İstanbul’un üzerindeki o kapkara, tekinsiz sis tabakası, bu sabah yerini pırıl pırıl bir güneşin doğuşuna bırakmıştı. Şehir, sanki üzerinde dönen o kanlı taht kavgasının bittiğini anlamışçasına derin bir sükûnete bürünmüştü. Boğaz’ın suları alışılmış sabah trafiğini taşırken bile daha yumuşak, daha parlak görünüyordu. Martı sesleri, aylardır süren gerilimin ardından ilk kez Giray’ın kulağına huzur verici gelmişti. Özel bir jetin motor sesi, İstanbul Havalimanı’nın uzak pistlerinden birinde yankılanırken, Giray Aras zırhlı aracının içinden uçağın havalanışını izliyordu. Camın arkasından yükselen o metal kuş, sadece bir adamı değil, geçmişin zehirli tortularını da beraberinde götürüyor gibiydi. Kaan Arda Akın, elindeki tüm o zehirli belgeleri imha ettiğine dair dijital onayı az önce gönder

