Arka bahçede loş ışık duvarlarda titrek gölgeler oluşturuyordu. Cüneyt’in gözleri kısılmış, yüzü gerilmişti. Az önce dudaklarından dökülen sözler Rojda’nın yüreğine buz gibi inmişti. “Ne… Ne diyorsun sen?” dedi Rojda, göz bebekleri büyümüş, elleri titriyordu. Kafasını yana çevirdi, göz göze gelmekten kaçındı. Cüneyt’in sabrı iyice taşmıştı. Sert bir adımla yaklaştı, Rojda’nın kolunu sıkıca kavradı. “Bana yalan söylemeye kalkma sakın!” dedi hırıltılı bir sesle. “Salak değilim ben, Rojda! Boran’ın kısır olduğunu biliyorum. O karnındaki bebek…” Sesini alçalttı, gözlerini onun gözlerine dikti. “…benden mi?” Rojda hızla nefes aldı, gözleri panikle etrafı taradı. Bahçe kapısına, duvarın köşelerine, pencerelere baktı. Sanki biri çıkıp her şeyi duyacakmış gibi. “Sus, ne olur! Birisi du

