Gecenin o karanlık, gizemli ve sınırları zorlayan fırtınası, yerini İstanbul’un pırıl pırıl, umut dolu sabahına bırakmıştı. Malikanenin yüksek tavanlı yatak odasına sızan güneş ışıkları, Giray ve Mayda’nın üzerine bir yorgan gibi serilmişti. Birkaç saatlik o derin ve kaliteli uyku, vücutlarındaki yorgunluğu almış, yerini tatlı bir dinçliğe bırakmıştı. Haşmet Bey, çocuklarının eve döndüğünü bildiği için bahçedeki asırlık çınar ağacının altına, krallara layık bir kahvaltı sofrası kurdurmuştu. Giray, üzerinde beyaz, keten bir gömlek; Mayda ise uçuş uçuş, çiçek desenli bir yazlık elbiseyle merdivenlerden indiler. Birbirlerine her baktıklarında, gözlerinde geceye dair o gizli ve yakıcı sırrın pırıltısı vardı. Sofraya oturduklarında Liva, neşeyle babasının kucağına atladı. "Baba! Babaanneyle ç

