Bölüm 5 - Aile Kalesi

1921 Kelimeler
Delirmek zorundaydık çünkü, şiirin tanrıya sadakat yemini var'dır.                                                                             #UmayUmay / #CevapsızAğrı                                                --------------------------------------------- 'Emir! Yakala!' bağrışı ile elinin altındaki arabayı yittiğinde adamın şok olmuş gözlerle Doğa'ya koşması bir olduğunda şükür ki bir yere çarpmadan yakalamıştı kızı. 'Abi ne yapıyorsun ya' 'Kafamı kırmaya çalışıyor.' Doğa'nın göz devirmesi ile beraber Emir kızın yanındaki boşluğa oturup sarılmıştı. Ayak üstü şamata eşliğinde koca grubun sarılması bittiğinde dışarı çıkabilmişlerdi ki Tibet sert fren sesini geldiği yöne dönerek gülümsemesini genişletti. Taner ise anında arabadan inerek kardeşine ilerlemeye başlamıştı. Genç adam da ona yürüdüğünde ortada buluşmaları ile özlemin haddini aştığını göstermek istercesine sarıldılar birbirlerine. 'Aslanım...' 'Abim...' sırtlarına indirdikleri iki üç vuruşdan sonra ayrıldıklarında Taner kardeşinin gözlerinin içine bakıp yandan gülüşünü gösterdi. 'Kapıştık da babama gitmesem geleceğini bilmeyeceğim. Böyle mi kardeşsin lan sen.' 'Ani oldu abi, hem geldin işte dert mi bu da.' 'Dert değil paşam dert değil. Doğa nerde? Kırmışsınız kafayı gözü' Taner'in sorusu ile Tibet hala bavul üzerinde oturan kızı gösterdiğinde adam gülerek o tarafa ilerlemişti. 'Oğlum daha beter olmuşsun sen, bir ay gelmedim altı üstü, spor salonu yemiş gibisin. Kendini niye bu kadar şişiriyorsun' abi kardeş gülerek gençlerin yanına ulaştıklarında Taner Doğa'ya eğilip ona da sıkıca sarılmıştı. 'Sarı... Özlemişim be' 'Bende özlemişim valla abi.' 'Özledim de bu sana yemek mi vermedi ne yaptı, küçücük kalmışsın.' 'Aç bırakmıştır abi baksana, her şeyi kendi yemiş.' Emir'in cümlesi ile Taner güldüğünde derin bir nefes almıştı. 'Ahali sizi bekler, bir yere uğramadan eve geçin. Sonra çıkarsınız.' hepsi baş sallayıp onay verdiğinde Taner arabanın anahtarını Tibet'e uzatmıştı. 'Bir de benim oyuncağın tadına bak Tibet bey.' 'Abi senin yanında araba süremem ben.' 'Ben şirkete uğrayıp geleceğim, siz geçin hadi.' Taner kısa ıslığı ile taksi çağırdığında Tibet Doğa'yı kucaklamıştı yeniden. İki bavul Emir ve Güneş'in arabasına atıldığından adam sadece Doğa'yı bırakmıştı koltuğuna. Kendi de sürücü koltuğuna geçip taksiye binen abisine korna çalarak çıktı hava alanı sınırından. 'Doğa, kemerini bağla da bakalım oyuncak dediği ne kadar sağlam.' kız itiraz etmeden kemerini taktığında Tibet'de bağlamış arabayı kontrol ederek gaza yüklenmişti. 'Taner abide de sende de üç kapı hastalığı var niye?' 'Kaza yapma olasılığı daha az da o yüzden.' 'Ama daha hızlı üç kapılılar.' 'Daha hızlı kedi göz ama ağır, onu da geçelim savrulma eğilimi en aza indirgenmişdir, yüksek olmadığı için devrilme olasılığı da yok.' 