Korku 🖤⛓️

1477 Kelimeler
Uyandığımda ilk hissettiğim şey sessizlikti. Öyle derin, öyle yoğun bir sessizlikti ki bir an için nerede olduğumu anlayamadım. Gözlerimi açtığımda tavanda yabancı bir avize gördüm kristalleri camdan giren incecik gün ışığını kırıyor, duvarlara ince ışık çizgileri düşürüyordu. Bir süre kıpırdamadan kaldım. Yatağın yumuşaklığı, çarşafın serinliği, odanın kokusu hiçbiri bana ait değildi. İçimde garip bir boşluk vardı. Sonra birden her şey zihnime düştü. Karahanlı Konağı. Civan Ağa. Günlerdir yaşananlar. Uyumadan önce onunla konuşmalarımız birer birer zihnimde canlandı. Kalbim hızlandı. Kim tarafından üzerime örtüldüğünü bilmediğim pikeyi üzerimden hızla itip doğruldum. Saçlarım omuzlarıma döküldü, hafifçe dağılmıştı. Etrafıma panikle baktım, sanki biri beni izliyormuş gibiydi ama odada yalnızdım. Odanın büyük camlarındaki kalın perdeler çekilmiş, içeri ince bir ışık çizgisi giriyordu. Uyuduğumda perdeler aralıklıydı ama şimdi kapalıydı. Uyurken odaya biri girmişti ve kim olduğunu bilmiyordum. Korkuyla yataktan kalktım, dışarıdan kuş sesleri geliyordu. Yatağın karşısındaki büyük aynada kendi yansımımı gördüm . Uykulu ama dinlenmiş bir yüzle karşılaştım. İlk kez odanın detaylarını gerçekten fark ettim. Duvarlarda zarif işlemeli paneller vardı. Yatak başlığı yüksek, koyu renk ahşaptı. Yanındaki komodin üzerinde kristal bir lamba duruyordu. Yerdeki kalın halı ayaklarımın altında yumuşaktı. Dolap, şifonyer, koltuk, hepsi büyük, gösterişli ve pahalıydı. Bu oda benim odam mıydı gerçekten? Bakışlarım odanın köşesindeki ikinci kapıya takıldı. Sabah fark etmemiştim. Yavaşça ayağa kalktım. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama korku yerini meraka bırakmıştı. Kapıyı açtım. Banyonun içine adım attığımda nefesim kesildi. Geniş bir alandı mermer duvarlar, büyük bir küvet, cam kabinli bir duş, altın renkli armatürler. Her şey ışıl ışıldı. Aynalar odanın her köşesini daha da büyük gösteriyordu. Pencere kenarında beyaz havlular özenle katlanmış duruyordu. Bir an için orada öylece kaldım. Bu kadar şatafat bu kadar zenginlik bana hâlâ yabancıydı. Kapıyı kilitleyerek giydiğim kıyafetlerimi tenimden bir bir sıyırdım. Duşakabine girdiğimde derin bir nefes alıp suyu açtım. Ilık su omuzlarıma dökülürken kaslarım gevşedi. Gözlerimi kapattım. İlk kez dünden beri içimde bir parça huzur hissettim. Duştan çıktığımda havluyu saçlarıma sardım, aynanın karşısına geçtim. Yüzüm daha canlı görünüyordu. Valizimi açıp temiz kıyafetlerimi çıkardım, düşük bel kot pantolonumu ve sade bir bluzumu giydim. Çok elbise giymezdim. Yazın sıcaklığında elbise giyer, sonbahar olur olmaz pantolon giymeye başlardım. O kadar fazla kıyafetim de yoktu zaten. Hiçbir zaman fazlasını istememiştim. Elimde olanla yetinen biri olmuştum. Saçlarımı kurutup güzelce ördüm. Telleri dikkatlice ayırdım dağınık ama özenli durmasını istedim. Üzerimi giydikten sonra aynaya bir kez daha baktım. Günlerdir korkmuş kız gitmişti ama yerini tamamen cesur biri de almamıştı. Arada kalmış bir Nazlı vardı karşımdaki. Bir süre odanın içinde dolaştım. Pencereye yaklaşıp dışarı baktım. Bahçe akşam güneşinin altındaydı, düzenli yollar, ağaçlar, uzak duvarlar. Bu ev hâlâ bana yabancıydı ama artık ilk kez gerçek görünüyordu. Sonunda derin bir nefes aldım. Kapıya yöneldim. Elimi kapı koluna koyduğumda kalbim yeniden hızlandı. Bu kapının ardında yeni hayatım vardı. Kaçınılmaz, bilinmez, geri dönüşsüz. Kapıyı yavaşça açtım ve odadan çıktım. Soğuk hava direkt yüzüme çarparken ne yöne gideceğimi bilemedim. Aşağıda hareketlilik vardı ama bu katın büyük balkonu daha cezbedici göründü gözüme. Mardin, Midyat'a daha önce hiç gelmemiştim. Mardin'in başka ilçesinde başka kasabasında yaşamış hayatımın sadece oradan ibaret olacağını düşünüp durmuştum hep. Adımlarım benden bağımsız bir şekilde büyük balkona doğru ilerledi. Hava kararmak üzereydi. Sonbaharın ayazı tenimi bıçak gibi kesiyordu ama soğuğu seviyordum. Sıcağı hiç sevmezdim. İçime derin bir nefes aldım. Gözlerim usulca kapandı. Bu olanları kabullenmek çok basit olmuştu. İsyan etmiyordum. Bu yaşadıklarıma boyun da eğmiyordum. Olması gereken neyse o oldu diye düşünüyordum. Konaktan görünen evler, binalar hatta bütün şehrin ışıkları yavaş yavaş yanıyordu. Sanki Midyat ayaklarımın altına serilmiş gibiydi. Bu görüntüyü yalnızca televizyonda izlediğim dizilerden görmüştüm. Ama şimdi birebir görmek çok başkaydı. Bambaşkaydı. Cebimdeki telefon titreyince pantolonumun arkasına sıkıştırdığım küçük telefonumu çıkardım. Arayan babamdı. Muhtemelen annem arıyordu. Çünkü benim annemin telefonu yoktu. Hiç olmamıştı. Telefonu açıp kulağıma yasladığımda derin bir nefes aldım. "Kızım," diye fısıldadı annem. Ses tonu hüzünlü çıkmıştı. "Vardın mı yerine? İyi misin kızım?" Diye sordu art arda. Dolan gözlerimi sıkıca kapatıp yüzümü gökyüzüne kaldırdım. "Vardım yerime anneciğim, çok iyiyim." Dedim. Sesimi iyi tutmaya çalıştım. "Gelir gelmez uyudum. Saatlerce uyudum. Yeni uyandım ben de." Diye ekledim. Annem bir nebze rahatlamış gibi soluklandı. "Sana iyi davranıyorlar mı?" Diye sorduğunda korkmuş gibiydi. "Aynur Hanım çok iyi davrandı sağ olsun-" Civan Ağa sana bir zarar vermedi değil mi?" Sözümü bölen annem sanki karşımdaymış gibi kafamı hızla iki yana sallayıp gözlerimi açtım. "Hayır hayır, o iyi biri anne." Dediğimde koağın önünde üç araba yaklaştı ve durdu. "Oh çok şükür Allah'ım. Aklım sende kaldı Nazlı kızım." "Ben iyiyim anne," diye konuştuğumda öndeki ve sondaki araçlardan iri yarı adamlar çıktı. Hemen sonra ortada kalan aracın kapısı açıldı. Dışarı çıkan adam sanki varlığımı fark etmiş gibi anında başını kaldırdı. Ve o küçük mavi gözleri anında gözlerimi buldu. Üzerine siyah uzun kaban almıştı. Hava gerçekten soğuktu. Kaşlarını çatarak bakışlarını hızla üzerimde gezdirdi. "Anneciğim sonra konuşalım mı?" diye sorduğumda annem anında kabul edip telefonu kapatmıştık. Civan Ağa bu sırada konaktan içeri girmişti. Adımları sert ve hükmediciydi. Yeri inleten cinstendi. Hızla rüzgarın dağıttığı saçımı kulağımın arkasına sıkıştırıp arkama döndüm. Nereye gideceğimi bilmez bir şekilde etrafa bakınırken merdivenlerden göründü. Elinde kırmızı bir şal vardı. Çatık kaşlarını daha bi çatarak bana doğru adımladığında olduğum yerde kaldım. "Hava soğuk, böyle dışarıda dolaşırsan iki güne zaatüre olursun." Saniyeler içinde karşımda durdu. Şalı açarak omuzlarıma bıraktı. Yüzüme bakmadan şalı omuzlarımdan kollarıma özenle düzeltti. Ne yapacağımı bilmez bir şekilde kirpiklerimi kırpıştırdım. Boynumdaki şalı çekiştirdi, ağzımı burnumu kapatarak gözlerime baktı. "Hastalanmak mı istiyorsun? incecik giyinmişsin." Büyük bir suç işlemiş gibi gözlerimi kaçırdım. "Yüzün kıpkırmızı, dudakların morarmış resmen," sabır dilercesine soludu. "Düş önüme Nazlı." Diyerek yana adımladı. Gözlerine saliselik bakıp hareketlendim. Sinirli gibiydi. Ama ben bir şey yapmamıştım ki. Önüne düştüğümde, arkamdan homurdanışını duydum. Nereye gideceğimi bilmeden odama doğru gidecekken elimden tutarak balkona açılan soldaki kapıya girdik. Elim iri ellerinin arasında minicik kalmıştı. Peşinden içeri girdiğimde sıcak hava anında yüzüme vurdu. Anında burnumun direği sızladı. Hava gerçekten çok soğukmuş ve ben o kısacık süre içinde gerçekten çok üşümüştüm. "Bir daha dışarı çıktığında üzerine kalın şeyler giy." Elimi bırakarak bana döndü. "Tamam." Diye fısıldadım. Göz göze geldiğimizde yüzümde ne gördüysa kafasını iki yana salladı. "Burada bekle." Gözlerime kadar çekiştirdiği şalı indirerek, "Tamam." Dedim yine. Bakışlarını benden çekerek odadan çıktığında olduğum yerde durdum. Burası kocaman bir salondu. Yine gösterişli mobilyalar, büyük avizeler, şamdanlar, kaliteli eşyalarla donatılmıştı. Daha önce böyle bir zenginliğe hiç şahit olmamıştım. Etrafıma büyülenmiş bir şekilde bakınıyordum. Salonun hemen girişinde büyük on iki kişilik ahşap yemek masası vardı. Geri kalan kısımda ise kocaman gösterişli koltuklar konulmuştu. Odanın ortasına kocaman bir orta masa konulmuştu. Yumuşak pahalı halı oldukça büyüktü. Camlar kocaman, perdeler gösterişli ve oda sıcacıktı. Odayı o kadar detayli incelemiştim ki salonun kapısı tekrar açılınca bir an irkildim. Kapıda görünen kişi Civan Ağa'ydı. Üzerindeki kalın kabanı ve içine giydiği siyah yakımın ceketini çıkrmış, siyah gömleğinin ilk iki düğmesini açmıştı. Ayakkabılarını çıkarmış, siyah deri kapalı terlik giymişti. Burada durmamı komik bulmuş gibi minik bir an kaşları havaya kalktı. Dudağının kenarı yukarı kıvrılacakken toparlanıp odaya girip kapıyı kapattı. "Orada mı bekledin gerçekten?" "Sen bekle dedin." Diye konuştum usulca. O bekle demişti ben de itaat etmiştim. Yap Nazlı, yapma Nazlı, gel Nazlı, git Nazlı, sus Nazlı, konuşma Nazlı, boyun eğ Nazlı, gülme Nazlı, sesin çok çıkmasın Nazlı, ayıp Nazlı diye büyütülmüştüm. Ailem tarafından hiçbir zaman şiddete uğramamıştım ama psikolojik olarak sürekli bastırılmıştım. Hata yapmamalı, kim ne isterse ona uymalıydım. Bu da benim görünmezlik, göze batmamazlık iksirimdi. Böyle yaparsam daha az görünür, daha az farkedilirdim diye düşünürdüm. Civan Ağa kaşlarını çattı. "Odada bekle dedim, bıraktığım yerde dikil demedim Nazlı." Hızla yüzümü yere eğdim. Suç işlemiş gibi ne yapacağımı bilmez bir şekilde durduğumda yine karşımda durdu. Yine çenemden tuttu ve yine gözlerini gözlerime dikti. "Korkma benden," dedi usulca. Beni korkuttuğunun farkına varmış gibi kaşlarını düzeltti. "Benden sana asla zarar gelmeyecek." Kirpiklerimi kırpıştırdım. Alt dudağımı gergince dişlerim arasına sıkıştırdım. O bana böyle baktıkça geriliyordum. Bana iyi davranıyor gibiydi. Güzel davranıyordu ama o tehlikeli bir adamdı. Uzak durmam gereken biriydi. O düğünde belki de hiç göz göze gelmemeliydik. Civan Ağa bir an suskun kaldı. Çenemi tutan parmaklarını yavaşça çekti ama bakışını benden ayırmadı. Yüzündeki sertlik, yerini kontrollü bir ciddiyete bıraktı. Derin bir nefes aldı. “Bu evde kimse sana zarar veremez,” dedi alçak ama net bir sesle. “Ne bu evde, ne de benim adımın olduğu yerde, kimse sana dokunamaz.” Beni korkutmak istemediğini biliyordum ama bu sözler içimde garip bir ürperti bıraktı. Ne tam güven ne de tam korku ikisinin tam ortasında bir yerdeydim. Bakışlarını üzerimde bir an daha gezdirdi, sonra çenesini hafifçe salladı. "O yüzde sakın kimseye şu güzel yüzünü eğme." Kirpiklerimi kırpıştırdım. "Bana bile eğme yüzünü güzel Nazlım." Sahiplenici tavrı kalbimi sıkıştırdı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Ama bu sefer yüzümü eğmedim. Sadece kirpiklerimi kırpıştırmakla yetindim. Bu adam ondan korkmamamı söylüyordu ama korkulacak biri olduğunun farkında mıydı acaba? Kafamı onaylarcasına salladım. "Tamam." Diyerek omzumdaki şala sarılıp kapıya yöneldim. Bu odadan resmen kaçarcasına kapıyı açıp kendimi dışarı attım. Civan Ağa tehlikeliydi. Sanki oksijensiz kalmışım gibi derin derin soluklandım. Onu arkamda bırakıp aşağı indim. Gece oluyordu ve beni kandırıyordu. Bana kötülük yapacaktı. Önceden beni kandırmayı planlamıştı işte! Yalancı Civan Karahanlı!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE