'Tibet, ben batıyorum aslanım. Yok oluyorum ben.'
'Allah korusun, ne oldu abi anlat. Elbet bir çıkışı vardır derdinin, hallederiz.' adam dilini dişleri üzerinde gezidrip gözlerini kardeşinin harelerine çevirdiğinde onun güçlü duruşundan almıştı gücünü.
'Hani istemiyoruz demiştik, düşünmüyoruz demiştik ya bebek için.' Tibet'in başı usul usul sallandığında Taner Buğlem'in bıraktığı bardağa bakıp gülümseyerek gidişini izlemişti.
'İstemediğimizden değildi. Biz on yaşındaydık, babamın işleri yüzünden şikayette bulundular, babam hır gür çıkarsa da eli kolu bağlandı. Bir hafta yetimhanede kalmıştık, o bir hafta da üzerimize çok geldiler, abim beni korumak için diklense de ben daha çok diklendim. Her gece dayak yedim, o dayağı babama söylemedim, abime de söylemedim babam bir şey yapar bizi tekrar oraya götürürler diye. O darplarla gelişen bir şey oldu, baba ol-'
'Olacaksın. Tamam anladım ben abim de ayrılmadınız demi bu yüzden? Yengemi biliyorum, bırakmaz o seni, Ada inattır.'
'Bırakmadı ama onun da hayatını dibe çekiyorum Tibet. Defalarca mahkemeye başvuru yaptım, şirketin en iyi avukatlarını yönlendirdim ama o ne yaptı hayatını yaşayıp anne olmak yerine babamla konuştu. Babam da avukatlara emir verip benim savunmamdan geri çekti. Bıktırmaya çalışıyorum, bıkmıyor.'
'Kafan güzel mi abi senin, öyle karın var daha ne istiyorsun. Millet bağırdı diye ayrılır, donuna kadar alır, Ada yengem sana destek çıkıyor sen de şikayet mi ediyorsun? Bak eyvallah küçüğüm, evlenmedim, baba olmadım, anlattıklarını bilmem, belki bekara karı boşamak kolay der anlamadığımı da söylersin ama eğer azıcık hatırım varsa git evine, karının elinden tut, ben sizi biliyorum, didişirsiniz, kapışırsınız ama hepsi el ele olur.'
'Tibet, ona engelim ben. Anne olamıyor, ona o mutluluğu yaşatamıyorum, kaç yıl oldu baksana.'
'Ona engel değilsin, sen umuduna engelsin. O kafandaki setleri kaldır bi, bi doktor ayarlayalım. Gerekirse beraber geçeriz, olması gerekenin en iyisini yaparız. Hem Aras amcamda aynı dertden müzdarip değil miydi? Bak şimdi, Güneş doğdu büyüdü de adama kafayı yediriyor.'
'Amcam başlangıç tedavisini yaptırmıştı, imkansız Tibet, tamam belki imkansız değil ama imkansızın bir adım ötesinde bu.'
'Ben Taner Kasırga'yı tanıyorum, ben Kasırga'ları, ailemi tanıyorum abi. Ne imansızlıklarımız olmuştur bizim. Emir için yaşaması imkansız demediler mi, babam, amcam, yengelerim, bir gün olsun o hastaneden çıkmadı Emri iyi olana kadar. Şu haline bak, babam senin bu durumda olduğunu gördükce ne hale geldi? Ya annem? Senin pes edişini gördüğünde gülüp geçti mi?'
'Onlar da ayrı dert zaten. Ben iyice sarpa sardım. Abim, ablamlar benim için uğraşıyor, babam, annem benim için uğraşıyor, babamın zaten arada çaktırmasa da nefesi daralıyor, onlar üzülmesin diye toparlanayım mı, babamı ikna edip adam akıllı doktora mı götürüyüm, annemin gözündeki yaşı mı siliyim yoksa Ada'nın elini mi tutayım anlamadım ben. Babama hastane diyince çatıyor kaşlarını sen gidiyor musun doğru dürüst eşek sıpası da beni ikna edeceksin diyor.' Tibet kaşlarını havalandırıp başını usulca salladığında Taner'in omuzunu sıkıp derin bir nefes almıştı.
'Abim sen git yengemi al gel. Oturun bi konuşun, yine kavga edin, etmeyin demiyorum, sizin evliliğinizi hayatta tutan kavganız zaten ama bu konuda konuşun. Ben de ordaki arkadaşlarımdan bir kaçı ile görüşeyim. Babama da azıcık ufak Tibet rolü oynayıp hastaneye gitsin diye ikna edeyim, sonrası kolay.'
'Yapabilir miyim dersin?'
'Taner Kasırga uçan kuşdan tut, yerdeki karıncaya kadar yapılacak herşeyi yapar. Bunu bırak, benim hatırım için dene.'
'İyi ki varsın be paşam.'
'Asıl siz iyi ki varsınız, siz olmasanız ben ikna etme kabiliyetini nasıl öğrenecektim.' Tibet'in gülüşü ile Taner yıllardır gerçekden tebessüm etmeyi unutmuş yüzüne bir tebessüm yerleştirmişti. İkisi de ayaklandığında adam içeri girmeden kendi evine yol almış, Tibet ise derin bir soluk alıp giden Taner'in ardıdan bakarak içeri girmişti. Bütün gözler onda olsa da babasının ve annesinin bir umut bakışını biliyordu adam. İkisinin ortasına gidip oturmaya kalktığında Vuslat anında çocuğu engelledi.
'Gurbetçiyim ben ya, annemi hala kıskanıyor musun baba.'
'Git öbür tarafa otur, girme canımın yangınıyla arama.' Tibet göz devirip başını sağa sola salladığında bakışları da Doğa'nın telindeki tabletini bulmuştu. Hızlıca ilerleyip koltuk koluna yerleştiğinde kızın bakışları ona dönse de anında çekmişti elinden.
'Tibet.'
'Dur be kedi göz, iki dakika sadece, telefon çalışmıyor.'
'İyi.' Doğa devirdiği gözleri ile yanındaki Emir'e dönüp muhabbetine devam ederken Tibet ulaştırması gereken mailleri sahiplerine göndermiş ardından kızın kucağına tableti bırakıp yanağını sıkmıştı.
'Sağol kedi göz.'
'Rica ederim.' Doğa'nın imalı konuşmasından sonra adam oturduğu koldan kalkıp bakışlarını anında masaya çevirmişti.
'Acıktım ben.'
'Abin nereye kayboldu, o gelsin başlayalım.' Buğlem'in sesi ile Tibet gözlerini devirdiğinde açılan kapı sesi canına can katmıştı resmen.
'Geldik anne' bütün gözler uzun zamandır el ele görmedikleri çifte döndüğünde kaşlar havalansa da Vuslat'ın bakışları iki oğlunun arasında gezmişti.
'Kız yenge, kilo mu aldın sen?' Tibet'in cümlesi Ada'nın kaşlarının havalanmasını sağladığında adam sırıtan yüzü ile kadına sarılmış son anda abisi ile göz göze gelip tuttuğu eli bırakmaması için bir uyarı bakışı göndermişti ki Taner Ada'nın elini bırakıp kadının beline sardı kolunu.
'Ne sarıldın lan karıma, bak orada Tuanna var, git ablana sarıl.'
'Vay arkadaş, babam kovar, abim kovar, şimdi ablama giderim sırnaşma der, ya kim sevecek beni. İlgiye ihtiyacım var benim.'
'Oğlum sizin aynı yaş aralığında olmanızın bir diğer sebebi bizimle değil birbirinizle uğraşın diyeydi.' Yiğit'in yanıtı ile Tibet 'öyle mi' dercesine gözlerini kısıp başını sallamıştı ki adamın da 'Öyle' demesi ile Evrim'i kendine çekti.
'Kız insanlık tarihinin müthiş Evrim'i, bunlar beni sevmiyor sen sevsene.'
'Severim tabi, şu esmer şekeri sevilmez de kim sevilir Allah aşkına. Evde baba, anne, ikiz sarı, aynada ben sarı, senin gibi esmeri bulmuşum sevmez miyim ben.' kız Tİbet'in yanağını sıktığında adam sırıtmıştı ki Evrim aniden elini çekmiş işaret parmağını da gözüne çarpmıştı.
'Of ya!' iki büklüm inleyişi ile Tibet kızın anında bileklerini yakaladı.
'Sev dedim kendini oydun be sarı şeker. Dur, dur bakıyım bi.'
'Çok kötü vurdum ya.'
'Evrim çek elini bakayım bi' Tibet'in anında ciddileşen ses tonu herkesin ilgisini çekerken kız şaşkınlıkla da olsa dolan gözünü açmaya çabalamıştı.
'Var mı bir şey abi.' Emir'in de panik hali ile bakmasından sonra adam iyice kontrol ederek başını sağa sola salladı.
'Kirpiği batmış, bir kaç gün kanlanır geçer sonra.'
'İkiz iyi misin?'
'İyiyim ama nazımı çekecek ikize ihtiyacım var.' Evrim'in alt dudağı sarktığında bütün ailenin gülüşmeleri yeniden yer edinmiş Emir ise anında kardeşine sarılıp başına dudaklarını bastırmıştı.
'Kurban olayım senin nazına.' hep beraber masaya yerleşip yemeğe başladıklarında Vuslat bütün çocukların üzerinde gözlerini gezdirdi. Ne çabuk geçmişti yıllar, ne ara büyümüşlerdi. Büyümeleri yetmez gibi bir de birbirleri için endişelenir olmuşlardı. Gözleri Doğa'yı bulduğunda kızın tedirgin halini görse de bakışları çakışmış Vuslat güven verici gülüşünü göstermişti. Belki de bir ailenin aile olmasına en büyük etkendi güven. İnsan güvenemediği biri ile kaç dakika bir arada kalabilirdi ki, güvenmediği kime duygularını açardı. Olmazdı işte, eğer bir güven var ise ortada karşıdaki başka insanlara en kötü tavrını dahi sergilese yine de yanında olurdu insan.
'Eee nasıl gidiyor, alıştınız mı başınızın çaresine bakmaya?' Aras'ın sesi ile Tibet omuz silkse de Doğa kaşlarını havalandırıp soluğunu bir anda bırakmıştı.
'Başımızın çaresine bakmak kolay da amca, Tibet'in başının çaresini kontrol etmek epey zor.'
'Bak yine başlıyor.' Tibet'in göz devirerek elindeki çatalı bırakması ile Doğa dudaklarını birbirine bastırıp gülmesini engellemeye çalışmıştı.
'Hep bela açıyor başıma amca.' Doğa'nın bakışları Vuslat'a döndüğünde Tibet'in gözlerinin tabağında olmasını fırsat bilerek adama işareti vermişti.
'Ben bilmez miyim oğlumu, bir düzgün durmaz ki'
'Hah... Amca yiğen bir olun zaten siz. Yazık günah şu sabiye, gelin gelin, yumruğu hazır olan varsa bir de o vursun.' Tibet'in isyanından sonra Doğa bu kez adamın yüzüne bakmıştı.
'Yalan mı söylüyorum Tibet. İki dakika boş bıraksam anında bir olay. Ya kavga, ya basın.'
'Basın nerden çıktı ya, tamam kavga ediyorum da basın ne alaka?'
'Tibet basın konusuna hiç girme derim yiğenim, hafta sonu eklerinde komple senin haberlerin var.' Yiğit'in de müdahil olması ile Tibet omuzlarını düşürmüştü.
'İştahımı kaçırdınız. Ya burada olan olaylar bile nasıl oluyorsa bana patlıyor, günah keçiniz oldum ben.'
'Uğraşmayın artık, yazık ya, gerçekden kendini suçlu hissedecek.' Ece hafif bir tebessümle adamın sırtını okşadığında Tibet hafif bir tebessüm göndermişti. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın şikayet edilirse edilsin, herkes adı gibi emindi, bu espiriler, irdelemeler bu aile arasında kalırdı. Eğer ki dışarıdan biri söyleyecek olsa hepsi aslan kesilirdi.
Gecenin katran karası çöktüğünde yavaş yavaş dağılan ahali ile salonda kalanlara baktı Tibet. Kızlar Doğa'yla beraber Eymen'lerin evine geçmiş, erkekler ise burada kalmıştı. Adamın gözleri herkesin üzerinde tek tek gezerken Barlas'a takılı kaldı.
'Anlat bakıyım şu arabanı kaldırıma çıkaran o meşhur kız arkadaşını.'
'Anlatacak ne var ki abi, kız arkadaşım işte. İçmiştim, o kullanıyordu olay bu.'
'Lan derdim araba değil. Araba yapılır da, sen bu zamana kadar kendini bilmeyen tek kişiyi dahi yanına yaklaştırmadın, bunlar kız için tiki, ponçik monçik diyor.' Tibet'in gözlerindeki sert ifade ile Barlas derin bir nefes alıp saçlarını karıştırmıştı.
'Bilmiyorum, sevdirdi kendini. Ayrıca ne tikisi ne ponçiği, bunlar abartır abi bilmiyor musun?' Tibet göz devirerek de olsa başını salladığında Barlas omuz silkerek yaslanmıştı arkasına ki merdivenlerden inen Tuanna ile bakışlar kızın odağı oldu. Tümü ile siyahlara büründüğü hali dışarı çıktığını belirten kıyafetleriyle Tibet'in kaşları havalandığında el sallayarak kapıya yönelmişti ki Tibet'de ayaklandı.
'Abla.'
'Efendim ufaklık.'
'Bir yere mi gidiyorsun?'
'Evet, dışarı mesela?'
'Dışarıdaki konum ne mesela?' Tibet'in soran bakışları ve salonda oturan gençlerin de kıza dikkat kesilmesi ile Tuanna kaşlarını çatarak kardeşine tekrar dönmüştü.
'Sana ne zamandan beri hesap veriyorum Tibet? Veya böyle bir mecburiyetin var mı?'
'Saat bir olduğundan beri. Mecburiyetin de var bence.' Tibet kolundaki saati havalandırıp cevap beklercesine Tuanna'ya baktığında kız derin bir nefes alarak dalgalı saçlarının arasına parmaklarını geçirip sağ tarafına atmıştı.
'Arkadaşlarımla görüşeceğim Tibet.' adam kaşlarını havalandırıp başını salladığında Tuanna'da kapıya yönelmiş ve dışarı çıkmıştı ki adamın bakışları onu şaşkın şaşkın izleyenlere döndü.
'Arabanızın anahtarını verin biriniz.'
'Takip mi edeceksin, üstelik Tuanna'yı, aklını mı kaçırdın sen?' Emir'in sorusu ile Tibet kaşlarını çattığında sehba üzerindeki anahtarlardan birini alıp hızlı adımlarla dışarı çıkmıştı. Henüz caddeden çıkmamış arabayı gördüğünde hızlıca Güneş'in arabasına binip kontağı çalıştırmıştı. Aracı sakin hareket ettirse de Tuanna'nın fark edeceğini bilerek arasına metreler koymuştu resmen adam. Gittiği yol dikkatini çekerken Tuanna'nın ormana dalması ile farları söndürüp o da ardından girdi aynı patika yola. Ne yapacaktı bu saatte burada, olacak iş değildi. Ne tür arkadaşları vardı, daha doğrusu arkadaşı var mıydı orası da ayrı bir soru işareti olmuştu Tibet'in kafasında. Yolun sonundaki bir dağ evinin önüne arabayı park ettiğinde Tibet'de anında motoru susturup etrafı adamlarla çevrili evi izlemeye başlamıştı. Adamlar gayet rahat bir şekilde kadının arabasının kapısını açtığında Tuanna da inerek açılan ev kapısından girmişti. Buradan imkansızdı neler döndüğünü görmesi ama bu denli korunaklı evin de kimin olduğunu bilmesi gerekiyordu. Torpidoya uzanıp yedek sigara paketini çıkardığında Güneş'in alışkanlığına bir kez daha şükür etti adam.
Neredeyse üç saat olmuştu. Ne eve giren olmuştu ne çıkan, sadece Tuanna'nın arabası ile bir başka araba duruyordu ama arkadaşlarının sadece arkadaş olduğu da yeterince netdi adama göre.
'Ne haltlar karıştırıyorsun abla.' mırıldanarak yaktığı sigaradan derin bir nefes çektiğinde plakası görülen araca bakıp anında telefonunu çıkardı. Plakayı not alıp daha sonra da araştırılması için Ege'ye mesaj attığında ise evin kapısı açılmış yetmezmiş gibi uzun boylu esmer bir adamla Tuanna aynı anda çıkmıştı. Adam kadının alnına dudaklarını bastırdığında Tibet'in kaşları çatılsa da arabaya ilerlemesi ile ormandan çıkmak için harekete geçmeye kalktı adam. Ama gitmeyecekti, ablasının alnından öpebilecek cesarete sahip bir adamsa gider ve bir de kendini gösterirdi. Geri geri çıktığı yoldan sapağa arabayı park ettiğinde Tuanna'nın gidişini izlemiş ardından tekrar aynı yola geçerek evin önüne doğru ilerlemeye başlamıştı.
Telefonuna gelen mesaj bildirim sesi ile yavaşlayarak mesajı okudukdan sonra kaşlarını daha çok havalandırıp telefonu yan koltuğa bıraktı. Araba evin önündeki korumalar tarafından fark edilir edilmez adamların hepsi savunmaya hazır konuma geçmişlerdi. Tibet ise istifini dahi bozmadan az önce Tuanna'nın arabası olan yere park ederek yine torpidodaki silahı almış cebindeki şarjörü yerleştirerek inmişti arabadan. Bütün adamların gözleri onu izlerken o sakince elideki silahı beline takmış yavaş adımlarla eve ilerlemişti. Kapıya vurmak için elini kaldırdığında dibinde soluk alan adama baktı.
'Kimsiniz?'
'Tibet Kasırga, Ateş'le görüşmeye geldim.' adamın kaşları daha çok çatılırken Tibet gözlerindeki korkusuzluğu bire bir iletmişti adama.
'Ateş beye haber vermem gerek.'
'Beklerim, sıkıntı değil.' karşısındaki iri beden kapıyı açıp içeri girdiğinde Tibet etrafdaki bakışlarını ona dikmiş ufak orduya göz gezdirmiş ardında kapının sesi ile tekrar o tarafa dönmüştü ki az önce ablasını yolcu eden adamla karşı karşıya kaldı.
'Kusura bakmayın, sizi tanımadıkları için bekletmişler. Buyurun.' Ateş içeriyi işaret edip kapıdan çekildiğinde Tibet sakin adımlar atmıştı. Çok merak ediyordu bu herifin kim olduğunu ama Ege'ye daha geniş çaplı araştır dese babasının kulağına giderdi. Ki Tuanna gizli saklı gecenin bir yarısı görüşüyorsa ters bir durum olduğu belli oluyordu. Ablasına sorsa asla anlatmayacağından da kendi benliği kadar emindi. Geldiği salonda gözlerini gezdirdiğinde daha kaldırılmamış sehba üzerindeki viski kadehlerine ve kaselere göz attı.
'Alkollü mü gönderdin onu?'
'Promil aşacağı kadar almadı. Sadece bi kadeh o içti, gerisini ben. Bir şeyler içer misin?'
'Varsa bana da ver bi viski. Tabi sorularıma cevap almak istiyorum bir de.'
'Gönül hanım, iki viski alabilir miyiz?' adam seslendiğinde Tibet'e de koltuğu işaret etmişti. İkisi de yerleştikden sonra orta yaşlarda bir kadın viski kadehlerini getirmiş, iki adam da birbirlerine bakmışlardı.
'Bana saçma sapan yalanlar uyduracak mısın? Ona göre sorayım, ben de kendimi yormayım.'
'Cevaplarım, ancak babanın kulağına gitmeyeceğinden emin olmam gerekiyor.' adamın cevabı ile Tibet kaşlarını havalandırmıştı.
'Eğer bu eve doğru dürüst girdiysem ve senin sadece plakanı alıp ismini öğrenmekle yetindiysem bu zaten babamın kulağına gitmemesi içindir. Şimdi, sen kimsin ve Tuanna ile ne derece bir ilişkin var?' Tabet'in kararlı halinden sonra adam usul usul başını sallamıştı.
'Ateş Yiğitoğlu ben, iş adamıyım. Tuanna, Tuanna ile yıllardır tanışıyoruz aslında, liseden beri, o farklı biri ve başlarda kendime engeller koysam da olmadı. Ablanı seviyorum, Tuanna benim bu hayatta değer verebileceğim nadir insanlar arasında.'
'Müthiş, peki neden bundan sadece ikinizin ve adamlarının haberi var? Ablam yaşı küçük biri değil, şuan ilişkisi olduğunu söylese kimse ona kızmaz, neden saklı?'
'Sizinkilerle pek iyi değilim. Doğrusunu istersen fazlasıyla kötüyüz. Babam ile Vuslat bey arasında oldukça çok sürtüşme yaşanmış, benimle de Taner arasında aynı sürtüşmeler oldu. Seviyorum ve buna engel olamıyorum, babanla ve abinle sürtüşmem var diye sevgimden vaz geçemem.'
'Sürtüşme değil, düşmanısın. Babamın, abimin, hatta tüm ailemin.' Tibet kaşlarını havalandırıp başını sallayarak kadehi tepesine diktiğinde Ateş başını usul usul sallamıştı.
'Ailemize can zararı verdin mi?'
'Asla, ben insanların ailesi ile uğraşmam Tibet. İşler yüzünden tersiz.'
'Bu iş, anlaşamadığınız yani, ihaleler mi yoksa illegal dünya mı?'
'İllegal dünya değil ama ihaleler sorun. Daha önceden illegal dünyada da terstik ama Tuanna hayatıma girdikden sonra vazgeçtim hepsinden.'
'Tabi önceden gelen bir düşmanlık olduğu için bu kimsenin dikkatini çekmedi.'
'Öyle.'
'Burada oturmuş ablamı seven adamla konuşuyorum, üstelik babamın düşmanı, kapısında bir ordu var ve ablam bu adam için gece yarısı evden çıkıyor. Ne için? Sadece üç saat geçirebilmek için. Peki hep geceleri senin evine mi geliyor?'
'Bak Tibet, ailede babandan sonra en ters adamın Taner, daha sonra da sen olduğunu anlattı Tuanna ama şunu bil, burası sadece benim evim değil. Dışarıda görüştüğümüzde basından kaçamayız, babanın kulağına giderse olacakları düşünmek dahi istemiyorum, bu evde de sadece Tuanna geldiğinde oluyorum. Tuanna gittikden yarım saat sonra bende çıkıyorum.'
'Baban diyip duruyorsun ya senin ailen?'
'Benim aileminde haberi yok.'
'Çok güzel.' Tibet ellerini dizlerine vurup ayaklandığında saçlarını da karıştırıp adama bakmıştı tekrar.
'Buraya geldiğimi Tuanna'ya ben söyleyeceğim, düşmanlığın beni ilgilendirmez. Beni ilgilendiren tek nokta ablamın üzülmemesi. Eğer onu üzersen, iş, aile, sevgi hiç fark etmez sadece onu üzersen o zaman düşmanlığın tanımını yeniden yazarsın. Ve emin ol ben düşmanın olursam ölmek için her gece dua edersin.'
'Bana olacak hiç bir şeyden korkum yok Tibet ama emin ol Tuanna'yı üzmek bir dakika olsun yapmayacağım bir şey.' adam başını sallayarak Ateş'e baktığında o da ayaklanmıştı.
'Bu hayatta en son isteyeceğim şeydir sevgi yüzünden insanın canının yanması. Eğer ki yalnışınız olmazsa desteklerim. Senin için değil, ablam için.'
'Biliyorum, teşekkürler.' adam başını sallayıp ne ara geldiğini bilmediği kapıdan çıkarak arabaya yerleşmiş ardından kontağı çevirerek hızlıca geldiği yoldan geri dönmüştü eve. Bakışları sadece ablasının ışığı yanan evde gezdiğinde derin bir nefes alarak sakince içeri girdi. Adımları direk olarak merdivenlere oradan da ablasının odasına yönelmişti. Bu konuyu bir an önce konuşmak en iyisi olurdu sanırım. Fazla gürültü çıkarmadan kapıya vurduğunda kızın kısık sesle gel komutu verdiğini duyarak girdi odaya.
'Konuşabilir miyiz?'
'Sen beni aptal mı sanıyorsun? Takip ettiğini fark ettiğim halde o eve gidiyorum ve bana sormadan önce gidip evi mi basıyorsun?'
'Ne basmasından bahsediyorsun sen?' Tibet hala açık olan kapıyı kapatıp ablasına çatık kaşlarla baktığında kadın anında omuzlarını dikleştirmişti.
'Gördüm seni, beline silahı göstere göstere takıyorsun. Ateş seni içeri davet ediyor. Kafasına silah dayadın mı bari? Vazgeç dedin mi? Ya da dur vazgeç dememişsindir, ya vazgeç ya da kafana şurada sıkayım demişsindir.'