------ Salona adım attığımızda sanki başka bir dünyaya geçmiş gibiydik. Salon üç değil, beş oda büyüklüğündeydi. Zemindeki mermer öyle pürüzsüzdü ki, her adımda topuklarımızın yankısı zarif bir melodi gibi çınlıyordu. Soluk sarı değil, altın yaldızlı bir ton tüm zemine yayılmış, adeta ayaklarımızın altına bir saray zeminini sermişti. Tavana baktığımda gözlerim kamaştı. Kristal avize, sıradan bir aydınlatma değil, adeta gökten sarkıtılmış bir yıldız kümeliydi. Binlerce küçük taş, loş sarımsı ışıkla parıldıyor; ışık, tavandan zemine bir ihtişam seli gibi akıyordu. Duvarlar ipek kaplı gibiydi; her köşede altın rengi süslemeler vardı. Salonun tam ortasında dizilmiş uzun yuvarlak masalar vardı, üzerleri bembeyaz dantel örtülerle kaplanmış, her masanın ortasında camdan yapılmış devasa çiçek

