2

791 Kelimeler
Atilla İlhan Ayaz – Anlatım Yarım yamalak bir uykunun sabahına başımın sızısıyla uyandım. Yataktan kafa üstü düştüğüm günden beri ağrı geçmedi. Başarısız intihar girişimlerinin en kötü yanı, kurtulduktan sonra geride kalan ağrılar ve izlerdi. En son kendimi yataktan baş üstü düşürüp beyin kanaması geçirmeyi planlamıştım; ama kardeşimin sesi duyup koşması ve beni hastaneye yetiştirmesi planımı bozmuştu. Kafamdaki beş dikiş hâlâ canımı yakıyordu. Sessizliği dinlerken mutfaktan gelen tıkırtıları duydum. Annemin uyandığının göstergesiydi. Sırtımı yatak başlığına yaslamak için çabaladım, zor oldu ama başardım. Birazdan kapım çalınıp kahvaltım gelecekti. Düşündüğüm gibi, kapı tıklatıldı. “Gel,” dedim düz bir sesle. “Oğluşum, günaydın.” Annem beni hâlâ beş yaşındaymışım gibi sever. Oysa artık çocuk değilim. “Oğluşum ne anne, Allah aşkına… Beş yaşında mıyım?” diye söylendim. Neşesi biraz bozulsa da belli etmedi. Annem çok güçlü bir kadındır. Keşke ben de onun kadar güçlü olabilsem. “Kaç yaşında olursan ol, sen hep benim oğluşumsun eşek sıpası,” dedi. Haklı çıkmayı hep başarır; Adile Sultan’la baş edilmez. “Kahvaltını bu sabah balkonda mı hazırlayayım? Hava çok güzel,” dedi. Balkona baktım. Hava gerçekten güzeldi. Balkon hem nefes aldığım, hem nefret ettiğim yerdi. Seviyorum, çünkü oturunca iki yüz görüyorum. Nefret ediyorum, çünkü o yüzlerdeki acıma duygusu içimi çürütüyor. “Balkona koy anne. Babam dükkâna gitti mi?” Babam küçük bir lokanta işletir. Eli çok lezzetlidir; yaptığı perde pilavını annem bile yapamaz. “Baban erken çıktı. Timuçin de onunla kahvaltı edip çıktı,” dedi. Pijamalarımı değiştirmeye girişti yine. Ona yük olduğumu düşünmek canımı yakıyordu. Timuçin benim kardeşimdi; yirmi yaşında, tam bir dövüş meraklısı. Annem bana Atilla İlhan’ın adını vermişti; babam ise tarih merakından dolayı Timuçin’i seçmişti. “Sen kahvaltı yaptın mı? Birlikte yapalım,” dedim. Annem yanağımı okşayıp saçlarımı taradı. “Bugün niyetliyim gözümün nuru. Hem alt kat için biri gelecek. Cansu’nun arkadaşıymış. Kardeşiyle birlikte gelmişler, anne babaları yokmuş. Ev arıyorlarmış. Cansu çok iyi kız olduklarını söyledi, ben de gelsin baksın dedim.” “Allah kabul etsin anne. Ama yine de soruşturun. Devir kötü.” “Merak etme oğlum. Zaten kötü insanlar kendini belli eder.” Ah, keşke o kadar kolay olsa… “Gel, seni sandalyene oturtayım,” dediğinde içime yine o buruk acı oturdu. Ona yük olduğumu görmek ağır geliyordu. Omzuna tutunup ağırlığımı azaltmaya çalışsam da yine zorlandı. Beni sandalyeye oturttu, derin bir nefes aldı. O nefes benim boğazımda düğüm oldu. “Anne…” dedim titrek sesle. “Efendim benim canım oğlum?” Ela gözleri cam gibi parlıyordu. “Ben sana çok yük oluyorum, değil mi anne?” Bu söz boğazımı paramparça etti. Annem hemen sarıldı. O ağlayınca ben de ağladım. Anneme, giden gençliğime, değer vermeyen bir insan için kararttığım hayatıma ağladım. “Oğlum, sen bana hiç yük olur musun? Her gece Rabbime şükrediyorum, sen hâlâ nefes alıyorsun diye. Eğer tersi olsaydı, ben yaşar mıydım sanıyorsun? Bir anne çocuğunu yük olarak görmez. Sen yaşadığın için değil, yaşadığın hâl için kendinden nefret ediyorsun. Ama etme oğlum… Ben senin aldığın nefesle yaşıyorum.” Sözleri içime bıçak gibi saplandı. Kendime bir söz vermek istedim ama güvenemedim. Yine de anneme bir daha evlat acısı yaşatmamak… en azından düşüncemde bu sözü tuttum. “Tamam, yeter. Biz anne oğul iyice sulu göz olduk. Hadi sen elini yüzünü yıka, ben kahvaltını hazırlayayım.” Tekerlekli sandalyemi banyoya sürdüm, işlerimi halledip balkona çıktım. Temiz hava yüzüme çarptığında içime derin bir nefes çektim. Belki de annem haklıydı: Yaşamak gerçekten güzel bir şeydi. Kahvaltımı bitirdikten sonra annem içeri geçti. Bir süre sonra içerden konuşma sesleri duydum. Biraz sonra balkona gelip, “Cansu aradı, onunla konuşuyordum. Kız birazdan gelecekmiş,” dedi. Birkaç dakika sonra sokağın başında bir kız belirdi. Uzun, kahverengi saçlı, uzun boylu… Ama beni asıl vuran yüzü oldu. Bu mesafeden bile masum ve güzeldi. Gözlerinde hüzün vardı, ağır bir hüzün. Omuzları düşük… Sanki yükleri çok fazla. Cansu koşup ona sarıldı. Sonra bizim evi gösterdi. Bu muydu? Yeni kiracı? Kalbim neden böyle atıyordu? Cansu telefonu kulağına götürdü. İçeriden annemin telefonunun sesi geliyordu. Annem açmayınca Cansu balkona dönüp: “Atilla İlhan, Adile teyze telefonu duymuyor, seslenir misin?” dedi. Yanındaki kız da bana baktı. Konuşamadım. Dilim tutuldu. Rezillik. “Cansu, geldim kızım,” diye annem çabucak kapıya çıktı. İmdadıma yetişmişti. Ama ben kızdan bakışlarımı kaçamıyordum. O da çekmiyordu. Annem kapıya çıktı, kızlarla birlikte eve doğru yürüdüler. Gözden kaybolduklarında dilim çözüldü. “Salak Atilla… Rezil oldun,” diye kendi kendime söylenirken kitaplıktan bir kitap aldım, kokusunu içime çektim. Kitap kokusu gibisi yoktu. Bir süre sonra kızlar ve annem kadrajıma girdiler. Kız annemin elini öptü, sarıldı. Sonra karşı balkona geçtiler. Cansu bana gülümsedi. Kız ise sessizce oturdu. “Bak Atilla İlhan,” dedi Cansu, “Bu benim arkadaşım Aslı. Sizin yeni kiracı. Evi tuttuk.” “Hayırlı olsun,” dedim sadece. Oysa içimden çok daha fazlası geçiyordu: Hoş geldin Aslı… Bu mahalleye ve benim karanlık zihnimin tam ortasına hoş geldin.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE