13 - Nikah Masası

2102 Kelimeler
Nikâh dairesine ulaştıklarında Hakan Bey ve eşi Melek Hanın, oğulları Fatih, Sümeyye Abla ve eşi Hamza ön sırada bekliyorlardı. Arkalarında ise, Mustafa ve Elifi bu mutlu günlerinde yalnız bırakmak istemeyen yakın çevre arkadaşları vardı. Sayıları yüzü aşmış olan huzursuz bir grup oluşturmuşlardı. Ekim ayının serin ve aynı zamanda sıcak olan havasında, yağmur tehdidi altında, rüzgara karşı sabırları tükenmeye başlamışken gelin ve damadı görmekten memnun olmuşlar ve bu memnuniyeti alkışlarıyla belli etmişlerdi. Fotoğraf çekiminden sonraki yol boyunca arabada kimseden ses çıkmamıştı. Hepsi kim bilir hangi düşüncelerle boğuşurken dünyadan kopmuştu? Mustafa anahtarı çevirip arabanın çalışan motorunu kapattıktan sonra kızlar kapıya yönelmişti ki, saliselik atik bir hareketle Elife yönelen Mustafa'nın sesiyle duraksadılar. " Kızlar da arabadayken sana son defa sormak istiyorum. İçinde şüphe olmadan ve kendi rızanla benimle evlenmeyi kabul ediyor musun prenses?" Bazı kelimeleri bilerek daha vurgulu söylemişti. Yutkundu ve daha tedirgin, düşünceli bir sesle devam etti. " Bu sorunun cevabından hala emin olamasam ve yaptığım bu çıkıştan ilerde pişman olma ihtimalimin yüksek olduğunu bilsem bile içinde herhangi bir şüphe varsa seni şuan evine geri götürebilirim ve hayatına kaldığın yerden devam edebilirsin. Önemli olan senin duygu ve düşüncelerin benim için. Bu senin köprüden önce son çıkışın ona göre." Beceriksizce gülümsedi, neden ağlamak gelmişti ki şimdi içinden böyle? Elif bir süre gözlerini ayırmadan Mustafa'ya baktı. Tanıştıklarından beri ilk defa böyle uzun bir bakışını yakalamıştı Mustafa. Elif'in karalığına inat ışıl ışıl olan kömür gözlerinde hükmünü bekleyen mahkum misali kayboldu o an. Elif kısa bir süre sessiz kaldı, Mustafa için bir ömür gibi gelse de kısa bir andı bu. Söylemeyi düşündüğü kelimeleri toparlamak ve cesaretinin kalbini teskin etmesi içindi bu süre. " İçimde hiçbir şüphe olmadan ömrümü ömrünle tamamlamak, acılarını paylaşıp umutlarına ortak olmak istiyorum. Dünyalık hiçbir şeyi bu kadar istememiştim. Rabbim ikimizi de utandırmasın." Elif için söylenmesi cesaret isteyen cümlelerdi bunlar. Mustafa'nın sevgisi ve şefkati kalbinin mührünü öylesine eritmişti ki, şimdilik içeriye sızan ışık huzmeleri bile güç veriyordu Elifin kalbine. Mustafa aldığı cevapla küçük çaplı bir kalp spazmı geçirdiğini sandı. Beklediği cevap bu değildi elbette ki. Son anda Elif'in vazgeçme ihtimali her zaman tetikte olduğu bir durumdu. İyimser ihtimalle ise çekinik, göz teması olmadan verilen mırın kırın sesleri arasında zar zor seçilebilen bir "evet" cevabıydı. Böyle iddialı cümleleri Elif'ten duymak en cesur hayallerine bile uğramamıştı henüz. İsyan edip gözlerinden süzülen ve saniyelik bir zaman diliminde çenesine kadar derin bir yol çizen gözyaşını kızlar görmeden bir çırpıda sildi, o yaşı bir tek Yesrib kokulu yetimi fark etmişti neyse ki. " o zaman hayatımızın bu yeni dönemine adım atmak için vira bismillah diyelim. Rabbim utandırmasın prenses, Rabbim ayırmasın." Tıkanmıştı bir anda. Aldığı cevap bunu hak etmese de söylemek istedikleri boğazında takılıp kalbini tıkamıştı. Vaktini bekleyen cümleleri vardı onun da, caiz zamanlara sakladığı cümleleri.. Herkes derin bir nefes çekti ciğerlerine ve arabadan inmek için kapılarını açtılar. Kızlar da mustafadan farklı değildi aslında, Eliften duymayı bekledikleri karşılık bu değildi. Aynı anda sevinip aynı anda hüzüne boğulmanın şokunu yaşıyorlardı. Betül arabadan iner inmez Elifin kapısına geldi ve ona destek olarak dışarı çıkmasını sağladı. Elif önde kızlar arkada Mustafa da bir metre ötelerinde kalabalığa doğru ilerlemeye başladılar. Tahammül sınırlarının son noktasına yaklaşmış olan kalabalık grubun gelin ve damadı görünce rehavetten alkış tutması üzerine Elifin heyecanı kulaklarından taşmaya yeltenmiş bir nükleer bomba misali içini yakmaya başlamıştı. Fotoğraf çekimi sırasında çıkardığı ve Mustafa'nın " kendini benden saklama" cümleleri üzerine bir daha örtmediği siyah örtünün altında olmamak da kendisini çıplak hissettiriyor, utancından gözlerini yerden ayıramıyordu. Her adım atışlarında başlarından aşağı atılan konfetiler, renkli gül yaprakları ve minik şekerlerle birlikte evlendirme dairesinin içine girdiler. İçeri girdiklerinde, kız ve erkek olarak gruplara ayrılan misafirlerinin yanına gitmek için ayrıldılar. Nikah için sıraları gelene kadar Mustafa erkek misafirler Elif bayan misafirler ile ilgilendi, te briklerini kabul etti. Bir ara Elifin daha önce gördüğünü hatırlamadığı şık beyaz bir elbise ve üzerine işlemeli ceket giymiş uzun topuklu, gayet güzel ve bakımlı bir bayan Elife doğru geldi. Kendisini mütebessim bir yüz ifadesi ile karşılayan Elife sert bakışlar atarken ne olduğunu bile anlamaya fırsat verecek zaman bırakmadan sağ elini sıkıca tutup avuç içine bir kağıt parçası bıraktı ve parmaklarını da bükerek elifin elini yumruk yapar gibi bir şekle soktu. Yine aynı sert ve uyarı verici bakışları ile gözlerini kıstı daha sonra arkasına bakmadan topuklularının sesi ile beraber kararlı adımlarla yavaş yavaş uzaklaştı. Elif gözleri önünde süzüle süzüle giden kadının arkasında şaşkınlıkla bakakaldı. Daha sonra eline sıkıştırdığı kâğıdı hatırladı ve özenle katlanmış kağıdı açtı. İçinde yazan notu görünce dişlerini gıcırdattı istemsiz olarak. " Şimdilik gülüyorsun bu zamanlarının değerini bil küçük cadı. İleride çok ağlayacaksın. Fırsatın varken koşa koşa evine dönmelisin bu sana son uyarımdır. Sonra çok pişman olacaksın örümcek beyinli. Feyza" Feyza'nın nikaha gelecek yüzü yoktu belki ama henüz vazgeçmiş de değildi. Ona göre evli bir erkek kaybedilmiş bir erkek de değildi zaten. Her zaman bir şansı olabilirdi. Nikah bu kadar aceleye gelmeseydi belki daha farklı önlemler alabilirdi ama şimdilik hedefinde Elif vardı ve onu yolundan uzaklaştırmak için elinden geleni yapmaya niyetliydi. Çünkü mustafa aklı başında düşünemiyordu, belki bir büyü altındaydı ya da bitkilerle yapılan bir iksir içiriyorlardı ona, yoksa böyle bir duruma düşmezdi buna emindi. Mustafa'yı bu aptal ve geri kafalı kızın elinden kurtarıp kendi sevgisi ile iyileştirecekti. Ne pahasına olursa olsun. Buna yemin etmişti bir kere. Elif kağıdı avucunun içinde iyi sıkıştırarak buruşturdu ve top haline getirdi. Çenesi birbirine kenetlendi. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. İçinden sürekli olarak " Hasbunallah ve nimel vekil" diye tekrar ederek kalbindeki umutsuz köşeleri sakinleştirdi. Bu kadına prim vermeyecekti artık böyle bir karar almıştı. Bir sineğin vızıltısıydı şimdilik. Kızlar arkadaşlarını görüp yanından ayrıldığı için şükretti, onların bu duruma şahit olmasını istemiyordu. Yanına usulca sokulan Fatih'in sesini duyunca birden irkildi ve dünyaya geri döndü. " Kuzen nasılsın? Çok güzel olmuşsun." Acemice bir göz süzme ve ne diyeceğini bilememenin verdiği kısa bir sessizlik anından sonra Elif başını hafifçe eğerek teşekkür etti. " Babam heyecanlanınca tansiyonu çıkıyor, bilirsin. Bu yüzden beni görevlendirdi." Elindeki kırmızı kurdeleyi gösterdi. " işin aslı ne yapacağımı da tam bildiğimi söyleyemeyeceğim." Mahcup bir gülümseme ile bir Elife bir de kurdeleye bakıyordu. Elif etrafını kolaçan edip kızlardan en yakında olanı tesbit etti. " Esma bir bakabilir misin lütfen." Sohbet grubundan gelen arkadaşları ile muhabbet eden Esma onların yanından telaşla ayrılıp Elifin yanına geldi. Fatih'i görünce duraksadı. Son birkaç gündür nikah için izin aldığından staja gitmemişti. Yanlışlıkla Fatih'in gökyüzü gözlerine takılıp boğulur gibi olsa da belli etmemeye çalışarak Elife döndü. " Buyur abla." Fatih Esma'yı görünce " Elbise çok yakışmış diye mırıldandı, Esmanın onu duyma ihtimalini gözden kaçırmıştı bir an ve söylediğine pişman oldu. Kıpkırmızı olan Esma kuru bir teşekkürle yetindi. Elif telaşla araya girdi. " kurdeleyi belime bağlar mısın?" Ürkek, çekingen ve beceriksiz hareketlerle Fatihin elinden Esma'ya geçen kurdele, Esma tarafından bağlanırken Fatih en içten ses tonuyla " Umarım bir ömür mutlu olursun kuzen. Huzurlu bir aile hayatın olsun yüzünden gülücük hiç eksik olmasın. Eğer enişte bir arıza çıkarırsa ilk bana geliyorsun ona göre." Son cümlesini duyunca elif mahzun bir tebessüm ile karşılık verdi. " Amin Fatih çok sağol her zaman yanımda olduğun için. Darısı senin başına artık senin de böyle mutlu bir gününü görürüz yakında inşallah." Esma'nın gözler inceden sızlamaya başladı. Başını yere eğip " ben gideyim artık." Diyerek kaçarcasına uzaklaştı. Fatih Esma'nın arkasında bakarak " Hayırlısı kuzen, hayırlısı." Demekle yetindi. Bu sırada salonda devam eden bir önceki nikah bitmiş davetliler dışarı çıkmaya başlamıştı. Bir görevli " Mustafa Hacıvelioğlu ve Elif Küçük" diye isimlerini anons edince Mustafa ve Elif birbirlerine baktılar ürkekçe. Heyecanları gözlerinden fışkırıyor nefes almalarına engel oluyordu sanki. Telaşla kapıya yöneldiler. Görevli onları gelin ve damat odasına yönlendirince kızlar da peşlerinden gitti. Odalarına geçip davetlilerin salona girmesini beklediler. Tahmin ettiklerinden daha fazla misafir gelmişti, öyle ki salona sığmayan büyükçe bir grup dışarda beklemek zorunda kalmış. Bazı aileleri temsilen sadece bir kişi girmişti. Aslında misafirleri minimuma indirmek için çok fazla açılmadan davet etmişlerdi tanıdıklarını ama çağırmadıkları insanlar bile duyunca gelmişti, bu güzel günde onları yalnız bırakmak istememişlerdi belli ki. Görevli " Salon hazır, nikah memuru siz de hazırsanız başlayalım diyor" dediğinde kızlardan ufak çığlık sesleri yükselmeye başladı. Odadaki herkesin eli ayağına dolanmıştı. Mustafa son on dakikadır amaçsızca hareket ediyor bazen Elife bir şey diyecek gibi oluyor sonra vazgeçiyor ve volta atmaya devam ediyordu resmen. " hatırlat da sana spor bir ayakkabı alalım nikah çıkışı" diyerek sanki nikaha davetli gelmiş gibi sakince tavırlar sergilediği de olmuştu kısa süre içinde. Elif gayet sakin bir yüz ifadesi ile Mustafa'yı sakinleştirmeye çalışıyor göz göze geldiklerinde ona masum tebessümler gönderip telaşını dindirmek için çabalayan cümlelerle karşılık veriyordu. " Ne oldu bu kıza böyle? Rolleri mi değiştirdiler bir anda?" Zehra Elife yakıştıramadığı için bu davranışları bozulmuştu aslında. O Mustafaya karşılık vermemeliydi ağır takılmalıydı bu tür acizlikler gözünde büyüttüğü Elif karakterinde absürd duruyordu. Esma daha romantik bir gözle bakıyordu her zamanki gibi. " Birbirlerini tamamlamak böyle bir şey işte. Eksik yanlarına destek oluyorlar biri düşerken diğeri tutuyor her zaman." " Şu nikahı bir atlatsaydık hastane ya da karakola düşmeden, Allah'ın izni ile." Betül gözlerini devirerek kapıyı açtı. Gelin ve damat enstrümantal bir müzik eşliğinde salona girdiler. Ziyaretçiler ayağa kalkıp alkışlamaya başladı. Arada ayakları dolanarak nikah masasına ulaştılar, birbirlerine çok yaklaşmamaya özen gösterircesine aralarında bir adam boyu mesafe koymuşlardı. Mustafa bu mesafeye rağmen Elifin koltuğunu çekip onun yerleşmesini beklemeyi ihmal etmemişti. Nikah memuru, Mustafa ve şahitler tokalaştıktan sonra masaya oturdular. Elifin nikah şahidi amcası Hakan Beyi temsilen Fatih Mustafa'nın nikah şahidi Hamza'ydı. Nikah memuru mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı. " Değerli konuklar. Bu mutlu güne her iki aile adında hoş geldiniz diyor ve iyi eğlenceler diliyorum. Ve nikah akdine başlıyorum." Elife yöneldi ve soru. " Adınız soyadınız?" " Elif Küçük" Daha sonra Mustafa'ya yöneldi. " Adınız ve soyadınız?" " Mustafa Hacıvelioğlu" " Birbirinizle evlenmek istediğinizi bize yazılı olarak bildirdiniz. Yaptığım araştırma sonunda evlenmenize engel bir durumun bulunmadığı tarafımdan tespit edilmiş olup şimdi bir kez daha misafirler ve şahitlerin huzurunda sözlü olarak evlenmek istediğinizi beyan ederseniz akdinizi gerçekleştireceğim. Siz sayın Elif Küçük, yanınızda bulunan nişanlınız Mustafa Hacıvelioğlu Beyi hiç kimsenin etkisi ve baskısı olmaksınız özgür iradeniz ile eş olarak kabul ediyor musunuz?" Elif bir süre sessiz kaldı. Tüm davetliler sessizce ona bakıyordu. Kararını vermişse de cevp vermeye utanmıştı bir an. Bu cevap ki ömrünün sonuna kadar şahit yazılacak bir andı. Önüne uzatılan mikrofona doğru eğildi ve gayet nazikçe cevap verdi. " Evet." Herkes coşkuyla alkışladı. Bu cevapla Mustafa'nın zaten var olan heyecanı tarifi imkansız olan derecelere çıkmıştı. Elif'in ise içi rahatlamış yükü hafiflemişti sanki. Nikah memuru Mustafa'ya yöneldi yine. " Siz sayın Mustafa Hacıvelioğlu, yanınızda oturan nişanlınız Elif Küçük hanımı hiç kimsenin etkisi ve baskısı olmaksızın özgür iradenizle kendinize eş olarak kabul ediyor musunuz?" Mustafa'nın heyecandan kulakları uğulduyor kalbi düzensiz atıyordu. En yüksek perdeden seçtiği ses tonu ile cevap verdi. " Evet!" Alkışlar kesilince nikah memuru şahitlere doğru dönerek devam etti. " Şahitler olarak sizler de duydunuz, birbirlerini eş olarak kabul ettiler. Sizler de şahitlik eder misiniz?" Hamza ve Fatih sırasıyla 'evet' diyerek onayladılar. " Ben de medeni yasanın ve belediye başkanımın bana vermiş olduğu yetki ile sizleri eş olarak ilan ediyorum." ve kırmızı evlilik cüzdanını elife vererek" Tapuyu da hanım kızımıza takdim ediyorum." Dedi. Bu sırada kızlar Elife doğru " ayağına bas, ayağına bas!" diye bağırıyorlardı. Elif ayağını masanın altında dolandırsa da muvaffak olamamıştı. Bunu fark eden Mustafa ayağını Elife yaklaştırıp " Bas hadi" dedi kısık bir sesle. Nazikçe Elifin topuğunun tadına bakmış oldu böylece. Nikah defteri imza için gelin, damat ve şahitleri dolaşırken nikah memuru konuşmasına devam etti. "Sevgili Gençler; Şu andan itibaren aile birliğiniz kurulmuştur. Evlenmede asıl ola aile birliğinin ömür boyu mutluluk içinde korunmasıdır. Mutluluk karşılıklı sevgi, saygıya bağlıdır. İyi günleriniz olduğu kadar, kötü ve sıkıntılı günlerinizde olacak. Size düşen görev birbirinize destek olmanızdır. Şimdiye kadar Yüreğiniz ne dediyse onu dinlediniz. Kime işaret ettiyse ona yöneldiniz. Şimdi o iki yürek biz demenin mutluluğunu yaşıyor ve bizlerde buna şahitlik yapıyoruz. Bizim dileğimiz yüreğinizdeki bu sevginin hiç tükenmeden devam etmesidir. Sevginin sabır, sevginin sadakat, sevginin emek olduğunu hiçbir zaman unutmayın diyor ve size ömür boyu mutluluklar dilerken sizi yetiştiren her iki aileyi de kutluyorum. Mutlu olun. Mutlu kalın."   Ve yine tokalaşma merasiminin ardından görevli Elif ve Mustafa'yı tebrik edip dışarıya doğru yönlendirdi. Kızlar salonun kapısında ellerindeki sepetten küçük paketler vererek davetlileri yolcu ediyorlardı. Paketin içinde " Nikahımıza şahit olduğunuz için teşekkür ederiz" yazan kalpli bir çikolata ve hoş bir koku şişesi ve yanında " vesileniz ile ilgili yardım kuruluşuna 50 TL bağış yapılmıştır. Bizi de bu hayra ortak ettiğiniz için teşekkür ederiz. Dua ile.."   yazılı bir kart vardı. Dıaşrı çıkan konuklar Mustafa ve Elifi tebrik edip hediyelerini vererek ayrılıyordu. Son konukla da vedalaştıklarında ve son fotoğrafı çekildiklerinde bir saati geçmişti. Evlilikleri resmen onay alsa da ve dini nikahın hükümleri de yerine gelmiş olsa da Mustafa ve Elif için bu evlilik akdi henüz tamamlanmamıştı. Bunun için son bir yere daha uğramaları gerekiyordu ve bunun için en yakınlarını da toparlayıp yola koyuldular.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE