**Bir zamanlar cıvıl cıvıl olan ada şehir, okyanusun karanlık dibinde boğulmuş bir tepecikten ibaretti. Ne su huzurluydu, ne de evlerin duvarlarındaki renkler… Her şey solmuştu. Ruhlar, doğaya karşı çıkmaya çalışsa da tabiat onları da yutmuştu; şimdi, her biri doğanın unutulmuş lanetiydi... ------- Acar’ın yüzüne baktım. Dudakları ince, gergin bir çizgiye dönüşmüştü. Gözleri öyle donuktu ki, içindeki karanlığı dışarı sızdırıyor gibiydi. Sessizce yaklaştı, yüzüme kadar eğildi. Nefesi sıcak ve düzensizdi; bastırdığı öfke her an taşmaya hazır gibiydi. Aniden kolumdan tutup beni kendine doğru çekti. Göz göze geldik. "Sen..." dedi, sesi tıpkı bir bıçak gibi keskin ve titrekti. "Sen ve Atlas... Sizden tiksiniyorum. O sürtük annemden de, şerefsiz babamdan da. Hepsinden. Herkesten. Her

