Acı diyorum efendim,
O da evrensel olmalı;
Bir çocuğun eline diken batsa;
İnsanoğlu yanmalı...
-Farid Farjad
----------------------------------------------------------------
'U-utanıyorum.'
'Utanacak neyin var ki utanıyorsun? Ne yaptında utanıyorsun?'
'Ben, ben kir-liyim.' gözlerinden tekrar inciler dökülmeye başladığında Tibet kızı göğsüne çekip saçlarını okşamıştı.
'Sen utanılacak hiç bir şey yapmadın meleğim. O şerefsiz ellerin kiri senin üzerinde kalamaz. Temizsin sen, o kadar temizsin ki kir tutmazsın. Bir kere Derin Cansel'sin, dik başlı, başına buyruk ama kendini bilen benim Derin dünyamsın.'
'Ben yüzlerine nasıl bakacağım abi?'
'Başın yine dik olacak Derin. Ne demek nasıl bakacağım. Tamam şimdi çok hırpalandın ama omuzların dik, bakışların kara olacak yine. Sadece dinlenmen gerekiyor. Yaşadıkların senin suçun değil ki. Suç bile değil senin açından. Bu yüzden de aslanlar gibi kalkacaksın ayağa. Sen hala Amcamın kızısın, Alev yengenin kızısın, benim kuzenimsin, babamın yiğenisin. Yaşadığın hiç bir şey bu gerçeği değiştiremez.'
'Benden utanmıyor musunuz yani?'
'Utanmak mı? Neden utanalım ya, boğazdaki köprüleri patlatsan, dünyayı yaşanmayacak bir alan haline getirsen dahi senden utanmayız. Sen bizim canımızsın Derin. Şu kalbimi açıp gösterebilsem varlığın gözle görülür be.' adamın çakır bakışları ile Derin titrek bir nefes alıp gözlerinin altını elinin tersi ile temizlemişti. Ne kadar silse de durmayacaktı o yaşlar biliyordu ama bir umut diye düşündü.
'Şu yukarıda yatak var, ben orada fazla uyumam o yüzden sen kullan. Banyo merdiven altındaki kapı, mutfak ve oturma odası gördüğün üzere ortada. Yukarıdaki dolapda benim kıyafetlerim var ama sen bulursun mutlaka rahat edeceğin şeyler.'
'Teşekkür ederim.'
'İlk önce ben değişiyim üzerimi, sen rahat edene kadar kahve hazırlarım.' kız usul usul başını sallarken Tibet demir merdivenleri ikişer ikişer çıkıp asma kata çıkmıştı. Dolapdan eline gelen siyah tşhirtle eşortman altını aldığı gibi üzerindekilerden kurtulup tekrar aşağı inmişti. Kahve makinesini çalıştırdığında ise derin bir nefes alarak penceresine dahi değmeden akıp giden suya baktı. Zaman şu su kadar hızlı akıyordu işte.
Belki de anlatmanın en kolay yoluydu bu hayatı. Birikmiş koca acıların üzerine gürleyen şelale misali habire inip duruyordu dertler. Ama insanın içinde o kadar berraklık vardı ki kirini dahi göremiyordu zorlu mücadelenin. Kiminin şelalesinden kan akardı, kimininkinden çamur, başka birinden ise berrak su. İnsandan insana değişirdi de Tibet şelalenin hem gür hem de ölümlere karşı koyamaz akışını babasında görmüştü. Eğer o güçlü kalabildiyse ben de yaparım diyerek dimdik durmuştu. Gördüğü zorluklar hiç bir zaman bir başına kalmak olmamıştı adamın sonuçta. Belki bir yıldır sessiz bir evde uyuyup uyanmıştı ama telefonunu eline aldığında arayabileceği bir ailesi vardı. Bu en büyük lütufdu adama göre.
Merdivenlerden gelen ayak sesleri ile başını yukarı kaldırdığında kendi kıyafetleri içinde kaybolmaya hazır Derin'e baktı. Kabul edemezdi Tibet. Hala masumdu bu kız. Tamam inatdı, ağzından çıkanlar bazen can yakardı ama masumdu. Bakışlarındaki korkaklıkdan, kıyafetin içindeki çekinir halinden bile belliydi bu. Bir masumiyetin derinliği ne kadar olabilir deseler kızı işaret ederdi.
'Ben yarın bizimkilere uğrarım, kafanı toparlayana kadar buradaysan sana uygun şeyler getirmem gerek. Çirozluğunu kıyafetlerimle gösterme en azından.' şakayla karışık konuştuğunda Derin hafifce tebessüm edip saçlarını karıştırdı anında. Herkesden uzak kalışı vardı, asabiyeti vardı, hatta çekilmez tavırları bile vardı ama hayat ona apaçık göstermişti ki ailesinden başka kimseyle yakın olmamalıydı. Eğer Tuanna arayıp ben alayım dediğinde inat etmeseydi şuan bu halde olmayacakdı. Emir ben teslim ederim projeni dediğinde hallederim demeseydi o kabusu yaşamayacaktı, canı yanmayacaktı. Fincanın tezgahda çıkardığı ses ile sıçradığında Tibet'in de korkan bakışlarını görmüştü anında.
'İyi misin Derin?' adamın tek cümlesi dahi yeniden yanaklarının ıslanmasına yetti. Tutamıyordu içindeki yangını, bağıra bağıra ağlamak istemesi suç muydu? Değildi elbet, belki de en doğrusuydu bu, bacakları titrediğinde kendini bırakmıştı ki adam anında yakaladı zayıf bedeni.
'Abi, inatçılığım yüzünden oldu herşey. Gi-gitmiyor, gitmiyor gözümün önünden.' kızın hıçkırıkları yankı bulmaya başladığında Tibet gırtlağına atılan düğüme küfür ederek onunla çöktü yere.
'Ko-koruyorum. Abi ağlamak istiyorum.'
'Ağla güzelim, ağla. Belki sönmez yangın yeri yüreğin ama hafifler en azından. Abin burada, ağla ve korkma.' Derin'in bağırır gibi bir anda ağlamasıyla Tibet daha sıkı sardı kızı. Göğsüne geçen tırnaklar umurunda değildi. Çizilse dahi bir kaç güne kapanırdı da Derin'in her göz yaşında ciğerinin pare pare oluşunu kimse düzeltemezde, unutturamazdı da.
Kaç dakika, kaç saat oldu bilinmez ama kızın hıçkırıkları durana, gözyaşları kuruyana kadar kıpırdamadılar yerlerinden. Eğer ki bir kız abi diyerek güven duyduğu ruha sarılıyorsa korumayı bilmeliydi adam. Eğer bir adam tarafından korunuyorsa bir kız, iki cihan üstüne gelse dik durmalıydı. Bütün dünya namluları çevirse dahi üzerine, elini tutan bir el var ise düşmezdi insan yere. Ve her beden tatdığı acıları en büyük zannedipte bittim dememeliydi. 'Bittim' diyene 'Yettim' diyen bir Yaradan vardı sonuçta. Koca evrende bir kişi çaresiz olamazdı. Çünkü bir insan dipdeyse daha fazla düşemezdi.
Tibet geceden beri kendini bıraktığı koltukda bir sağa bir sola dönmüştü. O kadar yorgunluğa dahi bir gram uyku girmez miydi insanın gözüne, yoktu işte. Belki de Doğa'yı dinleyip gitmeliydi doktora, yoksa astımı yetmez gibi bir de uykusuzlukdan düşüp kalacaktı bir yerde. Sessiz olmaya çalışan tıkırtılarla bakışlarını yattığı yerden merdivenlere çevirmişti ki Derin'in parmak uçlarındaki hali ile doğruldu anında.
'Günaydın'
'Ay! Abi uyanık mıydın sen ya' kız sıçrar sıçramaz elin kalbinin üzerine götürüp şaşkınlıkla bakmıştı adama. Tibet ise omuz silkerek doğrulduğu yerden de ayaklandı.
'Uyandım da sen hayırdır bu saatte?'
'Bilmem, uyandım işte.'
'Neyse. Dolabda bir şey yok. Ben çıkıp hem sana kıyafet getireyim hemde bir şeyler alayım. Sende takıl istediğin gibi.' kız usulca başını salladığında Tibet kenardaki çeketini aldığında yavaş yavaşda kapıya ilerlemişti.
'Kahvemi isterim ama'
'Hazır bil komutanım.' adam sırıtarak kapıdan da geçtiğinde dün geldiği koridoru takip edip yeraltından da çıkmıştı. Arabasına yerleşerek yola çıktığında ise derin bir nefesle telefonunu çıkardı ve Doğa'yı aramaya başladı.
'Tibet. İyi misiniz? Derin nasıl? Ya bizimkilere söylemedin tamam da benden niye saklıyorsun ki yerinizi? Tibet,bir şey söylesene.'
'Sussan söyleyeceğim be kedi göz.'
'Çok konuştum demi yine.' Tibet sırıtarak kızın buruşmuş yüzünü hayal ettiğinde asıl konu aklına gelmişti.
'Ben bir kaç saate geleceğim yanınıza. Sen Derin için bi çanta hazırlasana, gelince konuşalım.'
'Çanta derken?'
'Kıyafet Doğa, kıyafet.'
'Ha tamam. Şey ayıcığını da götürür müsün?'
'Ayıcığı? Derin'in ayıcığı mı var? Neyse, götürürüm.' adamın şaşkın hali ile konuşmaları sonlandırdığında Tibet iki saatlik yolu bitirip ilk önce market alışverişini yapmış ardından da ailesinin resmen ablukaya aldığı sokağa girmişti. Arabayı kapıya park ederek anahtarı sallaya sallaya eve girdiğinde bakışları da cümbür cemaat toplanmış ama bu defa sessizlikle boğuşan insanları bulmuştu.
'Yiğenim!' Vedat hızlıca ayaklandığında Tibet baş selamı verip ilerledi onlara doğru. Kenardaki pufa oturduğunda ise derin bir nefes aldı. Ne konuşacağını dahi bilmiyordu ki. Ne yapabilirdi, nasıl içlerini rahatlatırdı bir fikri yoktu.
'Dostum, Derin nasıl?' Güneş'in sorusu ile adam dudaklarını ıslattığında Doğa'da onu yitiştirerek yanındaki boşluğa yerleşip kucağındaki ayıcığı da Tibet'in kucağına basmıştı.
'İyi, yani iyi olmaya çalışıyor işte. Ama biliyorsunuz, zor.'
'Kendini bir yere falan kapatmıyor demi?' Yiğit'in gözlerindeki kırık hüzünle adam başını sağa sola salladı anında.
'Yok. Sadece yaşadıkları aklına geliyor, ağlama nöbetleri falan. Aklı başında onun haricinde.' herkes mırıldanmalar eşliğinde başını salladığında Tibet alt dudağını ıssırarak ağlayan kadına baktı.
'Yengem, vallahi iyi bak. Ağlama ne olur.'
'Tibet ben onu koruyamadım ya, nasıl anneyim ben. Kızımı koruyamadım.'
'Alev, eğer koruyamamaksa kafandaki hiç birimiz koruyamadık. Anneliğine çamur atma.' Ece'nin sesi ile kadın başını sağa sola salladığında Tibet elinin tersi ile sakalını kaşımıştı anında. Gitmesi gerekiyordu da ailedeki herkes bir çıksa yola dercesine bakıyorlardı yüzüne. Takip edileceğinden adı kadar emindi ama atlatmalıydı bir şekilde. Sonuçda Derin onu kimsenin bulamayacağına güvenmişti ve tutup böyle bir dönemde bir de güvenini zedeleyemezdi kızın.
'Bakın, ben sözümü tutuyorum, yirmi dört saat olmadan nasıl olduğunu anlattım size. Siz de takip etmeyin. Biraz toparlasın kafasını getireceğim zaten. Fazla uzun sürmez.'
'Oğlum, bir başınıza nasıl halledeceksiniz. Derin'in sana anlatamadığı içine attıkları vardır. Beni de götür neredeyse kaldığınız yer, dünden beri ne otel kaldı, ne evler, ne de iş yerleri, yer yarıldı içine girdiniz sanki.'
'Baba, saygı duymamız gerekmiyor mu bazı şeylere. Tibet tek başına savaşmak istemez ama bu Derin'in seçimi.' Tuanna'nın sesi ile Vuslat oğluna bakıp usulca başını sallamıştı.
'Nasıl diyorsanız öyle olsun ama fazla uzatmayın Tibet.'
'En kısa sürede toparlamaya çalışacağım.' adam usulca ayaklanıp Doğa'nın dibindeki sırt çantasını omuzuna attığında ayıcığı da kolunun altına sıkıştırmıştı. Bakışları tekrar Vuslat'ı bulduğunda ise onun araba anahtarı uzattığını görerek kendi cebindekini teslim etti. Sonunda bahçeye çıktığında ise kapıyı çekeceği sırada karşıt bir elle duraksayıp karşısındaki kıza baktı.
'Tibet.'
'Israr etme boşuna, götürmem seni kedi göz.'
'Yok yok, yani götürsen iyi olur ama onun için durdurmadım. Senin kesin kurduğun bi cümleden dönmeyeceğini biliyorum yani.' Doğa'nın sıkıntılı hali ile Tibet başını salladığında kız derin bir nefes almıştı.
'Hastanede söylediklerim için kusura bakma. Bu aralar gerginim, senin ailen dururken gününü gün etmeyeceğini biliyorum ama Derin'in çığlıklarını duyduğumda çok dağıldım, yani özür dilerim işte.'
'Hepimiz gergindik, unuttum ben, takma kafana.' Doğa usulca başını salladığı gibi içeri girmişti ki adamın arkasını döneceği sırada Tuanna çıktı bu kez.
'Tibet.'
'Efendim abla.' sıkıntısını belli eden nefesinden sonra daha ne olduğunu anlayamadan boynuna sarılan kollar ile kendine gelmişti adam.
'Özür dilerim. Vallahi kötü bir amacım yoktu. Delisin sen, bunu biliyorum. Ne bileyim mantıklı bir adam gibi konuşacağını. Hiç görmedim ki ben senin aklı başında olan halini.'
'Sevdin mi sövdün mü belli değil Tuanna.' hala boynundaki kollara göz devirip o da sarıldığında kız kollarını daha da sıkılaştırmıştı.
'Sevdim, ama beceremiyorum. Ancak bu kadar oluyor işte.' iki bedende sakince birbirinden ayrıldığında Tibet kıza gülümseyerek bakmıştı. Herkes iyi hoştu da Tuanna'nın birine bağlanacağını düşünmemişti. Sonuçta bu zamana kadar yanına ailenin dışında bir erkek yaklaştırmamıştı.
'Sonra konuşuruz, ben sana kızgın kalamam zaten. Allah nasıl bünye verdiyse sizi affetmem saniye almıyor anasını satayım.'
'Bu yüzden Vuslat Kasırga'nın oğlusun zaten.'
'O zaman genlerime tüküreyim.' Tuanna gülerek omuz silktiğinde Tibet'de tek kaşını kaldırıp indirmiş ardından arabasına yerleşmişti. Arka koltuğundaki poşetlere baktığında diğer arabada bir şey kalmadığını anlayarak çıktı adam yola. Bu defa her zamankinden daha hızlı ama bir nebze olsun kafası rahattı. Panik anında değildi de Derin'i yalnız bırakası yoktu. Zaten görünüşe göre orada fazla kalamayacaklardı.
Tibet elindeki tabaklarla ayaklarını sehbaya uzattığında Derin'de içecekleri getirip yanına bırakmıştı bedenini. İkisi de birbirine tabak ve bardağı devrettiklerinde bakışları da direk camdan dışarıya odaklanmıştı.
'Bambi için teşekkür ederim.'
'Bambi?'
'E ayıcığım.'
'Ha. Kızım bir de adı mı var onun ya. Ayrıca bana değil Doğa'ya teşekkür et.' Tibet'in cevabı ile Derin'in de kaşları çatılmıştı anında.
'Ben ayıcığa isim koyuyorum en azından. Seninde çakıya Atakan dediğini unutmadık yani.'
'Sen onu nerden hatırlıyorsun be' adamın bakışları anında döndüğünde kız omuzlarını silkip kolasından bir yudum içmişti.
'Annem nasıl abi?'
'Seni merak ediyor sadece.' ikisinin de başları sallanırken Tibet aklına gelen şey ile derin bir nefes alıp kıza baktı.
'Derin, aslına bakarsan ne zaman döneceğini hepsi merak ediyor. Bak, bura benim ama başımın üzerinde yerin var biliyorsun, yani istersen asırlarca kal sorun değil ama onlarla eninde sonunda yüz yüze geleceksin. Kaçman doğru değil.'
'Yüzlerine bakamamakdan korkuyorum. Babam ve annem deli dolu biliyorsun, onların ve bütün ailenin beni korumak için çabalayacağını, kuşku duymadan bana destek olacağını biliyorum ama ne bileyim. Gitmeye korkuyorum. Eve döndüğümde hiç bir şey yaşamamışım gibi davranacaklar ama yaşadım. O okula gitmek dahi istemiyorum, o gün uğradığım hiç bir yere adım atmak istemiyorum ben. Ve döndüğümde onlar gibi hiç bir şey olmamışcasına yaşamaya çalışacağım ama korkarak. Ve siz üzülmeyin diye burnunun dikine giden Derin olacağım. O geceyi burnumun diki yüzünden yaşadım ben.'
'Okulunu değiştirebiliriz, bu güç bizde var sen de biliyorsun. Staj yaptığın şirketi, hatta arkadaşlarını dahi değiştirebiliriz. Ama üzülerek söylemek istiyorum ki bizi değiştiremezsin. Burada ikimiz oturmuş konuşuyoruz. İkimizde o ailedeniz ve yine ikimizde biliyoruz ki bizim ailemizde en kötü şeyler birlik olduğumuz için atlatılır.'
'Sen orada beni uyandırmaya çalışırken senin güven verişini hissettim abi. O yüzden gözümü açtığımda seni istedim. Güneş abi, Emir, Barlas, Alaz, Ömür, Çınar hatta babam bile bana yaklaşınca ne tepki vereceğimi bilmiyorum.'
'Beraber sarılırız. Yani her dakika değil ama eve gittiğimiz ilk dakika hepsine sarılırken ben senin yanında olurum. Benim verdiğim güveni hissedersin, olmaz mı?'
'Yapabilir miyim dersin?'
'Babam gibi konuşmaya bayıldığım çok açık o yüzden Vuslat'ca; Sizler bu ailenin en korunmaya muhtaç üyelerisiniz isterseniz elli yaşınızda olun hem korunacak hem de güçlü kalacaksınız. Çünkü yılmaz ve yıkılmaz bir ruhunuz var. Tibet'ce; bizde olmaz yoktur.' Derin'in kırık gülümsemesi ile adam bakışlarını tekrar pencereye çevirmişti. Havanın karanlığı içine işlerken aklında bunun da gelip geçici olacağı vardı. Daha öncekiler gibi bunu da atlatacaklardı. Ve yine beraber doğan bir güne merhaba diyerek karanlık şafağı yolculayacaklardı.
'Yarın götürür müsün beni?'
'İstersen şimdi bile götürürüm.' Tibet'in kıvrılan üst dudağı ile Derin başını sağa sola sallayarak çataldaki makarnayıda ağzına atmıştı.
'Yarın. Bir de o kızla evlenecek misin?'