Çetin Koçarslan “Zümraa!” Gırtlağımı yırtarcasına attığım o feryat, gecenin ayazına çarpıp paramparça oldu ama onun adımlarını bir saniye bile durdurmadı. Kapıdan çıkıp o karanlığa doğru yürüyüşü, benden, kalbimden, ruhumdan kopuşunun en somut, en acımasız haliydi. Yıllarca o koca konağı, o taş duvarları yöneten, sözü kanun sayılan Çetin Ağa, şimdi sevdiği kadının arkasından çaresiz bir çocuk gibi bakakalmıştı. Ama gidemezdi. Bitemezdi böyle. Beni o cehennemin içinde tek başıma, bu kanlı günahların ortasında yapayalnız bırakıp gidemezdi. Nefes nefese kapıya doğru atıldım. Serhat’ın geniş omuzlu silüetini, Eren’in o yıkılmış halini, kapıdaki korumaların şaşkın bakışlarını ezip geçtim. Dışarı adım attığımda rüzgâr yüzüme bıçak gibi çarptı. Zümra, Serhat’a doğru yürüyordu. Onun dünyasına

