Bölüm 8 - Tibet Bozgunu

2493 Kelimeler
Zorluklar hayatın süsüdür sevgili.                                -Yılmaz Güney            -------------------------------------------------------------------- 'Barın sokağında mı? Hangi sokak! Amca düzgün bir şey söylesene!' Tibet'in de iplerini kopartışıyla Vedat kesik kesik aldığı solukları arasından sallamıştı başını. 'Bardaki sokağın sonundaymış, Derin'e bir şey yaptı Tibet, kızıma bir şey yaptılar!' 'Baba, anahtar.' Tibet daha fazla bir şey dinlemeye ihtiyaç dahi duymadan sehbadaki anahtarı aldığı gibi koşar adımlarla çıkmıştı dışarı. Garaj düğmesine basıp kapının açılmasını sağladığında Vuslat'ın arabasına yerleşerek gaza yüklendi. Güneş, Emir, Barlas, Çınar, Alaz ve Ömür'ün de arkadan takip ettiğini biliyordu ama bir dakika dahi kaybetmek istemiyordu şuan. Büyük bir gürültü ile sokağa girdiğinde barın önündekiler dahi şaşırsa da hazır kıtaya geçmişlerdi ama Tibet duraksamadan sokağın sonuna kadar devam etti. Duvar göründüğünde ise arabanın frenine aniden basıp paldır küldür indi aşağı. Bakışları etrafda gezse de son anda fark edebilmişti duvar ile bar arasındaki yatan bedeni. Hızlıca ilerleyip kızın dibine diz çöktü adam. 'Derin, güzelim duyuyor musun beni? Derin aç gözlerini hadi, hadi yiğenim.' Tibet kan ile yüzüne yapışmış saçları çektiğinde kızın zor soluklanmalarını da fark edebilmişti. Zarar vermemeye çalışarak kucakladığında ise ardında duran arabalara bakmadı bile. Tek yaptığı kızı arka koltuğa yatırıp kapıyı kapatmakdı. 'Çıkarın arabaları lan!' ardında duran arabalara bağırıp koltuğuna tekrar yerleştiğinde geri geri de çıkmaya başlamıştı çoktan. Geldikleri hastane, Tibet'in herkese çatması, diğerlerinin voltalarına volta katması derken zaman geçmek bilmiyordu. Tibet'in ise gözlerinin önüne gelen tek şey vardı, tirtir titreyen Derin'in bedeni ve kanından kızıla dönmüş saçları. Tibet'in dokunuşu ile irkilmesi ve sesini duyup o irkilişten kurtulması da ayrı bir olaydı elbet. Acilden çıkan doktorla hepsinin adımları adamın önünü kesmişti. 'İyi mi?' Emir'in sinirden kasılan çenesine rağmen konuşması ile doktor usulca başını salladı. 'Şu an sakinleştirici verdik, yaraları fazla müdahale gerektirici değil ancak polise haber vermemiz gerek.' 'Olay bu kadarsa polise neden haber veriyorsunuz?' Güneş'in kıstığı gözleri ile adamı süzmesinden sonra doktor direk Tibet'in gözlerine bakmıştı. Biliyordu ki bu kadar gencin arasında yeri gelince en mantıklı düşünecek adam oydu. Hoş Tibet Kasırga'nın da sağı solu belli olmazdı ama... 'Tibet bey, bu konuyu odamda açıklasam daha iyi olur. Sadece size mümkünse.' 'Barlas, evi ara, babamlar gelsin, kızlarda.' Tibet'in tek cümlesi ile Barlas hastane kapısına yol almış Tibet ise doktorun yanında ilerlemeye başlamıştı. Odaya girip koltuklara yerleştiklerinde karşısındaki orta yaşlı adama dikkatle baktı Tibet. Söyleyeceği belli ki ağırdı ama ne denli bir enkaz altında kalacağını bilmiyordu adam. 'Derin hanımın psikolojisi sakinleştirici kullanılmadığı zamanca normal olamaz Tibet bey.' 'İşkence mi?' 'İşkence ve te-' 'Sakın, sakın ha, olmadı de, Derin bunu kaldıramaz Nihat bey! Olmadı diyin!' 'Malesef Tibet bey, Derin hanım tecavüze uğramış, hala olayın şoku devam ettiği için sakinleştirici veriyoruz.' o an bütün oda kara bir sessizliğe bürünüp Tibet'in sıktığı dişlerindeki gıcırtıyı dinlemişti. Adam kaskatı olmuş bedeni ile ayaklanırken bakışları da direk doktora sabitlendi. 'Polise haber vermeyin Nihat bey, sakın ola polise haber vermeyin, eğer kendi bildiğinizi okursanız ben yapacaklarımı kestiremiyorum ama siz çok iyi bilirsiniz olacakları.' 'Tibet bey bunu bildirmemiz gerek.' 'O adamların leşini sermediğim sürece polise haber vermeyeceksin!' Tibet bariton sesi ile odayı doldurdukdan sonra hızlıca ortamı terk etmişti. Bakışları onu bekleyen Güneş ve Emir'i bulduğunda kararmış hareleri ile baktı iki adama. 'Yanınızda emanet var mı?' 'Yok abi, ne oluyor? Ne olmuş Derin'e?' Emir'in kuşkulu bakışları ile adamı süzmesinden sonra Tibet'in tek yaptığı koridoru sertçe adımlayarak çıkışa uşalması olmuştu. Babasının arabasının bagajını açtığı gibi gizli bölmenin kapağını kaldırarak içindeki bilgisayarı ve üç silahla şarjörler aldı. Ardında durduğunu bildiği iki adama birer silah verip bilgisayarı da Güneş'e uzattığında bagaj kapağını sertçe örtmüştü. 'Derin'i o hale getirenleri bul Güneş.' 'Abi baskına mı gidiyoruz? Anlat ne olduğunu bizimkileri de çağıralım ona göre.' 'Dediğimi yap, yolda anlatırım. Ufak bir işim var, ben gelene kadar bul.' Tibet'in bir cümlesi bile belli etmişti bu gece şehrin alevlere ev sahibi olacağını. Kararan gözleri bir yana o Vuslat Kasırga'nın oğluydu, en küçük oğlu. Kilometrelerce yüksek bir dağın ismini kendine ad etmişti, onun bu ailedekilerin lakabının tersine bir ruhu vardı. Tibet soğuk rüzgarlara, yakıp yıkan gök tufanlarına benzemezdi. Tibet Kasırga şehr-i İstanbul'un alev topuydu. Ve bu gece bu şehrin boğazı bile adamın alevleri ile buhar olacaktı. Geldiği izbe sokak arasında arabadan inerek derin bir nefes aldığında gözleri de sokakda kimse olup olmadığını taradı. İşini sağlama aldıkdan sonra kendi boyunun yarısında olan ahşap kapıya yumruğunu hafifce iki kez vurmuştu ki bu bile anında kapının açılmasına yetti. 'Tibet?' 'Sansar.' 'Kusura bakma şaşırdım, gel kardeşim.' adamın karanlıkda bile parlayan gözleri içeri işaret ettiğinde Tibet anında girmişti kapıdan içeri. Bakışları etrafdaki çeşit çeşit meteryali dolaştığında tekrar adama döndü. 'Hal hatır soracak zamanım yok Sansar. Sonra uğrar hoş beş ederim, bana bir şey lazım.' 'Gözlerin ateş ettiğine göre ağır bi durum var.' 'Fazla ağır. Bana bi mengene, bir de kezzap lazım.' Tibet'in cümlesi ile adam raflar arasında dolaşıp iki alet, bir de şişe ile geri dönmüştü. 'Bu mengene, bu kezzap, bunun ismine bile hacet yok, ne olduğunu biliyorsun.' 'Eyvallah.' bu defa elindekileri alarak ufak kapıdan tekrar çıktığında kucağındaki üç malzemeyi de koltuğa bırakıp adamın elini sıkmıştı. 'Uğrayacağım.' 'Her zaman beklerim, destek gerekirse adresi at yeter.' 'Sağol.' kısacık süren görüşmeden sonra Tibet Güneş ve Emir'i de hastaneden alarak yola koyulmuştu. Eğer ki babasına görünse bu işi onun halledeceğini biliyordu ama adamın içindeki o kara alev Vuslat'ın halletmesi ile sönmezdi. Yola çıktığından beri kemirdiği dudağında yara açılmaya başladığında Emir'in sesi ile sonunda bırakmıştı. 'Yeter be abi, bırak dudağını yok etmeyi de ne oldu anlat. Üçümüzde işin içindeyiz, muamelemiz ona göre olsun.' 'Doktor söylemedi mi size?' 'Neyi abi?' Güneş'in sapağı işaret ederek konuşmasından sonra Tibet sinyal verip dönmüş ardından sıkkın nefesini havaya savurmuştu. 'Derin'e yorgun diye değil yaşadıkları ağır diye sakinleştirici veriyorlar. O kansızlar dokun-' 'Hayır!' Emir'in bağrışı ile Tibet tekrar alt dudağını ıssırmış Güneş ise anında ensesini sıkmıştı. 'Hayır abi! Dokunamazlar Derin'e!' 'Emir, geç kaldık kardeşim' 'Abi hayır! Bir şey yapın! Ya vurun, vurun uyanayım şu kabusdan dokunamazlar ona! Abi ben ona bakmaya kıyamıyorum! Dokunamazlar!' Tibet sakallarının arasından çenesini kaşıdığında Güneş sabır dilendi Yaradan'dan. Elbet hesabını keserlerdi de nasıl toparlayacaklardı iki bedeni. Derin'e nasıl olacakda erkekliklerinden utanmadan destek olacaklardı. Emir'e tutup nasıl erkek adamsın sağlam dur diyeceklerdi. Kendi cinslerinden olan mahlukat bunu yapmışken nasıl o kızın gözlerinin içine bakacaklardı. O şerefsizler utanmazdı belki ama bu ailedeki her erkek erkekliklerinden utanırdı adam oldukları halde. 'Söyle lan! Söyle kimden alıp bıraktınız oraya! Kimin itisin söyle!' iki gündür aralıksız karşılarındaki adamı dövüyorlardı. Nihat bey uyandırma kararında Tibet'i aramıştı ama engellemişti adam. Derin'i o hale getiren her kimse cezasını kesmeden bakamazdı kızın yüzüne. O yüzden ilk önce o insanlıkdan nasibini almamış asalakları parçalara ayıracak daha sonra da gidip kıza abisi olarak destek çıkacakdı. Son yumruğunu da savurmuş Emir'in omuzuna elini bastırdığında adamın usulca kenara çekilişini izledi. Kenarda duran şişeyi aldığında ise yüzü gözü şişmiş, yeşilden mora doğru renk kartelyası olmuş adamın suratına baktı. 'Bu elimdeki kezzap. Sana on saniye veriyorum. Ya söyle o piçin kim olduğunu ya da ben bunu sana içireyim.' karşısındaki adamın gözleri büyürken Tibet parmaklarını bir bir havalandırmaya başlamıştı. '5-6-' 'Tamam, tamam söyleyeceğim.' adamın pes edişi ile Tibet elindeki şişenin kapağını kapatmış ardından adamın kolunu tutan mengeneyi bir tur daha döndürerek acı inleşini dinlemişti. 'Kim!' 'Kumral bi adamdı, gözleri koyu kahveydi, 1.80 boylarında-' 'Lan oradan bakınca robot çizim yapıyo gibi mi görünüyoruz!' Güneş'in adamın boğazına yapışması ile Tibet mengeneyi bir tur daha çevirip ufalan kemiklerin sesini duymuştu. Gürültü ile açılan kapıya hepsinin bakışları döndüğünde ise Tibet'in anında kaşları çatıldı. Bu herifin burada ne işi vardı, dahası ne diye gözleri kan kızılıydı? 'Ateş?' 'Tibet buldum.' 'Ne buldun?' 'Derin'in meselesi için aradığınız şahsiyet yoksunu şerefsizleri.' 'Sen nerden biliyorsun lan?' Ateş'in kaşlarını havalandırması ile Tibet sabır çekmişti. Nerden bilecekti ki adam, tabi ki Tuanna söylemişti. Yoksa basının, polisin haberi dahi yoktu. Bütün bu ayrıntıları sonra düşünmek için geri plana attığında Ateş'in uzattığı kağıdı alıp tezgahdaki şişeyi de açarak hala bağıran adamın suratına dökmüş ardından kalanın ağzını kapatıp çıkmıştı dışarı. İki gündür soluk almak için dahi çıkmadığı bir yeryüzü vardı. Güneş tepesine öyle bir vurmuştu ki öğlen olduğu da apaçık belli oluyordu. Arabaya yerleştiklerinde ise elindeki kağıdı Güneş'e verip çıktı yola adam. Hayat kısa metrajlı bir film gibi yaşanıyordu. Belki seven sevdiğine kavuşamıyordu ama her zaman hayatın bilinmezliklerinde kaybedilenler oluyordu. Kimisinin gözünü hırs bürürdü, kimisinin intikam. Peki kaybeden genç bir kızı alt üst edenler mi olmalıydı yoksa intikam alanları mı? Bu koca aile zaman içinde tüm ülkeye öğretmişti ki kaybedenler insan hayatını alt üst edenler olacakdı. Kolay veya zor, doğru veya yalnış olması gereken buydu işte. Hiç kimsenin korkusu olmamalıydı insan denilen yaratılmış bedenden. Bütün evren şahitti ki hayat kaybedenlerin kaybettirdiği mutluluklarla doluydu ve kimse yaşattığının bedelini ödemeden çekip gitmeyecekdi. Tibet çocukların tutuğu iki adama baktığında kaşlarını havalandırıp derin bir nefes aldı. Gelmişlerdi gelecekleri noktaya, sinirleri de sabırları da haddini aşmıştı. En çok da iki yanında duran Emir ve Güneş'in asabi halinden belli oluyordu bu. Tibet ise çıtını çıkarmadan sadece biraz sonra parçalara ayıracağı iki adama sakinliğini koruyarak bakıyordu. 'Size tek soru soracağım. Niye yaptınız lan? Bu işi kendi isteği ile yapan o kadar insan varken siz niye masum bi kıza dokundunuz?' 'O da soru mu Tibet? Kansızlıklarından, haysiyeti bozuk olmalarından. Suratlarından bile okunuyor baksana.' Güneş'in cümlesi ile Tibet derin bir nefes daha aldı küçük odada. Zamanında babası kullanmıştı belki ama şuan o labirenti andıran koridorlar Tibet'in yaktığı bedenler, kırdığı kalemler sonucu sesleri yutuyordu. 'Elimi bile sürmeme değmezsiniz, eğer ki böyle değilde sokakda görsem sizi, suratınıza dahi tükürmem. Ama iş farklı.' yüzünü buruştura buruştura başlayan konuşması kaşlarını çatarak son bulduğunda adamlara sırtını dönüp kenardaki sandalyeyi çekip oturmuştu. 'Bağlayın kollarından, ayaklarından bağlayın. Tahtaya sabitletin .' deri çeketinin cebinden sigarasını çıkarıp yaktığında dört adamda iki bedeni bağlamışlardı zincirlerle. Emir bir an bile kuşku duymadan mekanik devrenin düğmesine ilerlediğinde tekrar duyuldu Tibet'in sesi. 'Bu kadar kolay değil kardeşim.' çarmıahı andıran yapının dibindeki dört adam birbirine şaşkınca döndüğünde Tibet nefesini sıkkınca bırakıp ayaklandı sandalyeden. İlk önce cebinden çıkardığı kezzabı iki mahlukatın kıpırdayamayan ellerine dökmüştü. Daha sonra kenardaki makası alarak ikisinin de pantolanlarının önünü keserek makası da bıraktı bir tarafa. Raflardaki kafeslere baktığında ise Güneş hafif bir tebessümde bulunmuştu. İki adam da iki kafes alıp adamların bellerine yerleştirdiklerinde Tibet başı ile dışarı çıkmalarını işaret etmiş ardından hala yana yakıla bağıran iki bedene bakmıştı. 'Ne olacak biliyor musunuz? O kemirgenler ilk önce penislerinizi kemirecek. Siz ise tedavi görmediğiniz için iki acıyı da tadını çıkara çıkara hissedeceksiniz. O kıza dokunan ellerinizden ona zarar veren şerefsizliğinize kadar öleceksiniz. Uzun, acılı, kendinize lanet edeceğiniz bir kaç gün, şanslıysanız bir hafta. Yavaş yavaş, kanınız çekile çekile, kan kusa kusa. İkinizde öleceksiniz.' Tibet burun kıvırıp odadan çıktığında ondan bir cümle dahi ses bekleyen dört adama baktı. 'Kilitleyin, çıkamazlar zaten de garantiye alın. Sonra dinlenin, bizle sizde uykusuz kaldınız.' adamların baş sallamasından sonra Tibet, Güneş ve Emir koridoru adımlamaya başlamışlardı. Tibet'in yakması, Emir'in kalp acısı ile kırışı, Güneş'in gözündeki karanlığı ile iki adamın da doğdukları güne lanet etmelerini sağladılar o gün. Ateş bir kaç adım öteden izlese de defalarca yeltenmişti ama Tibet durdurmuştu onu. Her ne kadar Tuanna sevse de henüz ailede değildi Ateş, bu yüzden de aile işlerine karışamazdı. Adam derisini soyduğu dudağı ile uğraşmaya devam ederek koridoru bitirmiş ve gözleri çökmüş ailesi ile karşılaşmıştı. Babasının katran karası olmuş düşüncelerini dahi görebiliyordu da neden dışarıda olduklarını anlamamıştı. 'Niye dışardasınız?' 'Saatlerdir seni arıyoruz Tibet!' Doğa'nın çıkışması ile adam kaşlarını çatsa da anlamaz bakışlarını bütün ailede gezdirdi. 'Niye?' 'Derin kendi kendine uyandı. Çığlıkları hastaneyi inletti, hala o odada ağlıyor ve yanında olmasını istediği tek kişi Tibet Kasırga. Peki sen nerdesin? Sevgilinle mi?' 'Sözlerine dikkat et Doğa. Ailemden biri bu durumda iken sevgilimle günümü gün edecek adam mıyım ben!' Doğa hırsla dudaklarını aralamıştı ki araya giren Buğlem'e baktı iki gençde. 'Hastanedeyiz. Derin'in sana ihtiyacı var Tibet, hepimiz gerginiz zaten.' kadının açıklamasından sonra Tibet kapının koluna uzanmıştı ki bileğini yakalayan ele baktı. Az önce kaplan kesilen kız şimdi şakağındaki kanı siliyordu. 'Şimdi gir.' mırıldanarak bir adım geri çekildiğinde adam da hala tuttuğu kulpa sakince basıp derin bir soluk alarak odaya girmişti. Gözleri boş yatağı bulduğunda kaşları çatılsa da duvar dibine sinmiş bedenle kavruldu içi. Gebertmek için bıraktığı o şerefsizleri tekrar yanına gitse parçalara ayırır ve daha fazla acı çekmelerini sağlardı. Sakin adımlarla Derin'in dibine kadar gelip diz çöktüğünde elini de havalandırıp kızın saçlarını okşadı usulca. 'Derin dünyam' 'Abi!...' adam boynuna gömülen başı bir cümle ile sağlamışken hala bedeninin irkilişini geçirmeye çalışıyordu. Derin'in kendine bu denli muhtaç olabileceğini aklının ucundan bile geçirmemişti Tibet. Sonuçta her zaman ben yaparım diyen bir kız olmuştu. Burnunun dikine gidip kimseye laf söyletmeyendi. 'Abi, götür beni, ne olur buradan götür beni.' 'Şittt... Tamam meleğim, tamam Derin'im, götürürüm. Nereye gidelim, söyle hadi, nereye istersen götürürüm.' 'Kimse bulmasın, kimse bulamasın beni. Götür, kuşun dahi haberinin olmayacağı bir yere götür.' adam boyun girintisinde hıçkırıklara boğulan kızla derin bir nefes alarak düşündü. Hangi eve giderlerse gitsinler mutlaka aileden biri bulur ve merakına yenik düşerek gelirdi. Bu yüzdendir ki Tibet kızı mabedine götürecekti. Değil babası, Doğa'nın bile bilmediği kendi zindanına götürecekti. 'Gidelim hadi' diyerek kızı sarıldığı ince örtü kucakladığında onun yüzünü kapatıp kaybolmaya çalışına baktı. Omuzlarını dikleştirip kendinden emin haliyle odadan çıktığında herkesin bakışları ona dönse de Tibet'in tek yaptığı derin bir nefes almak olmuştu. 'Bize bi süre müsade edin, böylesi daha iyi. Takip etmeye, bulmaya kalkışmayın. Söz size her gün haber vereceğim nasıl olduğunu.' adam açıklamasından sonra hastane bahçesine ilerlediğinde ardındaki itiraza hazır ailesini biliyordu ama Tibet ne zaman omuzları dik olursa o zaman kararından vazgeçmezdi bunu da yine bütün aile fertleri biliyordu. Adam kucağındaki kızı usulca arabaya bıraktığında kapıyı da kapatıp aracın arkasına ilerledi. Hafifce eğilip GPS'i çıkardığında usulca yandaki Güneş'in arabasının tavanına bırakmış ardından koltuğuna yerleşip hastane bahçesini de terk etmişti. İki saat, Tibet'in aklındaki nasıl olacak soruları ile boğulması, Derin'in ise bedenini yok etmek istercesine kıvrılıp gözlerini sıkıca yummasıyla geçmişti. Adam sonunda yaklaştığı yerle derin bir nefes alıp şakaklarındaki ağrıya inat devam etti ilerlemeye. Ormanlık alanın en dibinde kendilerini bulduklarında ise frene basarak arabayı kapatmış daha sonra da koltuğundan inerek arka kapıyı açmıştı. 'Meleğim, bir kaç merdiven inebilir misin? Eğer inemezsen ben bi hal çaresini bulurum.' 'İnerim, burada kimse bulamaz değil mi?' kızın ağlamaya hazır hali ile adam başını sağa sola sallayıp inmesine yardım etmişti. Bir kaç adım sonra çalılık arasındaki demir kapağı kaldırdığında ise derin bir nefes aldı. 'İn hadi Derin'im.' ne kadar bitmiş gibi görünse de her hareketi yorgun olsa da kız indi merdivenleri. Ardından o da inip kapağı tekrar kapatmış ve elinin altındaki devreyi çalıştırıp ince uzun tüneli aydınlatmıştı. Tibet önde Derin ardından sonunda bir kapıya daha ulaştıklarında adam şifreyi girerek kilidin açılma sesini duydu. Ardından kapıyı da açarak kendi cennetine buyur etti kızı. Derin ise sessiz sedasız içeri girmiş daha önce görmek bir kenara bahsi bile geçmeyen yere göz atmıştı. 'Burayı benden başka kimse bilmiyor. Ne kadar istersen kalırız ama ben gitmem bunu bil Derin.' kız gözlerini kaçırıp başını eğdiğinde Tibet kapıyı tekrar kilitleyip perdelere ilerlemiş ardından iki kalın kumaşı yanlara açarak akan şelale altında olduklarını da gün yüzüne çıkarmıştı. 'Neredeyiz?' 'Adresi bilmene gerek yok, kafanı topladığında senden burayı unutmanı isteyeceğim zaten.' 'Senin mi bura?' 'Benim.' 'Amcamın da mı haberi yok?' 'Yok, hiç kimsenin yok. Bura benim cennetim, hastanem, zindanım, ne sıfat yüklersen o işte. Sığınağım.' kız usul usul başını sallarken tekrar gözlerini kaçırdığında Tibet derin bir nefes alarak bakışlarını ona dikmişti. 'Gözlerini niye kaçırıyorsun Derin?' 'U-utanıyorum.' 'Utanacak neyin var ki utanıyorsun? Ne yaptında utanıyorsun?' 'Ben, ben kir-liyim.'
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE