1. Gün Havin pencere kenarında, koltuğa uzanmıştı. Kolundaki bandajlar hâlâ taze, başında hafif bir sızı vardı ama gözleri ilk kez ağrısız bir sabaha açılmıştı. Ömer, kahve yapıyordu mutfakta. Aralarında alışılmadık bir sessizlik vardı; konuşmadan da birbirlerini duyabiliyorlardı artık. Bir süre sonra elinde iki fincanla salona geldi. — “İlk kahvemi seninle içmeden bu ev bana ev gibi gelmiyordu,” dedi. Havin fincana uzandı, dudakları zarifçe kıvrıldı. — “Burası... sanki bana göreymiş gibi. Çok fazla bir şey yok ama olan her şey yerli yerinde.” Ömer ona döndü. — “Aynı sen gibi.” Sessizlik. Ama tatlı bir sessizlik. Derinliği olan. --- 2. Gün Bahçeye inmişlerdi. Havin hâlâ halsizdi ama baston kullanmıyordu. Ömer ona bir battaniye getirmişti, çimenlerin üzerine oturmuş, yüzünü gün

