlığı benim acizliğimden önemliydi. Onun gerçek ailesi bulmuştu Sameti bu defa ve hastalığına çare bulmak için yurtdışına götürüyorlardı. Ben ona söz vermiştim. O olmadığı zamanlar derslerimi çok güzel çalışacak, üniversiteyi kazanacaktım. Hem de tam burslu. Çok okuyup kariyerimizde çok güzel ve büyük yerlere gelecektik. Arabamız, evimiz, işimiz, her şeyimiz olacaktı. Biz mutlu, huzurlu bir hayat için herşeyi yapacak ve sonunda kimseye muhtaç olmadan kendi ayaklarımız üzerinde dimdik durarak aile olacağız diye gelecekte. Bu hayalleri kurmak bile bana o kadar iyi geliyor ki, gülümseme yerleşiyordu yüzüme gözümden yaş aksa da. Ben her zaman sağlığımı temizliğimi koruyacak yalnızca onun için var olacaktım. Birbirimize hiçbir zaman yalan söylemeyecektik. Şimdiye kadar nasıl söylemedikse, bundan böyle de öyle olacak bizim için. Biz birbirimizi asla yarı yolda bırakmayacağız. Ne yapıyorsak birbirimiz için yapacaktık. Samet bana söz vermişti beni durumundan daima haberdar edecek, iletişimi hiçbir şekilde kesmeyecekti. Söz verdi bana beni asla unutmayacaktı. Samete sonsuz güveniyordum ama onun etrafında birilerinin olması ki, bu birilerinin kadın olma ihtimali tüm bedenimi ürpertiyordu. Sanki zerrelerim tek tek matkabla tutulup sıkılıyordu. Sanki beynim kocaman oluyor, büyüyor ve ben o kadar düşüncede boğuluyordum. Birde başka düşünceler vardı tabi aklımda, olmaz ama, olursa da orda kalır ya unutur beni gibi düşünceler her aklıma geldiğinde ürperiyordu bedenim. Ben onsuz asla yaşayamam. Gece saat 4 olabilir. Onu benden ayrıldığı sadece 15 dakika olabilir ve yalnızca 15 dakikadır görmüyor olabilirdim. Ama sadece 6 saatim kalmışken onun gideceğine, burada uyumak saçma hissettiriyordu. Uyku akan gözlerine kıyamadım onun, zorla yurttaki kendi erkekler odasına göndermiş olabilirim ama yanına gitmemek için şuan zor duruyordum. Başı dönüyor ve kendini iyi hissetmediğini sık sık buruşan yüzünden biliyordum. Ağrısı vardı, her geçen gün daha da kötüye giden bir ağrı. Üstümdeki örtü burada bana düşmanlık ilan eden kızlar tarafından alınmıştı az evvel. Yetimhanede beni seven ve koruyan tek kişi giderken ben tüm bu zorluklarla nasıl tek başıma mücadele edecektim hiç bilmiyordum. Gideceğini duydular Sametin, bana daha bu geceden zulüm etmeye başlamışlardı. Sameti gider ayak üzmemek için sadece susmuştum örtünün alınmasına, kulaklarımı tıkamıştım tüm hakaretlere. Ama biliyordum ki, buradaki cehennem günlerim daha yarın başlayacak ve asıl zorluğa onun yokluğuyla birlikte bu kızların eziyetleri de eklenecek. Şimdi onun uyanmasını bekliyordum. Uyanıp son defa bana aşkla bakan ışıl ışıl gözlere bakmayı, sahiplenmek nedir hissettiren el tutuşunu, omzuna başımı koyduğumda tüm dünyadan uzakta sadece ikimizin olduğu başka bir gezegende gibi hissetmek istiyordum. Ben onu hissetmek istiyordum... Sadece onu... Ve onsuz bir dünya asla istemiyordum... Bu benim sadece son nefes verişim ve son defa nefes alışım olurdu onsuz bir dünyada... ⚜️⚜️⚜️ Karanlık. Evet çok karanlık. Ama gecenin en zifirisi sabahın başlangıcı olur ya, öyle bir karanlık. Odalar var bir sürü etrafımda. Kapılarını açmayı deniyorum, olmuyor. Kilitli hepsi. Birden kulağıma bir ses ulaştı. Sametin inilti sesi, hem de acı dolu geliyordu. Bağırarak etrafımda döndüm. Neler oluyor? Samet nerede? Hangi odada? Neden sesi acı dolu geliyor ki, kulağıma? Kapıları bir, bir tekmeleyerek, yumruklayarak açmayı denedim ama olmadı. Yumrukluyorum olmuyor, kapı kulpunu çeviriyorum ama olmuyor açılmıyor. Kapılara kulağımı yaslayarak dinlemeye başladım. Çok fazla kapı vardı ama 10. kapıdan Sameti buldum. Kulpu çevirdim ve kapı açıldı. Telaşla içeriye girdim. Etrafa göz gezdirdiğimde hiç birşey göremedim odada. Sadece ortada büyük kalın bir direk vardı ve Samet üzerinde oturmuştu. Elleri arkasında bağlı duruyor ve gözleri kapalı olsa da acılı sesler çıkarıyor. Olduğu yerden rahatsız olduğu belli ama inemiyor. Elimi uzattım tutmak için, yetişemedim. Samet diye seslenerek ağlıyorum ama duymuyordu. Sanki Sametin oturduğu direk daha da uzayarak aramızdaki mesafeyi daha da açıyor, ulaşılmaz boyuta getiriyordu. Ellerim havada ağlayarak kaldım öylece yerde ve benden gitgide uzaklaşan Samete bakakaldım. ⚜️⚜️⚜️ Üzerime dökülen soğuk sıvıyla çığlık atarak uyandım. Kabus görmüştüm. Ama bu su ne? Daha ne olduğunu anlayamıyordum. Galiba uykuya dalmıştım Sameti düşünürken. Kahkaha seslerini duymamla başımı kaldırdım ve Sanemi kötü kız grubuyla birlikte yanı başımda ve kızlardan Gülyanın elinde su kovasıyla beklediklerini gördüm. İşgence seanslarına erken başlamış olmalılar. Ama en azından biraz bekledip de Sametin gideceğini... Bir dakika Samet... gitmek... bu gün... Elimin tersini alnıma koydum ve bir of ya dedikten sonra kızları takmadan hemen üzerimi değişip Sameti görmek için hızlı hareketler ederek ayağa kalkmaya çalıştım. Zaten bundan sonraki günlerim hep böyle olacağı için alışsam iyi olacak. Aksi takdirde onlara karşı çıksam beni o tuvalete kilitler bir daha da çıkarmazlardı. Yokluğumu fark edib Samet gibi beni arayan da olmaz bu sefer. "Bu salak neden böyle aceleyle giyiniyor?" dedi kızlardan Alya. "Bize hizmet etmek için acele ediyor o." deyip kahkaha atan Gülyaya kaşlarımı çattım. Acaba neden bahsediyorlar? Bugün Samet gidiyor ve onun gittiğini herkes biliyordu. Peki bu halleri ne? Hızlıca hazırlandıktan sonra yüzümü yıkamadan ve saate bakmadan odadan çıkmaya yeltendiğimde kolumdan tutulduğum gibi geri doğru savruldum. Kafamı yere çok sert bir şekilde vurdum ve kısa bir an gözlerim karardı. Elimle başımı tuttum ve kendime gelmeye çalıştım. Ne yapsalar da Samete yetişmeliydim. Kendimi zorlayarak ayağa kalkmaya çalıştığımda bir kaç kez tökezledim ve yere yeniden düştüm. Kahkaha atarak bana bakan kızların hiç biri bana yardım etmiyordu ve benim yerde bu halde çabalamam hoşlarına gidiyordu. Son defa kalkmak istedim, ama başımdaki ağrı gitgide çoğaldı ve gözlerim istemesem de karanlığa kucak açtı. Samete yetişmeliydim. Güçlü olmalı ve ona son kez veda etmeliydim. Ona son kez sarılmalı, kokusunu içime çekmeliydim. Ama yine başaramadım. Çünkü Samet olmadığı her anda zayıflığım ağır basıyor ve ben teslim oluyordum. Gözlerim kararıyor ve galiba başımdan sıvı birşeyler akıyor, ama ne olduğunu algılayamıyordum. Kafamı yere çok fena vurmuş olmalıyım. Aksi takdirde bu kadar kötü olmam normal değildi. Ağırlaşan göz kapaklarıma inat ederek ayağa kalkmaya birkez daha yeltendiğimde artık kalkamayacak kadar bitkin bir şekilde yere çakıldım ve karanlığın kucak açmış kollarına teslim oldum.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
61.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
530.2K
bc

AŞKLA BERDEL

read
81.2K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
45.2K
bc

HÜKÜM

read
226.0K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
23.7K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook