Adliye binasının o devasa kapıları arkamdan kapandığında, yüzüme çarpan rüzgar özgürlüğün değil, yarım kalmışlığın kokusunu taşıyıyordu. Bileklerimdeki kelepçe izleri hala duruyordu ama ruhumdaki o ağır zincirler şimdi Giray’ın bileklerine taşınmıştı. O, mahkeme salonunun ortasında bir fırtına gibi kopup gelmiş, bizi o diri mezardan çekip çıkarmış ve kendini o karanlığın içine feda etmişti. Ekrem, Elena ve holdingin diğer yöneticileriyle birlikte dışarıdaki basamaklarda duruyorduk. Flaşlar patlıyor, gazeteciler sorularını birer mermi gibi üzerimize yağdırıyordu. Ama ben hiçbirini duymuyordum. Gözlerimin önünde sadece Giray’ın götürülürken bana attığı o son bakış vardı. "Korkma" demişti. Ama nasıl korkmazdım? Ekrem, zırhlı aracın kapısını açarken yüzü kireç gibiydi. "Mayda Hanım, hemen ma

