Güldem, sarsıcı duygu durumlarına rağmen sınavlarını vermiş ve dönem bitmişti. Sevgili dostu Ecem de memleketine dönmüştü. İçinde kaldığı durumu kimseyle paylaşamaması da onu ayrıca yıpratıyordu. Tanıdık olmayan bu duygularla baş etmeye çalışıyor ancak içine attıkça da kördüğüm misali çözülmez hale geliyordu.
Neredeyse tüm günü Korhan'ı düşünmekle geçiyor, sürekli odasına kapanıyordu. Annesi ve babası da ondaki bu değişikliğin farkına varmış, ancak okul yorgunluğunu atmaya çalıştığını düşündüklerinden duruma müdahil olmuyorlardı. Ara ara liseden arkadaşları Nergis ve Selma ile görüşseler de dışarıya çıkmaktan da eskisi kadar zevk almıyordu.
Günler hep birbirnin aynısı olarak geçerken kuzeni Sena'dan gelen bir mesaj ile sevince boğulmuştu Güldem. Sena iş başvurusunda bulunduğu bankadan olumlu yanıt almış ve yerleşmek üzere Ankara'ya geliyordu. Adem Bey ve Güler Hanım da hem Sena'nın iş durumuna sevinmiş hem de Güldem'in eski neşesine kavuşabileceğini düşünmüşlerdi.
Adem Bey Sena'yı karşılayıp eve getirdiğinde Saat gece yarısına geliyordu. Kısa bir ''hoş geldin'' faslından sonra herkes odasına çekilmiş ve kuzenler için sohbet vakti gelmişti.
Güldem tekrar tekrar Sena'ya sarılarak:
"Hoş geldin canım. Sevda ablam evlendikten sonra bir daha bir araya gelemeyiz gibime geliyordu."
Sena da Güldem'in saçlarını karıştırdı,
"Hoş buldum kıvırcık Sevda Uysal pardon artık Sevda Özkan oldu aramızda olmasa da biz ikimiz yeteriz Ankara'ya evelallah. Neyse şimdi yatalım geberiyorum yorgunluktan. Sabah bolca harlarız dedikodu kazanının altını."
Güldem başını salladı,
"Tamam canım uyu dinlen. Gözlerin şişmiş zaten, kıyamam sana. Sabah konuşuruz..."
Sena gözlerini dikip Güldem’i inceledi,
"Sen yatmıyor musun? Benim gözler şiş tamam da sen de panda ayısından hallicesin, morluğu geçmiş kömür olmuş göz altların!"
Güldem tebessümle yanıtladı,
"Yok yatmayacağım. Uykum yok, hoş bu ara pek uyuyamıyorum..."
"Belli zaten bir şeyler var... Zayıflamışsın da biraz. Çözerim ben seni ama şimdi zıbartesi."
"Hadi Allah rahatlık versin uyu sen."
Sena yattıktan sonra Güldem balkona geçip oturdu, gökyüzünde yıldızları izlerken telefonundan açtığı müzikle iyice derinlere dalmıştı. Bir ara üşüdüğünü hissedip içeriye girdi. Yatağına yattı fakat her zamanki gibi gene uyuyamadı. Eli sadık dostu şiir defterine gitti. Öyle sadık bir dosttu ki bu defter; dile dökülmeyen tüm acısını ve hüznünü sözcüklerin sırtına katıp taşımaktan imtina etmiyordu... Kozasındaki uykusundan uyanan sözcükler, Güldem'in dizelerinde kanat çırpıyordu.
Sabah uyanıp kahvaltılarını ettikten sonra her zamanki gibi anne ve babasını işe gönderen Güldem, işbaşı yapmasına daha üç günü olan Sena ile baş başa kalmıştı. Sena muzip tavırlarıyla Güldem'in ne sorunu olduğunu anlamaya çalışıyordu,
"Gelelim kurufasülyenin faydalarına... Neyin var kıvırcık? Bu halin ne? Dökül bakalım."
Güldem çekingen bir tavırla yanıtladı,
"Bir şeyim yok, bildiğin gibi dersler, okul falan işte Sena."
Sena tek kaşını kaldırarak Güldem'e baktı,
"Ben senin ciğerini bilirim, herkese yap ama bana yapma bunu yemem!"
Güldem konuşmak istiyor ancak sanki sözcükler boğazında düğümlü kalıp ağzından çıkmak istemiyorlardı.
Güldem'in suskun tavırlarından sonra Sena gülerek konuyu deşelemeye başladı,
"Aşık mı oldun kızım? Hadi itiraf et rahatla. Söz, hani sadece derslerine odaklıydın, başka hiçbir şey düşünmüyordun? Diye yorum yapmayacağım. Dökül haydi."
Güldem derin bir nefes alıp bir cesaretle cevap verdi,
"Galiba evet."
Sena gözlerini açarak şaşkın bir tavırla karşılık verdi,
"Aha flaş haber! Kıvırcık aşık olmuş. Kim bu sarsıcı delikanlı? Okuldan filan mı?"
"Okuldan değil."
"Ya nerden? Anlatsana kızım devlet sırrı sanki! Kimdir bu çocuk?"
"Pek çocuk da sayılmaz." Deyip başını yere eğdi Güldem.
Sena sabırsızlıkla sesini yükseltti,
"Ne demek bu şimdi? Adam gibi anlat şunu Güldem, söveceğim artık ya. Kim bu kim?"
Güldem de Sena'nın üzerinde kurduğu baskı ve kendi rahatlama isteğinden sesini biraz yükselterek adeta patlar gibi cevap verdi.
"Arkadaşım Ecem'in dayıoğlu Korhan. Otuz üç yaşında, mimar oldu mu?"
Sena ufak bir şaşkınlıktan sonra karşılık verdi,
"Vatana millete hayırlı olsun kıvırcık! Ne zamandır berabersiniz? O kadar konuşuyoruz hiç söylemiyorsun da."
Güldem üzgün bir ifadeyle devam etti,
"Ne beraberliği Sena... Tek taraflı bir şey benimki. Ne arkadaşım Ecem'in ne de Korhan'ın haberi var. Hoş sadece birkaç kez gördüm Korhan'ı ama öyle tuhaf bir şey ki; sanki elinde halatlarla beni kendine çekiyor. İlk gördüğüm andan beri bu böyle. Onu görünce hissettiklerime engel olamıyorum. Kaç gecedir hep aynı rüya, bir tek o... Hayatında mutlaka başka biri vardır. Saçma sapan bir durumdayım ne aklımla ne mantığımla işin içinden çıkamıyorum."
Sena Güldem'in durumuna üzülüp teskin etmek için halde ona sarıldı.
"Dert ettiğin şeye bak! Teknoloji çağındayız bebeğim, öğreniriz hemen senin Korhan'ın gelmişini geçmişini."
"Hepsine baktım fakat ilişki durumuna dair hiçbir bilgi paylaşmamış." Dedi ağlamaklı Güldem.
"Eh aferin sana Güldem! İstek yollasaydın ya."
"Nasıl ekleyeyim Sena? Ben kalp sesim dışarıdan duyuluyor mu diye korkarken, sen istek yolla diyorsun!"
"Ecem'e sorsaydın o zaman çaktırmadan."
Güldem bu kez kızgınlıkla çıkıştı,
"Off ..Sena anlamıyor musun beni? Ben ilgisiz görünebilmek için kırk takla atıyorum, sen ne diyorsun!"
Sena Güldem'i sakinleştirmek için yumuşak bir sesle devam etti,
"Kıvırcığım ilgisiz görünmeye çalışman, senin onunla ilgilendiğin gerçeğini değiştirmiyor. Sana kalsa böyle için için aşk acısı çeker, verem olursun.Madem ilgin var, çabala biraz yahu."
"Peki yaşı? Aramızda on iki yaş var. Ya beni çocuk olarak görürse?"
"Yaşın ne önemi var? Sonuçta bize sorulmadı ne zaman doğmak isterdiniz diye değil mi? Hem de arada on iki yaş fark olunca aşık olunmaz diye bir kural mı var?"
Güldem anlatmış olmanın verdiği rahatlama hissi ile kuzenine sarıldı,
"İyi ki geldin Sena! Çok rahatladım, cidden konuşmaya çok ihtiyacım vardı."
Sena şefkatle karşılık verdi,
"Ayy benim robot sandığım kuzenimin kalbi varmış, ağrısı tutarmış da ben hiç ilgilenmez miyim onunla.."
Güldem güldü,
"Biliyor musun Sena, hep gittiği bir mekana Ecem ile beni de götürmüştü. Yarın akşam oraya mı gitsek beraber? Belki görürüz? İnternetten baktım canlı müzik filan da varmış..."
Sena sinsi bir gülümsemeyle
"Gideriz be!... Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın! Ben göreve hazırım görürüz inşallah Korhan efendiyi." Deyip teklifi kabul etti.
"İnşallah Sena ..." deyip iç çekti Güldem.
Güldem içini dökmüş olmanın getirdiği hafifleme ile kendini daha iyi hisssetmeye başladı. Özellikle de en büyük sorun olarak gördüğü yaş meselesine kuzeni Sena'nın yaklaşımı da onu cesaretlendirmişti. Şimdi tekrar görebilme umuduyla ertesi akşamı sabırsızlıkla beklemeye başladı Güldem.
Ertesi gün Güldem, ailesinden izin ve arabanın anahtarı talebine olumlu yanıt alınca iki kuzen için mesele hallolmuştu.
Akşam hazırlanıp evden çıktıklarında direksiyona Güldem geçti. Sena Güldem'e takıldı,
"Heyecan var mı kız? İnşallah görürüz de artık bir konuşur, iletişime geçersiniz. Yoksa sen bu sır küpü halinle kara sevdaya tutulacaksın."
Güldem,
"Ben bu hissiyatı kendi içimde kabullenebilmeyi bile zor başardım Sena. Kendime itiraf edemediğim bir şeyi başkasına nasıl açık ederim?"
Sena gülerek ,
"Edebiyat yapma kıvırcık yola bak!" deyip Güldem'in yanağından makas aldı.
Yol boyunca Korhan'ı görebilme arzusuyla içi içine sığmayan Güldem, arabayı park ederken ayakları artık yere basmıyor gibiydi. Arabadan inerken Sena ,
"Haydi bakalım bulalım şu Korhancığını kıvırcık!" deyip kuzenine göz kırptı.
"İnşallah Sena canımsın."
Etrafı meraklı gözlerle tarayan Güldem, tam da beklediği şeyi, Korhan'ın arabasını gördü ve sevinçle Sena'yı dürterek arabayı işaret etti.
"Sena, arabası bu işte. Allah'ım dualarımı kabul etti!"
Sena Güldem'in işaret ettiği arabaya bakıp sonra da Güldem'in sevinciyle keyiflendi,.
"Çok şükür canım benim. Sevdiceğinle tanışalım bakalım!"
İçeriye girdiklerinde Güldem, Korhan'ı arayan bakışlarla her köşeyi süzüyordu fakat göremediği için umutsuzluğa kapıldı bir an…
"Ben, arabayı onun arabasına benzettim galiba, yok burda . Geri dönelim istersen Sena."
Sena göz devirip karşılık verdi,
"Yok artık! Buraya kadar gelmişiz eve falan dönemem. Yoksa yok n'apalım? Otur, biraz senin de havan değişsin, itiraz etme, bozuşuruz."
Güldem gönülsüz şekilde kabul etti,
"Tamam Sena, ama moralim bozuldu."
"Tamam Güldem düzeltiriz moralini. Boş bir masaya geçelim de önce."
Güldem oflayarak masaya oturduğu sırada arkasından gelen sesle irkilip başını sesin geldiği yöne çevirdi. Seslenen Korhan'dı.
Güldem, masalarına gelen Korhan'ı görünce duyduğu ani sevinç ile Korhan’ selam verdi,
"Merhaba nasılsınız?"
"Teşekkürler Güldem, iyiyim. Siz nasılsınız?"
Güldem tebessümle:
"Teşekkürler iyiyiz. Sizinle geldiğimizde çok hoşuma gitmişti mekan, kuzenim Sena ile de gelelim istedik." Dedi.
Korhan elini Sena'ya uzattı,
"Tanıştığımıza memnun oldum"
Sena başını sallayıp:
"Ben de." Diyerek cevapladı.
Sena dirseğiyle Güldem'i dürttü. Bunun üzerine Güldem Korhan'ı masalarına davet etti,
"Masamıza buyrun isterseniz, bu kez de ben size kahve ısmarlayayım."
Korhan aldığı davet üzerine keyiflenmiş şekilde gülümseyerek karşılık verdi,
"Teşekkür ederim Güldem, ama kahveler ya da ne almak isterseniz, benden olsun. Birazdan dönerim."
Korhan, birbirine çok yakın olmayan masaların arasından geçerek müzisyenlerin bulunduğu sahneye doğru ilerledi. Solist mikrofonu eline alıp Korhan'ı anons ettiği sırada, Güldem de ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve pürdikkat, solistin devam eden konuşmasını dinliyordu.
"Beni kırmayan sevgili arkadaşım Korhan Yıldırım'a teşekkür ediyor ve mikrofonu ona teslim ediyorum."
Bir anda, Korhan, gülümseyerek solistin yerine oturdu ve gitaristten aldığı gitarı çalmaya başladı. Güldem, şok üstüne şok yaşıyordu. Korhan'ı gördüğü anda bozulan vücut kimyası bu kez iyice altüst olmuştu.
Çok geçmeden şarkıya giren Korhan, Ege'nin Yaz Aşkım şarkısını söylemeye başladı. Güldem hayranlıkla Korhan'ı izlerken, Sena da Güldem'in haline sessizce gülüyordu.
Güldem, Korhan'ın gitarın teline her vuruşuyla ve söylediği şarkının her sözünde bir kez daha artık alıştığı kalp çarpıntısı nöbetine tutuluyordu. Aşk, tüm görkemiyle vücut bulup karşında geçmişti sanki...
Büyülenmiş vaziyette Korhan'ı izleyen Güldem, Korhan masalarına yaklaştığında şarkının bittiğini ancak idrak edebilmişti. Sena, yine Güldem'i dürterek uyardı,
"Ağzını kapat kıvırcık! Geliyor bak."
Güldem toparlanmaya çalıştı,
"Hıı.. ne? Tamam."
Sena sinsi bir gülümsemeyle Güldem'in kulağına eğildi ,
"Aptalı da geçtin şu an ''mal aşık'' durumundasın bak!"
Güldem gözlerini devirerek yanıtladı,
"Tamam, Sena çok yardımcı oldun yani."
İki kuzenin tatlı atışmaları esnasında kendilerine hayli yaklaşan Korhan da gelip masaya oturdu. Her zamanki gibi muhteşem gülüşüyle, Güldem'in karşısında güneş misali parlıyordu Korhan. Güldem’in aşk adına hayalini kurduğu ne varsa onda toplanmış; çekiminden kaçması imkansız hale gelmişti. Korhan'ın selamıyla, Güldem'in içindeki deniz tekrar çoştu.
Bu kez Sena'nın hafif şiddetli çimdiğiyle kendine gelen Güldem, konuşma yetisinin hala mevcut olduğuna kendisi de inanamaz halde Korhan'ı tebessümle karşıladı.
"Hoş geldiniz... Muhteşem bir performanstı. Ben sizin mesleğinizin mimarlık olduğunu sanıyordum halbuki."
Korhan memnuniyet ifadesi gülüşüyle Güldem'e cevaben,
"Teşekkür ederim Güldem, doğru biliyorsun mesleğim mimarlık ama müzik tutkum."
Güldem, Korhan'ın cevabı karşısında yaşadığı kısa bir suskunluk yaşarken Sena söze girdi,
"Tebrik ederim Korhan Bey, şarkı seçiminiz de çok güzeldi. Özellikle de Güldem gibi 90lar hastası dinleyiciler için harika seçim."
Korhan Sena'ya hitaben,:
"Teşekkür ederim. 90'lar şarkılarını ben de çok severim. Güldem'in sevdiğini de biliyordum. Islandıkları gün eve bırakırken, arabada açtığım müzik üzerine söylemişti."
Sena şaşkın bir ifadeyle içten içe ''ne ıslanması, ne evi n'oluyo lan?''derken merak patlamasını dışa yansıtmayıp sadece Güldem'e imalı bir bakış atarak geçiştirdi.
Korhan'ın ''biliyordum''cevabı üzerine, Güldem'in adeta içinde havai fişekler patlamaya başlamış ve umutsuzluk yerini güzel ihtimallere bırakmıştı. Yüzündeki kocaman gülümsemesiyle belli ki Korhan'ı etkilemişti. O anda Korhan da Güldem'in yanağında belirgin hale gelen gamzelerini işaret etti,
"Derinlikler çok önemli..."
Güldem, utançtan yüzüne hücum eden kan sebebiyle kendini saklamak istercesine başını yere eğip karşılık verdi,
"Teşekkür ederim."
Sena konuşmaya dahil olup Korhan'a hitaben,
"Sahne alıyor musunuz hep burada?"
Korhan:
"Hayır, bugüne özel bir durumdu. Kafenin işletmecisi ve solist arkadaşım. Buraya çok sık gelirim. Solist arkadaşımın ricasını kıramadım o yüzden çıktım sahneye."
"Bizim de dinlemiş olmamız güzel bir tesadüf oldu. Öyle değil mi Güldem?"
Sena'nın sorusu üzerine başını kaldırdı Güldem,
"Evet çok güzel bir tesadüf oldu gerçekten."
Güldem'in cevabı sonrası söze giren Korhan,
"Sizin de burada bulunmuş olmanız şahane bir tesadüf oldu..."
O anda çantasından telefonunu çıkaran Sena, Güldem'e mesaj yazmakla meşguldü.
Telefonunun bildirim sesiyle eli masanın üzerindeki telefonuna giden Güldem, mesajın Sena'dan geldiğini görünce kısa bir şaşkınlık yaşayıp Sena'ya dönmüştü ki; Sena'nın gözüyle oku işaretinin ardından, dikkatini telefonun ekranına verdi. Mesajda;
"Kıvırcık ben bir süreliğine uzaklaşacağım yanınızdan, belli ki Korhan da sana karşı boş değil. Fırsatı iyi değerlendir. Kıymetimi bil, bu kıyağımı unutma. Evde de şu ıslanma konusunu anlat bir zahmet!"
Gözleri büyüyen Güldem, bir şey diyemeden Sena ani bir hamle ile kalktı.
"Kusura bakmayın acil bir durum söz konusu, ben kalkmak zorundayım.Size iyi eğlenceler… Güldem arabanın anahtarlarını verir misin?"
"Tabii Senacığım da ne oldu?" Deyip şaşkın bir ifadeyle anahtarları Sena'ya uzattı.
Sena hınzır bir bakış attıktan sonra,,
"Evde konuşuruz canım, gitmeliyim şimdi. Gecikmem merak etme." Dedi.
Güldem ''Yalnız ne yaparım ben!'' dercesine Sena'ya bakıp isteksizce karşılık verdi.
"Tamam canım görüşürüz."
Sena masadan kalkıp uzaklaştığı sırada bir mesaj daha alan Güldem, telefonun ekranına baktı ve gelen mesajın yine Sena'dan olduğunu gördü.
"Arabayı almasam kaçar giderdin kıvırcık, bunu yapmam gerekiyordu."
Güldem, ufak çaplı bir telaş halinden sonra Korhan'a dönüp konuşmaya çalıştı,
"Kusura bakmayın, bazen böyle hesapta olmayan şeyler olabiliyor."
Korhan gülümseyerek yanıtladı,
"Ben halimden gayet memnunum, ne kusuru? Bir de şu sizli bizli konuşmayı bıraksak mı Güldem? Kendimi iş toplantısında gibi hissediyorum."
Duyduğu sözler üzerine kalp çarpıntısına kuruyan ağzı da eklenince güçlükle cevap verdi Güldem:
"Peki Korhan."
Korhan,
"Böylesi daha güzel!" deyip göz kırptı.
Güldem'in aklı, sonbaharda sararmış bir yaprağı rüzgarın önüne katıp sürüklemesi gibi uçup gidiyordu sanki. Başını tekrardan önüne eğen Güldem, Korhan'ın durumu hissettiğinden emin olsa da yine de açık vermemek istiyordu. Korhan da sanki hep bu anı bekliyormuş gibi konuşmaya başladı. "Başını kaldırır mısın lütfen Güldem? Böylesine bir manzaradan kimse mahrum kalmak istemez."
Korhan'dan gelen iltifat üzerine kan bütün vücuduna hücum etmiş damarları zonkluyordu Güldem’in. Yine de cesaretle başını kaldırıp Korhan'ın yüzüne bakabildi.
"Teşekkür ederim..." dedi kısık bir sesle.
Korhan bakışlarını Güldem’in gözlerine kilitlediği anda yüzüne yerleşen ciddi ifadeyi ise sesindeki yumuşak tını reddediyor gibiydi.
"Bak Güldem, bugün burada olman belki tesadüftü ancak şimdi söyleyeceklerim anlık bir durumun yansıması olamayacak kadar derin. Seni ilk gördüğüm halinle de hayli dikkatimi çekmiştin."
Güldem şaşkın ve utangaç tavırla kekeleyerek karşılık verdi.
"Iı Islak halim mi?"
Korhan gülümsedi.
"Masum yüzün tüm olumsuzlukları kapatacak güçteydi inan! Senden gelip aramıza koca bir duvar ören ''abi'' sözcüğü yüzünden sana yaklaşamamıştım. Ama hem mekana girerken arabamı kuzenine gösterip söylediklerin hem de artık şu soğuk kelimeyi aramıza sokmayışın bana cesaret verdi bu konuşmayı yapabilmem için."
Korhan'ın konuşulanları duyduğunu söylemesi üzerine utanç duygusuyla kırmızıdan mora dönmekte olan rengini tekrardan kamufle yöntemi olarak başını yere eğdi Güldem.
Korhan, bu kez de utanan Güldem'i rahatlatmak için konuşmayı sürdürdü.
"Lütfen kaldır başını Güldem… Seni mahcup etmek değildi amacım, sadece aklında benimle ilgili yanlış fikirler oluşmasın diye duyduğumu söyledim. Beni her önüne gelen genç kıza asılan tiplerden zannetmeni asla istemem."
Güldem başını kaldırıp çekinerek sorusunu yöneltti,
"Nasıl duydun peki?"
Korhan ciddiyetle anlatmaya koyuldu.
"Takıldığın nokta buysa açıklayayım: Siz konuşurken ben arkanızdaydım, telefon görüşmesi yapmak için dışarıya çıkmıştım ancak telefonun kesilmesi üzerine sizi görüp selam vermek için arkanızdan geldim. O esnada duydum. Daha sonra da telefon tekrar çalınca görüşmemi yapıp sizden sonra içeri girdim. Bütün bunlar bir işaret Güldem, farkında değil misin? Şu veya bu sebeple bir şekilde yollarımız birleşiyor. Eğer bugün konuşmanızı duymasaydım da bir yolunu bulup yine seninle konuşmayı deneyecektim. Liseli çocuklar gibi sanal ortamda veya telefonda yapamazdım bunu, yüz yüze olmamız gerekiyordu ki senin de bana karşı ilgin olduğundan emin olabileyim."
Güldem Korhan'ın sözleriyle ayakları yerden kesilmiş, utanç ve mutluluğu bir arada yaşıyordu. Bu da suskunluğunu tekrar harekete geçiriyordu. Onun bu sessiz haline son vermek istercesine Korhan:
"Sen bir şeyler söylemeyecek misin Güldem? Birbirimizi yakından tanıyalım istersen ama lütfen susma! Cevabını açıkça söyle."
Güldem içinden çığlık çığlığa evet derken dışında sessizlik hakimdi ve derince bir nefes alıp dudaklarından bir cümle döküldü:
"Sükut ikrardandır Korhan."
Korhan aldığı cevap üzerine; yüzüne yayılan gülümsemesi ile küçük gözleri kısılmış, Güldem ise onun gülüşünde yitip gitmişti. Zaman ilerliyor, sürpriz görüşmeleri sürüp birbirlerini tanımaya çalışıyorlardı. Güldem de çekingenliğini ve suskunluğunu aşabilmiş samimi bir sohbet ortamı oluşmuştu.
Korhan Güldem'e, "Ben içimi sana açtım rahatladım açıkçası. Belki bu ne hız diyorsundur içinden ancak hayat çok kısa, kursaktaki heves olmaktansa hızlı davranma taraftarıyım. Hissettiğim şeyin peşinden giderim.Net bir adamım;bir şey ya vardır, ya yoktur benim için.Varsa, vakit kaybının lüzumu yok,yoksa da "olur mu?" diyerek zorlamanın gereği yok. Şimdi gelelim sana küçük hanım!" diyerek gülümsedi.
Güldem,
"Hayır, hızlı gittiğimizi düşünmüyorum ve itiraf ediyorum, ben de sana karşı tuhaf bir çekim içindeyim. Bu tür duygular, alışık olmadığım şeyler. Açıkçası benim yaşımı sorun etmenden çekiniyordum, beni çocuk gözüyle görmenden." Dedi.
Korhan tebessümle,
"Ben de aynı şeyi sana karşı düşünmüştüm. Sen bana abi deyince, evde aynanın karşısına geçip uzun bir süre kendimi, yüzümü inceledim; çok mu yaşlı duruyorum acaba diye. O yüzden de ertesi gün, spor kıyafetlerle senin de onunla birlikte olmanı dileyerek Ecem'i almaya geldim. Belki takım elbiseden yaşlı görünmüşümdür, bir de böyle görüneyim demiştim kendimce. Kafe fikri de konuşabilmek ve o soğuk kelimeyi kullanıp kullanmayacağını test etmek içindi. Sen de kullanmayınca ümitlerim yeşerdi." Dedi.
Güldem, Korhan'ın itirafıyla şaşıp kalmıştı. İçten içe de ''Bu nasıl bir cin fikirlilik?'' diye düşünüyordu.
"Sana böyle hissettirdiğimi bilemezdim ki… Sonradan ben de çok pişman oldum keşke abi demeseydim diye. Sence de çok garip bir durum değil mi? Hiç tanımadığın birini, sözüne sözün değmemişken; göz göze gelmek kalbin kabullenmesi için kafi geliyor." dedi
Korhan gülümseyip,
"Kalpte işler böyle! Boşuna güzel aklını yorma, ufaklık."
Korhan'ın hitabı üzerine şaşkınlığı büyüyen Güldem, gözlerini açarak karşılık verdi.
"Ufaklık?"
Korhan sesli biçimde güldü.
"Sen de bana abi demiştin güzelim. Ödeştik sanırım."
Güldem bozulmuşsa da Korhan'a kızamıyordu. Gözlerini kaçırıp gülümsedi.
"Öyle olsun bakalım. Biraz da kendimizden bahsedelim. Ben tek çocuğum mesela."
"Biz de iki kardeşiz. Ablam Begüm Fransa'da yaşıyor eniştemin işi gereği. Üç tane de yeğenim var. Çocukları çok severim." Diyerek cevapladı Korhan.
"Çocukları ben de çok severim. Öğretmenliği seçmemdeki en büyük etkendir hatta. Dünyadaki en değerli şey onlar."
Daha sonra Ecem'in anlattığı ablasına asılanı fena benzettiği olayını anımsayıp bununla bağlantılı bir soru olarak devam etti Güldem.
"Seni en çok ne kızdırır peki?"
Korhan ciddi bir ses ve ifade ile cevapladı.
"Laubaliliğe ve terbiyesizliğe tahammülüm yoktur. Ya seni en çok ne kızdırır?"
"Ben genel olarak sakin bir insanım. Öyle büyük öfke hallerim yoktur. Ama saygısızlığa gelemem doğrusu. Bir de çok hassas tabiatlıyım. Diğer insanlara göre bir su damlası bana derya olabiliyor. Kendimizi güncelleme imkanımız olsa, bu duygusallığımı değiştirmek isterdim." Dedi Güldem.
"Duygusallığının boyutlarını az çok tahmin edebiliyorum. Bir keresinde mendil satan bir çocuktan etkilenip okula ağlayarak gelmişsin. Ecem bunu geçenlerde anlatıp böyle yufka yürekli bir insan görmedim, Güldem candır demişti." Dedi ve devam etti Korhan, "Belki benim canıma da canan olursun!"
Bu soru üzerine Güldem'in karnına kramplar girip elleri terlemeye başladı.
"Bu ne asil bir teklif, rüyada mıyım yoksa öldüm de cennette miyim?"
diye düşündü. Tebessümle Korhan'a cevaben,
"Güzel günlerimiz olacak bence."
Korhan da Güldem'in çekingen ve hanımefendi tavırlarına geçen her dakika daha da hayran oluyordu. Güldem'in cevabıyla da kendi kararlılığını onda da görmüş; belirsizliğin çırpındırdığı yüreğindeki hırçın deniz, sütliman olmuştu. Bu rahatlamanın verdiği mutluluk hissiyle Güldem'e:
"Sen bizli bir cümle kurdun farkındasın değil mi?" Diyerek göz kırptı.
Güldem de yanakları kızararak yanıtladı.
"Ufaklık olabilirim ama ne dediğimin de ne istediğimin de farkındayım Korhan."
Güldem'in bu cevabıyla mutluluğu gülümsemesinde can bulan Korhan, parmağıyla Güldem'in burnuna dokundu.
"Yürekli ufaklık... Kuzenini ara istersen eve gecikme, gelemezse ben bırakırım seni."
"Haklısın gecikmeyeyim." Deyip eline telefonunu aldı Güldem ve Sena'yı aradı. Telefonun ilk çalışında telefonu açan Sena yakınlarda olduğunu ve hemen geleceğini söyleyip telefonu kapattı.
Korhan merakla "Geliyor mu kuzenin Güldem?" diye sordu.
"Evet geliyor, yakınlardaymış zaten."
"Tamam. Bu arada telefonunu verir misin?"
Güldem tebessümle "Hani sen, az önce telefon ve sanal ortam liseli çocuk işidir diyen bey değil miydin?" dedi.
Korhan da gülerek yanıtladı,
"O kadar değil küçük hanım, orda dur bakalım. Ben sadece senin gözlerine bakarak konuşmayı, uzaktan hissiz bir konuşmaya değişmem demek istedim. Yoksa teknoloji karşıtı biri değilim. Sesini duyup, iyi geceler veya günaydın mesajı çekmek gayet güzel olur."
"Anladım." Deyip güldü Güldem.
Telefon numaralarını birbirlerine verdikten sonra Güldem, Sena'nın "Geldim bekliyorum" mesajı üzerine toparlandı. Ayağa kalktığı sırada ayağının takılmasıyla düşmek üzereyken ani bir hamleyle Korhan, Güldem'i elinden tutarak düşmesini engelledi.
Korhan, “Güldem iyi misin? Başın falan mı döndü?" diye sordu. Güldem'in ise avuçlarında hissettiği Korhan'ın ismiyle müsemma sıcaklığından başka başını döndüren bir şey yoktu.
Korhan'a dönüp utançla "İyiyim, sadece ayağım takıldı." Demekle yetindi.
"Tamam, iyi olmana sevindim. Kendine dikkat et,sen iyi ol ki ben de iyi olayım."
Güldem de heyecanla "Bize iyi bakacağım Korhan..." diyerek karşılık verdi.
Dışarıya çıkarken geriye dönüp baktığında Korhan'ın kendisini takip eden bakışlarını gördü ve bu kez de mutluluktan ayakları yerden kesilip sendeledi. Yaşadığı rüya gibi bir akşamdan sonra uçuyorcasına arabaya ilerledi.
Sürücü koltuğunda kendisini bekleyen Sena ,
"Hoş geldiniz kıvırcık hazretleri! Alacağım ifadeni eve bir gidelim, çekeceğin var elimden. En önce de şu ıslanma mevzusundan başlayalım." Deyip arabayı çalıştırdı.
Güldem Sena'ya dönüp gülerek,
"Eve bir gidelim, söz anlatırım her şeyi. Ama şimdi çıktığım bulutlardan indirme beni be gülüm!" dedi.
Sena tehditkar bir bakış ve sinsi bir gülüşle karşılık verdi.
"Yiğitsen anlatma! Ciğerini sökerim senin, karabasan olur çökerim uykunda."
Güldem duymazlıktan geldi. Kulağında yalnızca Korhan'ın sesi uğulduyordu.