'Bu hızla duvara vurman yeter zaten, ne ağırlığı, ne savrulması?' 'Bizdekiler öyle değil işte. Bak.' mırıldanarak elini tavana attığında tuttuğu demir plakayı başı ile işaret etmişti. 'Bunlar aracın katlanmasını engeller. Kaputdan, bagaj kapağına kadar döşeli. O yüzden hızla yapılan kazada sadece arabanın öndeki alanları ezilir, içe gömülmez. Abim camları da değiştirmiş, kurşun geçirmez, normal cam olsa da kazada parçalanma ihtimali yok ama bu camlar sadece çatlak gibi gözükür. Servisde kilitleri açmaları ile buz gibi aşağı iner ama dediğim gibi kilitler açılmazsa çatlak olarak kalır.' Doğa kaşlarını havalandırdığında Tibet koltuğunu kontrol etmişti. 'Koltukda özel çıkışlı, anasını satayım adam arabayı orjinal almış ama parçalar komple değişmiş.' 'Nasıl özel çıkış?' 'Olası bir durumda ön camdan bir şey giremez ama oldu da girdi, kaza esnasında koltuk kendiliğinden geri çekiliyor. Air üç tarafdan görüyor musun, tavan, kapı ve karşı. Gelenin ona saplanması için.' 'Taner abi yarışa falan mı katılıyor?' 'Yok da Yiğit amcamın düğününden dönerken babamın frenleri tutmamış, kardeşimi kaybetmişiz ya, o cam saplanması ile oldu. O günden beri ailenin erkekleri çok dikkat eder bu durumlara. Sırf bizim arabalarda değil, sizin arabalarda da var bu. Sadece siz bilmiyorsunuz.' 'Benim hava yastığım sadece öndeydi' 'Çünkü araba diğer yastıklar için sinyal vermedi. Nasıl evleri özel yöntemlerle koruyorsak bunlar da öyle. Her kazada olmaz anlayacağın. Hızın 90 üstü iken kaza yaparsan açılır hepsi.' sonunda durdukları sokakla Tibet Doğa'ya baktığında kızın anladım dercesine başını sallamasına gülümsemişti. 'Öyle işte kedi göz. Herkesin kendine özel koruma yöntemleri vardır sevdiklerini. Bizimkiler biraz abartılı sadece.' 'Peki bunlar olan programlar mı? Yani öyleyse neden her araca yüklenmiyor?' 'Özel programlar, yazılımları Güneş'le yaptık, ayarlamaları ben yaptım, kurşun geçirmez cam vs zaten hazırdı.' adam açıklamasından sonra arabadan inerek diğer kapıyı açtığında yine kızı kucaklamıştı ki bu defa ard ardına duran dört arabaya bakıp sırıtarak evin bahçesine girdi. 'Arkayı dolaşalım mı?' 'Valla beni görünce zaten şoka uğrarlar ama istersen dolaş.' genç adam erkeksi gülüşü ile adımlarını arka bahçeye yönelttiğinde bir anda karşısına dikilen ablası ve eniştesine bakakalmıştı. 'Tibet, Doğa!' kadının çığlığı ile Yavuz bir iki bedene bir de Doğa'nın ayağındaki portatif alçıya baktı. 'Kaza mı yaptınız? Süikast mi yoksa?' 'Yok abi, bir şey yapmadık, merdivenlerden düştü.' 'Bizi yeme istersen Tibet' Deniz'in suratını ciddiyete boğması ile adam omuzlarını düşürdüğünde bakışları da Doğa'ya dönmüştü. 'Kaza yaptım, önemli bir durum değil ama.' 'Tibet'in seni kucağında taşıyacağı kadar önemli bir durum ama.' Deniz'in tekrar eden çıkışı ile iki genç de göz devirdiğinde Yavuz derin bir nefes aldı. 'Neyse ne, hoşgeldiniz, duyurmayacaksanız içerdekilere anons yapmayalım.' 'Hoşblduk enişte de bu gittikce ağırlaşıyor, içeri mi girsek?' Yavuz başı ile onay verdiğinde derin bir nefes alarak Doğa'nın kolunu omuzuna atmıştı. 'İndir kucağından, anlaşılır böyle.' Doğa'nın sonunda ayakları yere bastığında iki adamın da desteği ile seke seke bahçeyi dolaşmış ardından açık kapıdan girmişlerdi. Kalabalık salondaki bakışlar şaşkınlıkla iki gence döndüğünde Vuslat ve Buğlem harici korkuyla ayaklanmıştı. Kargaşa daha da büyüdüğünde Tibet kızın oturmasına yardım edip babasına döndü bu defa. Adamın gözlerindeki özlemi görebiliyordu ama dahası kızgınlık vardı. Gitmesinin kızgınlığı, özleminin kızgınlığı birikmişti belli ki. Çekingen çocuk edasıyla yaklaşıp adamın elini öptüğünde doğrularak tekrar gözlerine baktı adamın. 'Hoşgeldin oğlum.' 'Hoşbuldum babam.' Vuslat sonunda kızgınlığını da kırgınlığını da bir kenara bırakıp esmer adama sıkıca sarıldığında Tibet bir yıldır hasretini çektiği kokuyu ciğerlerine doldurmak istercesine bir nefes çekti. 'İyisin demi aslanım.' 'İyiyim babam sen nasılsın?' mırıldanarak sertçe yutkunduğunda Vuslat başını sallayıp onaylayıcı gülümsemesini göndermişti ki başı ile Buğlem'i işaret ettiğinde genç adam kadını anında sarıp sarmalamıştı. 'Kraliçem...' 'Tibet'im...' 'Ağlama ama ya, tamam telefonda kabulde karşındayım işte, üzme beni ağlama.' adam çatık kaşları ile ayrılıp kadının dolu gözlerinin altını sildiğinde parmak uçlarına değen ateş sıcaklığı ile başını sağa sola salladı. 'Yapma annem, ne olur kurban olayım yapma.' bu defa da elini öpüp derin bir nefes alarak salondaki herkese sarılmıştı. Bakışları elindeki tabakla şaşkınlıkla kalmış olan Canan hanımı bulduğunda en fırlama gülüşünü yüzüne yerleştirdi anında. 'Canan sultan...' 'Canavar' ona da sıkıca sarıldığında kadın anında boncuk boncuk gözyaşlarını dökemeye başlamıştı. Tibet bu yüzden ayda yılda bir geliyordu işte. Eğer her geldiğinde veya giderken aynı göz yaşlarını görmeyeceğini bilse her ayın sonunda soluğu burada alırdı ama hep sevdiklerinin göz yaşını görüyordu. 'Ama ne sulu göz olmuşsunuz siz ya. Yiğit amcam nerde? O sizin gibi duygusala bağlamaz.' 'Playboyumuz mu gelmiş?' Yiğit'in sesi sonunda duyulduğunda Tibet şaşkınlıkla arkasındaki adama bakıp parlayan gözlerle tepesine atlamıştı adeta. 'Lan yaşlandım ben, dur bi, adam akıllı sarılsana.' 'Hoba... Sen yaşlandım dersen bunlar çürüğe çıkar bak amca.' 'Dediğime bakma sen yaşlanmanın yakınından bile geçmem şu hatun varken.' 'Valla yengem gençleştiriyor da, Evrim ve Emir için aynı şey geçerli bilemem.' 'Onları hiç açma, ömür törpüsü ikisi de.' salondan kahkahalar yükselirken Emir'in sırtındaki Evrim'le bütün gençler de girmişti içeri. 'Emir bak yine bir yerinize bir şey olacak!' Eylül'ün tepkisi ne kadar sert olursa olsun Emir tınmadan sırtındaki kızla koltuğa oturmuştu ki Evrim dengede duramayarak tutunacak yer aramış tam düşmek üzereyken Güneş yakalamıştı kızı. 'Aha ilk kez düşmedim.' kızın sevinç çığlığından sonra Güneş belini kavrayıp Emir'in tepesinden indirdiğinde hiç olmayacak şey olmuş Evrim bu kez de ayağını sehpaya çarpmıştı. 'Ya ama ya... Offf...' 'İyi misin ikiz?' Emir hızla ayaklandığında kızın kıvranan haline baktı. 'Serçe, gitti valla. Vay anam vay...' 'Of... Tibet'in arabasının bozulması kadar acı bir durum bu...' Emir'in cevabı ile Tibet bakışlarını adama şaşkınlıkla çevirmişti. 'Arabam mı bozuldu lan!' 'Tibet!' Vuslat'ın uyaran sesi ile genç adam bu defa babasına baktı. 'Baba ne oldu arabama?' 'Bir şey yok, akü sistemi ile ilgili bi durum.' 'Ne gibi bir durum, akümü kim çarptı?' 'Ben!' Tuanna sırıtarak içeri girdiğinde Tibet tek kaşını kaldırıp kıza bakmıştı bir süre. 'Ne demek sen, abla ya istesen gönderirim oradan, getiririm de, ne diye çarpıyorsun. Sanki istedin göndermedim.' 'Göndermeyeceğinden değil ufaklık, o an ihtiyacım vardı aldım, hem madem yapabiliyorsun niye kendin için yenisini getirtmiyorsun?' 'Çünkü o benim arabaya göre ayarlanmıştı. Sığmıyor standart aküler.' 'Daha on dakika olmadı, bir dur abicim ya, hasret gideremedik daha. Ne aküymüş.' Işık mızırdanıp Tibet'e baktığında adam göz devirmişti. 'Helali hoş olsun, malında değilim. İstediğinizi yapayım ama kurban olayım arabalarıma dokunmayın benim.' adam da isyan içerikli modundan çıkarak Işık'ı kolunun altına çekerek sarıldı anında. 'Amca!' 'Dayı!' adamın bir anda sırtına atlayan iki kalıplı bedenle Tibet ne olduğunu şaşırsa da dengesini sonunda sağlamıştı. 'Ne amcası dayısı oğlum be, yaşlı gösteriyor. İnin bi tepemden.' ikisini de sonunda sırtından indirdiğinde bakışları sırıtan Alaz ve Çınar'ı bulmuştu. 'Sizin büyük boy nerde?' ikisine de sarılıp ayrıldığında Alaz başı ile dışarıyı işaret etmişti. 'Manitası arabasını kaldırıma çıkarmış. Ağır stresde.' 'Manitası?' 'Valla bana manitadan çok ponçik gibi geldi ama...' Çınar'ın sesi ile Tibet kaşlarını daha da havalandırırken bakışları araba ile uğraşan Barlas'dan yavaşca ailesine dönmüştü. 'Yalnış anlamış olabilir miyim yoksa Barlas üç yıl boyunca çalışıp para biriktirerek aldığı arabayı sevgilisine mi vermiş? Dahası bu kız cidden Çınar'ın dediği gibi tiki mi?' adamın garip bir şekil alan yüzü ile Derin adamın kolunun altına girip kollarını beline sarmıştı. 'Malesef bütün duydukların doğru kuzen. Öyle tiki ki anlatamam.' Tibet'in bakışları tekrar Barlas'ı bulduğunda onun sonunda arabadan kopup eve yöneldiğini görmüştü. Adamın bakışları Tibet'le çakışınca çatık kaşlarla karşı karşıya kalsa da yamuk gülüşü ile adımlarını hızlandırdı. Tibet ise Derin'in saçılarına dudaklarını bastırıp ayrıldığında hızlı adımlarla karşısına dikilen Barlas'a sıkıca sarıldı. 'Hoşgeldin abi' 'Hoşbulduk abim hoşbulduk.' 'İyisin demi?' iki beden birbirinden ayrılırken Barlas'ın sorusu ile Tibet usulca başını sallamıştı ama ikisi de adı gibi biliyordu birbirilerine bakan gözlerinden 'Sonra konuşacağız.' cümlesinin iletildiğini. 'Sen nasılsın?' 'İyiyim çok şükür.' 'Aman iyi ol. Nazar boncuğu ile kuzey rüzgarı nerede?' adamın sorusu ile aynı anda bir bağırış koptuğunda Tibet bakışlarını arkasına çevirmişti ki üzerine uçar gibi gelen gri saçlara şaşkınlıkla baktı. Bir anda bedenine sarılan kollarla kendine geldiğinde gözleri boncuk boncuk bakan kızla sırıtmaya başlamıştı. 'Nazar boncuğu.' 'Miray'ın geldi Tibet'im.' cümle ile bütün salonun şen kahkahası yükseldiğinde adam daha sıkı sarmıştı kızı. 'Kurban olsunlar Miray'ıma o zaman.' 'Olsunlar tabi' kızın sırıtan hali adamı hala bırakmadığında Tibet'in gözleri Ömür'ü bulmuştu. Kolunun tekini açıp adama yol gösterdiğinde o da sarıldı. 'Bu delinin bırakacağı yok be kuzey rüzgarı.' 'Az önce kurban olsunlar diyordun, aşk olsun yiğidim aslanım.' Miray'ın kolları Tibet'den ayrıldığında astığı suratı ile Doğa'nın yanına oturup ona sarılmıştı bu defa. 'Ne kıskanç oldun kızım sen. Anaokulunda bile böyle atarın yoktu.' Ömür'ün seslenmesinden sonra Barlas'ın göz kırpışını Miray ve Doğa hariç herkes görmüştü. 'E olsun o kadar Ömür, anaokulunda daha güzeldi sonuçta.' 'Barlas!' Miray'ın cırlamasından sonra Barlas sırıtmasını geri çekmiş başını sağa sola sallamıştı anında. 'Ne kızım, doğruya doğru şimdi. Bu küçükken daha tatlıydı, şimdi ekşi.' 'Ne ekşiliğimi gördün ya, gidin öteye azıcık. Emir beni böyle de sever, dimi sarışınım.' kız yanındaki adama bir umut diyerek baktığında adam dayanamayarak kollarının arasında çekmişti. 'Severim tabi boncuk göz, bunlar güzelden anlamaz, sen hiç takma.' adamın şefkatle sarışından sonra tekrar kahkahalar yankılandığında Taner eve girmişti. Tibet'in bakışları sabahdan beri ortada görünmeyen yengesini arasa da sesini çıkarmamıştı. Onun da zamanı gelirdi elbet. Taner ufak bir baş selamı ile koltuğa bedenini bıraktığında Tibet'de yanındaki Ömür'e bakıp başını ne oldu dercesine salladı. 'Taner abiyle konuşsan daha iyi.' 'Baba müsade edersen bi abimi alabilir miyim?' Vuslat içindeki sıkıntıyı belli edercesine nefesini bırakarak başını salladığı gibi Taner'in sırtına destek veren vuruşunu gerçekleştirmişti. İki adam da sakin adımlarla bahçeye çıktıklarında oturdukları bahçe takımına iyice yerleştiler. 'Abim.' 'Buyur paşam.' 'Neyin var? Yengem nerde?' Tibet'in sorusu ile Taner yemekden yara açtığı dudağını ıssırarak sıkıntılı nefesini ciğerlerine doldurup saçlarını karıştırdı. İçi koz yangınlarda kavruluyordu da ne dert yana biliyordu ne başka bir şey. Oysa bütün ailesi biliyordu, defalarca dertleşmesi için ona destek çıkmışlardı ama Taner, sanki Tibet'le rahatlayacağını bilir gibi iyiyim diyerek geçiştirmişti. 'Tibet, ben batıyorum aslanım. Yok oluyorum ben.'
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE