'Ne basmasından bahsediyorsun sen?' Tibet hala açık olan kapıyı kapatıp ablasına çatık kaşlarla baktığında kadın anında omuzlarını dikleştirmişti.
'Gördüm seni, beline silahı göstere göstere takıyorsun. Ateş seni içeri davet ediyor. Kafasına silah dayadın mı bari? Vazgeç dedin mi? Ya da dur vazgeç dememişsindir, ya vazgeç ya da kafana şurada sıkayım demişsindir.' Tibet'in bakışları daha da sertleşirken içten içe yaktığı ateşlerin mahkumu olmuştu. Hayır bağırmayacaktı, bağırıp kızmayacakdı.
'Benim anlattığın gibi bir herif olduğumu mu düşünüyorsun abla? Birini deli gibi severken senin sevdiğin adamın kafasına silah dayayacak kadar alçalacağımı mı düşünüyorsun?'
'Ya-yapmadın mı yani?' Tuanna'nın şaşkın gözleri ile Tibet histerik bir gülüş atmış ardından kapının koluna tutmuştu.
'Senin gözünde kim olduğumu görmem iyi oldu. Hata bende ki yardım etmeye çabalayacaktım. Sana gizli sevgilinle mutluluklar abla. Bir de beni tanımaya zahmet etmediğin için teşekkürler.' adam Tuanna'nın ağzını dahi açmasına izin vermeden odadan çıktığı gibi merdivenleri inmişti. Bahçe kapısını açıp dışarı çıktığında derinden soluğunu da ciğerlerine hapis etti. Aklı başında bir adamla karşı karşıya kalmasa Ateş'in kafasına silah dayardı ancak konuşmadan bunu öğrenemeyeceğini biliyordu Tibet. Şezlonga oturup cebindeki sigaradan bir tane daha yaktığında bakışları da gelen hışırtıya döndü. Güneş ise sakin adımları ile adamın yanına kadar gelip karşısına oturmuştu.
'İyi misin kardeşim?'
'İyiyimdir herhalde. Onu bile bilmiyorum.'
'Tuanna mı, yoksa Doğa mı?'
'İkiside Güneş. Biri bir şeyler karıştırıyor anlamıyorum, diğer desen, onu tümden boşver.'
'Tuanna'yı elbet hallaedersin, ablan sonuçta, ne kadar dayanabilirsiniz ki birbirinize. Diğer konuya gelelim biz. Nereye kadar sürecek bu kendine duvarlar örüşün Tibet?'
'Ulaşılması imkansız olana kadar.' adamın cevabı ile başını sağa sola salladığında Tibet derin bir nefes almıştı.
'Canım eriyor benim. Hani şu elektirik olduğu halde mum yakanlar vardır ya, sırf şekil olsun diye. Aynen öyleyim. Lambayı yakıp muma üflesem canımın yangını sönecek ama yapamıyorum.'
'Bu konuda üzerine gelinmesini sevmiyorsun ama böyle olmaz abicim. Ne var ki Eymen amcanın kızıysa. Kan bağın mı var sanki? Tamam babamlar kardeş gibi ama bu size engel değil ki.' adamın cümlesi ile Tibet tek kaşını kaldırmıştı anında.
'Mal mısın yoksa taklit mi yapıyorsun? Bu kız bana geçen gün söz arasında kardeşiymişim gibi imada bulundu lan.'
'Bulunsun abi. Ne olacak ki. Sen sevdanı söylemezsen o da öyle imada bulunur tabi. Devam et sen böyle. İki gün sonra evlenirse nikahına beni de çağır sevgilim diye şarkı söylersin artık. Olmadı şahitde sen olursun.' Güneş'in cümleleri Tİbet'in daha da kalbine balyoz indirirken söyleyecek kelimesi dahi kalmamıştı adamın.
Kendi içinde kaybolan insan en çok sevdasına üzülürdü aslında. Yüreği yangın yeri iken bir adamın kaybolmuşluğu esir düşmeyle eşit değil miydi? Tibet bütün bunları kocaman ailesinden öğrenmişti. Babasından tutki eniştesine kadar biliyordu sevmenin ne olduğunu adam. Sanki kızgın kumlara çıplak ayakla basar gibi hissettiriyordu içindeki sevda. Tabanları cayır cayır acı ile yanıyor, ancak parmak uçlarına denizden gelen bir meltem vuruyor gibiydi. Doğa'yı kızgın kuma ayak basar gibi seviyor, yüzündeki en ufak tebessümü kendine serinlik diye benimsiyordu.
Ama vazgeçmeliydi, hiç kimseye yapamazdı bunu. Bunca zaman her dakikasını birlikte geçirdiği kıza bir sevda ateşinde tutuklu kaldığını söyleyip amcasının ona olan güvenini boşa çıkaramazdı. Doğa ona emanet edilmişken 'emanetinize ihanet ediyorum' der gibi kalbindeki sevdasını saçamazdı dört bir yana. Adamlığı da, mertliği de, emanete olan saygıyı da babasından öğrenmiş bir genç olarak en büyük hayal kırıklığına Vuslat'ın uğrayacağını düşünüyordu. Sönmeliydi bu ateş. Yoksa bütün varlığı kızgın lavlar altında külden taş keserdi. Belki de kalbindeki sevdayı atmanın tek yolu tıpkı Doğa gibi başka sevdalara tutunmaktı. Onu da denerdi, bir umut diyerek.
Günün ışığı, Güneş'in gidişinden dakikalar sonra belirmişti. Tibet ise bir dakika olsun oturduğu şezlongdan kalkmamıştı. Güneş gittiğinden beri düşünüyordu. Bu zamana kadar her kız peşinde koşmuştu da o yüz vermemişti. Belki de en doğrusu yapacağı olacaktı. Cebinden telefonunu çıkarıp mesaj attığında bedenini de uzandığı yerden kaldırdı. Başını evin kapısına çevirmesi ile Vuslat'ın gözlerine çarpmıştı adamın derin hareleri.
Yıllardır onlara bir şeyler öğretmek için çabalayan babası. Haksızlığa, saygısızlığa gelemeyen, sevgi olmazsa hiç bir şey ayakda kalamaz diyen adam. Şimdi yaslandığı kapı pervazından, yer yer kızıp küstüğü, yer yer özlemiyle nefesini kesen oğluna bakıyordu.
'Aslanım, hayırdır bu saatte?' adamın bakışları özlemiyle harman olduğunda sakin adımlarla babasına yaklaşıp derin bir nefes almıştı.
'Baba, sarılsana bana.' ikiletmemişti Tibet'in lafını. Vuslat anında oğlunu ufak bir çocukmuşcasına sarmış güç vermek istercesine de ensesini sıkmıştı. Bebekliğinden beri ailesine farklı bağlılığı olan oğlunu tanıyordu Vuslat. Tibet için sarılmak omuzlarındaki yükün bir kaç dakikalığına olsun hafiflemesi gibiydi. Yenik düştüğü her savaşa karşı koyuş, hali kalmayan bacaklarına derman oluştu.
'Çok zormuş...'
'Fazla zor...' adamın oğlunu destekleyerek hala burnuna değen çocuk kokusunu ciğerlerine çekmesinden sonra Tibet'de adamın omuzuna burnunu gömüp babasının verdiği güveni çekmişti ciğerine her soluğunda. Daha fazlasının ikisine de ağır geleceğini bilircesine ayrıldı oğlundan adam. Gözlerine bakarak başını salladığında Tibet'de sıkkın nefesini savurdu havaya.
'Git uzan biraz, annen uyandı bu saatte ayakda olduğunu görmesin.'
'Teşekkür ederim.'
'Her zaman evlat.' çoğu gün ışığı bazı insanlara gece vakti doğardı. Bundandır ki sevenler hep gecelerin mahkumu olarak içlerindeki yaralara titrek bir ışık tutardı. Sevda denilen derin yaraya ise ne ışık tutulurdu, ne de sarılırdı. Hayat buydu ya insan en çok sevdiği yerden kırılır ve yine en çok sevdiğinden pansuman yapardı. Bir bakış, bir gülüş basit eylemler gibi görülse de hiç bir zaman basit olmamıştı. Tibet türlü acıların zindanında çürütmemişti ruhunu belki ama sevdasına engel olarak kendini mahkum bellemişti. Asıl zor olanda buydu. Bir insan hiç bir zaman sevdasının kara şövalyesi olmamalıydı. Karalar bağlamamalıydı...
Kafa karışıklığı arasında geçen saatlerden sonra Tuanna ufak bir özür için an kovalasa da adam en sonunda kaçmıştı. Bakışları kafedeki en köşede duran masada oturmuş kızı bulduğunda hafif bir tebessümle yanına ilerleyip direk oturdu sandalyesine.
'Gab...'
'Tibet.' ikisi de bir kaç dakika boyunca sessizlikle boğuşa boğuşa birbirlerine baksalarda garsonun sesi ortamı bir anda düzeltti.
'Kahve, şekersiz.'
'Aynısı.' kızı onayladıkdan sonra gözleri dalgaların çarptığı kayalara döndüğünde karşısındaki kızın da sesini sonunda duymuştu.
'Belli ki çıkmazlardasın yine.' adam cümleye rağmen sessizliğinde boğulmaya devam ederken kız usul usul başını salladı.
'Kafanda tilkiler, kalbinde bir kadın, denize gömdüğün düşüncelerin, bir de hangisini gömeyim diye plan yaparken çatılan kaşların. Bu Tibet Kasırga'yı hiç sevmiyorum.'
'Bende.' adamın gözleri sonunda hırçın denizden koptuğunda karşısındaki kız da omuz silkmişti.
'Benden bir şey isteyeceğini söylemişsin mesajda. Senin desteklerinle toparlandığıma göre sana yardımcı olmak boynumun borcu. Anlat bakalım ne yapabilirim.' Tibet gelen kahvesinden bir yudum alarak oksijeni tüketmek istercesine çektiği nefesi ile anlatmaya başlamıştı aklındakileri. Her kelimesi Gabriel'in kaşlarının daha çok havalanmasını sağlasa da yapacağını biliyordu.
Eve adım attığında bütün gözler ona dönse de Tibet kendini bozmadan bir kaç adım daha attı yanındaki kızla. Buğlem ve Vuslat ise anında ayaklanıp iki gencin karşısına dikilmişti. Bütün sorar bakışlara rağmen Tibet'in baktığı tek göz vardı. Zor aki bakışlarını çekip babasının ve annesinin yüzünü kontrol ettiğinde ise yumruk yaptığı elini gevşeterek derin bir nefes aldı adam.
'Gabriel, sevgilim.' anında ne çığlıkları yankılanmıştı salonda. Adam ise dibinde dostu gibi gördüğü kızın elini tutarken kalbinin bir nebze olsun çarpmasını istiyordu. Bu oyuna kendisi de inanıp kafasındaki ölümcül hissiyatı toprak altına gömmek istiyordu. Kızın ise bildiği tek bir şey vardı, şaşkın balık gibi bakan kızın kendi yerinde olması gerektiği. Tibet'in teklifini kabul etmişti ama adamın bu oyuna kendini inandırması için değil Doğa'nın kıskanıp hislerinin varlığını yokluğunu ölçmesi içindi.
'Se-senin sevgilin mi vardı? Üstelik bizimle tanıştıracak kadar ciddi?' Buğlem'in kaşları şaşkınlıkla havalansa da Vuslat oğlunun elinden çok gözünün içine bakmıştı. Tamam Tibet uslanmaz bir gençti. Hep burnunun dikine giderek istediklerini yapar, her gece internete bir playboy edası ile boy boy fotoğrafları çıkardı ancak oğlunun biri ile ciddi düşünmesi kafasını karıştırmıştı. Çünkü adı gibi biliyordu, böyle bir durum olsaydı daha önceden kendine anlatırdı, kendine olmasa da Taner'e veya Göktuğ'ya dökülürdü.
'Kusura bakma kızım, biz beklemiyorduk hoşgeldin.' adam durumu toparlamak iççin Gabriel'in elini sıktığında Buğlem'de aynı işlemi şok içinde tekrarladı. Herkesin bakışları şaşkın olsa da Doğa zor bela ayaklanmış ona desteğe ise Güneş yetişmişti. Kız sakin sakin ikisinin karşısına dikildiğinde hafif tebessümü ile Gabriel'e elini uzatmıştı.
'Memnun oldum, umarım çok mutlu olursunuz. Biraz rahatsızım kusura bakmayın.'
'Problem değil, bende memnun oldum.' kız Doğa'nın elini sıktığında Doğa'nın bakışları Vuslat'a dönmüştü.
'Amcacım, ben eve geçeyim.'
'Kızım dinlen burada, Tibet'in odasına çık, Tuanna'nın odasına çık. Evde tek başına ne yapacaksın.'
'Gitsem da-'
'Aklım kalır Doğa' Vuslat'ın çatık kaşları ve kararlı duruşu ile Doğa el mecbur boyun bükmüştü. Güneş ise kızın ne yapacağını anlamak istercesine yüzüne baktı.
'Evrim yardım eder misin?' Doğa'nın cümlesi ile herkesin kaşları havalandığında Tibet derin bir nefes almıştı.
'Evrim'le çıkda son basamakda beraber aşağı yuvarlanın. Ben yardım ederim.' Tibet merdivenlerin başındaki iki kızın yanına ilerlediğinde Doğa bakışlarını Gabriel'e çevirmişti.
'Kız arkadaşına ayıp olur, biz çıkarız.'
'Ayıp olacak bir şey yok, hadi çıkarıyım geri inerim.' usulca kızın kolunu omuzuna attığı gibi merdivenleri çıkmaya başlamışlardı. Evrim'de arkalarından koşa koşa çıktığında Tibet derin bir nefes alarak geldikleri odanın kapısını açtı.
'Rahatsız olur-'
'Saçmalama, sanki ilk defa odama giriyorsun.' adam omuzundaki kolu serbest bıraktığında Evrim'e emanet edip merdivenlerden inmişti ki kız ardından bakakaldı. Evrim ise Doğa'nın düşünceli haline bakarak kaşlarını havalandırmıştı.
'İnatçısın.'
'E-efendim, bir şey mi dedin?'
'İnatçısın Doğa. Şu haline bak. İlk kez kız arkadaşını getiriyor ve sen enkaz altında kal-'
'Sus, biri duyacak.' Doğa hızlıca Evrim'i odaya itiştirdiği gibi kendide içeri girip kapıyı örtmüştü.
'Duyarlarsa duysunlar, anlamıyorum seni. Ya o kızla evlenirse Tibet?' Evrim'in sorusu ile Doğa'nın bakışları ışık hızıyla kıza dönmüştü. Ne dediğini duyuyor muydu bu kız? Ne demek evlenmekdi, hem Tibet'in okulu bitmemişti ki, ayrıca amcası buna izin vermezdi.
'Vuslat amcam izin vermez.'
'Neye izin vermeyecekmiş? Yabancı diye mi? Pardon ama sonuçta Göktuğ abi ve Göksel abla kökenden yabancı, onu geç sırf ırkını beğenmedi diye Göktuğ abinin hoşlandığı kız için unut gitsin demedi mi?'
'Okulu var Tibet'in.'
'Varsa var, Buğlem yengemle evlendikden sonra iki üniversite daha bitirdi amcam. Tibet'in evleniyor diye okulu boşlamayacağını ben de, sen de, amcam da çok iyi biliyor.'
'Evrim ne yapmaya çalışıyorsun sen' Doğa'nın çıkışıyla kendini yatağa bırakması bir olduğunda tepesinden ona bakan kız da kaşlarını havalandırıp rafdaki fotoğrafı almıştı.
'Aklın başına gelsin diye uğraşıyorum. Bi şu fotoğrafa bak bir de şimdiki halimize.' kız bakışlarını çerçevede gezdirirken çocukluğundan miras şen şakrak günlerini hatırlamıştı ama hala Evrim'in ima ettiği şeyi anlamamıştı.
'Ne varmış şimdiki halimizde? Hala aynıyız.'
'Hala aynı mıyız? Şaka mı yapıyorsun? Biz hala aynıyız ama siz öyle değilsiniz. Senin bacağın bu halde olacak ve Tibet seni odanın önüne kadar bırakıp sonra aşağı inecek öyle mi? Bu durum David Beckham'ın Victoria Beckham'ı terk etmesi kadar vahim. Victoria çocuklara bakacak kocasını kaybedecek ama sen sevdiğin adamı kazanamadan kaybedeceksin.'
'Kaybetmeyeceğim.'
'Bende ondan bahsediyorum Doğa. Konuş onunla, konuş ki kaybetme.'
'Hayır, o benim olmadı Evrim, o hiç benim olmadı, beni sevmedi, bu durumda kaybetmem imkansız.'
'Senin inadına çöp dürtsünler!' Evrim kendini hızlıca koltuğa bıraktığında dirseğini kitaplığa çarpıp inlemişti ki ona telaşla bakan Doğa'yı fırsat bilerek suratını daha kötü bir duruma soktu.
'Bak kolumu vurdum, Tibet'le konuşmazsan ameliyatı kabul etmem, ölmemi mi istiyorsun, benim benim evin neşesi, sarı şekerlerin şahı, sakarlık kraliçesinin ölmesini kabullenecek misin?'
'Ne ameliyatı be! Saçma sapan konuşma.'
'Of be, duygu sömürüsü de yapılmıyor sana.' iki kızın birbirilerine meydan okurcasına bakışları sürdüğünde Doğa'nın gözleri sonunda çalışma masasına dönmüştü. Usulca ayağa kalkıp seke seke ilerlediğinde Evrim ne yapacağını merak etse de kıpırdamadı yerinden. Tibet haklıydı sonuçta, yardım edeceği yere diğer bacağını da kendi kırardı, neye lazım. Doğa ise sandalyeye oturduğu gibi mauseu eline almıştı ki açılan ekranda beliren fotoğrafla gözleri dolmaya başladı. Yıllardır ekran görüntüsünde kendi ile Tİbet'in fotoğrafı vardı, şimdi ise aşağıdaki kız ve Tİbet'in fotoğrafıydı ekrandaki.
'Tibet bana birini anlattı. Çok sevdiğini söylemişti, bu kız o kız sanırım.' kız anında oturduğu koltukdan fırlayıp ekrana baktığında kaşları havalandıkça havalanmıştı.
'Bu işi çözse çözse Güneş çözer. Çağırıyım ve gerçekden Tibet'in sevdiği kız bu mu öğrenelim.'
'Ne diyeceksin Güneş'e Evrim? Canım kusura bakma Doğa azıcık Tibet'e takık da kızı merak ettik Tibet'in bilgisayarını alt üst edip ajanlık oynar mısın bizimle mi?'
'Bence güzel açıklama oldu.'
'Evrim! Güneş'e bunu söylediğimiz anda Tİbet'e yetiştirir.'
'Desene bir taşla iki kuş vuracağız.' Doğa göz devirirken harekete geçen kızın da kolunu yakalamıştı.
'Yapamam, o kızla mutlu, baksana.' ekran fotoğrafını göstererek iç çektiğinde Evrim kaşlarını çatıp başını sallamıştı.
'Haklısın. Bırakalım hayatlarını yaşasınlar. Hem yakışıyorlar gibi değil mi?'
'Ne yakışması be, hiç de yakışmıyorlar. Tibet yakışıklı, bari o barda takıldığı kızlardan biri olsaydı ya, bu ne böyle çırpı bacak.'
'Hatırlıyor musun bi mankenle haberi çıkmıştı.' Doğa usulca başını salladığında Evrim gülümseyip düşünür gibi elini çenesinin altına yerleştirmişti.
'O kız güzeldi şimdi Allah var. Onunla daha çok yakışıyordu.'
'Onun bakışlarını hiç sevmemiştim ben.'
'Bence de en çok siz yakışıyorsunuz Doğa.'
'Evrim!'
'Ne Evrim Evrim. Adam Megan Fox la olsa bir kılıf bulacaksın.'
'Megan yaşlı.'
'Bak işte! Ay çıldıracağım. Geliyor bana her tarafdan.'
'Sağdan sağdan olmasın o.'
'Senin sayende dört tarafımı kuşattılar Doğa!' Evrim'in isyanı ile ikisine de sessizlik çökse de çalan kapı yetişmişti imdatlarına.
'Gelebilir miyim?' Emri'in uzattığı kafa ile ikisi de başını salladığında adam içeri girerek bakışlarını açık bilgisayara çevirdi.
'Sıkıldım aşağıda, sizde dedikodu vardır, gıybet yapıyorsunuzdur diye geldim sizde de tık yok.' adamın isyanından sonra Evrim sırnaşacağını belli eder gibi oturduğu yerden kalkmış ardından Emir'in yanına ilerleyerek adama gülmüştü.
'Ne isteyeceksin de sırnaşıyorsun yine?'
'Aşk olsun ikiz. Hiç bir şey istemeyeceğim.' adamın kaşları havalanınca Evrim omuzlarını düşürüp işaret parmağını havalandırmıştı.
'Sorumun cevabı dışında.'
'Gönder gelsin.'
'Bu kız, Gab mıdır Gabriel midir, Tibet onu seviyor mu?'
'Bilmem. Yıllardır tanışıyorlar onlar, illa ki çekim vardır aralarında.'
'Aileyle tanıştıracak kadar büyük bir çekim?'
'Aslında bende anlamadım kızlar. Bu kız öyle sevgili yapacak bir tip değildi. Tibet'le de sadece arkadaşdı, bizimkinin buna çok desteği oldu ama aralarında böyle bir şey olduğundan hiç birimizin haberi yok.'
'Yani oyun olabilir mi?' Evrim'in sorusu ile Emri kaşlarını havalandırıp başını sağa sola sallamıştı anında.
'Tibet niye oyun oynasın ki?' adamın sorusu ile Evrim dudak büküp sence dercesine bakmaya başladığında adam anında kaçırdı gözlerini. Çoğu işten sıyrılabilse de ailenin her bireyi bilirdi ki Emir yalan söyleyemezdi. Yaptığı her işte üstün başarı gösterir ama söz konusu yalan olunca bayırın en tepesinden yuvarlanır gibi paldır küldür doğruları söylerdi.
'Sen bir şey biliyorsun...' Evrim'in adamın gözlerine bakma çabası Emir'in de gerilemesi ile devam ettiğinde Doğa adamın ağzından çıkacak kelimelere dikkat kesilmişti.
'Ne biliyor olabilirim ki?'
'Emir sen bir şey saklarken sorularla kurtarmaya çalışırsın. İkizinim ben senin, insan kardeşinden bir şey saklar mı hiç?'
'Saklamaz mı?'
'Emir! Saçımı başımı yoldurma bana, hadi be ikiz, ne biliyorsan dökül. Zaten eninde sonunda konuşacaksın.' Evrim'in bilmiş tavrı ve düşmüş kaşları ile Emir dudaklarını aralamıştı ki içeri uçar gibi giren Güneş'le hepsi yerlerinden sıçramıştı.
'Emir, nasılsın kardeşim?'
'Siz aşağıda beraber değil miydiniz ya!' kızın ciyaklamasından sonra adama gözlerini dikmiş Güneş bakışlarını yavaşca Evrim'de daha sonra da Doğa'da gezdirmişti. Onların kuşkulu bakışlarından anladığı bir şey var ise o da adamın tam zamanında yetiştiğiydi.
'Sanane kızım. Can dostum o benim, gel biz hava alalım.' çıkışıyla Emir'i çekiştirmesi bir olduğunda Evrim'de adamın diğer kolunu yakaladı.
'Olmaz. Açarım kapıyı pencereyi burada hava alırsınız. Bırak ikizimin tekini.'
'Sabahdan akşama kadar aynı evdesiniz zaten, bıraksana kızım ya!'
'Bırakmam. Ev tepemize çökse de bırakmam.' Evrim'in cümlesi ile kırılma ve bağırış sesi bir olduğunda dört bedende ilk önce birbirlerini kolaçan ettiler. Tekrarlanan sesle Güneş ve Emir Doğa'nın kollarının altına girmiş Evrim ise anında merdivenleri uçar adımlarla inmişti. Kız daha son basamağı inmeden Vedat'ın fırlattığı tabakla gözlerini belertti. Adamı Vuslat dahi kimse tutamıyordu ki bu işin ciddiyetini belli ediyordu.
'Amca dur! Amca kurban olayım dur!' Tibet'i çabaları bile boştu görünüşe göre. En sonunda Tibet aniden adama bir tokat indirmişti ki Vedat'ın olduğu yerde kalmasıyla herkes korkuyla baktı adama.
'Amcam sakin ol'
'Derin, Tibet Derin'e bir şey yaptı o şerefsiz!'
'Amcam, ne dedi sana, adres madres, istediği ne var?'
'Sokağın sonunda dedi.'
'Barın sokağında mı? Hangi sokak! Amca düzgün bir şey söylesene!' Tibet'in de iplerini kopartışıyla Vedat kesik kesik aldığı solukları arasından sallamıştı başını.
'Bardaki sokağın sonundaymış, Derin'e bir şey yaptı Tibet, kızıma bir şey yaptılar!'