bc

Pusula

book_age16+
932
TAKİP ET
4.2K
OKU
revenge
sex
one-night stand
forced
scandal
badboy
boss
first love
secrets
passionate
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bir kalbe dokunmak için doğru kelimeleri değil doğru hisleri bulmak gerek. Kalp en doğru pusuladır, hangi yönden bakarsanız bakın bir pusulanın hep kuzeyi gösterdiği gibi aşkı gösterecektir size.

Aşk ateşten bir denizi mumdan bir gemiyle geçmek kadar zor muydu? Yoksa sıcak kumlardan serin sulara atlamak gibi bir his miydi?

Azra ve Yavuz’un yolları bir barda kesişmişti.Birbirlerine karşı hissettikleri çekim o kadar karşı konulmazdı ki kendilerini arzunun kollarına bıraktıklarında hayatlarında bildikleri her şey baştan yazılacaktı.İkisi de büyük bir karmaşanın içine sürüklenecekti. Bu hikaye ne zaman başlamıştı? Gelecek,şimdi ve geçmiş… Aşk geçmişteki yaraları iyileştirebilir miydi? Azra ve Yavuz bu soruların cevabını ararken bir taraftan da ortak geçmişlerindeki sırların kapılarını aralayacaklar.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Gecenin Şarkısı
Bir aşkın kaç mevsimi olur? Ağlamadan, haykıramadan, isyan etmeden, beklemek ama en çok da neyi beklediğini bilmemek: onun cezası bu idi. Dayanılmaz bir özlem sonra da bir kin kapladığında içini Yavuz her zaman buraya gelirdi. Hiçbir şeye dokunmazdı. Eğer dokunursa ondan kalan hatıralar da silinecek, yok olacak gibi gelirdi ona. O geri gelse yaşananları unutmak bile istemezdi. Tekrar unutmak ve yeniden hatırlamak, yaşananlardan geriye bir tek bunlar kalmıştı. Karanlık yolda sessizce yürüdü. Eskiden kendi yalılarına ulaşmak için Arnavut kaldırımlı iki yanına ağaçlar sıralanmış ışıklı bir yoldan geçtiğini hatırladı. Çocukken yolun başında arabadan inip ağır ağır bu yolun keyfini çıkara çıkara yürüdüğü geldi aklına. Bazen yalnız yürürdü; ama çoğunlukla üçü olurdu. Onlar hemen yan yalıda otururlardı. Bütün çocuklukları birlikte geçmişti. Kendini bildi bileli hep onlar vardı. Ne zaman değişmişti peki duyguları. Hatırlayamadı. Belki de ilk günden beri duyguları aynıydı fakat sadece o geç farkına varmıştı. Yavuz yine derin düşüncelere dalmıştı. Yıllar olmuştu bu lanetlenmiş eve gelmeyeli. Biri yanmış, biri terk edilmiş iki yalı. Bir zamanlar boğazın incisiydiler. Hayatları o korkunç olay olmasa kim bilir nasıl da güzel olacaktı. O böyle acılar çekmeyecekti. Yavuz’un boğazına bir yumruk geldi oturdu. Yutkunmak istedi, yumruk yemiş gibi hissetti başaramadı. Karnı ağrıyor gibi karnını tuttu, daha fazla dayanamayacağını anlayarak dizlerinin üzerine çöktü. Ağlamak istiyordu ama gözyaşları yoktu sanki. Derin derinin nefes alıp verdi. Kıyıya vuran dalgaların sesi onun yeterince odaklanmasını önlüyordu. Sonunda odaklanmayı başardı ve kendini topladı. Şimdi kendini daha iyi hissediyordu. Cebinden ilacını çıkardı, bir tanesini avucuna aldı ve eliyle biraz oynadıktan sonra içti. Bu ilaç olmasa kim bilir ne halde olurdu. Bir kaç dakika karşı kıyıdaki ışıkları seyretti. Şimdi kendini daha iyi hissediyordu. Yalının boyaları düşmüş, beyaz mı siyah mı tam olarak anlaşılamayan iki kanatlı büyük giriş kapısına yöneldi.Bekçi falan yoktu. O kara günden sonra bu iki yalının lanetli olduğuna o kadar inanmışlardı ki değil bekçilik yapmak insanlar yalıların yanına bile yaklaşamamışlardı. Aradan geçen yıllarda insanlar bire bin kattıkça yalıların efsanesi daha da büyümüştü. Kendi yalılarına o olaydan sonra ilk defa ayak basıyordu. İki basamaklı merdivenden hızlıca çıktı. Kapının koluna uzanınca kilitli olmadığını anladı. Büyük ahşap kapı gıcırdayarak açıldı. Yalı karanlığa gömülmüştü. Yavuz telefonunun fenerini açmak zorunda kaldı. Eşyalara dahi dokunulmamıştı. Onlarda bu ev ile birlikte çürümeye terk edilmişlerdi. Bir an Yavuz’a sanki bu eşyaları bu evi yiyen güveler işlerini işlerini bitirince bu eşyaların tamamını yok edince ,evde ortadan yok olunca kötü anıları da yok olacaktı. Yavuz üst kata çıktı kendi odasına girdi. Güç bela çekmecesini buldu. Çekmeceyi açtı, tam tahmin ettiği gibi oradaydı. Kimse ne bu odaya girmiş ne de eşyalara dokunmuştu. Resim çerçevesini eline aldı. Üçünün gülen yüzü tam karşısındaydı. Fotoğraf biraz solmuştu. Fotoğrafı çerçevesinden çıkarıp cebine koydu. Sonrada yalıdan hızlıca çıktı. Bu hayaletli evden bir anda uzaklaşmak kaçmak istedi. Burada o herkesin bildiği soğuk, acımasız Yavuz yoktu. Burada o sadece küçük bir oğlan çocuğuydu. Yavuz kendini bu kadar savunmasız hissettiği bu yere bir daha asla uğramayacaktı. Zaten ne diye buraya gelmişti ki. Yavuz her defasında artık buraya gelmeyeceğine dair kendine söz verse de bu unutulmuş yer ne kadar tuhaf olursa olsun ona huzur veriyordu. Anılar ile yaşamak yıllardır yaptığı bu değil miydi? Kadınlara karşı soğuk tavrı, tek gecelik ilişkilerden hep kaçınması her şeyin nedeni o değil miydi? Zengin, yakışıklı, bekar bir erkekti. Kadınların gözdesiydi. Bütün bunlar onun için yeterli olmalıydı. Ne yazık ki Yavuz hayattan zevk almıyordu. Yavuz bu hüzünlü yerden ayrılırken gecenin daha eğlenceli bir yerde devam edeceğini düşündü. Uzun zaman olmuştu dışarı çıkmayalı. Yavuz İsviçre'den geldiğinden beri ya sadece işlerle ilgileniyordu ya da evindeydi. Annesine bile sadece birkaç kez uğramıştı.Halası Nesrin ve İsviçre'ye gittiğinde orada tanıştığı, o günden beri de hiç ayrılmadığı Tunç dışında kimse ile görüşmüyordu. Burada hastalığı tekrar nüksetmişti. Hastalığı hakkında sırrı bilen tek kişi ise Tunç’tu. Zaten Tunç İsviçre'den onun için dönmüştü. Ona göz kulak olmak istiyordu. Onca yıldan sonra onlar arkadaştan bile öte kardeşlerdi. Babası vefat etmeseydi o da asla geri dönmeyecekti. Şimdi bütün işler ona kalmıştı. İşlerin üstesinden bir şekilde gelse de annesi ile halasının evlen ısrarları en dayanılmaz olanıydı. Yavuz ‘un durumunu bilen hiç bir kadın onunla olmak istemezdi. O da zaten kadınlardan uzak durmaya çalışırdı. İsviçre’deyken bir iki kadınla ilişkisi olmuştu ama pek yürümemişti. Tek gecelik ilişkilere hastalığından dolayı pek yanaşmazdı. Bu gece de kuzeni Esra’nın doğum günü olduğu için dışarı çıkıyordu. Kuzeni ile ilişkileri çok sıcak sayılmazdı. O İsviçre’ye gittiğinde Esra henüz 8 -9 yaşlarındaydı. Mavi gözlü , kül rengi saçları olan sevimli bir kızdı.Şimdi ise büyümüş zarif bir kız olmuştu. Esra çok güzel ve akıllıydı. İsviçre’ye bir iki defa Yavuz’u ziyarete gelmişti. Yavuz’un kibarlıkla pek işi olmazdı ama Tunç ve halasının ısrarlarına dayanamamıştı. Yavuz istemeye istemeye de olsa bu geceye katılacaktı.En azından erken ayrılırım diye düşündü. Yavuz bu hayaletli harabe yerden ayrılmaya karar verdi. Bahçeye çıktı. Tam arabasına yönelmişti ki bahçede bir çıtırtı duydu. Arabaya gitmekten vazgeçti . Bahçenin içindeki müştemilattan cılız bir ışık geliyordu. O tarafa yöneldi. Gecenin bu saatinde buraya kimse uğramazdı. Hele ki buranın efsanesini bu kadar dillerdeyken. Hırsız mıydı acaba ? Burası yıllar önce terk edilmişti. Buradan kim ne çalabilirdi. Her ihtimale karşı Yavuz eline bahçedeki ağaçların dalından kopan bir parçayı aldı. Yavaşça sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Kapıya ulaştığında yine usluca bir hamlede kapının kolunu indirdi. Kapıyı aralaması ile birlikte bir kadının çığlığını duyması bir oldu. Yavuz ilk şokla bir adım geriledi. Kadın ile göz göze gelince bunun Nesrin halasından başkası olmadığını anladı. Nesrin halası: '' Yavuz sen miydin? Ödümü patlattın,' diyerek, kapıyı açtı ve içeri doğru ilerledi. İçerisi çok tozluydu. Her yeri örümcek kaplamıştı. “Hala bu saatte senin burada ne işin var, '' diyerek Yavuz içeri doğru ilerledi. Elinde hala bahçeden aldığı dal parçası vardı. Bunu gören Nesrin Hala bir kahkaha patlattı. '' Bunu asıl benim sana sormam gerek.Bu gece Esra’nın doğum günü için Tunç’un eğlence mekanına gidecektiniz.'' Yavuz tozlu masaya doğru ilerledi. Parmağıyla masanın tozunu aldı. Bir taraftan parmağındaki toza bakarken ''Biliyorsun pek gece dışarı çıkmak âdetim değildir. Esra’nın hatrı olmasa asla çıkmazdım. İnşallah yine birini ayarlamamışsındır. En son bana ayarlamaya çalıştığın kızdan yakamı zor kurtardım.” Halası bir kahkaha daha patlattı. “ Tamam tamam bundan sonra sana kimseyi ayarlamayacağım., ama annen için söz veremem. Annen seni evlendirmeye kararlı.” Yavuz : “ Hala sen yine de kimseyi bana ayarlamadın değil mi ? ” Diyerek kaşını hafifçe yukarı kaldırdı. Halası iki elini teslim oluyorum der gibi havaya kaldırdı. “ Beni yakaladın. Pekâlâ, itiraf ediyorum, '' diyerek gülümsedi. Yavuz hafif kızgın bir ifade ile '' Hala!'' Halası Yavuz'un koluna girerek '' Sana bu gece bir hediyem var. Canım umarım beğenirsin ”diyerek hınzır bir bakış attı. Yavuz bu durumdan hoşnut olmadığını belli eden bir yüz ifadesi takınmıştı. “ Hala unutuyorsun galiba bu gece benim değil kızının doğum günü ” diyerek halasına göz kırptı. Halası Yavuz’un bu halini görünce içini çekti. Yavuz yine o bildiği şakacı sevimli çocuğa dönüşmüştü. Halası onun bu halini ne kadar özlediğini düşündü. Yavuz’un çenesinden tutup sever gibi sıktı. Yavuz elinden kurtulmak için yüzünü iki yana salladı. “Hala çocuk muyum ben ? ” Halası “ Tamam tamam ”diyerek Yavuz’un koluna girdi. Halası Yavuz'un kolundan kurtularak “ Hadi canım daha fazla geç kalmayalım'' diyerek Yavuz'un önünden dışarıya çıktı. Yavuz ‘un arabasının yanına gelince halasına “ İstersen seni bırakayım burası çok karanlık, ” dedi. “Halası: “ Gerek yok arabam şurada, ” diyerek ağaçların arasını gösterdi. Yavuz arabasının kontağını tam çalıştırmıştı ki halası arkasını dönerek “ Yavuz bir de aklıma gelmişken buraya gelişini de bir ara konuşacağız ,” diyerek arabasına doğru yöneldi. Yavuz iç çekerek oradan uzaklaştı. Halası da ondan hemen sonra evden ayrılmıştı. Yavuz halasının yine başına ne işler açtığını merak ederek gece kulübüne doğru yola çıktı. Gecenin karanlığını bir dalga sesi bozdu. Kayalara vuran suyun sesi kalbi parçalayan bir bıçaktı sanki. Bu kıyıdan karşıya bakınca orada olduğunu biliyordu. Işıkları olmadığı için göremiyordu. İçindeki bütün hayaletler orada yaşıyordu. Bütün güzel ve çirkin, iyi ve kötü, geçmişin tüm hayaletleri orada evin bomboş salonlarında geziyordu. Hayalinde belki de binlerce kez dolaşmıştı o evin odalarında. Her seferinde cılız bir oğlan sesi bölerdi, kıyıya vuran dalgaların sesini. Anılar yavaş yavaş silinmişti. Unutmuştu oğlanın sesini. Bitişik yalılarda yaşarlardı. Yalıların hemen arkasında büyük bir koru vardı. Orada oynamayı ne çok severdi. Üçü her fırsatta oraya kaçardı. Orada gizli bir yerleri vardı. Bunu hatırlayınca dudaklarının kenarında buruk bir gülümseme belirdi. Babası kız kardeşi ve onun için günlerce uğraşıp bir ağaç ev yapmıştı.Esra günlerce ağaç evden çıkmak istemişti de babası onu zor ikna etmişti. Annesinin çoğunlukla onlarla ilgilenmediğini anımsıyordu. Bütün gün üç çocuk orada oynarlardı. Kimi zaman saklambaç, kimi zaman evcilik oynarlardı. Evcilik oynadıklarında seyreyle cümbüşü. İki kız kardeş kimin anne kimin çocuk olacağına karar veremezler hep kavgaya tutuşurlardı. Oğlan hep baba olurdu. Evde de bitmezdi kavga uyuyana kadar oğlanla ileride kimin evleneceğin tartışırlardı. Sahi kim evlenecekti oğlanla. Artık hatırlayamıyordu bile oğlanı. Geçmiş o gün yanmış ve küle dönmüştü. Güzel bütün anılar anneleriyle birlikte toprağa gömülmüştü. Boğazın iki yakasında sürüp gitmişti bu yakıcı acı. Karanlığa gömülmüş iki yalı bir tarafta o, bir tarafta diğeri. Hiç aksatmadan her gün aynı saatte aynı yere gelir, neredeyse hiç gözünü kırpmadan oraya bakardı. Kimi zaman hiçbir şey düşünmeden bakardı. Bir gün oğlanla gizlice buluşmuşlardı. Kız kardeşinin haberi yoktu. Gizli yere gitmişlerdi. O zaman mı başlamıştı bu aşk. Daha çocukken. Oğlan ondan birkaç yaş büyüktü. Utanarak ona bir çiçek vermişti. Duyulur duyulmaz bir ses ile yavaşça kulağına eğilmiş. “ Ben senin ile evlenmek istiyorum'' demişti. Belki o zaman başlamıştı. Şimdi neredeydi. Yeşil gözleri vardı. İri yeşil gözlerden başka ona ne kalmıştı. Bir de yaktığı anılar. Küllerini rüzgâra savuralı çok olmamış mıydı ? Nereden çıkmıştı şimdi bütün bunlar. Tam o sırada karşı kıyıdaki yalıdan cılız bir ışık göründü. Buna çok şaşırdı. İlk defa orada bir ışık görüyordu. Yoksa o geri mi dönmüştü. Boğazına bir yumruk oturdu. Dönmüşse de artık ne anlamı olabilirdi ki onun yeni bir hayatı vardı. Ne olacaktı. Gelmişse karşısına geçip ne diyebilirdi. Kardeşine bu durumu hem sonra nasıl anlatırdı. Onun dünyasını yıkmaya ne hakkı vardı. Sonra bütün bunlarla yüzleşmeye cesareti de yoktu. Kıyıdan ayrıldı. Artık kendi yoluna bakma zamanıydı. Geleceğe bakma zamanıydı. Azra dalgın bir halde aynaya bakıyordu. kafasına karşı kıyıda gördüğü ışık takılmıştı. Onun dönmüş olabileceği ihtimali yüreğinde bir sevince neden olmuştu. Kalbine söz geçiremiyordu ve buna içten içe çok kızıyordu. Azra'nın bu gece dışarı çıkmak hiç içinden gelmiyordu; ama bu mezuniyet gecesiydi. Altı yılın sonunda mezun olmuştu. O kadar sene o kadar çok çalışmıştı ki bunu bu gece eğlenmeyi fazlasıyla hak etmişti. Hem sonra kızlara da ayıp olacaktı. Çok ısrar etmişti. O zaten böyle eğlenceleri hiç sevmezdi. Sevmiyor muydu gerçekten? Aslında yıllarca kendini kısıtlamaktan dolayı neyi sevip sevmediğini bile bilemez hale gelmişti. Kaç yaşına gelmişti. Ne sevdiği ne de sevgilisi vardı. Kızlar zaman zaman onunla bu konuda dalga geçerlerdi. Onun yüreğindekileri bir bilseler. Geçmişini bilselerdi ona asla böyle şeyler söylemezlerdi. Asla bilmeyecekler diye düşündü. Kızlar bu gece birini bulması konusunda ısrar ediyorlardı. Oysa o hayatı boyunca kimseyi sevemezdi; ama gördüğü ışık onu fazlasıyla etkilemişti. Bazen içinde bir ateş yanıyordu sonuçta oda bir kadındı. Fakat sonra içindeki o saçma sesi susturuyordu hemen. Azra aynaya tekrar baktı. “ Hazırım bence '' dedi. Tam odadan çıkacakken evin zili çaldı. Gelen Asya'ydı. Sesi çın çın tüm evde yankılanıyordu. Evleri iki katlı eski ahşap bir evdi. Kesin onu kontrol etmek için gelmişti. Asya koşar adım merdivenleri ikişer ikişer çıkarak Azra'nın odasına çıktı. “ Ah şu Asya. ” Azra ayak seslerini duyabiliyordu. Asya kapıyı açtı. Karşında gördüğü manzaradan memnun olmayan bir ifade vardı yüzünde. Odaya giren Asya kapıyı kapattıktan sonra: “ Bu ne hal Azra, gece kulübüne gidiyorsun, kiliseye değil. Daha uygun bir şeyler giysen üstüne ” diyerek Azra'ya çıkıştı. Asya, Azra'ya zorla kısa siyah balon etekli hoş bir elbise giydirdi. Güzel de bir makyaj yaptı.Asya’nın zevki bu konuda oldukça iyiydi. Azra düzgün makyaj yapmayı pek beceremezdi. Bu tarz şeylerden hiç hoşlanmazdı. Asya'nın Azra ile işi bittiğinde ona çok beğendiğini belli eden bir bakış attı. Azra aşağıya indi. Taksi kapının önünde idi. Azra taksiye binerken Asya '' Bir yakışıklı bulmadan dönme sakın '' diyerek göz kırptı. Azra'nın annesi Suat Teyze Asya'nın koluna hafifçe vurarak “ kız o ne biçim laf , ”' diyerek Azra'ya döndü. '' Sen eğlenmene bak bakma bu deli kıza'' dedi. Azra taksiye binerken, Suat teyze ve Asya ona el salladı. Sonunda yola çıkmaya hazırdı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
92.1K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.5K
bc

AŞKLA BERDEL

read
94.6K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
567.5K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
64.3K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
60.2K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook