Hikayem 2

1151 Kelimeler
Gri Göz, hikâyemi anlatmaktaki kararlılığımı gördüğünde bir an duraksadı. Sonra, “Burada bekle, geri döneceğim,” dedi ve ahırın içine girdi. Beni burada yalnız bırakacağını sandım ama kısa süre sonra elinde bir yorganla geri döndü. Önce kendi üzerine attı, sonra gözlerini bana dikerek, “Sen de altına gel,” dedi. İtiraz etmedim. Sessizce yanına gittim. Hakkâri’nin soğuk dağlarında, bir yorganın altında, geçmişin izini sürüyorduk. O, artık bana karşı eskisi gibi sert değildi. Yumuşamıştı… Hatta… Beni sahiplenmiş gibiydi. Belki bana inanmıştı. Belki bana acıyordu. Ama artık düşman gibi bakmıyordu. Rüzgâr, dağları beyaz bir gelinlik gibi örten karın üstünde ıslık çalarak esiyordu. Devam ettim… “Annem, adamın bana yaptıklarını ya öğrenmişti ya da hissetmişti.” Boğazım düğümlendi ama geri adım atmadım. Anlatacaktım. “Bir gün eline bıçak alıp ona saldırdı. Ama gücü yetmedi.” Gri Göz, gözlerini benden ayırmadan dinliyordu. Bir gölge gibi sessiz, ama dikkatli. “Adam birkaç darbe aldı ama sonra annemin elinden bıçağı kaptı.” “Ve onu defalarca bıçakladı.” Gözlerimi kapattım. Kan. O günün kokusu, sesi, her şeyi aklımdaydı. “Hem de gözümün önünde…” Bunu söylerken içimdeki her şey paramparça oldu. Ama devam ettim. “Bana nefretle bakıyordu. Annemin bedeninden akan kanlar, su gibi akıyordu.” “Her bıçağı saplayışında yüzünde… …yaptığından keyif aldığını gösteren bir gülümseme vardı.” İçimde bir titreme hissettim ama sesi boğazıma gömmedim. “Annemin üstüne atıldım. Onu korumak istedim.” “Ama adam bir eliyle beni tuttu, diğer eliyle bıçağı saplamaya devam etti.” Gri Göz, artık nefes bile almıyordu sanki. Öfkesi, sessizliği kadar keskin ve belirgindi. “Sonunda… Annemin yüzünde bir huzur belirdi.” Sesim kısıldı. Gözlerimde biriken yaşlar, buz gibi soğukta bile yanaklarımı yakıyordu. “Gözlerini kapatırken, onu hiç bu kadar huzurlu görmemiştim.” “Yüzünde bir gülümseme vardı.” Yutkundum. “O cennete gitti. Biliyorum.” “Melekler gelip ruhunu aldılar. Buna neredeyse eminim.” O geceyi düşündüm. Annemin son nefesinde ilk kez bu kadar mutlu göründüğünü. Ve o an, hayatımın geri kalanında kimseye güvenmemem gerektiğini anladığımı. Gri Göz, yumruklarını sıkmıştı. Bana bakıyordu ama gözleri geçmişte bir şeylere takılı kalmış gibiydi. Sessizlik, bıçak kadar keskin bir hâl aldı. Çünkü ikimiz de biliyorduk… Bazı acılar anlatılır ama asla tam anlamıyla paylaşılmaz. Yorganı sıkıca kendimize sarmıştık. Gri Göz, sanki beni sadece soğuktan değil, geçmişin yükünden de korumak ister gibi sımsıkı sarıyordu. Artık bundan rahatsızlık duymuyordum. Hatta, şaşırtıcı bir şekilde bu hoşuma gitmişti. Ama hikâyem daha bitmemişti. O duymak istemese de, anlatmamı isteyen oydu. Derin bir nefes aldım. Sözlerim ağırdı, ama söylemeye kararlıydım. “Melekler annemin ruhunu alıp götürürken…” “O aşağılık, üvey babam olacak adam…” “Beni, annemin cansız bedeninin yanında bile kirletmeye devam etti.” Sözlerim soğuk havada yankılanırken, artık kendimi tutamıyordum. Hıçkırarak ağlıyordum. Gri Göz’ün nefesi hızlandı. Kolları, farkında olmadan daha da sıkı sardı beni. Öfkesi, sessizliğinden bile taşan bir ateş gibiydi. Ama susuyordu. Çünkü bu öfkesiyle ne yapacağını bilmiyordu. Devam ettim. “Bir çıkış aradım, bir şeyler yapmak istedim.” “Kaçmak istedim.” “Ya da annem kadar cesur olup onu öldürmek istedim.” “Ama ikisini de yapamadım.” O geceyi düşündüm. Kendime lanet ettiğim, kaçamadığım her geceyi. “Sonra bir gün, mahallede biriyle tanıştım.” Gözlerim donuklaştı. “O zamanlar tesadüf sanıyordum ama… Sonradan öğrendim ki bu da planlı, kasıtlıymış.” Gri Göz’ün çenesinin kasıldığını hissettim. “Her neyse…” diye devam ettim. “Tanıştığım genç, ilk zamanlar bana iyi davranıyordu. Gizli gizli buluşuyorduk.” “Bana güzel şeyler söylüyor, hediyeler alıyordu.” Gözlerimi yere diktim. “Hayalleri yıkılmış, tek başına kalmış bir genç kız için bunun ne demek olduğunu biliyor musun?” Bunu cevap alması için sormamıştım. Beni anlaması için sormuştum. O da bunu anladı. Cevap vermedi. Sadece daha sıkı sardı. Ve önüne baktı. Ama bu bakış, “Seni anlıyorum,” der gibiydi. İlk defa, gerçekten anlaşıldığımı hissettim. Yıllarca bu hikâyeyi kendime saklayarak nasıl ağır bir yük taşıdığımı fark ettim. Gri Göz’e anlatırken ben rahatlıyordum, ama o sanki zaten yeterince ağır olan yüklerine bir yenisini alıyordu. Ve bu onu ezdikçe eziyordu. Ama ilk defa anlatıyordum. Çünkü ilk defa beni gerçekten dinleyen, anlayan biri vardı. İçimde tarif edemediğim duygular vardı. Öfke. Kızgınlık. Hayal kırıklığı. İntikam. Ama bir yandan da… Sahiplenilmek. Anlaşılmak. Hem de, en insani duyguları bile kendine zehir eden bir adam tarafından. Bu, tuhaf bir rahatlıktı. Ve tarif edilemezdi. Gece yarısını geçmişti. Bir an düşündüm, bencilce mi davranıyordum? Gri Göz, güneş doğmadan işe koyulurdu. Bu dik yamaçlarda saatlerce yürür, iz peşinde koşardı. Ama ben onu esir almış gibi hikâyemi anlatıyordum. “İstersen yarın devam edebiliriz. Sen de yorgun ve uykusuzsun,” dedim, belki biraz da vicdan azabıyla. Gözlerini bana dikti. “Beni düşünme. Ama sen istiyorsan anlatmayabilirsin,” dedi, her zamanki o sert ama içten sesiyle. O an anladım. Beni düşünüyor ama bunu kabul etmiyordu. Ve ben anlatmaya devam etmek istiyordum. İçimde yıllardır taşınan ağırlıktan kurtulurken, şimdi durmak istemiyordum. “İyi madem, istiyorsun, ben de anlatayım,” dedim. Ama biliyordum. Ondan daha çok ben istiyordum. “Saf ve temiz duygularla yaklaştım mahalledeki o gence,” dedim, aptallığıma kızarak. Gri Göz’ün beni anlamasını istiyordum ama ben bile kendimi kandırıyordum. Bunun anlaşılacak bir tarafı yoktu. “Belki sevdim onu, belki de üvey babamın aşağılanmalarından kurtulmak istedim. Bilmiyorum.” “Sonunda bana ‘kaçalım’ dediğinde, istediğim olmuş gibi hemen kabul ettim.” “Bunun bir çıkış kapısı olduğunu sanıyordum.” Kaçtığımda, onun beni evine, ailesinin yanına götüreceğini sandım. Ama beni… Elazığ’ın köylerinde, dağ başında bir mağaraya götürdü. “O da daha nikâh olmadan defalarca bana dokundu.” “Üstelik sadece o değil…” Nefesim kesildi, kelimeler boğazımda düğümlendi. Ama anlatacaktım. Artık duramazdım. “Başkaları da.” Sözlerim havada ağır bir taş gibi asılı kaldı. Gri Göz’ün nefesinin değiştiğini duydum. Öfkesini içine gömüyordu. Ama sadece sessizliği bile, içindeki fırtınayı hissettirmeye yetiyordu. “Az önce söylediklerin var ya…” dedim, sesim titreyerek. “Haklıydın.” “Benim gibi kimsesiz, sahipsiz kızları kaçırıp taciz ediyorlar.” “Sonra öğrendim ki, ben tek değilim.” “Başka kızları da tutsak etmişler.” “Onlarla gidenleri alıp götürüyorlar, kabul etmeyenleri satıyorlar.” “Kimilerini de öldürüyorlar.” “En şanslı olanlar, kaçmayı başaranlar.” Sözlerim soğuk havada yankılanıyordu. Ama bu soğuk… içimdeki yangını söndüremiyordu. “Sonra gebe kaldım.” O an Gri Göz’ün nefesi kesildi. Ama ben devam ettim. Çünkü duramazdım. “Artık kimden bilmiyorum.” “Üvey babamdan mı?” “Beni seviyorum diye kandıran o pislikten mi?” “Yoksa diğerlerinden mi?” “Ama emin olduğum bir şey var…” Başımı kaldırıp, doğrudan Gri Göz’ün gözlerine baktım. “O benim bebeğim.” “Onu bırakamam.” “Beni kendileriyle gitmeye ikna edemeyince, bebeğimi alıp gittiler.” Gri Göz kaskatı kesildi. Ben ise hâlâ esirdim. “Ellerim, ayaklarım bağlıydı.” “Sen ellerimi, ayaklarımı bağladığında hiç korkmadım…” “Çünkü bunu aylarca yaşadım ben.” Gri Göz’ün yüzüne baktım. Ve o an… İlk defa, pişmanlık ve utancı yüzüne açıkça vurdu. Bir şey diyecekti… Dudakları titredi. Ama kendini sıktı. O an anladım. Onun bile bazı kelimeleri söylemeye gücü yetmiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE