Bölüm 10 - Hep Destek Tam Destek

2393 Kelimeler
Güneşi Edith Piaf'a, Geceleri Neşet Ertaş'a, Zamanı Pink Floyd'a, borç biliriz.                            ------------------------------------------------------- 'Yarın götürür müsün beni?' 'İstersen şimdi bile götürürüm.' Tibet'in kıvrılan üst dudağı ile Derin başını sağa sola sallayarak çataldaki makarnayıda ağzına atmıştı. 'Yarın. Bir de o kızla evlenecek misin?' 'Hangi kızla?' 'Gabriel mi ne haltsa onunla işte.' Tibet elindeki tabağı önündeki sehpaya bırakıp süt bardağını aldığı gibi sırtını koltuk koluna yaslamış ardından da tek dizini yukarı çekerek kıza bakmıştı. 'Niye sordun? Sevmedin mi?' 'Ya bilmiyorum. Ama şey, biz hep bir aradaydık, herkes senin ve Doğa ablanın beraber olmasını bekliyordu. O kızı dan diye getirince kuzenimin eşi olabilir mi sorusunu düşünerek bakmadım. Zaten iki dakika sonra evden çıktığım için zamanımda olmadı.' 'Herkes benle Doğa'nın beraber olacağını mı düşünüyor?' kızın soru ile başı usul usul sallandığında Tibet dudaklarını aralamıştı ki sertçe yutkundu. 'Biz onunla olamayız Derin denizim.' 'Niye? Çok yakışıyorsunuz, hem birbirinizin huyunu suyunu da çok iyi biliyorsunuz.' 'Yakışmak ve bilmek yetmiyor ki be cadı. Beraber büyüdük, kardeş gibi...' 'Hah. Dalga geçiyorsun sanırım. Az önce bizde olmaz yoktur diyen sen değil miydin?' 'Derin, çok konuşuyorsun.' 'Sıkıyı görünce Derin çok konuşuyorsun tabi.' kızın burun kıvırması ile Tibet göz devirerek sütü tepesine dikmişti anında. 'Ayrıca koskoca Tibet Kasırga neden makarna yanında süt içiyor bunu bizden bilen bir tek Doğa abla.' 'Bilmek istiyorsan sorman yeterdi cadı. Nedenini bilmesekde tahminen astımın tetiklediği alerjiden dolayı asit oranı yüksek şeyler tüketemiyorum. Ayrıca bira da kullanamıyorum. Onunda nedeni arpa alerjisi.' 'Bu kadar hastalıkla hala hayatta kalabildiğine şaşırıyorum.' 'Bizde bünye bu. Daha ölmeye niyetim olmadığına göre çok şaşıracaksın.' neredeyse sabah ezanına kadar süren muhabbetleri devam ettiğinde Derin sonunda koltukda uyuya kalmıştı. Tibet ise rahatını bozmamak için üzerine battaniye bırakıp pencerenin önüne geniş yastığı attı. Bağdaş kurduğunda ise bir yanına sigara paketini diğer yanına astım spreyini bırakıp derinden nefesini ciğerlerini patlatmak istercesine çekmişti. Kulağına telefonuna bağladığı kulaklıkları taktığında ise ilk önce uçuş moduna alıp ardından da şarkıyı başlattı. Daha başındaydılar hayatın. Şu kara geceye sökmeye başlayan şafak dahi gün gelecek anlarını aydınlatmayacaktı. Bunu bilerek büyümüş bir adamken daha önemli şeyleri de biliyordu. O günün doğduğunu görene kadar zifiri gecede kalmış ailesinden kimsenin elini bırakmamalıydı. Çünkü takılıp düşen olsa kanamasa dahi acıyan diz kapaklarında yitip giderdi adam. Derin'in gözlerine baktıkdan sonra kapının kilidini çevirdiğinde kızın titremesini de fark edip elini beline yerleştirmişti. Başarabilirsin der gibi bakmaya başladığında ise kız ufak bir adım attı önce. Evin eşiğinden geçtiğinde geri geri giden adımları kendini toparlamıştı. Yüreğine öyle büyük bir ağırlık basıyordu ki her adımda olduğu yere kütle gibi yığılabilirdi. 'Abi, kim var içeride?' yüzündeki acı çeken ifade ile bakışları Tibet'e kilitlendiğinde adam gülümsedi. 'Sadece annem babam ve Tuanna.' 'Diğerleri?' 'Daha gelmediler. Yavaş yavaş kendini adapte etmen daha kolay olur sonuçta.' kız tekrar başını salladığında adam kapıyı kapatarak salonu işaret etmişti ki ikisinin de içeri girmesi ile anında üç bedende ayaklandı. Hepsinin bakışları birbirleri üzerinde gezinirken Derin bir anda bedenini saran kollarla titreyen bedeniyle inatlaşmıştı resmen. 'İyisin demi?' Tuanna'nın sesini omuzu üzerinde duyduğunda ise bütün gerilimi bir kenara kalkmış kolları kıza kendinden bağımsız sarılmıştı. 'İyiyim.' 'İyi olacaksın tabi, hayatın başındayız, üstelik bizim aile bela konusunda bu kadar tecrübeliyken daha kötü şeyler de yaşayacağız.' 'Felaket tellalığı yeni işin mi?' iki kız birbirinden ayrıldığında Tuanna gülümseyip omuz silkmişti ki Derin'in bakışları kollarını açmış Buğlem'i buldu. Bir kaç adımda yanına yaklaşıp sıkıca sarıldığında ciğerlerine fazlasıyla doldurduğu oksijeni de havaya bırakmıştı. 'Teyze' 'Güzelim...' kapalı gözleri yüzünden göremese de başına bastırılan dudakları ve saçını okşayan eli tahmin edebiliyordu kız. Tibet'in eline benzese de, onun gibi incitmekten korkarcasına okşasa da Vuslat'ın olduğunu parfümünden biliyordu ama bu kez korku yoktu. İlk başta sadece Tibet'in desteğini hissedecekmiş gibi düşünse de şimdi güvenli bir yerde olduğunu amcasından anlayabiliyordu. Kapalı gözleri arasından tek tek düşen damlalarla Vuslat hem kendi kızlarından ayırmadığı yiğenine sarılmış hem de karısını kolları arasına çekmişti ki Derin'in de hıçkırıklarını adamın göğsünde serbest bırakması bir oldu. Adam gözlerinin buğulanmasını gizlemek için sıkıca yumduğunda dudaklarını da kızın başına yeniden basmış başını karısına yaslamıştı. Aralanan göz kapakları ile Tuanna'ya da elini açtığında kız anında Derin'in yanında aldı soluğu, bu kez de beş adım ötesindeki oğluna bakmıştı Vuslat. Tek yaptığı hafif bir tebessümle babasının sardığı üç kadını izlemekdi. Ses tellerini dahi harekete geçirmeden dudaklarını oynatıp gel komutunu verdiğinde sakin sakin yaklaşan oğlunun ensesini sıkıp şakağına dudaklarını bastırdı. 'Aslanım benim.' iki kelime onlarca duyguyu anlatabilecek yeteneğe sahipti işte. Bir sarılmak bin güven vermekken Vuslat yine yapmıştı yapacağını. Çevresinde olan kim varsa inatçı kızından, deli oğluna kadar çekmişti kanatlarının altına. Tibet ise uzun zamandır alamadığı o destekleyici eli ensesinde yine hissetmişti. Bu ev huzur kokuyordu adama göre, umut, karşı koyuş, savaş, barış, kazanmak ve kaybetmek, bütün her şey bu evde vardı. Dayak yemeden dövüşülmeyeceğinden, güvenmeden birlik olunamayacağına kadar hepsi bu çatı altında öğretilmişti. O yüzdendir ki Tibet bu ev sınırları dışında olan her yer için gurbet derdi. Bir tek burası memleketti adama. Yeri yurdu bir tek buraydı. Babası ve annesinin olduğu yer, anılarının mekan edindiği sınırlardı onun bütün varlığı. Sonunda durulan hırçın gözyaşları yerini sessizliğe bıraktığında hepsi koltuklara geçmişti ki arka bahçeden gelen sakin konuşmalarla hepsinin bakışları o tarafa döndü. Işık, Evrim, Miray içeri girdiğinde kızın gözlerindeki parlama da bir olmuştu. 'Derin' 'Efendim Işık hanım?' duyduğu cevapla bir anda kızlar çığlık atıp üzerine uçar gibi gelmişti ki dördünün birden sarılması bir oldu. 'Sen kafa dinledin ama dedikodunun hiç tadı olmuyor sensiz.' Işık'ın tepkisine Miray başını sallayarak onay verdiğinde Derin hafif tebessümü ile bakmıştı üç kıza. 'Umarım iki günde yeterince dedikodu birikmiştir.' 'Birikmez mi... Neler neler var, Joseph Morgon'da tut ki arka mahalledeki Umay'a kadar.' 'Uluslar arası gıybet yapalım dedik de.' Evrim'in sesi de duyulduğunda Derin kıkırdamasını serbest bırakıp tekrar sarılmıştı ki kızlara bakışları bahçe kapısında dikilip kalmış Emir'e takıldı. Çehresinde yeni yeni oluşmaya başlayan gülüşü anında silinirken gözlerini kaçırdığında adamın sert yutkunuşu bütün memleketi yerinden oynatacak gibiydi. Ama kalmıştı gırtlağındaki düğüm, aklındaki hengame. Hiç bir faydası olmamıştı o yutkunuşunda havadaki nefesinde. Zor bela bir adım attığında ise herkesin gözlerinin ona döndüğünü fark ederek yalandan gülümsemesini yerleştirdi yüzüne. Dert değildi hiç bir şey. Bu olayı yaşadı diye vazgeçmezdi sevmekden ama nasıl sarılacağını bilememek öldürürdü bir adamı. Korkar mı sorusunun beynini kemiren bir düşmanmış gibi olması yakardı ciğerini. Çenesinden başlayıp kulağının ardına kadar gerilen bütün kasları şimdi ne yapacaksın dercesine bağırırdı dibinde de susturamazdı. 'Derin' adamın sonunda harfleri birleştirip sesini duyurması ile kız bir kaç adım atıp kızlardan uzaklaşmıştı. Karşısında duran adamın gözlerindeki kargaşaya bakıp nefesine zincir olanlarla beraber olduğu yerde kalırken bakışlarını kaçırmak üzereydi ki adamın dövmeli kolları arasında buldu kendini. İçindeki harlanan ateşi tuzlu sular söndürmek istedi ama izin vermedi Emir. Kızın yanağına elini yerleştirip şakağına dudaklarını bastırdığı gibi göğsüne gömdüğü sevdasının sahibesini de bedenine yasladı. 'Canımın içi' olan herkesin duymasını imkansızlaştıracak kadar sessiz konuştuğunda Derin'de kollarını adamın sırtından omuzlarına doğru sarıp daha çok sokulmuştu. Saçlarını okşayan elle birinden daha kabul flamasını almıştı Derin. Onu sarıp sarmalayan her kola minnet duymuştu da Emir'in bu hali daha da mutlu etmişti kızı. 'Çok şükür Rabbim, çok şükür.' adamın mırıldanmaları devam ederken bu kez de Alev ve Vedat girmişti içeri. Bakışları Emir'in sırtında dolansa da sarıldığının kim olduğunu anlamak istercesine kaşlarını çatmışlardı. İkisinin de tükenmiş gözleri Vuslat ve Buğlem'e döndüğünde onların hafif tebessümü ile Vedat'ın çatık kaşları düzelmiş gözleri son raddesine kadar açılmıştı anında. İki adımda Emir'in yanına geldiğinde ise genç adamla göz göze geldi. 'Amca' 'Emir' Derin babasının sesi ile adamdan sakince ayrıldığında yine yaşlarını dökmeye hazır gözleri ile baktı. Vedat ise bir kelime dahi kullanma ihtiyacı hissetmeden elini tuttuğu kadını da karşısındaki kızını da kendine çekti. 'Güzelim, meleğim benim.' 'Babam' 'Baban ölsün uğrunda güzelim.' adamın çatallaşmaya başlayan sesi ile kızın bakışları bu defa annesine dönmüştü ki onun ağlaya ağlaya yüzüne bakışını izledi. 'Deli kızım benim' 'Sözünü dinlemediğim için özür dilerim anne.' 'Olsun bebeğim, bak yanımızdasın, dinlememiş ol, bir aradayız ya yeter işte.' Alev'in tepkisi ile tekrar kucaklaştılar. Canlarından can kopsa da kötü günler yaşasalar da bir şekilde geçeceğini bilerek destek oldular birbirlerine. Kargaşayla beraber yemek yarı sessiz yarı gülüşmelerle geçmişti. Masada susup dönen olayı dinleyen sadece Emir ve Derin olmuştu ki ikisi de birbirlerinden başka herkese bakmışlardı. Büyükler içeride oturmaya karar verdiğinde gençlerde topluca bahçeye serilmişlerdi resmen. Derin iki yanında oturan Ömür ve Alaz'dan gözlerini çektiğinde tam karşısındaki Emir'in üzerine kilitlediği bakışlarıyla karşılaştı. 'Bizimkilerden izin koparsakda dağ evine mi kaçsak?' Alaz'ın sesiyle herkesden bir yorum geldiğinde Derin hala odaklanıp kaldığı gök yeşili harelere bakıyordu. 'Dağ evine öyle veya böyle kaçarız, şehir dışına çıkalım ya.' Evrim'in de konuya dahil olmasından sonra Ömür gözlerini devirdi anında. 'Kızım seninle babamlar olmadan şehir dışına çıkarsak hepimiz zararla döneriz.' 'O niyeymiş?' 'Kendi kafan gözün yetmez gibi bizim de kafayı gözü yararsın da ondan.' Çınar'da lafını ortaya sürdüğünde Evrim hırsla elini havalandırmıştı ki önündeki masaya çarpmasıyla inlemesi bir oldu. 'Ya... Siz bana sakar mı demek istiyorsunuz?' buruşan yüzüne kıracakmışcasına masaya vurduğu eline rağmen Evrim lafını da esirgememişti. Bütün aile alışmıştı onun bu haline de bir gün sakarlığı cidden başına dert açacaktı. 'Siz diye diye sakar yapıyorsunuz bu kızı. Yoksa sakar değil.' Güneş'in de çıkışması ile Alaz kaşlarını havalandırdı. 'Sen geçen olan olayı bilmiyorsun tabi.' 'Ne oldu ki?' 'Bayan sakar elindeki kahveyi ilk önce kendi projesine döktü. Yetmez gibi kalanı da hocanın projesine döktü. Bütün bunlar bitti tekrar kahve içerken bu defada hocanın üzerine döktü. Tüm bunlar yarım saat içinde oldu.' Güneş'in bakışları yavaş modda Evrim'e döndüğünde kızın burun kıvırışına dikkatle baktı adam. 'Birincisi benim sakarlığım kabul ama diğer ikisinde suçum yok. Hoca birden kalkmasa koluna çarpmazdım. Ayrıca diğerinde de önden yürürken birden bana döndü. Onda da suçum yok.' 'Adamın kafasını şişirdiniz Miray'la bir olup. O da kızmak için döndü döndüğüne döneceğine pişman oldu.' Ömür gözlerini belerte belerte konuştuğunda Alaz başını sağa sola sallamıştı ki Derin'in donup kalmış haline bakarak gözlerini diktiği noktayı takip etti. Emir'in sigara yaktığını görünce anlamıştı olayı. 'Ne o yeşilaycı, karşında sigara içiyor diye mi bu bakışlarınla çivi çakmak?' Alaz'ın sesi ile Derin bir anda kendine gelip şaşkın şaşkın baktığında etrafda gözlerini gezdirmişti ki herkesin ona odaklanması dikkatini çekti. 'Bir şey mi oldu?' 'Füze diyoruz, aya gönderilmiş.' Çınar'ın dalgasından sonra Derin ciddiye alıp kaşlarını çattı bu defa. 'Bundan banane?' 'Kızım dondun kaldın, bari dinliyor gibi yap.' Güneş'de müdahalede bulunduğunda Derin omuz silkip oturduğu sandalyeden ayaklandı. 'Ben gidip uyusam ayıp olmaz size demi?' 'Gelmemi ister misin seninle?' Doğa'nın sorusundan sonra masadakiler dönüp bir kıza bir de ayağındaki alçıya bakmışlardı. 'Bakmayın be öyle, siz götüreceksiniz, belki muhabbet ederiz diye dedim.' 'Hemen çemkir, hemen.' Tibet yan yan baktığında Doğa dil çıkararak gözlerini kısmıştı ki adam gülerek başını anında sağa sola salladı. Ne kadar uğraşsa, gıcıklık yapsa, kavga etse de Doğa'nın şu halleri adamın ömüründen ömür alıyordu. Doğa ise sürekli didiştiği bu adama bakarken bile içinden kopup gidenlere küfür sıralıyordu. Ne zaman ailedeki büyüklerin birbirlerine sarılır hallerini görse, kadınların kocalarının göğsüne sinişini görse Tibet'e sığınası geliyordu ama kendi kendine fikirlerini uçurumdan yitiyordu hemen. 'Neyse, uyusam daha iyi, iyi geceler.' Derin mırıldanarak içeri girdiğinde Tibet'in ve Güneş'in bakışları da Emir'in dalıp giden haline takılı kalmıştı. Bir şey söyleyemiyorlardı ki, sonuçta Tibet söylese dahi kendi de aynı dertden müzdaripdi. 'Tibet.' kulağına değen fısıltı ile adam hızlıca Doğa'ya dönmüştü ki kızın şaşkınlıkla açtığı gözlerine baka kaldı. 'Sinsi sinsi dibime giriyorsun, panikle çarpsam ağızın burnun dağılır Doğa.' adamın kaşları çatılırken Doğa tek kaşını anında kaldırıp adamın kolundan çekiştirerek iyice dibine girmişti. Derdi neydi bu kızın. Hayır, Tibet'i sadece parfümü ile Bakırköy'e yatırmak istiyorsa an meselesiydi de. 'Hemen ters yapma. Bu hafta sonu Tuanna'nın doğum günü.' adam güç bela burnuna değen esansdan koparak yavaş çekimle kıza baktığında onun 'ya...' der gibi bakması da cabası olmuştu. 'Hafta sonuna üç gün var ve sen bunu yeni mi söylüyorsun Doğa?' 'Ablanın doğum gününü unutacağını hesaba katmamışım bay sorumsuz, kusura bakma.' 'Bu haberi aldığıma göre seninle tartışarak zaman kaybedemem. Asıl soru ne hazırlayacağız?' 'Asıl soru Tuanna'ya çaktırmadan nasıl hazırlık yapacağız olmalıydı.' 'Onu ben hallederim kedi göz. Sen ne yapabiliriz onu söyle.' Doğa dudağının derisini kemirmeye başladığında Tibet'de aynı işleme koyuldu. Tanımayan biri olsa gerçekden kan bağı var zannederdi ki Doğa'nın ve Tibet'in benzer özellikleri ikizlerden daha fazla olabiliyordu bazen. 'Hep beraber pikniğe gitmiştik hatırlıyor musun? Şelalenin orada.' adam usul usul başını sallayıp onay verdi. 'Orayı hazırlasak ya, Tuanna çok sevmişti, hem sakinde bir yer, e arazi zaten senindi, yani sen öyle demiştin.' 'Dağın başı, nasıl hazırlayabiliriz ki?' 'Sen onu bana bırak. Ben kızları toparlarım bir saatte dahi hallederiz. Ama istediklerim için destek gerek, bir de Tuanna ablanın arkadaşlarına ulaşmam lazım da bir şey sorcam.' 'Sor kedi göz.' 'Sen hafta sonu Tuanna'ya ne diyeceksin de hazırlıkları çakmayacak.' Doğa'nın kuşkulu bakışları ile Tibet üst dudağını kıvırıp kaşlarını kaldırmıştı. 'O da benim sırrım olsun bayan bilmiş. Arkadaşlarına da ben ulaşırım. Kaç kişi olacağız tahminen?' Tibet'in sorusu ile Doğa ellerini kucağında birleştirmişti anında. 'Biz 36 kişiyiz, Yiğit amcama hak veriyorum, aşiret gibi aileyiz maşallah... Neyse, Barlas'ın kız arkadaşını say 37, Gabriel var 38-' 'Gabriel gelmeyecek.' 'Bozuştunuz mu?' Doğa'nın havalanan kaşları ile Tibet başını sağa sola sallamıştı. 'Şehir dışında işleri var. Devam et saymaya.' '37, hımmm... E beş kişi de Tuanna'nın arkadaşı 42 kişi.' 'Bir daha ekle, 43.' 'O bir kişi kim ki, eksik mi saydım?' 'O sürpriz... Gecenin sürprizi. Hatta düz hesapdan 45 kişilik hazırlık yapalım. Ne olur ne olmaz. Bizimkilerin sağı solu belli olmaz malum.' 'Tamam. Ben annemlerle, kızlarla bir olup organizasyonu hallederim. Halledemediğim olursa sana sana söylerim. Sen de Tuanna'yı oyalayacaksın.' Tibet usul usul başını salladığında içeridekilerinin ayaklandığını da görmüştü. 'Bak ne diyeceğim. Siz yiyecek içecek mevzusuna odaklanın, ortam için ne gerekiyorsa ben yaparım.' 'Tuanna doğum günü kutlamayı sevmez, oyalayacaksın da oraya getirebilecek misin?' ikisi de ayaklandığında adam kızın belinden tutarak iplemez gülüşünü göstermişti anında. 'Benim elimden uçan kuş bile kurtulmaz kedi göz, kaldı ki Tuanna Kasırga.' 'Ablanı nasıl tavlayacağını merak ediyorum bay ego.' kız babasının koluna girerken konuştuğunda Eymen ikisinin irdeleşen haline de gülerek evin çıkışına doğru yürümüştü. Bir bir dağıldıklarında ise adam babasının çalışma odasına çıktığını görüp anında basamakları tırmandı. Kapıya usulca vurup başını uzattığında Vuslat henüz eline aldığı gözlüklerini masaya tekrar bırakıp gel anlamında başını sallamıştı bile. 'Hayırdır evlat.' 'Çalışacak mıydın?' 'Bakacağım bir kaç şey var ama fazla uzun değil. Halledilir, gel sen.' 'Bende uzun uzadıya konuşmayacağım zaten.' adam kapıyı kapatıp masanın önündeki koltuğa oturduğunda derinden bir nefes aldı. 'Şey, hafta sonu Tuanna'nın doğum günü ya-' 'Abla, o senin ablan Tibet.' 'Her neyse işte, ablamın doğum günü ya' 'Eee...' 'Biz kızlarla bir olup bir şeyler organize edelim diyoruz. İznin varsa tabi?' Vuslat'ın tek kaşı havalandığında oğlunun yüzünü iyice süzmüştü. 'Barda falan mı kutlayacaksınız da izin alıyorsun?' 'Yok, şelalenin orada, sadece ailenin olduğu bir şey yapacağız.' 'E oğlum bunun için ne diye izin alıyorsun? Ben kötü bir şey göremedim bu söylediğinde.' 'Aslına bakarsan alkol ayarlamayı planlıyorum, senden de kutlama için değilde-' 'İçmek için izin istiyorsun?' 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE