GİRİŞ
Perdeler açıldı, oyun başlasın;
Geçmişin ağıtlarını duymaya hazır mısın?
Geçmiş
Genç kadın, gecenin bir yarısında kasıklarında oluşan sancıyla çığlığına engel olamamıştı. Adam, karısının sesini duyunca hızla ayaklandı. Uyku bedenini terk ederken endişeli gözlerle hayat arkadaşına baktı. Aşık olduğu kadının yeşil gözleri, onu günaha davet ediyordu.
Kadın, kasıklarındaki sancıyla çığlığını yineledi. Canı acıyordu, çok acıyordu. En büyüleyici ormanları bile kıskandıracak renkte olan yeşil gözlerinden bir damla gözyaşı süzüldü.
Adam korkuyla uğruna her şeyi feda edebileceği karısına baktı. "Ne oldu? İyi misin? Karnın mı ağrıyor? Hemen hastaneye gidelim," diyerek endişeyle aşık olduğu gözlere baktı.
Kadın daha fazla dayanamazken dudaklarının arasında büyü bir çığlığı kopardı. "Ah!" Genç kadının acı dolu haykırışı tüm evi kaplarken dolu gözleriyle sevdiği adama bakıp, "Kızım geliyor!" diyerek şişkin karnını tuttu. 7 aydır hasret kaldığı yaramaz kızına hamileydi lakin erken doğum olacağını tahmin edemiyordu.
Korku ve endişe adamın iliklerine kadar işlerken kadın acı çekiyordu. Anlaşılan zor bir doğum olacaktı. Riskli bir doğum...
Adam hızla acı içinde karnını tutan hayat arkadaşını, sevdiğini, kucaklayarak arabaya doğru ilerledi. Annesinin çığlıklarıyla hızla uykudan uyanan oğlan çocuğu koşar adımlarla annesi ve babasının yanına gelmişti. O sırada adam, evden dışarı çıkarak eşini arabaya bindirmiş ve ona güven vermek amacıyla dudaklarına minik bir buse kondurmuştu.
Küçük çocuk, annesinin yanına oturdu. Adam, oğlunu hastaneye götürmek istemese de onu evde tek bırakamazdı. O hâlâ bir çocuktu.
"Anneciğim, iyi misin?" Küçük çocuk, yaşına göre olgun bir duruş sergileyerek annesinin elini sıkıca tutup ona destek olmaya çalıştı. Canından çok sevdiği annesinin yüzündeki acılı ifade karşısında içten içe üzülürken genç kadının kasıklarındaki şiddetli sancı nedeniyle attığı çığlık adamın arabayı daha hızlı sürmesine sebep oluyordu.
Acının etkisiyle genç kadın, gözlerinden süzülen gözyaşlarına engel olamazken minik kızı için endişeleniyordu.
Dakikalar sonra hastaneye varmışlardı. Riskli bir doğum olacağını herkes biliyordu. Aileye katılacak minik kız çocuğu ve anne için herkes endişelenirken küçük oğlan çocuğu ağlamamak için tırnaklarını avuçlarına batırıyordu. Annesinin çığlıkları hâlâ kulağında yankılanıyordu. Peki kız kardeşi? Ona ne olacaktı?
Kadın, risklerle dolu bir doğumu gerçekleştiriyordu. Ailesiyle barışmak için Şanlıurfa'ya gelmişti lakin özlem ve stresten erken doğum yapacağını tahmin edememişti. Gün gelecek genç kadın, doğduğu bu topraklardan ölesiye nefret edecekti.
Bu gece iki kız çocuğu dünyaya gözlerini açtı. Bu gece üç ailenin kaderi baştan yazıldı. Dolunay gecesinde gerçekleşen bu doğum, üç aile için bir felakettem ibaretti. Minik kız çocuğu, felakete gebe bir şekilde gözlerini açmıştı.
***
Genç kadının gözyaşları dinmek bilmiyordu. Bu gece, bir anne çocuğunu kaybetmişti. Bu gece, iki çocuğun kaderi belirlenmiş, sayfalar teker teker yazılmıştı. Kimse kaderinin dışına çıkmayacak, çıkamayacaktı. Bu hikayenin masumları aynı zamanda suçlularıydı.
Kadın ağladı. Yaptığı tek şey bu olmuştu. Ona sarılan adam dışında başka kimsesi yoktu. Pişman mıydı peki? Kimsesiz olmaktan, bu adama sığınmaktan pişman mıydı? Kesinlikle değildi. Yine olsa yine yapardı.
"Anne," diye seslenen oğlunun sesini işitince hızla gözyaşlarını sildi. "Niye ağlıyorsun? Kızım nerede? Onu görmek istiyorum. Yoksa beni sevmediği için gelmekten vaz mı geçti?" Küçük bir oğlan çocuğu için fazlasıyla dinlemeye değer sözlerdi. Küçük çocuk, kız kardeşini kızım diyerek sahiplenmişti lakin olanları ona nasıl açıklayacaklardı?
Kadın kollarını iki yana açarak oğluna sarıldı. "Oğlum," diyerek bu minik adamın kokusunu içine çekti. "Özür dilerim bir tanem. Özür dilerim. Özür dilerim," diyerek tekrar ağlama krizine girmişti. İçinde fırtınalar kopuyorken sessiz kalması beklenemezdi.
Adam hızla oğlunu alarak odadan çıkarttıktan sonra doktor çağırdı. Hayat arkadaşı, aşık olduğu kadın, için endişeleniyordu. Kadın tüm gece ağladı. Adam tüm gece kadının göz yaşlarına şahit oldu. Tarihin yalnızca tekerrürden ibaret olacağını henüz kimse anlamamıştı.
Dolunay gecesinde oyunun perde arkası fazlasıyla karışmıştı. Seyirciler sadece sahneyi görebilirken perde arkasında yaşananlar bir kıyamete sebep olacaktı. Oyun bu gece başlamış, perdeler açılmıştı; geçmiş, ağıt yakmaya hazırlanıyordu.
Bu gece üç ailenin kaderi baştan yazıldı. İki kız çocuğu felakete doğmuşlardı. Kimisi ruhunu teslim ederken kimisi yeniden doğdu. Kız çocuğu için hayat yeni başlıyordu. Doğmuş olması onun için en büyük cezaydı. İki kız çocuğundan biri yaram azdı derken diğeri yaramazdım dedi.
Belki de büyüyünce geçer derken mutluluğu kastediyorlardı...
Kadın ne olduğunu anlayamadan kucağına bir bebek verildi. Bu senin kızın, bu bizim bebeğimiz denildi lakin başlattıkları felakette bihaberlerdi.
Geçmişin tozlu sayfaları geçmişe gömülmek şartıyla kapanırken on yedi yılın sonunda ihanetlerin, sırların ve intikamların ne tür bir felakete yol açabileceğini herkes öğrenecekti. Minik kız çocuğu büyüyecek ve herkese öğretecekti; sırlar, bir kördüğüm edasıyla çözülecekti.
Bu gece doğan kız çocuğu, bir felaketin sebebiydi. O, gittiği her yere felaketi de beraberinde götürecek, geçmişin tozlu sayfalarının tekrar açılmasına sebep olacaktı.
Yıllar sonra
"Anne," diyerek büyük bir neşeyle annesinin odasına giden küçük kız hem mutluluğu hem de kederi aynı anda yaşıyordu. Annesinin aksine kahverengi saçlara sahip olan küçük kız hızla annesinin yanına gelerek sarıldı.
"Bu neşenin sebebini sorabilir miyim prenses hazretleri?" Minik kızını böyle neşeli görmek onu mutlu ediyordu lakin küçük kızda keder kırıntısı bulunduğu barizdi. Küçük kız çocuğu, annesinin kollarından ayrılarak gözlerine baktı. Sitemli bir sesle, "Yaa anne biliyor musun haftaya yerli malı yapacakmışız," diyip suratını astı.
"Ee ne güzel işte kızım. Niye üzülüyorsun bu kadar?" Çocuklar yerli malını severlerdi. En azından bazı çocuklar severdi.
"Ya ama öğretmen karşılığında bir sürü ödev verdi. Ödevleri yaparsak yerli malını olacakmış. Anne, ben bunları bitiremem ki... Yardım eder misin?"
"Tabii yardım ederim bebeğim. Annenim ben senin ama ben yapmayacağım sadece sana yardımcı olacağım tamam mı?"
"Tamam," diyip annesinin yanaklarını sulu sulu öptü. Genç kadın bundan rahatsız olmuşa benzemiyordu. "Teşekkürler anneciğim," diyerek sıkıca sarıldı. O sırada annesinin oturduğu makyaj masasının üzerinde duran defter, küçük kızın dikkatini çekmişti. "Aaa anne sende mi ödev yapıyorsun? Ama sen okula gitmiyorsun ki?"
Genç kadın yıllar önce mezun olmuştu lakin çalışma gereği duymadığı için evde minik kızına ve oğluna bakıyordu. Bu, onun kendi tercihiydi. Ve çocuklarıyla vakit geçirmek onun için bir ödül değerindeydi.
"Hayır miniğim, bu bir günlük."
"O ne?" Anlaşılan küçük kız yedi yıllık hayatında ilk defa günlük görüyordu. Meraklı gözlerle annesine bakarken sağ elini uzatıp günlüğü almak istedi lakin genç kadın naif sesiyle, "Hayır kızım. Başkalarının özel eşyasına izinsiz dokunmamalısın. Bu çok yanlış, bebeğim," diyerek küçük kız çocuğunu uyardı.
"Niye?" Merakına yenik düşen kız çocuğu soru sormaktan asla çekinmezdi. "Çünkü o bana ait bir şey. Ben her gün olmasa da istediğim zaman gelip bu deftere bir şeyler yazıyorum. Bu yedi yıldır devam ediyor. Sen doğduktan sonra bu defteri senin için tutuyorum. Büyüdüğünde defter artık senin olacak bebeğim. O zamana kadar buna dokunmanı istemiyorum. Söz mü?"
Meraklı kız bir şey anlamasada annesinin sözlerini yerine getirmeyi seviyordu çünkü o, annesinin dediklerini yapınca annesi gülümserdi. Kız çocuğu, tıpkı abisi gibi annesinin gülüşüne aşıktı. Anne sevgisi bir çocuk için paha biçilemez bir değerdeydi. Anne sevgisinden mahrum kalan bir çocuk, dünyanın en tehlikeli yaratığına dönüşebilirdi.
"Söz. Sen istemediğin sürece deftere dokunmayacağım anne," diyerek annesinin kolundan çekiştirdi. "Bana pasta yapacağımızı söylemiştin. Hadi mutfağa gidelim."
Kadın kahkahasına engel olamamıştı. "Tamam, tamam. Bekle geliyorum."
Kız çocuğu büyüyecek ve üç aile içinde felakete sebep olacaktı. O felakete gebeydi. Gittiği her yere felaketi götürecek ve geçmişin aslında geçmediğini anlayacaktı.
Bölüm Sonu.