6. Bölüm

776 Kelimeler
Eğer bir gün sustuğum yerden konuşursam, cihan toplansa beni susturamazdı. Çünkü eğer çığlıklarımız yaralardan geliyorsa onu bastırarak değil ancak iyileştirerek susturabilirdik. İyi edebilmek mi? Bizden ne kadar da uzaklaşan ve hızla kaçan bir tabir.  "Üşümüyorsun sanırım." Duyduğum yabancı sesle irkildim. Yavaşça gözümün ucuyla ona baktığımda ne ara geldiğini anlayamadığım adam, benimle aynı yere bakıyordu büyük bir ilgiyle. Karanlık gökyüzüne serpiştirilmiş süslü yıldızlara. "Üşüyorum aslında." Tekrar gözlerimi ondan alıp istedikleri yere kavuşturdum.  "Fakat şuan ondan daha önemli birşey var." Omuzlarıma konan sıcak montu hissettiğim de hayır gerek yok demeyecek kadar gerçek bir üşümüşlük vardı bedenimde. "İhmal etmemelisin." Bu değişik adamı anlamak için gözlerimi tekrar coşkulu bir halde seyahat ettikleri gökyüzünden alıp ona çevirdim. O ise ben hem varmışım gibi alakalı, hemde yokmuşum gibi ilgisizdi. Bu şeydi sanırım saygı..Hayret durması gereken yerde güzel duran bir adam.. "Kendini ihmal etmemelisin küçük kız. Sana senden fazla değer veren birini bulmak oldukça zordur çünkü." Buraya geldiğinden beri ilk defa gözlerime bakıp fısıldadı. "Harelerinde yerleşen hislere bakılırsa, sen sana oldukça borçlusun."  ****** Dolabıma yetiştirdiğim monta daldım bir süre. O kadar tuhaf dakikalar yaşamıştım ki o gece adama montunu vermeyi bile unutmuştum. Ben inmeden yemeğe başlamayacaklarını bildiğim için hızlı adımlarla çıktım odadan. Atlaya atlaya indiğim merdivenlerden çocukluğumun intikamını aldım bir süre. "Ne zamana kadar burada kalıcak?" Duyduğum sesle girmek üzere olduğum kapıda kendimi durdurup yavaşça köşeye sindim. " Ceyda!" Arslan Özdemir'in sert sesine bakılırsa konu benimle ilgiliydi. " Çok değişik bir kız. Ne gülüyor ne konuşuyor. Ucube gibi dolanıyor ortalıkta." Bu sefer onların müdahele etmesine fırsat vermeden mutfağa girdim. Daha fazla benim yüzümden araları bozulsun istemiyordum. Bir sorunu varsa, benimle halletmeliydi. Geldiğimi gören kadının çehresine mahcup ve endişeli bir ifade yerleştiğinde gülümsedim. Benim mutlu halime karşı rahatladı ve gülüşüne güneşi sığdırdı..  "Ne sanıyorsun Ceyda? " Eve geldiğimden beri onun yaptıkları şeylere rağmen ben her seferinde onu yok saymıştım. Bu yüzden olsa gerek şaşkın bir ifade yerleşti simasına. Boğazını temizleyip "Neyi?" Dedi. "Hayat bana sana olduğu kadar kolay geçmedi. Bunda suçlu aramadım hiç bir zaman. Yaşamam gerekiyormuş yaşadım dedim. Ama emin ol benim yaşadıklarımı yaşayan çoğu kişi belki de yolun yarısında pes etmiştir. Ben gülümsemediğime değil,  hâlâ daha nefes almama şaşırıyorum." Durdu ve yüzünden saniyelik bir hüzün geçti. Ama bu karardı işte. Acılarımızı başkalarına anlatınca sadece saniyelik yansımayla bir hüzün bulutu geçerdi çehrelerinden. Sonrası ise normale dönerdi herşey. O yüzden anlatmak üzerinden yük atmak yerine tam tersi daha fazla yük almak demekti bana göre. Bir sorunu on kişiye anlatırsan on sorun olur..hep böyle inanmış ve susmayı tercih etmiştim. Ama şimdi paylaşma ihtiyacı duymuştum hayatım da ilk defa.  "Seni koruyamadım."  Başını önüne eğmiş , belki de yıllar önce ki bir sahneyi izleyen adama baktım. Kollarından koparılıp yavrusu alınan kadının çığlığı sanki geçmişte değil,  şimdi ki zamanda yankılandı. Bazı sesler vardır, sussada konuşmaya devam eder. İşte bu ses hâlâ daha konuşmaya devam ediyordu. "Sonuçta bilmiyordun gerçek anne baban olmadıklarını. En fazla ne olmuş olabilir ki?"  En fazla ne olmuş olabilir ki? İşte küçük Alin bu cümleye gür bir kahkaha attı. Neden en fazlamız her zaman gözümüzün gördüğü yere kadardı? Bir ötesine geçememek bencillik miydi yoksa becerememekten miydi? Bende buna kesin bir cevap versem önyargıyı meslek edinenlerden hiç bir farkım kalmazdı. En iyisi bazı şeyleri fazla düşünmeden olduğu yerde bırakmaktı. Bazen bırakmak korkudan değil,  belki de yorulmak istememekten kaynaklanıyordu. " Şiddet gördüm. Hemde çocukluğumun belki de her günün de. Bedene uygulanan acıdan bahsetmiyorum. O geçer..Ama ruhtaki bıraktığı izler geçmez ve hergün katlanarak artmaya devam eder. Benim de hiç geçmedi." Şu olursa geçer,  bu olursa geçer dediğim herşeyin o vakitte geçmediğini görmek, daha çok dibe batmama sebep olmuştu. Beyin de bitirilen ve başlatılan herşey bedenle de alakalı olduğu için, bana en çok zarar verenin yine ben olduğumu farkettiğim de kendimden özür dilemiş ve yeni bir hayata başlamıştım. Hiçbirşey düzelmemişti aynı devam etmişti. Sadece ben artık düzelmesini beklememiştim. Çünkü fazla beklemek , fazla hayal kırıklığına uğramaktır. Beklentiler her daim kişiliği zayıflatır.  "Onların en ağır cezaları alabilmeleri için elimden ne geliyorsa yapacağım. Benim kızıma bunları yaşatanlar çok ağır bedeller ödeyecek." Öfkesi gelip geçici değil yirmi yıla dayanıyordu. Bizden çalınan yılların hesabını onlardan sormak bizi rahatlatırmıydı ki? Geri gelmeyen zamanın üzerinde konuşarak ne çok vakit kaybediyorduk. " Ben onları affettim." Nefes aldım ve düşünmeden fısıldadım.  "Baba." Önüne eğmiş olduğu başını hızla kaldırdı . Şaşkındı..Ama en çok hüzünlü.."Birini affetmemek hâlâ daha onun sende açtığı yarayı iyileştirmesini beklemektir. Açtığı yaranın farkında olmayan insan nasıl iyileştirsin ki .. Ben acıdan anlam çıkardım. Almam gerekeni aldım. Ve kalanı ise başka bir dünyaya bıraktım." Gülümsedim. Sürekli gözyaşlarına sebep olduğum kadının artık tebessümüne sebep olmak istiyordum.  "Onlarla farklı bir dünyada hesaplaşacağım. Gözlerinin  içine bakarak, ve yanıma çocukluğumu alarak.." Yıllar öncesine gitti hayalim ve zihnim. Yine buruk bir sahne seyrediyordu.  "Ben unutuyorum bazen çünkü. Ama o hiç unutmuyor."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE