4

1138 Kelimeler
Bölüm 4: Avcının Hırsı ve Avın Gölgesi Şehrin tozlu terminalinde, Berat telefonu kulağına yapıştırmış, gözlerinde delice bir hırsla yüzlerce yüzü tarıyordu. Adamları köy çevresinde hiçbir iz bulamamıştı. Dila buharlaşmış gibiydi. Bu, onu hem çıldırtıyor hem de garip bir şekilde daha çok heyecanlandırıyordu. "Alanı genişletin!" diye tısladı telefona. "Sadece köy değil! İlçe merkezini, otobüs garlarını, tren istasyonlarını... Sokak sokak tarayın! Tanıdığı herkesi -küçük kuzenini, okul arkadaşlarını, bakkalın oğlunu- tehdit edin, sorgulayın! Paranın kokusunu alacak bir sürüngen bulun! Ödülü ikiye katlıyorum!" Telefonu öfkeyle kapatıp cebine soktu. Dudaklarında sapkın bir gülümseme belirdi. Kaç Dila... Kaçabildiğin kadar. Dişlerini gıcırdattı. Seni yakaladığımda, kırık bir oyuncak gibi parçalayacağım. Kaçışın, sana olan açlığımı daha da artırdı. Yakınında duran bir genç kız, Berat'ın üzerine düşen bakışlarını hissedip irkildi. Korkuyla arkasını döndü. Berat, kızın korkusunu içine çekti. Güçlü hissetti. Avı ne kadar dirençliyse, zafer o kadar tatlı olacaktı. Bir leoparın sinsi keyfiyle arabanın yoluna devam etti. Konağın İçindeki Cehennem: Ceylan ve Narin Akşamın ilk karanlığı, Berat'ın görkemli ama soğuk konağına çökerken, içerideki atmosfer daha da boğucuydu. Ceylan, Berat'ın birinci eşi, mutfakta akşam yemeği için son hazırlıkları yapıyordu. Elleri titriyordu. Berat'ın köyden dönüşünü duymuştu. Kapının sertçe çarpılması ve koridordaki öfkeli ayak sesleri, fırtınanın habercisiydi. "CEYLAN!" Ses, mutfağın kapısında patladı. Ceylan irkildi, elindeki bıçak tezgaha düştü. Döndü. Berat, kapıda duruyordu. Gözleri kan çanağına dönmüş, nefesi alkollü ve öfkeliydi. Dila'nın kaçışının hırsı tüm benliğini sarmıştı. "Ağam? Hoş geldin. Y-Yemek neredeyse haz-" Sözünü bitiremedi. Berat bir leopar sıçrayışıyla üzerine atıldı. Bir eli Ceylan'ın saçlarını kökünden kavrayıp başını geriye çekti, diğer eliyle belinden tutup onu sertçe mutfaktaki masaya fırlattı. Ceylan'ın sırtı masanın kenarına çarptı, acıyla inledi. "Sus!" diye hırladı Berat. Gözleri Ceylan'ın korkudan donakalmış yüzünde geziyordu, ama aslında Dila'yı görüyordu. O korkuyu, o çaresizliği Dila'nın yüzünde görmek istiyordu. Elleri Ceylan'ın önlüğünü, sonra elbisesinin önünü parçalayarak yırttı. Kumaş yırtılma sesi mutfağı doldurdu. Ceylan çığlık atmaya çalıştı, ama Berat bir eliyle ağzını kapattı, diğer eliyle külotunu parçaladı. "Sen... benim malımsın," diye tısladı Berat'ın sesi, Ceylan'ın kulağına yakın, sıcak ve tehlikeli. "Ne zaman istersem, nerede istersem... alırım." Ceylan'ın bacaklarını zorla araladı. Kadının bedeni buz kesmişti, gözlerinde saf panik ve iğrenme vardı. Berat, kendi pantolonunu zorlukla indirdi. Hiç hazırlık, hiç şefkat yoktu. Sadece sahip olma hırsı ve Dila'ya duyduğu öfkenin boşalması vardı. Sert, acımasız bir hamleyle içine girdi. Ceylan'ın boğuk bir çığlığı, Berat'ın elinin altında boğuldu. Gözleri faltaşı gibi açılmış, nefesi kesilmişti. Berat, Ceylan'ın üzerinde ritmik, vahşi hareketlerle ilerlerken, gözlerini kapatıp hayal etti: Bu Dila'ydı. Kaçan karısı. Onu böyle alt etmişti. Bu acı, bu aşağılanma onun olmalıydı. Ceylan'ın sessiz gözyaşları yanaklarından süzülürken, Berat kendi zevkinin doruklarına ulaştı, boşalırken Dila'nın adını homurdandı. Sonra, aniden Ceylan'ı itti. Kadın masanın kenarından kaydı, yere çöktü, titreyerek kendini toparlamaya çalışıyordu. Berat pantolonunu çekti, hiçbir pişmanlık, hiçbir duygu yoktu. "Karnım aç. Yemeği hemen koy önüme," diye emretti kabaca, sanki az önce yaşananlar sıradan bir sohbetmiş gibi. Masaya oturdu, Ceylan'ın kırık dökük halini görmezden geldi. Ceylan, titreyen bacakları üzerinde zorlukla kalktı. Yırtık kıyafetlerini çekiştirmeye çalıştı, utanç ve iğrenme içinde. Gözleri boştu, içi ölü gibiydi. Mekanik hareketlerle bir tabak yemeği önüne koydu. Berat, büyük lokmalarla yemeğe daldı, Ceylan'ı artık hava gibi görmezden geliyordu. "Narin nerede?" diye sordu Berat, ağzı dolu, gözleri tabağına dikili. Ceylan'ın sesi kısıktı. "Ü... üst katta. Ütü yapıyor." Berat son lokmasını atıp ayağa fırladı. Merdivenleri ikişer üçer çıktı. Ütü odasının kapısı açıktı. Narin, genç, narin yapılı ikinci eşi, dikkatle bir gömlek ütülüyordu. Berat'ın gelişini duymuş, omuzları gerilmişti. Berat kapıda durdu, onu süzdü. Ceylan'daki öfke biraz sönmüş, yerini farklı bir sapkınlık arzusuna bırakmıştı. Dila'nın kaçışının yarattığı boşluk, diğer eşlerini daha da nesneleştirmesine neden oluyordu. "Gel buraya," diye emretti, sesi alçak ama tehditkâr. Narin yavaşça ütüyü bıraktı, korkuyla dönüp baktı. "Berat Ağam? Hoş geldin. Bir şey mi ist-" Berat hızla içeri girdi. Bir eliyle Narin'in bileğini acıtacak şekilde kavrayıp kendine çekti. Diğer eliyle ensesinden bastırarak onu dizlerinin üstüne çöktürdü. Narin'in gözleri korkuyla büyüdü. "Yapma! Ne yapıyorsun?!" diye zırladı. "Sus!" diye kükredi Berat. Gözlerinde sapkın bir parıltı vardı. Pantolonunun fermuarını açtı. "Ağzına al. Şimdi." Narin titriyordu, gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı. "Lütfen ağam... Lütfen yapma..." Berat bir tokat attı. Ses odada çınladı. Narin'in yanağı kızardı. "Sana emrettim! Al!" Erkekliğini Narin'in ağzına zorla dayadı. Narin boğulur gibi oldu, öğürdü, ama Berat acımasızdı. Onun direnci, zorlama, Berat'ı daha da tahrik ediyordu. Narin'in saçlarını kökünden kavrayarak ritmik hareketlerle başını ileri geri ittiriyordu. Narin'in gözyaşları ve tükürüğü karışıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Berat, gözlerini kapamış, yine Dila'yı hayal ediyordu. Bu aşağılama, bu kontrol onun olmalıydı. Sonunda, Narin'in boğazına doğru boşaldı. Kadın öksürerek, boğularak geri çekildi, ağzını koluna silerek gözyaşları içinde titredi. Berat pantolonunu çekti, memnun değildi. Bu yetmemişti. İçindeki canavar hâlâ doymamıştı. Gözlerini Narin'in korkudan sarsılan bedenine dikti. Sonra ani bir hamleyle onu kavrayıp kaldırdı. Narin çığlık attı. Berat onu, ütü masasının üzerindeki gömlekleri iterek, sertçe yatağa fırlattı. Narin sersemlemiş, nefesi kesilmiş bir halde yatarken, Berat üzerine çullandı. "Kimsin sen?" diye hırladı Berat, gözleri delice parıldayarak. Eliyle Narin'in çenesini acıtacak şekilde sıktı. "Ne? B-Ben... Ben Narin'im!" diye hıçkırdı kadın, korkudan ne söylediğini bilmiyordu. "YALAN!" diye gürledi Berat, bir tokat daha indirdi. "Sen Dila'sın! ANLADIN MI? Sen benim kaçan karımsın! Dila gelene kadar sen Dila'sın!" Eliyle Narin'in ince entarisini tek hamlede yırttı. Göğüsleri açığa çıktı. Berat, hayvani bir hırsla onları kavradı, acımasızca sıktı, dişledi. Narin acıyla inledi, çığlığı boğazında düğümlendi. Berat'ın gözlerinde hiçbir insanlık, hiçbir şefkat yoktu. Sadece kontrol, güç ve sapkın bir arzu vardı. "Benim karımsın! Kimse benden kaçamaz!" diye homurdandı, Narin'i yüzüstü çevirdi. Arkasını acımasızca açtı. Hiç hazırlık yapmadan, sertçe içine girdi. Narin'in çığlığı, odanın duvarlarına çarpıp kayboldu. Berat, her vuruşta, "Dila! Benimsin! Kaçamazsın!" diye tekrarlıyordu. Bedeni ter içindeydi, yüzünde sapkın bir haz ifadesi vardı. Narin, yüzü yastığa gömülü, gözyaşları ve acı içinde, bedeninin parçalandığını hissediyordu. Ruhu çoktan ölmüştü. Berat sonunda boşaldığında, Narin'in üzerinden kalktı. Nefes nefeseydi, ama tatmin olmamıştı. Hâlâ Dila'nın kaçışının öfkesi içini yakıyordu. Narin'i, yatağın üzerinde kıvrılmış, sarsılarak ağlayan bir yığın halinde bıraktı. "Temizlen," diye söylendi kabaca, pantolonunu düzeltirken. "Ve bir daha ben seni Dila diye çağırdığımda, öyle cevap ver!" Kapıyı çarparak çıktı. Kışlada Yalnız Bir Nefes Aynı saatlerde, kışlanın sessiz koğuşunda, Baran (Dila) alt ranzasında kıvrılmıştı. Kuşağın verdiği sürekli acı ve günün yorgunluğu bedenini sarmıştı. Ama zihni köydeydi. Annesine gönderdiği mesaj hâlâ cevapsızdı. İçinde korkunç bir his vardı. Gözlerini kapadığında, Berat'ın yüzünü görüyordu. O soğuk, hesaplayıcı, iğrenç bakışları. Eli cep telefonunu sıkıca kavradı. Anne, ne oldu? Lütfen cevap ver... Uzakta, Şahin Alp lojmanının penceresinde sigarasını içiyordu. Gözleri, 7. Koğuş'un pencerelerine dikilmişti. İçgüdüleri ona bir şeylerin ters gittiğini fısıldıyordu. Baran Demir... Sırrı neydi? Neden bu kadar korkuyordu? Neden bu kadar inatçıydı? Ve o gözler... O keskin, kadınsı, derin acıyla dolu gözler... Onları anlamak, çözmek istiyordu. Planını yapmıştı. Yarın, özel bir "talim"le onu biraz daha zorlayacak, sınırlarını görecekti. Belki o zaman kırılır, gerçek yüzünü gösterirdi. Dışarıda, Berat'ın kiralık köpekbalıkları, şehrin karanlık sokaklarında Dila'nın izini sürmeye devam ediyordu. Avcı sabırsızdı, ama avın peşinde olmanın zevkiyle besleniyordu. Kışlanın güvenli duvarları ise, hiç olmadığı kadar tehdit altındaydı. Çünkü tehlikenin ne kadar yakın, ne kadar sapkın olduğunu henüz kimse bilmiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE