Ömer’in yüzü taş gibi. Gözleri kararmış, çenesinde öfke kasılmış. Elinde Cem’in konumunu gösteren telefon ekranı parlıyor. Ozan konumu Ömere atmış bekliyordu. Terkedilmiş bir otopark. Cem, arabanın yanında sigarasını yakarken Ömer’in sert adımlarını duydu. Döndüğünde karşısında karanlık bakışlarıyla bir savaşçı gibi dikilen Ömer’i gördü. — “Kafanda hâlâ bardaki borçların mı dönüyor, yoksa Sahra’nın eteğinin altında kaybolduğunu mu sanıyorsun?” Ömer’in sesi buz gibiydi. Cem alaycı bir gülümsemeyle yaklaştı. — “Ne oldu, kıskandın mı? Sahra senin ilgini hâlâ çekiyor olabilir mi? Benim gibi adama yönelmişse, demek ki sende bir eksik var, dostum.” Bu sözden sonra Ömer, kontrolünü kaybetti. Yumruğu, Cem’in yüzüne gömüldü. Cem sendeleyip yere düştü ama güldü. — “Sen hâlâ Havin’i koruduğu

