Arabada oturmuş katillerin de vicdanı olduğunu düşünüyordum. Elimi kalbime götürdüm, bir vicdanım vardı. Katil olmak Efnan'ı vicdansız yapar mıydı?
Bu soruya cevap düşünürken hâlâ yanıma gelmeyen Gölgeyi merak etmiştim. Arabadan inip sağa sola bakınmaya başladım. Yoktu, elimi silahıma götürüp etrafa bakınmaya başladım.
Biraz ötede onu gördüm arkasını dönüktü, rahatlayarak silahımdan çektim elimi. Yüzünü bana döndü.
''Hayırdır Efnan, niye iniyorsun?''
Kemerini düzeltiyordu, o sırada. Yanıma geldiğinde ellerine bakındım beklentiyle.
''Ee nerde?''
''Ne nerde?''
''Balık ekmek.''
''Balık ekmek nerden çıktı kızım, unut.''
''Ne demek unut sen balık ekmek almak için inmedin mi arabadan?''
''Ne alakası var?''
''E niye indin o zaman.''
''İşemeye indim Efnan.''
''Ne?''
Başımı indirip ona bakmaya başladım.
''Hayırdır neye bakıyorsun?''
Başımı yerden kaldırdım hemen, yanlış anlamıştı herif.
''Yok bir şey! Hadi gidelim.''
Arabaya binip kapıyı sertçe çektim.
''Yavaş! Babanın malı değil.''
''Babamda şişe takılacak ciğer yoktu.''
''Biliyorum,'' dedi kendinden emin şekilde, direksiyonu kavrayıp gaza bastı ardından.
Ulan niye balık ekmek almadı bu adam, guruldayan karnıma elimi bastırıp Gölgeye döndüm.
''Niye balık ekmek almadın? Ben de katillerin de vicdanı varmış demek ki falan diyordum.''
''Katillerin vicdanı yoktur.''
''Raskolnikov peki?''
''Ben bir roman karakteri değilim Efnan, vicdanım da yok.''
''Raskolnikov psikopat bir katil midir yoksa açlıktan çaresiz kalmış biri mi?''
''Katildi Efnan, aynı senin gibi. Aynı benim ve aynı bizim gibi.''
''Suç ve Ceza da okuduğum tek kitaptı ha, öyle entel falan sanma beni.''
Bana bir bakış attı, ''Hiç entellere benzemiyorsun zaten.''
''Sen entel mi seviyorsun?''
''Niye sordun, hayırdır?''
''Merak ettim Gölge, arkadaşız şurada.''
Dudaklarından olumsuz bir ses çıkardı, ''Hayır arkadaş değiliz, aynı yerde bulunan iki insanız. Ötesi yok. Ekiptekilere de sakın bağlanma, tensel bir muhabbet yaşama kimseyle.''
''Hakkı abi, Memduh ve Sansar'la mı?''
''Evet.''
''Seninle peki?''
''Senin için ihtimal bile değilim.''
''Zaten ihtimallerin ötesiyle ilgileniyordum.''
Başımı çevirip yolu izlemeye başladım. Gölge ise sessiz bir küfür savurup yola devam etti.
Nihayet villaların olduğu siteye geldiğimizde buranın şehrin ne kadar dışında kaldığını bir kez daha anladım. Bayağı bir uzaktı. Arabadan indiğimizde kapının önünde daha önce tanışmadığım korumlar karşıladı beni. Hepsi yabancı olduğum için bana bakıyordu.
Gölgenin peşinden yürümeye başladım, o ise korumalara yönelik konuştu.
''Efnan hanım, o da bizden. Yamuk yapan sonunu biliyor.''
Bana söz hakkı tanımadan peşinden binaya soktu.
''Tanışacaktım çocuklarla.''
''Kimseyle içli dışlı olma, çok karı kız görmeye alışık değiller. Uğraştırma beni.''
Cevat bey odasında uyuyormuş. Buna rağmen uyanıp Gölgeyle görüşmek istedi. İçeriye girmeden bana döndü.
''Bir yere ayrılma sakın, çıkayım eve gideceğiz.''
Başımı salladım. Cevat bey çok prensipli bir mafya yani her şeyin yolunda olduğunu duymadan uyuyamıyor. Vallahi takdir ettim ha.
Gölge bana Cevat beyin odasının önünde beklememi ve bir yere ayrılmamı söylemiş olsa da pek umursamadan evin salonuna geldim. Koca bir ıslık dudaklarımdan dökülürken hangi detayına baksam bilememiştim.
''Çok mu beğendin?''
Başımı çevirdiğimde Işıl'la karşılaştım. Mor elbisesini çıkarmış ve mavi bir elbise giymişti bu kez. Bu korumaların yarısının bu kıza aşık olduğunu düşünüyordum.
''Yok müze gibi, bir şeye benzemiyor.''
Gülümsedi, ''Adın ne?''
''Efnan.''
''Bol bol görüşeceğiz sanırım seninle, buralarda pek kadın görmeye alışık değilim hatta kimse değil.''
''Alışırsınız.''
''Umarım,'' dedi yapay bir gülümseme ile.
O sırada Gölge girdi salona. Işıl'ın yüzündeki yapay gülümseme silinip giderken yerine hayranlık dolu bir bakış gelmişti.
''Merhaba Işıl hanım.''
''Gölge iyi misin?''
''Sağ olun, iyi geceler.''
Bana döndü yüzünü hatta Işıl'ın yüzüne hiç bakmamıştı desem yeridir.
''Hadi Efnan çıkıyoruz.''
''Evde yemek var mıdır, açım ben.''
''Yürü.''
''Yemeğe cevap vermedin?''
''Sus.''
Öldürecek beni açlıktan taktı.
Salondan çıkacakken Işıl hanım geçti önümüze, ''Yarın bir sergiye gideceğim, epey kalabalık bana eşlik etmelisin Gölge.''
''Tabii Işıl hanım yarın görüşmek üzere.''
Evden çıkıp yürümeye başladık.
''Işıl sa-''
''Tek kelime etme Efnan.''
''Zeki adamsın tabi farkındasın.''
''Odanın önünde bekle dedim sana, dediklerimi duymuyor musun sen?''
''Işıl da güzel kız ha.''
''Bir daha söylediklerimin tersi bir şey yapma Efnan.''
''Mafya babasının sağ kolu olarak kızıyla birlikte olmak tabii biraz iç güveysi gibi algılanır ama.''
''YETER! KES SESİNİ!''
Öyle bir bağırdı ki korumalar bile bize dönmüştü.
''BİR DAHA SAKIN SAÇMA SAPAN KONUŞMA! UYARMAM BİR DAHA!''
Azarı ve tehditi yedikten sonra artık kalacağım eve girdim. Cevat beyin evi kadar olmasa da büyüktü bayağı. 3 katlıydı bu ev Gölge beni bir yere doğru götürdü. Geldiğimiz yer küçücük bir odaydı, eski püskü birkaç lazımlık bulunuyordu içeride. Yatak yerine kirli bir minder vardı. Bu koskoca evde burada kalmayacaktım herhalde. Çıkacakken ceketimden tutarak durdurdu beni.
''Zıbar sabah 6 da uyan, gece çıt çıkarma.''
Bunu dedi ve kapıyı çekip çıktı, kilit sesini duyduğumda içimdeki sinir daha da artmıştı. Ses çıkarmadım ama, onu mutlu etmeye niyetim yoktu. Bu hem ceza hem de bir denemeydi. Beni deniyorlardı, oysa ben aylarca bundan daha beter yerlerde uyumuştum. Açlık mı? Son olarak ne zaman doyduğumu bile hatırlamıyorum.
İçerisi iyice soğuk olmaya başladığında odadaki küçük pencerenin camlarının kırık olduğunu gördüm. Ona elime geçen birkaç şeyi sıvamaya çalışsam da becerememiştim.
Pantolonumun arka cebinden küçük tuşlu telefonumu çıkardım. Saati 5'e kurup cebime geri koydum. Üzerimdeki ceketin düğmelerini ilikleyip minderin üzerine uzandım. Cenin pozisyonu alıp bacaklarımı iyice karnıma kadar çektim. Midemden gelen guruldama sesleri ve tir tir titreyerek güzel bir uyku için gözlerimi kapadım.
Alarm çalmadan bir dakika önce uyanmış ve o cehennemlik alarm sesini duymamıştım. Hayatımda en nefret ettiğim şeylerden birisi bu alarm sesiydi.
Minderden kalktığımda sırtımda bir ip hissettim. Yüksek ihtimal sutyenim askısından çıkmıştı. Bu arada hep oluyordu onu takmazsam hayatta rahat edemezdim. Önce ceketimi ardından boğazlı kazağımı çıkardım bunları yaparken koktuğumu fark etmiştim. Cevat'ın evinde konfora ulaşırım adam gibi duş alırım derken oteli mumla arar olmuştum.
Sutyenimin askısını takmak için ellerimi arkaya uzattığımda kapı açılma seslerini duydum. Kapıya sırtımı döndüm hemen.
''Uyan!''
Uyandığımı görmeden bağırmıştı, başımı çevirip baktım.
''Günaydın.''
Sutyenimi takıp boğazlı kazağımı aldım bacaklarımın arasından. O da gözlerini kaçırma gereği duymasa da yüzüme bakarak konuşuyordu.
''Çıplak mı uyudun sen?''
''Evet, en büyük fantezimdir.''
''Giyin üzerini hızlı ol, çıkıyoruz.''
''Eğlenmeye mi yine?'' dedim bıkkınlıkla.
''Sorgulama, yap.''
Arkasını döndü gitmesini beklerken duraksayıp sordu.
''Sırtındaki çürükler ne zaman oldu?''
''Eski meseleler.''
''Yenileri de olabilir.''
''Fark etmez.''
''Hızlı ol.''
Çıkıp gitti, hızla ceketimi giyip peşinden gittim. Gün bile daha aymadan bu adam beni nereye götürecekti acaba?
Bahçeye çıktığımızda 5 araba ve 30'dan fazla adam gördüm. Yine bir olay vardı yüksek ihtimal. Mafya babası olmak da zormuş be, valla ben böyle tetikçi olarak iyiyim.
Gölge diğer adamların yanına giderken ben ekibin yanına adımladım.
''Günaydın beyler.''
Hakkı abi dışında cevap veren olmamıştı.
''Ne olay var yine?''
''Işıl hanımın sergisi var, oraları kontrol edeceğiz.''
''Cevat'ın sidikli kızı için mi bu kadar önlem anasını satayım?''
Üçü de güldüğünde Gölge bize dönmüştü. Attığı ters bakış gülümsemelerimizi soldururken Memduh devam etti.
''Bakma sen bayılıyor karı ilgiye, ulan sana kim ne yapacak?''
''Sana yüz vermiyor diye mi asabiyetin Memduh?'' diye sordu Sansar.
''Siktir git Sansar, karıya bakmadığımı herkes bilir.''
''Lan atma puşt! Işıl bir göz süzse kemerini açmaya başlarsın.''
Bunlar böyle konuşmaya devam ederken Gölge geldi yanımıza, ''Saçma muhabbetiniz bittiyse araçlara geçin, hemen!''
Bu sefer arka koltuğa oturdum, arabayı Hakkı abi kullanıyordu yanına da Gölge bin işti. İki yanımda Sansar ve Memduh vardı.
''Kahvaltı ediliyor mu sizde?'' diye sordum merakla.
''Çağırdık sana duymadın Efnan.''
''Kızım kapmışsın deniz manzaralı odayı, deniz kokusunu alınca uyumuş kalmışsın işte.'' dedi Sansar.
Tabii bunlar bilmiyordu benim o izbe yerde uyuduğumu. Gölgeyi mutlu etmek istemediğim içim keyifle gülümsedim.
''Valla ya harikaydı yatak, deniz manzarasına baka baka uyudum. Hayatımdaki en iyi uykuydu hatta.''
''Oh valla hayat sana güzel.'' Ekipten buna benzer sesler çıkarken ben Gölgeye o da bana bakıyordu.
''Deniz manzaralı oda mı? Abi betonun üzerinde uyudum ben ya.''
Testinden geçmem onun zerre hoşuna gitmemişti biliyordum.
Dakikalar sonra araba durduğunda saçma sapan bir kahvaltı mekanına gelmiştik. Önden girip etrafı kontrol ettik. Işıl hanım babasıyla sergi öncesi burada kahvaltı yapacakmış umarım bizde nasiplenirdik. Sucuklu yumurtaya ekmek banasım vardı şu an.
Simitten koca bir ısırık alıp dana jambon yiyen Işık hanımı seyrediyordum. Soğumuş çayımı içerken hayattan nefret ediyordum.
''Biz niye yanlarında yemiyoruz, kaputun üzerinde kahvaltı mı edilir?''
''Şşşttt simit versene bana da.''
''Memduh boşuna aranma, dünden beri açım.''
Karton bardaktaki çayımı içerken soğuk bir rüzgar esmiş ve saçlarımı yüzüme dökmüştü. Küfür ede ede saçlarımı yüzümden uzaklaştırdım.
''Gölge bey maşallah güzel kahvaltı ediyor.''
''Gölge biz gidi değil,'' dedi Sansar, ''O patronun has adamı. Kendini onunla bir görme Efnan.''
''Sansar doğru dedi Efnan, Gölge hepimizde daha günahkâr. Hatta Cevat'tan bile.''
''Karanlığa en çok Gölge bulaştı.'' diye konuştum, ''Çünkü o karanlığın Gölgesi.''