Kaldığım ucuz otelin tahta gibi yatağından kalktım. Her tarafı kir içinde olan banyonun suyunu açıp elimi yüzümü yıkadım. Banyo yapmam gerekse de bu soğuk havada siktir ettim bu gerekliliği. Yarısı kırık diğer yarısı kirli aynada yüzüme bakıyordum. Yüzümde rastlaştığım tek duygu zaferdi.
Siyah saçlarımı geriye itip banyodan çıktım. Havlu olmadığı için tişörtlerimden birine kuruladım yüzümü. Eski gardıroba rastgele fırlattığım valizimi alıp yatağın üzerine koydum. Kazağın eteklerinden tutacakken otelin penceresi geldi aklıma. Başımı çevirdiğimde karşımdaki apartmanda kalan içkici Salim yine gözünü buradan ayırmıyordu. Cama adımlayıp orta parmağımı kaldırarak kalın perdeyi çektim.
Kimsenin 31 çekmesin yardımcı olmak gibi bir düşüncem yoktu.
Üzerimi çıkartıp valizin içinden temiz olduğunu düşündüğüm kıyafetleri aldım. Kalorifer bozuk olduğu için dişlerim soğuktan tak tak birbirine vuruyordu. Küfür ede ede üzerime boğazlı bir kazak ve pantolon geçirdim. Saçlarımı toplayıp silahımı belime yerleştirdim. Siyah valizimi almadan çıktım odadan.
Yanıma almam gereken hiçbir şey yoktu burada, bu otel odasında yaşadığım her şeyi geride bırakıp çıktım odadan.
Otelin her odasından sevişme sesleri geliyordu, ulan gündüz gözü yapmayın bari. Geceleri zaten bu sesler yüzünden uyuyamıyordum.
Otel dediğime bakma, İstanbul'un en izbe semtlerinin birinde uyduruktan bir bina işte. Her tarafı berbat halde. Küfür ede ede çıkışa adımlarken, o sırada otel sahibi geçti önüme. Benden birkaç santim kısa ve göbekli biriydi, seyrelen saçları limonla yine arkaya yapıştırmıştı.
Dişleri sigara içmeyip yediği için sapsarıydı, çok kötü kokuyordu üstelik midem bulansa da çaktırmadım.
''Parayı ödemedin.''
''Verdik ya lan ne parası istiyorsun hâlâ?''
''Zam geldi yavrum 100'lük çıkar bakalım.''
''100 lira ne lan, bu beton yığınına 100 lira mı istiyorsun sen?''
''Her gece kalırken öyle demiyordun ama?''
''Mahmut siktir git!''
Yoluma gidecekken beni kolumdan tuttu, ''Ödemeyi başka şekilde de alabilirim.'' diye fısıldadı kulağıma.
Boynuma yetişmek için ayaklarını kaldırıyordu, artık burada kalmayacağım için sabretmeme gerek yoktu. Dirseğimi suratına geçirdiğimde arkasındaki sehpaya uzandı. Kalkıp bana vurmak için hamle yaptığında dizimi bacak arasına geçirdim.
''Ben ödemeyi yaptım.'' diye fısıldadım.
Gidecekken kasada kaldı gözüm, çekmeceyi açıp içinden biraz para alıp cebime attım, ''Görüşürüz Mahmutcuğum ararım seni.''
Otelden çıktığımda siyah arabaya yaslanmış Gölgeyi fark ettim. Yüksek ihtimal az önceki olaylara da şahit olmuştu. Baştan aşağıya beni süzdü yine.
Siyah botlarım, lacivert kot pantolonum siyah boyunlu kazağım ve eski ceketimde karşısında oldukça züğürt gibi duruyordum. Onun üzerinde pahalı olduğunu bas bas bağıran bir takım elbise vardı çünkü.
''Atla arabaya.'' diyerek direksiyona geçti.
Ona uyup arka koltuğa binecekken bağırdı, ''Şoförün müyüm ben senin öne bin!''
Kapıyı kapatıp ön koltuğa oturdum ve yola çıktık.
''Dün Cevat beyi tavladın, ama ben yemem.''
''Seni de tavlarım istesem.''
Başını bana çevirdi, ''Niye istemiyorsun?''
''Tipim değilsin.''
Güldü, direksiyonu çevirirken bir bakış attı bana.
''Kaç yaşındasın?''
''Ayakkabı numarama kadar biliyorsun Gölge.''
Başını salladı, ''Niye ille de Cevat? Sektörde bir sürü adam var.''
''Her şeyin en büyüğü ilgimi çekiyor.''
Yolumuza devam ederken bu kez ben soru sormaya başladım.
''Sigaran var mı?''
''Sana verecek sigaram yok.''
''Bir dal ver.''
Kırmızı ışıkta durduğunda kurallara uyan mafya diye geçirdim içimden.
''Ceketinin cebinde var onu iç.''
''Sen onu nereden gördün?''
''Benimle oynama,'' dedi bana yaklaşarak, yüzünü yüzüme iyice yaklaştırdı, ''Fena yaparım seni.''
''Ben oyun oynamayı severim.'' diye yanıtladım onu.
Gülümsedi alayla, ''Ben yerinde olsam bana bulaşmazdım, bedeli ağır olur.''
''Öderiz.''
Tekrar yola döndüğümüzde ben bir dal sigara yakıp içmeye başladım. Sigaramdan iki nefes çekmiştim ki durdu araba. Geldiğimiz yer uzun bir ıslığı hak eden kocaman bir villaydı. O hak ettiği ıslık döküldü dudaklarımdan. Gölge bana ters bir bakış atmış ve önüne dönmüştü.
''Sigara içemezsin evde, at şunu.''
Soğuk bir sesle bunu söylemişti. Bu sigara bitmeden içeriye girmeyecektim zaten son sigaramdı. Keyifle içmeye devam ederken o arabadan inmiş ve villaya doğru adımlamaya başlamıştı. Bende arabadan indim sırtımı kaputa yaslayıp içmeye devam ettim. Gelmediğimi gördüğünde duraksayıp bana baktı. Başını salladı ne oluyor der gibi.
Parmaklarımdaki sigarayı havaya kaldırıp bir nefes çektim.
''At ve beni takip et!''
''Son sigaram.'' dedim umursamaz bir sesle.
Yanıma gelip dudaklarımdaki sigarayı çekip aldı ve hiç acımadan yere attı. Ayakkabısının ucuyla ezerken duvar gibi yüzüme bakıyordu.
''Sinirlendirme beni, dediğimi yap!''
Arkasını döndüğünde paşa paşa onu takip ettim. İlk günden Gölgeyle papaz olursam hayatta barındırmazlardı beni burada.
İçeriye girdiğimizde yine adamlar doluydu her tarafta. Birkaç tane de genç kadın vardı. 20'lerinde olduğunu tahmin ettiğim mor elbiseli genç kız önümüzde durdu.
''Merhaba Gölge, nasılsın?''
''Merhaba Işıl hanım, müsaadenizle.'' diyerek geçip gitti kızın önünden.
Bu kız Cevat'ın küçük kızıydı ve yüksek ihtimal Gölgeye aşıktı. Gölgenin sözü kızın yüzünü düşürmüştü. E adam patronunun kızıyla ilgilenecek kadar salak değil tabii.
''Efnan!''
Adımı ondan duyduğumda durup etrafı incelememe son vermiştim.
''Takip et!'' diye bağırdı, ''İlla kolundan bacağından mı tutayım?''
Gerek yoktu buna, takip etmeye devam ettim.
''Işıl hanım sana aşık bence.''
''Haddin olmayan şeylerle alakalı döndürme o dilini.''
''Niye koparır mısın?''
''Daha beterini yaparım.''
Tehdit değildi bu yapardı biliyordum.
Nihayet tarihi bir kapıya benzeyen bir kapının önünde durduk.
''İçeride saçma sapan bir şey konuşma, sadece soru sorulursa cevap ver.''
Uyarısının ardından içeriye geçtik. Cevat bey siyah koltuğunda oturmuştu karşısında da 3 adam vardı. Bunlardan birisi o gece kolumu sıkan kel adamdı.
''Hoş geldin Gölge.'' dedi Cevat bey, ''Sen de hoş geldin Efnan.''
''Ho-'' Gölge sözümü kesti, ''Nerede kalmasını istersiniz?''
''Ayrı olmanıza gerek yok, sizinle kalsın. Anlaşırsınız diye umuyorum, zaten hep yan yana olacaksınız, bence anlaşın.''
Son sözleri odadaki adamlaraydı sanki. Onların ekibine dahil olmama ise bozulmuşlardı.
''Anlaşırız bence, özellikle kel abiyi çok sevdim.''
''Sansar derler bana,'' dedi, ''Sen de öyle de.''
''Sansar anlaştık.''
''Bak Efnan ben yıllardır bu alemdeyim. Bana yamuk yapıp da nefes alan yok şimdi. Ona göre.''
''Canım kıymetlidir, bir mafya babasına yamuk yapacak kadar da salak değilim.''
''İyi göreceğiz,'' diyerek başıyla kapıyı işaret etti, ''Çıkın dışarıda kaynaşın.''
Odasından çıktığımızda yüksek ihtimal evde bunların kaldıkları odaya geldik. Terleyen avuç içlerimi pantolonuma sildim, ''Yavaş yavaş konuşuyor ayar etti beni herif.''
Sansar güldüğünde Gölge kızgın suratla bana bakıyordu. Onu umursamadan diğerleriyle de tanıştım.
Sansar, Hakkı ve en şerefsizleri olduğu gözlerinden belli olan Memduh.
Hakkı 40 yaşlarında kır saçlı bir adamdı, Sansar'ın yüzünde ise uzun bir iz vardı. Memduh ise sarı benizli bir lavuktu.
Gölge odadaki siyah koltuğa yerleşti, bunların içinde en söz sahibi oydu. Oturuşundan bile belliydi adamın. Ben de ayakta kalmaktansa odadaki kanepeye yerleştim.
''Açım ben,'' dedim üçüne de bakarak.
Gölge konuştu, ''Git aşağıya sana zıkkımlanacak bir şeyler versinler.''
''İyi hadi çıktım dedikodumu yapın.''
Odadan çıkıp mutfağı aramaya başladım. Zar zor bulduğumda iki genç kız ve bir orta yaşlı kadın vardı içeride.
''Acıktım da ben, ne zıkkımlanabilirim?''
''Çorba va-''
Masanın üzerindeki ekmeği alıp ikiye kestim hemen, ''Çorbaya falan gerek yok ben iki dakikada hallederim.''
En son domateslerin üzerine tuz atıp ekmeği kapadım, ''Kolay gelsin.'' diyerek çıktım mutfaktan.
Evin bahçesi de amma güzeldi, geze geze ekmeğimi yerken bir ses duydum.
''Kızın bir açığı yok mu anasını satayım!''
Bu ses Gölgeye aitti. Hemen ağzımdaki ekmeği yutup dinlemeye başladım. Sesleri net gelmiyordu. Elimdeki ekmeği peçeteye güzelce sarıp cebime koydum ve birinci katın penceresine basarak ilk tırmandım kaldığımız odanın balkonuna vardığımda sırtımı duvara yaslayıp ekmeğimi çıkardım ve dinlemeye başladım.
''Abi araştırdım. Temiz işte işe yaramaz zibidi bir kardeşi var. Sokaklarda büyümüş erken yaşta atılmış buralara işte. Yıllardır içimizdeki adamlarla çalışmış. Becerikli kız.''
''Cılız bir şey lan, üflesen yıkılıyor!''
Sansar girdi araya, ''Bu karının ne işi var Gölge aramızda?''
''Patron sevdi işte, hayatını kurtardı adamın.''
''Hepimizin hayatını kurtardı.'' diyen Hakkıydı.
''Sicili nasıl?''
''Her bok var sicilinde, fuhuşta bile basılmış.''
Ben ekmeğimi yiyerek dinlemeye devam ederken Gölgenin sesini duydum.
''İçeriye gel öyle dinle Efnan!''
Dikkatliydi peki, ona göre şekil alırdım bende. Ayağa kalkıp balkondan içeriye girdim, Gölge hariç hepsi şaşkınca bana dönerken son derece rahat bir şekilde konuştum.
''Fuhuşta basılmam yanlış anlaşılmaydı.''
''Sen bizi mi dinledin?'' diye sordu Sansar
''Evet sarıyordu muhabbetiniz.''
''Fuhuşta basılman nasıl yanlış anlaşılmaydı?''
''Valla abi ya,'' diyerek Hakkı'nın yanına oturdum en insan canlısı o duruyordu.
''Behçet'in takıldığı kadın işe çıkmış bu duyunca dellendi, git onu oradan al o benim her şeyim diye yalvarınca gittim Ankara'ya. Bastı şerefsizler.''
Ekmeğimi ikiye bölüp Hakkı abiye uzattım.
''Çorba morba içseydin ya kızım.''
''Size iyi bakıyorlar dimi?''
''Sence?'' diye sordu Sansar.
Karşımdaki adamları inceledim, Gölge içlerinde en yapılılarıydı. ''Besili sığır gibisiniz, bayağı iyi bakıyorlar.''
''Sığır mığır ayıp olmuyor devam et.'' dedi Sansar.
Biz Gölge hariç bayağı iyi muhabbet kurduk bunlarla, sarıyordu muhabbetleri. Memduh alenen bana asılırken diğerleri hiç öyle yaklaşmamıştı. Memduh'la biraz işim vardı sanırım.
''Ne zaman işe çıkıyoruz?'' diye sordum ciddiyetle.
Bu sorum üzerine hepsi Gölgeye baktı. O ise bana bakmadan konuştu.
''Belki bir saniye sonra, belki bir ay.''
''İyiymiş, siz burada mı kalıyorsunuz?''
''Yok biz yan evdeyiz.''
''Yan ev dediğinde saray yavrusu ve Hakkı abi.''
''Buraların şaşası boldur, aldanma Efnan. Eğer başka bir seçeneğim olsa siktirip giderdim.''
Bu sözüne Memduh ve Sansar gülerken Hakkı ciddiyetle devam etti.
''Bakma bunlara gel deseler sana adam gibi hayat vereceğiz bir saniye dinlemezler. Buradan çıkıp özgürlüğüme kavuşmak isterdim.''
Memduh girdi araya, ''Buradan çıktığında kavuştuğun tek şey hakkın rahmeti olur, hayal kurma.''
Diğerleri de ona katıldığını belli ederek bir sigara yaktılar. Hepsi kısaydı.
''Abi uzun sigara içmiyor musunuz siz?''
Hakkı abi sigarasını dudaklarından çekti, ''Gölge uzun içiyor sadece.''
Beklentiyle ona baksam da bana bir dal sigara vermedi domuz. Arkasını dönüp odadan çıkarken konuştu.
''10 dakikaya hazır olun, işe çıkıyoruz.''
Beni bekleyen yeni macera da böylelikle başlamıştı. Karanlığa sahiden hoş geldin Efnan Aksoy.