4-Bedel

1211 Kelimeler
Buradan kurtulamayacağımı zaten ayaklarıma takılan prangadan sonra anlamıştım. Burası artık benim cehennemimdi. Aslan Ağa’nın esareti altında yaşayıp ona hizmet etmem gerekiyordu. Ben artık onun hizmetine verilmiş bir köleydim. Bütün bunların sebebi babamdı. Bizi koruyup kollamak yerine kaçmayı seçmiş, bedeli benim ödememe neden olmuştu. Aslan Ağa’ya çaresiz bir şekilde bakarken sert bir sesle konuşmaya başladı. “Bu konaktan dışarı adım atmayacaksın, Elfesya. Sadece benim hizmetimde olacaksın. Buraya ben hariç kimse gelmez, gelmeyecek de… Yemek, temizlik hepsini sen yapacaksın! Sana seslendiğimde hemen karşımda olacaksın. Sana ne dersem anında yerine getireceksin. Anladın mı?” Kafamı salladım ama bu tepki onu tatmin etmedi. Kaşlarını çattı. “Sesin çıksın! Sana soru sorduğumda evet ya da hayır diye cevap vereceksin. Anladın mı?” diye bağırdı. Titrek bir sesle cevap verdim. “T-tamam, ağam. Anladım.” Alaycı bir şekilde gülümsedi. “Aferin, Elfesya. Hemen ayak uydurabiliyorsun. Bu hoşuma gitti. Şimdi mutfağa in ve bana yemek yap. Bu akşam yemeği evde yiyeceğim! Evi de temizle! Ben şimdi gidiyorum. Akşam gelirim. Benim anahtarım var. Kapıyı kimseye açma. Özellikle de anneme…” dediğinde onayladım. “Nasıl istersen ağam…” diye fısıldadım. Dudağının kenarı kıvrıldı. Ona itaat etmem hoşuna gitmişti. Şu an ona istesem de karşı gelemezdim. “İtaat etmekte iyisin, Elfesya. Umarım, bunu hep sürdürürsün yoksa bu konak senin için cehennem olur.” dedi, tehditkâr bir sesle. Titremeye devam ederken odadan çıktı. Derin bir soluk aldım. Onunla baş başa olmak beni çok korkutuyordu. Konağın kapısının açılıp ardından kilitlendiğini duyunca gittiğini anladım. Bir süre yalnız kalacaktım. Üzerimdeki elbiseden başka giyecek bir şeyim yoktu. Omuzlarım aşağıya doğru indi. Odadan çıkıp mutfağı buldum. Etrafa bakınırken ne kadar çaresiz olduğum her an aklımaydı. En azından beni öldürmeyecekti. Bunun yerine ona hizmet etmemi istiyordu. Buna yaşamak denirse çünkü bu konakta yaşamak ölümden beterdi. Kendi kendime “Hayatımda hiçbir şey değişmedi.” diye mırıldandım. Evde de hizmetçiden farkım yoktu. Burada da aynı şekilde boyun eğmek zorundaydım. Önce karnımı doyurmaya karar verdim. Dün akşamdan bu yana hiçbir şey yememiştim. En son tarlada bir şeyler yemiştim. Acıktığımı bile atıştırırken anlamıştım. Karnım doyunca yemek yapmaya başladım. Aslan Ağa’ya güzel yemekler yaptım. Bir de bu yüzden beni cezalandırmasını istemiyordum. Yemekler hazır olunca temizlik malzemelerini buldum. Ev iki katlıydı. Bugün alt katı temizlemeye karar verdim. Üst katı da yarın temizlerdim. Neden ailesinden ayrı bir konakta yaşadığını düşündüm. Bu konak, Aslan Ağa’ya dair birçok sırrı barındırıyor gibi hissediyordum. O çok farklı bir adamdı. Akşam olunca işlerimi bitirmiştim. Aslan Ağa’yı beklerken pencereye yaklaştım. Ailesine ait olan konağın avlusunda bir sürü insan vardı. Bu gece Nasuh Kurtbey’in ardından Kuran okunmuş, yemek dağıtılıyordu. Gözlerim doldu. O adamın toprağın altında olmasının nedeni benim babamdı. Bir canın bedeli de benim bu evde esaret altında yaşamamdı. Avludaki insanları izlerken ensemde bir nefes hissettim. İrkildim. Çığlık atacakken ağzımın üzerine büyük bir el kapandı. Ardından sırtım da sert bir şekilde güçlü bir göğse yaslandı. Bu dokunuşu ve kokuyu hemen tanımıştım. Yıllar önce soluduğum kokudan onun Aslan Ağa olduğunu anladım. Hareketsiz kaldım. Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken nefes almakta zorlanıyordum. Kalçama denk gelen sertliği hissedince utanç ve korkuyla yüzüm kızardı. Elini ağzımdan çekti. “Neye bakıyorsun, Elfesya?” diye sordu. Kalçamdaki sertlik başımı döndürürken konuşamadım. Konuşmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlenmişti. “Babanın eserini mi izliyorsun? Yoksa vicdan azabı mı çekiyorsun? Konuşsana!” Zorla konuşmaya çalıştım. “Ben… üzgünüm. Böyle olmasını istemezdim, ağam.” “Ama oldu. Senin baban, benim babamı öldürdü. Bu gerçeği değiştiremezsin.” Hala sırtım onun göğsündeydi. Kalabalığa bakarken gözlerim doldu. “Ben bilmiyordum. Eğer haberim olsaydı engel olmak için elimden geleni yapardım. Keşke bilseydim.” Aslında ben de hiçbir şey yapamazdım çünkü babam beni asla dinlemezdi. “Keşke? Sence bu babamı geri getirecek mi?” Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. “Nasuh Ağa’yı severdim. Onun ölümüne gerçekten üzüldüm. Gerçekten…” dedim, titreyerek. Titrediğimi anlamıştı ama umursamadı. Güldü. “Üzgün müsün? Bir katilin kızı olmasan sözlerin samimi derdim. Eğer üzülseydin babanın yerini söylerdin ama sen susmayı tercih ettin! Sana inanmamı bekleme! Sen bu konakta sadece bana hizmet etmek için varsın! Başka bir değerin yok! Beni ikna etmeye çalışma!” “Ben…” derken telefonu çalmaya başladı. Ceketinin cebinden telefonunu çıkartıp ekrana baktı. Tam açacakken beni gördü. “Çık salondan! Git, bana yemek hazırla! Ben seslenene kadar da gelme!” “Tamam, ağam.” Salondan çıkıp mutfağa gittim. Hızlıca yemeğini hazırlamaya başladım. İçeriden ses gelmiyordu bu yüzden gidip kontrol etmeye karar verdim. Aynı zamanda çekiniyordum. Ya bana kızarsa? Tüm cesaretimi toplayarak mutfaktan çıktım. Tam o sırada Aslan Ağa’yla karşılaştım. Kapıya doğru yöneldi. Belli ki konaktan çıkacaktı. Beni görünce öfkesi daha da arttı. O an konuşmamam gerekiyordu ama ben akılsızlık yapıp aklıma gelen ilk şeyi söyledim. “Y-yemeğinizi hazırladım, ağam!” dediğimde daha fazla sinirlendi. Ne olmuştu? Neden bu kadar öfkeliydi? Az önce gayet sakindi. “Yemek mi? Yemek mi yaptın bana?” diye sordu. Bana doğru bir adım attı. Anında mutfak kapısının önünden çekildim. İçeriye girdiğinde masanın üzerine baktı. Ellerini masanın üzerine koydu. Sert soluklar alıyordu ama öfkesi dinmiyordu. Masanın üzerinde ne varsa hepsini yere savurdu. Çığlık atıp geri çekildim. “Yemek ha! Al sana yemek!” diye bağırdı. Çok öfkeliydi. Gözlerinden ateşler çıkıyordu. Ellerini saçlarına geçirdi. Kafasını salladı ve bana doğru döndü. “Senin baban yüzünden Murat abi de öldü! Senin baban dışarıda serbest dolaşırken benim sevdiklerim bir bir ölüyor! Ve sen de karşıma geçmiş, yemek mi diyorsun?” diye bağırdı. Murat Kurtbey, Aslan Ağa’nın amcasının büyük oğluydu. Onun yoğun bakımda olduğunu duymuştum. Arabada o da vardı. Babam yüzünden o da ölmüştü ama benim suçum yoktu. Yine de titrek bir sesle konuştum. “Ağam, özür dilerim…” diye fısıldadım. Bana doğru yaklaşmaya başladı. Bana doğru her adım attığında kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor, nefesim kesiliyordu. “Senin özrün Murat abiyi ya da babamı geri getirecek mi? İki sevdiğim insanı bir haftada kaybettim! Karşıma geçmiş hala benden özür mü diliyorsun?” diye bağırdı. O da kendince haklıydı. Geri geri gitmeye başladım ama sırtım duvara çarpınca daha fazla kaçacak yerim kalmamıştı. Onun simsiyah gözleriyle karşı karşıya kaldım. Yüzü bana o kadar yakındı ki nefesini dudaklarımda hissediyordum. Onun gözleri de bazen dudaklarıma kayıyordu. Bunu her yaptığında göğsüm daha fazla inip kalkıyordu. “Korkuyorsun, Elfesya… korkmalısın. Seninle ilgili artık başka planlarım var. Alanıma çoktan girdin. Buradan asla kurtulamayacağını anlaman gerekiyor. Bedelini çok ağır ödeyeceksin. İnan, babandan her gün nefret edeceksin.” Zaten babamdan nefret ediyordum. Bir kere bile saçımı okşamamış adam yüzünden şu an bedel ödemek zorundaydım. Çenem titremeye başladı. Korkuyordum. Kim olsa korkardı. Söylediklerinin ne anlama geldiğini anlamamıştım. Ona sorgulayan gözlerle baktım ama konuşamadım. “Neden konuşmuyorsun? Ceylan gibi titriyorsun. Aslanın kapısında bir ceylan… ama bu daha başlangıç. Bu konağa geldiysen yavaş yavaş benim gerçek yüzümü göreceksin.” Bu da ne demekti? Gerçek yüzü mü vardı? Onun sözleri ne anlama geliyordu? Anlamamıştım. Hala bana çok yakındı. Elini saçlarıma uzattı. İşaret parmağıyla gözümün önüne gelen bir tutam saçımı kıvırıp oynuyordu. “Seni yavaş yavaş bu duruma alıştıracağım. Sana acıdığım tek yer bu olacak…yoksa benden asla merhamet bekleme! Herkese merhamet ederim ama sana asla! Elfesya, konuşup benimle iş birliği yapsaydın her şey daha farklı olacaktı ama bundan sonra bitti! Sana tanıdığım sürenin sonuna geldik! Artık eminim!” derken gözleri dudaklarımdaydı. Dudaklarıma öylece bakarken onun ne yaptığını ve ne dediğini anlamamıştım. “Ağam… ne demek istiyorsunuz?” diye fısıldadım. Sesim zar zor çıkmıştı. “Bu konaktan asla kurtulamayacaksın! Bizim aileye olan can borcunuz artıyor! Sen de alınan canlara karşılık bana bir can vereceksin! Bedelin bu!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE