Tombul Hatçe ve Sırık Necla, zalimin baskısından ilk kez kurtulmuş olmanın verdiği huzurla derin bir uykuya dalmış, sabahın serinliğiyle daha cesur bir güne uyanmışlardı. Gözlerinde öyle bir rahatlık vardı ki, yılların acısı sanki uykularında eriyip gitmişti. Oda ise sabahın karanlığında sessizdi; yalnızca Civan’ın derin ve kararlı sesi, uykusuz geçen gecenin ardından yeni bir günün doğacağını fısıldıyordu. Herkesin aklında bir tereddüt vardı; gelecek, belirsizdi. Ama Sıdıka’nın içinde korku, öfkeyle harmanlanmış bir düğüm gibi büyüyordu. Gün henüz ağarmamış, horozların ötüşü köyün sessizliğinde yanık bir melodi gibi yankılanıyordu. Civan, günün karanlığını yaran bir gölge gibi atını hazırlarken, gözleri Sıdıka’nın üzerine dikiliydi. Memo’nun konağından Berfin’i kaçırırkenki gibi, şimdi d

