Villanın avlusunda bir çığlık sesi yükseldi.
"Hayır!" diye bağırdı Melek.
Sonra da elleri kelepçeli iki tane polis arasında giden Ilgaz'ın yanına geldi.
Kocasının arkasından sarılıp gözyaşlarına boğuldu.
"Ilgaz, Ilgaz, lütfen gitme" dedi ağlayarak.
"Lütfen onu götürmeyin lütfen.
Onun hiçbir suçu yok ki. Karıncayı bile incitmez benim Ilgaz'ım."
Polisler Meleği uzaklaştırmaya çalıştılar ama Melek, Ilgaz'dan ayrılmadı. Bırakmadı onu.
"Hanımefendi lütfen. Biz görevimizi yapıyoruz.
Ilgaz Bey i karakola götürmek zorundayız"
"Biliyorum. Biliyorum öfkem size değil. Kocama suç atanlara.
Biz daha bir kaç saat önce evlendik.
Üstelik hastaneye gitmemiz lazım.
Kocamın çok ağrısı var.
Bari önce hastaneye gidelim.
Lütfen rica ediyorum önce hastaneye gidelim" "Çok üzgünüm hanımefendi.
Bizim aldığımız emir karakola götürmemiz yönünde.
Lütfen bize engel olmayın"
"Meleğim ağlama ne olur. Üzülme bir tanem. Bırak memur beyler görevini yapsın. Hiç bir şey olmayacak korkma hayatım" "Ilgaz, hayır lütfen gitme. Hastasın sen.
Ya sana bir şey olursa. Yaşayamam ben. Dayanamam buna.
Senin önce hastaneye gitmen lazım."
Ilgaz kendisini bir türlü bırakmayan Meleğini alması için babasına işaret etti. Kenan Bey, içi yana yana gelinini oğlundan ayırdı. Nasıl bir kaderleri vardı oğlu ve gelininin. Aylardır bir türlü mutlu olamamışlardı.
Kenan Bey, Meleği aldıktan sonra polisler hemen Ilgaz'ı villadan çıkarıp ekip otosuna bindirdiler.
Sonra da hızla karakola götürdüler.
Kenan Bey, avukatları aramıştı zaten.
Yine de oğlu canı giderken burada duramazdı. Meleğe ve Necla Hanıma burada beklemelerini söyleyip hemen arabasına doğru yöneldi.
Melek, hemen Kenan Bey'in arkasından koştu.
" Baba lütfen bende gelmek istiyorum.
Beni burada bırakma ne olur.
Meraktan ölürüm ben.
Meleğin ardından Necla Hanım, geldi.
Biz de gelelim Kenan. Ben oğluma ne olduğunu düşünmekten kafayı yerim burada. O sırada düğünde yoruldukları için erken yatan Ebru ve kardeşi geldi yanlarına.
Necla Hanım, olanları hızlı bir şekilde anlattı kızlarına.
Onlarda gözyaşları içinde babasına onları da götürsün diye yalvardılar.
Kenan Bey, hiç birine kıyamadı.
Hepsine birden arabaya binmelerini söyleyerek kendisi de şoför koltuğuna geçti. Necla Hanım'ın arabayı şoför kullansın sözlerine aldırmadan arabayı çalıştırdı. Sonra da hızla villadan ayrıldı.
Karakola geldiklerinde Ilgaz çok tan nezarete alınmıştı.
Kenan Bey, avukatlarında gelmesiyle hemen baş komiserin odasına yürüdü.
Avukatlar her bir taraftan ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
Başkomiserden bilgi alan Kenan Bey,
Ilgaz'ın neyle suçlandığını öğrenmişti.
Ilgaz, nezarete girdiğinde yalnız olmadığını görmüştü.
Çünkü Cüneyt ve Diyar da oradaydı.
Ilgaz'ın da getirildiğini gören Cüneyt öfkeyle yumruklarını sıktı.
"Abi" diyerek hemen Ilgaz'ın yanına geldi. "Ne oldu Cüneyt? Neden bizi buraya getirdiler" dedi Ilgaz.
Cüneyt, cevap vermeye hazırlanıyordu ki Diyar, girdi araya.
"Taylan, iti vurulmuş Ilgaz.
Onu bizim vurduğumuzu söylüyorlar.
En büyük şüphelide sensin"
"Ne? Ne diyorsun sen Diyar?
Taylan, denilen adam ne zaman vurulmuş. Daha saatler önce bizim önümüze geçmemiş miydi bu adam?"
"Tam da bu yüzden Ilgaz.
Sokağın karşısındaki marketin güvenlik kamerası bizim Ilgaz'ı dövdüğümüzü çekmiş.
Bu yüzden tek şüpheli bizleriz"
"Nasıl olur ya? Biz oradan ayrılırken adam sapasağlam dı, arkamızdan bağırıyordu hala.
Hem Meleğin mahallesinde herkes gördü saat kaçta, nerede olduğumuzu?"
"Ilgaz, bak, büyük bir tuzağın içindeyiz. Taylan'ı biz vurmadık tabi ki. Ama. Bizimle arasında geçenleri biri mutlaka biliyordu.
Bu biri sana kin besleyen biri olmalı.
Buna adım gibi eminim"
Ilgaz, Diyar'a bakarak, "Haklısın Diyar. Bunu yapan kimse benden nefret ediyor olmalı"
O sırada bir tane polis memuru gelerek Ilgaz'ı ifade vermek için sorgu odasına götürdü.
Ilgaz, polisle beraber giderken Kenan Bey, avukatları da göndermişti oğlunun yanına. Aslında kendisi de gitmek istiyordu Ilgaz'ın yanına.
Baş komiser izin vermemişti Kenan Bey'e. Kenan Bey, ise oğlu içerdeyken boş durmadı. İlk önce Derman'ı arayıp ne olup bittiğini öğrenmesini istedi. Birkaç üst düzey tanıdıklarını da arayarak Ilgaz, için bir şey yapıp yapamayacaklarını sordu.
Oğlunu buradan mutlaka çıkarmalıydı.
Ne olursa olsun Ilgaz burada kalamazdı. Melek, Necla Hanım ve kızları Ilgaz'dan gelecek haber bekliyorlardı. Ebru, abisiyle beraber Diyar ve Cüneyt'in de nezakette tutulduğunu öğrenmişti babasından.
Abisine dayanamazken Diyar'ın da burada olduğunu duyan Ebru, sürekli ağlıyordu. Bir taraftan da ağlamaktan perişan halde olan Meleğe ve annesine teselli vermeye çalışıyordu.
Melek, iki saattir ağlamaktan helak olmuştu. Ilgaz, aklından bir türlü çıkmıyordu. Zaten gün boyunca ağrı çekmişti Ilgaz'ı.
Bir de karakol nereden çıkmıştı.
Neden Ilgaz'ı buraya getirmişlerdi?
Neler oluyordu böyle?
Kenan Bey, her şeyi öğrenmişti aslında Yine de ne karısına ne de Meleğe hiç bir şey söylememişti.
Taylan, denilen adamın oğlunu bir kaç kez rahatsız ettiğini biliyordu yaşlı kurt.
Ilgaz'a uzaktan göz kulak olması için tuttuğu adamlar söylemişti.
Kenan Bey, adamlara müdahale etmeyin demişti o zamanlarda.
Çünkü genelde Ilgaz, kendi işini kendi görürdü.
Bir kaç dakika önce Derman, Kenan Bey i, aramış ve olanları anlatmıştı.
Meleğin evine giderken Taylan'ın yollarına çıktığını.
Aralarında arbede çıktığını.
Ilgaz ve Diyar'ın Taylan'a yumruk attıklarını anlatmıştı.
Ilgaz ve yanındakiler olay yerinden ayrıldıktan sonra Taylan, yerden kalkıp arabasına atlayıp gitmişti.
Ne olduysa bu yarım saat kırk beş dakika içinde olmuştu. Meleği alıp geri döndüklerinde ise Taylan'ı karşılarında vurulmuş halde bulmuşlardı.
Derman, araştırmaya devam ettiğini söyleyip telefonu kapatmıştı.
Kenan Bey, gelinin dürüst ve aynı zamanda ne kadar hassas bir kız olduğunu biliyordu. Bu yüzden kendini suçlu hissetmemesi için şimdilik bir şey söylemiyordu.
Zaten saatlerdi ağlamaktan perişandı kız. Bir de kendini suçlu hissetmesini hiç istemiyordu.
Kenan Bey, sorgu odasının kapısında beklerken birden içerden bağırış sesleri gelmeye başladı.
Sorgu odasına koşarak giren bir kaç polis gördü adam.
Polislerin açık bıraktığı kapıdan içeri giren Kenan Bey, yerde baygın yatan oğlunu gördü. Kenan Bey, Ilgaz'ı o halde görünce aklı başından gitti.
Hemen koşup yanına oturdu.
"Ne oldu oğluma? Neden yerde oğlum söylesenize?" diye bağırdı.
"İfadesini alan polis Kenan Bey in yanına çökerek Ilgaz'a yardım etmeye çalışıyordu.
"Sorduğum sorulara cevap veriyordu.
Bir anda oldu. Ben de bir şey anlayamadım. Bir anda bayıldı."
"Ambulans çağırın. Çabuk ambulans çağırın"
"Ambulans yolda Kenan Bey.
Merak etmeyin bir kaç dakika içinde gelecek."
Kenan Bey, ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
Oğlu canının yarısı Ilgaz'ı soğuk betonun üzerinde yatıyordu.
Alnındaki terler şakağından aşağı sızmıştı. Bir de oğlunun gözünden akan bir damla yaş babasının eline düşmüştü.
Kenan Bey, bir kez daha kahrolmuştu o zaman. Kenan Bey, gözlerini kapattı acıyla. Yüreğinden öyle bir haykırdı ki oğlunu adını.
Belki dağlar taşlar parçalandı acısından. Sesini kimse duymamıştı ama yüreğindeki yanardağ kaynamaya akmaya başlamıştı.
"Oğlum" dedi sadece.
"Oğlum, aslanım"
O sırada ambulans gelmişti emniyetin önüne. Sağlık çalışanları sedyeyle girmişlerdi kapıdan içeri.
Hemen sorgu odasında yerde yatan Ilgaz'ı dikkatli bir biçimde sedyeye yatırdılar. Sonra da hemen çıktılar odadan. Kenan Bey in bacakları tutmamıştı o anda.
Oğlunu sedyenin üstünde çok görmüştü ama bu defa başkaydı.
Oğlu bu defa çok kötüydü.
Sağlık görevlileri çıkışa daha kısa yoldan ulaşmak için bekleme salonuna doğru yürüdüler.
Melek, bekleme salonunda bir köşede Ilgaz'dan gelecek bir haberi bekliyordu.
O sırada karşıdan gelen sağlık görevlilerini gördü kız.
Sağlık görevlileri biraz yaklaştığında sedyenin üstünde yatan adamı fark etti. İşte o an zaman durmuştu Melek için. Ilgaz’dı o Ilgaz. Melek’in Ilgaz'ı. Melek’in sevdası.
Melek’in her şeyi. "Ilgaz! " diye bağırdı Melek.
Sonra da hemen sağlık görevlilerinin ardından koştu. Yalnız bırakamazdı Ilgaz'ı. Yalnız gitmesine izin veremezdi. En azından Meleğinin yanında olduğunu hissetmeliydi.
Arkadan gelen Kenan Bey, gelininin çığlığını duyduğunda yere çöküp kalmıştı.
Yerden kalkamamıştı adam.
Olduğu yerde bakıp kalmıştı giden oğlu ve gelininin ardından.
Son anda Ebru, gördü babasını. Hemen koşup düştüğü yerden kaldırdı.
"Babam, aslan babam. Güçlü ol ne olur. Bizim sana ihtiyacımız var.
Abimin sana ihtiyacı var"
"Kızım, Ebrum hemen abinin doktorunu ara. Ilgaz'ın durumunun çok kötü olduğunu söyle.
Hemen hastaneye geldiğini hazırlıklı olmaları gerektiğini söyle."
Ebru, babasının söylediklerini hemen Ilgaz'ın doktoruna iletti.
Sonra da annesi ve babasını alarak hemen emniyetten çıktı.
Onlar çıktığında Ilgaz'ı ambulansa bindiriyorlardı.
Melek, sıkıca tutmuştu kocasının elini. Sağlık görevlileri elini bırakmasını istese de Melek, bırakmamıştı kocasının elini.
Ilgaz, ambulansa alındıktan sonra
Melek, hemen ambulansa Ilgaz'ın yanına bindi.
Sonra da Ilgaz'ın ellerini bıraktı.
Sağlık görevlileri Ilgaz'a müdahale ederken elini ağzına kapattı ağlamamak için.
Onların dikkatlerini dağıtmamak için.
Ilgaz'a bir zarar vermemek için yumruk yaptığı elini ağzına kapatmıştı.
İçinden çığlık çığlığa bağırıyordu.
Ama hiç sesi duyulmuyordu dışardan.
Melek, gözünü bile ayırmadan yüzü solmuş, dudakları bembeyaz olmuş Ilgaz'ına bakıyordu.
Gözünü kırpmaktan bile korkuyordu kız. Ya gözünü kırpınca Ilgaz'a bir şey olursa ne yapardı Melek.
Kısa bir süre yolculuktan sonra Ilgaz'ın tedavi gördüğü hastaneye geldiler. Ilgaz'ın doktoru bizzat bekliyordu kapıda.
Ambulans durunca hemen koştu adam. Sağlık ekibiyle beraber Ilgaz'ı yoğun bakım ünitesine götürdüler.
Melek’te peşlerinden yoğun bakımın kapısında kadar geldi.
Ilgaz, içeri girince kapı kapanmadan önce ardından bağırdı.
Burada bekleyeceğim Ilgaz Dağım.
Ne olur güçlü ol. Seni burada bekleyecek Meleğin.
Kapı kapandıktan sonra Melek, olduğu yere çökmüştü.
Kaç saat, kaç dakika geçti bilmiyordu Melek. Halen yoğun bakımın karşısındaki duvara yaslanmış bekliyordu.
Beklemeye de devam edecekti.
Ilgaz, iyileşip çıkıncaya kadar burada olacaktı.
Kenan Bey ve Necla Hanım, kızlarıyla beraber hastaneye yetişmişti.
Kenan Bey, doktorun Ilgaz'ın yanında olduğunu duymuş bekleme salonunda oğlundan bir haber bekliyordu.
Emniyette tutulan Cüneyt ve Diyar da Ilgaz'ın haberini almıştı.
Cüneyt, olayı duyduktan sonra defalarca yumruk atmıştı nezaretin duvarına.
Ne olmuştu abisine? Neden işler bu hale gelmişti? Bu mutlu gecesi neden kâbusa dönmüştü?
Melek'le evlenebilmek için gün boyu acı çekmişti Ilgaz.
Bu yaşananlar reva mıydı?
Burnuna kötü kokular geliyordu Cüneyt'in. Ya babası ve abisinin işiyse bu. Ne yapardı Cüneyt?
Neden bu kadar kötüydü Cüneyt'in ailesi. Neden bu kadar gözlerini hırs bürümüştü. Ne istiyorlardı Ilgaz'dan?
Ilgaz'ın kimseye zararı yoktu ki.
Cüneyt ve Diyar, başları yerde düşünürlerken iki polis geldi yanlarına.
Cüneyt ve Diyar'a bakarak.
"Siz ikiniz. Artık serbestsiniz" dediler.
Taylan, denilen adam kendine gelmiş.
Sizin suçsuz olduğunuzu söylemiş "
"Peki kimmiş onu vuran söylemiş mi o aşağılık?" "Evet söylemiş. Ilgaz Güçlüoğlu vurmuş onu.
Taylan, öyle söylemiş"
"Ne?" Yalan, yalan söylüyor o şerefsiz.
Biz bütün gün Ilgaz'la beraberdik.
Adamın düğünü vardı bugün.
Ne vurmasından bahsediyor o aşağılık"
"Ben orasını bilmem. Arkadaşlarımız olayı hala araştırıyor.
Gerçekler er geç ortaya çıkar.
Ama arkadaşınızın işi zor görünüyor"
"Ilgaz, karıncayı bile incitmez memur bey. Bunu yakında sizde anlayacaksınız."
Cüneyt ve Diyar, daha fazla beklemeden hemen emniyetten çıktılar. Emniyetin kapısında onları bekleyen arabaya atlayıp doğruca hastanenin yolunu tuttular.
Hastaneye vardıklarında bekleme salonunda herkesi perişan halde buldular.
Diyar, ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş Ebru'yu görünce yumruklarını sıktı öfkeyle.
Ne kadar da solgun görünüyordu yürek yangını.
Saatlerce ağlamıştı demek ki.
Kahroldu Diyar. Ebru'nun ağlamasına.
Yanına gidip teselli etmek çok isterdi.
"Ağlama Ebrum Ilgaz, güçlüdür.
Kolay kolay pes etmez demek isterdi.
Hele şimdi o kadar âşıkken.
Sevdiğini bırakabilir mi demek istedi?
Bırakmazdı Ilgaz.
Asla, ne olursa olsun Meleğini asla bırakmazdı.
Kenan Bey, Cüneyt ve Diyar'ın geldiğini görünce hemen yanlarına gitti. Cüneyt, amcasının ısrar etmesiyle emniyette olanları anlattı.
Taylan'ın kendine geldiğini ve Ilgaz'ı suçladığını söyledi.
Melek, duyduğu isimle beyninden vurulmuşa dönmüştü.
Yoğun bakımın kapısında ağlarken bir hemşirenin yardımıyla bekleme salonuna gelmişti.
Bekleme salonuna girmeden Kenan Bey ve Cüneyt'in konuşmasını duyan Melek, kapıda donup kalmıştı.
Bütün bunların sebebi Taylan mıydı?
O adam yüzünden mi tutuklanmıştı Ilgaz. O adam yüzünden mi bu kadar acı yaşamışlardı.
Buda demek oluyordu ki Ilgaz, Meleğin yüzünden acı çekiyordu.
Ilgaz'a Meleğin yüzünden iftira atıyordu Taylan. Melek, bekleme salonunun kapısında kala kalmıştı.
Çünkü Ilgaz'ın ailesinin yüzüne bakamazdı. Kenan Bey, ta başından beri gerçeği biliyor olmalıydı.
Meleğe bir şey söylememişti adam.
O kadar iyi bir insandı ki Meleği suçlamamıştı.
Ilgaz'ı acı çekmesine sebep Melek ti.
Ilgaz'ın başına Taylan, gibi bir belayı saran Melekti.
Melek, kapıda beklerken doktor gelmişti bekleme salonuna.
Doktor Kenan Bey, le yalnız konuşmak istese de Necla Hanım'ın karşı çıkması yüzünden yanlarında konuşmaya mecbur kaldı.
Doktor Ilgaz'ın bütün gün ağrı çekmesi yüzünden gücünün tükendiğini ayrıca böbreğinin çok susuz kaldığını söyledi.
Ilgaz'ın yoğun bakıma yatırıldığını ve en kısa zamanda böbrek bulunmazsa onu kaybedebileceklerini açıkça söylemişti. Bunu duyan Necla Hanım, gözyaşlarına boğulmuştu.
Ebru'da annesine sarılıp deli gibi ağlamaya başladı.
Kenan Bey, bekleme salonunda ki koltuğun üstüne çöküp kalmıştı.
Doktor teselli edecek bir söz bulamamıştı.
Kenan Bey'in omzundan tutarak.
"Güçlü ol Kenan. Lütfen Ilgaz için güçlü ol" dedi.
Sonra da hemen Ilgaz'ı tekrar kontrol etmek için oradan ayrıldı.
Doktor gidince Cüneyt, Diyar, Ebru ve onların arkasından da Melek yürüdü doktorun ardından.Melek, doktorla konuştuktan sonra hemen Cüneyt'in yanına geldi.
Onun la yaptığı kısa ve bir o kadar da zorlu konuşmadan sonra hastaneden çıktı. Yolda gördüğü taksiyi durdurup hemen gideceği adresi söyledi.
Yirmi beş dakika süren yolculuğun ardından, geldiği hastanenin önünde taksiden indi. Hemen hastaneye girip, önce danışmaya gitti.
Görevli hemşireye Taylan'ın kaldığı odayı sorup, sağlık durumu hakkında bilgi aldıktan sonra hemen kaldığı odaya yöneldi. Taylan'ın kaldığı odanın kapısına yaklaştığında odadan gelen bağrış seslerini duydu.
Melek, biraz daha yaklaştı kapıya.
Taylan'ın konuşmasından anladığı kadarıyla çok ta kötü durumda değildi. Sesi gayet te sağlıklı bir o kadar da öfkeli geliyordu.
Tam kapıyı açıp içeri girecekken,
Annesi ve Taylan, birbirlerine tekrar bağırmaya başladı.
Annesi Taylan'a Melek'ten uzak durmasını söylüyordu bağırarak.
Taylan, ise asla Melek'ten vaz geçmeyeceğini.
"Her şey er geç meydana çıkacak benim şaşkın oğlum.
Meleğin kocasının seni vurmadığı anlaşıldığında ne yapacaksın?
O zaman polise yalan ifade vermekten sen ceza alırsın. Elindeki fırsatı da kaçıracaksın. Sen şuan ünlü bir iş adamının damadısın. Eline geçen bu fırsatı, uyuz bir kız için tepme.
Dünya da bir kız o mu var söylesene?
Git istediğin kadınla gez eğlen kafanı dağıt. Karda yürü izini belli etme aptal oğlum" Melek duyduklarına inanamamış şok olmuştu.
Ne tür insan, böyle bir şey uydurabilirdi? Nasıl bir insan bu kadar aşağılık olabilirdi? Hele Hayriye cadısının söyledikleri.
Nasıl midesiz bir kadındı bu.
Oğluna resmen karısını aldatmasını, başka kadınlarla gezip eğlenmesini söylüyordu. Melek, öfkeyle yumruklarını sıktı ve dinlemeye devam etti.
"Tabi ki her şey ortaya çıkacak anne.
O zaman gelinceye kadar hapiste kalacak Ilgaz Ağamız.
O hasta haliyle hapiste kaç gün dayanabilir sence?
Hakkında araştırma yaptım ben.
Eğer kısa sürede böbrek bulunmaz ise ölecek o. Ilgaz, denilen adam ölecek.
Ben daha çabuk ölmesini istiyorum.
Meleği onunla mutlu görmektense her türlü kötülüğü yaparım anne.
Ben senin oğlunum unuttun mu?
Armutun dibine armut düşer.
Sana benzemem normal değil mi?
Sen Melek'le beni ayırmak için intihar numarası bile yaptın"
Biz ailece oyun oynamakta çok ustayız bence.
"Ne diyorsun sen Taylan?
Yok, öyle bir şey. Kim söyledi sana bunu?" "Hiç inkâr etme anne. Hale ve senin konuşmalarınızı duydum"
"Bu konuşamamanın zamanı değil şimdi. Daha sonra konuşuruz bunları.
Asıl konu Hale'yi ne yapacaksın?
Seni vuranın Hale, olduğunu nasıl gizleyeceksin?"
"Anne sus. Sessiz konuş. Bir duyan olacak. Yerin kulağı vardır.
Şu an onun parasına ihtiyacım var.
Yoksa gözünün yaşına bakmam biliyorsun. Melek'le beni ayırmak için yaptıklarınızı öğrendiğimi söyleyince çıldırdı pislik. Melek'le ne olursa olsun tekrar bir araya geleceğim dedim. Çekmecedeki babasının bana verdiği silahı alıp üstüme yürüdü.
Silahta ki bütün mermileri üstüme boşalttı. Geri zekâlı kadın. Elleri titrediği için sadece iki kurşun isabet etti. Yoksa şimdi mezarımda ağlıyor olacaktın Hayriye Hanım. Artık bana mı ağlarsın kaybettiğin paralara mı orasını bilmem. Beni para için nasıl bir manyakla evlendirdiğini gördün mü? Ama şunu sakın unutmayın.
Siz ikiniz asla hedefinize ulaşamayacaksınız. Hale'nin bütün parası benim olacak.
O günden sonra onun ipini çekeceğim.
Sen de yaptığının cezasını çekeceksin.
Annem olmasaydın seni çoktan harcamıştım. Dua etki annemsin.
Senin beş para etmez kanını taşıyorum" Melek, Taylan'dan duyduklarına inanamamıştı.
Beş yıl boyunca böyle bir adamla mı nişanlı kalmıştı? Melek, buraya Taylan'a haddini bildirmeye gelmişti aslında. Ama şimdi anlamıştı. Ne yaparsa yapsın. Taylan, inadından vaz geçmeyecekti. Melek, daha fazla oyalanamazdı burada.
Gelmesi bile büyük bir hataydı zaten.
Hemen hastaneden geri çıktı.
Tekrar taksiye binerek hemen Ilgaz'ın
olduğu hastaneye geldi.
Ne kadar kendisi için tehlikeli olsa da duyduklarını hemen Kenan, babasına anlatmalıydı. Hızlı adımlarla bekleme salonuna yürüdü.
Bekleme salonunda tükenmiş halde bekleyen Kenan Bey in yanına gitti.
Yanındaki koltuğa oturarak,
"Baba sana bir şey söylemek istiyorum" dedi.
"Tabi güzel gelinim. Ne söyleyeceksin?
Seni dinliyorum"
"Kenan baba. Öncelikle lütfen beni yanlış anlamayın. Ben az önce yapmamam gereken bir şey yaptım" "Ne yaptın kızım? Yapmaman gereken ne yaptın anlamadım.
" Baba ben Taylan'ın tedavi gördüğü hastaneye gittim. Ona Ilgaz'a attığı iftira için hesap soracaktım.
"Neden gittin kızım?
Neden kendini böyle bir riske attın?"
"Lütfen baba önce dinleyin.
Ben hastaneye varır varmaz, kaldığı odayı öğrenip hemen odasına gittim. Kapıya yaklaştığımda ise annesiyle konuşmalarını duydum.
Annesi seni vuran karın Hale dedi Taylan aşağına. Oda kabul etti gerçeği. Her şeyin açığa çıkacağını bile bile Ilgaz'a acı çektirmek için yapıyor o adam. Baba. Lütfen polise söyleyelim. Silah hala karşısındadır büyük ihtimal. Onu evlerinde bir yere saklamışlardır. Ayrıca Taylan'ın yarasıda çok da ağır değilmiş.
Kurşun kolunu sıyırmış sadece.
Sesi de gayet sağlıklıymış gibi geliyordu."
"Duydukların çok işimize yarayacak kızım. Ama. Yine de keşke gitmeseydin. Ya da bana söyleseydin.
Seni orada birileri gördüyse başın ağrır kızım"
"Baba yemin ederim. Ben sadece Ilgaz'a yaptıkları için hesap sormaya gittim. Odasına bile girmedim. Öğrendiklerimi sana söylemek için hemen geldim buraya."
"Melek, güzel kızım. Bana kendini anlatma. Ben senin ne kadar dürüst bir kız olduğunu biliyorum.
Gözümle görsem şüphe etmem senden. Ama bunu başkalarına anlatamayız. Lütfen bir daha o adamın yakınına yaklaşma.
Sen sıradan bir adamın karısı değilsin. Sen Güçlüoğlu ailesinin geleceği Ilgaz Güçlüoğlu'nun karısısın.
Merak etme öğrendiklerin sayesinde
Ilgaz, hastaneden çıkınca evimize olacak. Taylan, denilen adamın hesabını kendim keseceğim.
Kenan Ağa'nın oğluna. Ilgaz Güçlüoğlu’na iftira atmak nasıl olur ona göstereceğim."
O gecenin üzerinden tam iki ay geçmişti. Ilgaz, kısa süre sonra taburcu olacaktı artık.
Kâbus gibi geçen iki ayın ardından Ilgaz, nihayet sağlığına kavuşmuştu.
Ilgaz'a uyan böbrek bulunmuş ve genç adama nakledilmişti.
Ilgaz, böbreğin vücuduna uyum sağlaması için bir aydan daha fazla hastanede kalmıştı.
Ilgaz, baygın gittiği hastanede günlerce uyutulmuştu. Hem ameliyat hem de vücudunun güçsüz kalması yüzünden kendini toparlaması çok zor olmuştu. Bu iki ay boyunca Melek, bir hafta hariç yanından hiç ayrılmamıştı. Ilgaz'ın ameliyatından sonra sadece bir hafta Ilgaz'ın yanına gelememişti. Ilgaz'ın bakımı, yemeği ve ilaçlarıyla hep Melek, ilgilenmişti.
Ilgaz, kendine geldiğinde olanlara inanamamıştı. Genç adam emniyette polis memurunun sorduğu sorulara cevap verirken bir anda gözleri kararmış ve yere yığılmıştı.
O dakikadan sonra günlerce uyumuştu adam. Sonra ameliyat olmuş böbrek nakledilmişti.
Uyandığında ise sağlıklı bir adamdı artık. Böbrek nakli yapılmış yeni böbreği vücuduna neredeyse yüzde yüz uyumlu çıkmıştı.
Ilgaz ve ailesi ne kadar ısrar etse de böbreği kimin verdiği ortaya çıkmamıştı. Doktor kesinlikle isim vermemişti kimseye.
Melek, Ilgaz, kendine gelinceye kadar haftalarca başında beklemişti.
Çok az yemiş çok az uyumuştu.
Necla Hanım, zorladığı zaman bir kaç lokma yemişti sadece.
Bu yüzden çok kilo vermişti Melek.
Ilgaz, gözlerini açıncaya kadar sanki yaşamamıştı kız.
Ilgaz, kendine geldikten sonra da dünyalar onun olmuş hastane odasını cennete çevirmişti.
Kocasına gözü gibi bakmıştı Melek.
Bir dediğini iki etmemişti.
Yüzünden de gülümseme hiç eksik olmamıştı. Ilgaz, için cennet buydu işte. Meleği yanındaydı ya dünyalar onundu artık.
Bu defa öleceğinden çok korkmuştu genç adam. Meleğine doyamadan öleceğinden onu yalnız bırakacağından çok korkmuştu.
Böbreği veren her kimse ona hayatını borçluydu Ilgaz.
Dünyaları vermişti genç adama.
En önemlisi karısıyla geçecek bir ömür vermişti. Başka ne isterdi Ilgaz?
Hayatının kıymetini bilecekti artık.
Karısıyla mutlu olmak için elinden geleni yapacaktı.
Hastane odasında bile Ilgaz'ı mutlu etmeyi bilmişti Meleği.
Ilgaz'ın derdine derman kalbine huzur olmuştu.
Kenan Bey ve Necla Hanım, Doktorun Ilgaz'a uygun böbrek bulunduğunu söylediği an sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi.
Nihayet yıllardır bekledikleri gün gelmişti. Oğulları canlarının parçası iyileşecekti. Yüzü gülecekti artık.
Kenan Bey, hemen doktorun yanına gidip sarılmıştı minnetle.
Ailesiyle beraber, Ilgaz'ın doktoru da Ilgaz'ın yaşaması için mücadele veriyordu yıllardır. Dünyanın en iyi insanlarından biri olan bu genç adam en çok değer verdiği hastalarından biriydi. Ilgaz'ın iyileşerek sağlığına kavuşmasını ve sevdiği kadınla mutlu olmasını çok istiyordu.
Kenan Bey ve Necla Hanım, oğulları için pervaneydi yıllardır.
Onların sevinçlerine acılarına çok şahitlik etmişti doktor.
Bu yüzden Ilgaz, artık iyileşsin istiyordu.
Kenan Bey, o gün ve diğer günler doktora ne kadar ısrar etse de böbreği kimin verdiğini öğrenememişti.
Hastaneye kayıtlarında bile adı geçmemişti Ilgaz'a böbreğini veren kişinin.
Böbrek bulunduktan bir hafta sonra nakil yapılmıştı.
Abisinin ameliyatından bir gün önce Ebru'da kısa bir süre Adana'ya gideceğini söyleyerek İstanbul’dan ayrılmıştı.
Cüneyt, de gelememişti ameliyat günü. Ilgaz, bütün bu hengâme de saatlerce sürecek bir ameliyata girmişti. Annesi ve babası. Meleğin ailesi hepsi ameliyathanenin kapısında beklemişlerdi onu.
Ilgaz'ın ameliyatından günler sonra herkes tekrar ziyarete gelmeye başlamıştı. Ebru, Adana'daki önemli işini halledip gelmişti.
Cüneyt, babasıyla yaptığı büyük kavgadan sonra resti çekip gelmişti.
Her şey normale dönmüştü artık.
Ilgaz'ı Meleğin ailesi de her gün ziyaret ediyordu. Ünal Bey, her gün iş çıkışı mutlaka hastaneye uğruyordu.
Meyra'nın sınav stresi de bitmişti.
Oda sık sık geliyordu ablasının ve eniştesinin yanına. Meyra, bir kaç defa Cüneyt'le de karşılaşmıştı.
Cüneyt, kıza bir kez olsun dönüp bakmamıştı bile. Buda Meyra'yı çok üzmüştü.
Cüneyt, ise her şeyin farkındaydı.
Olacaklardan çok korkuyordu.
Eğer Meyra'ya âşık olursa hem kızın hem de kendisinin hayatı kararacaktı.
Çünkü Cüneyt'in ailesi Meyra'yı hiç bir şekilde kabul etmezdi.
Kızı küçümser ve ailelerine kabul etmezdi. Cüneyt, bunu bildiği için uzak duruyordu kızdan.
Meyra'nın da ailesinin de üzülüp rencide olmalarını istemiyordu genç adam.
Ilgaz, bugün taburcu olacaktı nihayet.
O kadar heyecanlıydı ki yeni hayatı için. En çokta Melek'le kuracağı hayat için heyecanlıydı.
İkinci bir şans verilmişti genç adama.
Meleğine kavuşması için ikinci bir şans. Ilgaz, sonuna kadar bu şansı kullanacaktı.
Meleğini kimsenin kimseyi sevmediği kadar çok sevecekti.
Onu dünyanın en mutlu kadını yapacaktı. Melek, Ilgaz'ın ve kendisinin bütün eşyalarını hazırladı.
Bu iki aylık zaman süresince, bu hastane odası onların yuvaları gibi olmuştu. Onun için evi neredeyse bu odaya sığdırmıştı kız.
Melek, hazırlanırken Ilgaz, yatağın üstüne oturmuş onu izliyordu.
Saçından tırnağına her zerresine âşıktı bu kadının.
Meleğin fazla bir şey yemediğinin ve çok zayıf düştüğünün farkındaydı genç adam. Hastane yemeklerini yiyememişti kız.
Dışarıdan yemek getirmek Ilgaz'a da yasak olduğu için istememişti.
Ilgaz, eve gittiklerinde Meleğinin tekrar eski haline gelmesi için elleriyle besleyecekti.
Karısının üstüne titreyecekti.
Onlar hazırlanırken Diyar, geldi odaya, "Araba hazır Ilgaz. Çıkabiliriz" sözüyle Ilgaz, düşüncelerinden sıyrıldı. Hemen ayağa kalkarak Meleğinin elinden tuttu. Melek, çantasını alarak Ilgaz'la beraber çıkışa yöneldi. Diyar, ise yanına gelen iki adama Ilgaz ve Meleğin eşyalarını villaya getirmelerini söyleyerek çıkışa yöneldi. Melek, arabayı kedisi kullanmak için şoför koltuğuna ilerleyen kocasına izin vermedi.
Hemen koluna girip çekiştirdi.
Sonra da gözüyle arka koltuğu işaret etti. Meleğin bu hareketi Ilgaz'ı gülümsetmişti. Küçük cadısı üstüne titriyordu genç adamın.
Bu da Ilgaz'ın çok hoşuna gidiyordu.
Ilgaz, Meleğin istediğini yaparak arka koltuğa oturdu. Sonra da Meleği elinden tutup hızla yanına çekti.
Melek, ani gelen bu hareketle Ilgaz'ın yanına değil kucağında buldu kendini.
Melek, Ilgaz'ın canının yandığını düşünerek hemen yana kaymaya çalıştı. Ilgaz ise kızın beline sıkıca sarılarak kucağından inmesine izin vermedi.
"Ne yapıyorsun Ilgaz? Canın yanacak.
Daha yeni ameliyat geçirdin" dedi telaşla "Meleğim, o kadar zayıfladın ki kuş kadar kaldın.
Senin ağırlığın bana ne yapabilir?"
"Olsun. Ben yine de korkuyorum.
Senin canın yanacak diye aklım çıkıyor"
"Merak etme Meleğim benim canımı yakmıyorsun.
Hem, benim asıl canımı yakan ne biliyor musun kadın?"
"Neymiş Ilgaz Ağa'm, söylese de öğreneyim."
"Benim canımı yakan" diyerek Meleğin boynuna bir öpücük kondurdu.
"Benim canımı yakan seni öpememek sarılamamak.
Seninle bir olamamak.
Her gün senin güzelliğini görüpte sana sahip olamamak.
Artık benim ol istiyorum Meleğim.
Her şeyinle tamamen bana ait ol.
Sen, ben değil biz olalım istiyorum.
Eve gittiğimiz zaman kaçarın yok hatun. Herşeyinle benim kadınım olacaksın artık."
"Ilgaz, sen delirdin mi adam?
Bu burada konuşulacak konumu?
Hiç utanman yok mu senin?"
"Valla yok Meleğim.
Yeter artık beklediğim. Böyle devam ederse senin hasretinden öleceğim.
Yanımda olsan bile sana elimi bile sürememek canıma yetti artık.
Hem fırsatta bulmuşken biraz alıştırma yapabiliriz" diyerek Meleğin dudaklarına yapıştı.
Bir taraftan da elleri boş durmuyordu.
Kızın bütün vücudunda hüküm sürüyordu. Ilgaz, kıza hep uzaktan bakmaktan bıkmıştı.
Hastane de geçirdikleri günler içinde bir kaç küçük öpücük dışında bir şey alamamıştı kızdan.
Melek, dudağını delice öpen kocasının boynuna kollarını doladı.
Ona verebileceği en büyük tutkuyla karşılık vermeye başladı.
Ilgaz, öpücüğün etkisine öyle girmişti ki bir türlü kopamıyordu.
Kendini durduramıyordu.
Evde ise ayrı bir heyecan vardı.
Diyar'ı Ilgaz ve Meleği getirmek için gönderen Kenan Bey.
Karısıyla, kızlarıyla ve Adana'dan Ilgaz'ı görmeye gelen tüm yakınlarıyla beraber gelini ve oğlunun villaya dönmesini bekliyorlardı.
Cüneyt, az önce Diyar'ı aramıştı ve "Yola çıktınız mı?" diye sormuştu.
Diyar, ise arabanın içinde kendilerinden geçmiş Ilgaz ve karısına bakarak gülümsemiş ve bir kaç dakika sonra yola çıkacaklarını söylemişti.
Kısa bir süre sonra da hastaneden Güçlüoğlu, villasına doğru yola çıktılar. Arabanın arka koltuğunda yola devam ederken ara sıra Ilgaz'a bakan Melek, genç adamın yakıcı ve baştan çıkarıcı bakışlarıyla karşılaşıyordu. Melek, bu bakışlarla utançtan kıpkırmızı kalıyordu.
Ilgaz'ı çok mu edepsiz olmuştu ne?
Hem yakışıklılığı hem cazibesi kızın aklını başından alıyordu zaten.
Aynı durum Ilgaz, içinde geçerliydi.
Karısının güzelliği adamı çıldırtıyordu.
Ona her baktığında aklından geçenler adamın kalbini hızlandırıyor nefesini kesiyordu. Deli gibi seviyordu güzel kadınını. Her zerresine ayrı âşıktı.
Villaya geldiklerinde ise bütün aile üyeler karşıladı onları.
Ilgaz'ın halaları, teyzeleri ve diğer yakınları sevgiyle şükürlerle karşıladılar. Yıllardır Ilgaz'ın iyileşmesi için dua ediyorlardı hepsi de. Nihayet iyileşmişti Ilgaz Ağa.
Düşmanlarının ölmesini istemelerine rağmen ölmemişti.
Kenan Bey, oğlu ameliyattan çıktığında sayısız kurbanlar kestirmiş.
Birçok kuruma bağışlarda bulunmuştu.
Hem Necla Hanım, hem Kenan Bey, şükür namazları kılmışlardı.