DOKUZUNCU BÖLÜM

3273 Kelimeler
Melek, akşam yemeğine davet ettikleri Kenan Bey ve Necla Hanım'ı karşılamak için, hemen bahçe kapısına yürüdü. Kapıyı açtıktan sonra Necla Hanım'a sarıldı önce. "Hoş geldiniz Necla Anne, nasılsınız?" dedi. Gülümseyerek. Sonra da Kenan Bey'in elini öptü. "Hoş geldiniz Kenan Baba" dedi samimi bir ses tonuyla. Cüneyt'e de hoş geldin dedikten sonra herkesi içeri buyur etti. Necla Hanım, şuan o kadar mutluydu ki, mutluluğunu anlatacak kelime bulamıyordu. Ilgaz'da annesi ve babasına hoşgeldiniz deyip sarıldıktan sonra hemen Meleğin, yanına gidip kızın elinden tutmuştu. Melek, ise adamın bu hareketi karşısında utançtan kıpkırmızı olmuştu. Yine de Ilgaz'ın elini bırakmamış ve gülen gözlerle bakmıştı genç adama. Onların bu hali Necla Hanım'ın rabbine defalarca şükretmesine sebep oluyordu. Hepsi beraber bahçe kapısından içeri girdiler. Onları evin dışında Ünal Bey ve Zuhal Hanım, karşıladı. Önceki görüşmeleri soğuk ve sıkıntılı geçen iki aile bu sefer sıcak ve içten yaklaşmıştı birbirlerine. Çünkü iki ailede çocuklarının mutluluğunu istiyordu. Bu yüzden önceden yaşanan tatsızlıkların huzurlarını bozmasını istemiyorlardı. Hepsi beraber içeri geçip, kısa bir süre salonda oturup dinlendiler. Onlar otururken Ünal Bey'in oğulları gelip tanıştı Ilgaz'ın ailesiyle. Sonra da bütün güzelliğiyle Meyra, geldi salona. İlk önce gözüne eniştesinin ailesi takılan kız diğer koltukta ona şaşkın bir şekilde baka kalan adamdan habersiz gidip onların elini öptü. Bakışlarını diğer misafire çevirdiğinde ise gördüğü adamla olduğu yerde donup kaldı. İki genç birbirlerine dalıp gitmişken durumu fark eden Ilgaz, girdi devreye. "Siz tanıştırayım gençler" dedi yanlarına gelerek. "Meyra'ya bakarak, " Bak baldız. Bu benim kuzenim Cüneyt. Cüneyt, bu güzel kızda benim baldızım Meyra" dedi. Cüneyt, hemen elini kıza uzatarak, "Tanıştığımıza memnun oldum Meyra" dedi. Meyra, o kadar şaşkın bir haldeydi ki  Cüneyt'e cevap bile verememiş sadece başını sallamıştı. Meyra, bir daha görmeyeceğinden emin olduğu adamı karşısında görünce ne yapacağını bilememişti. Diğer herkes koyu bir sohbet içindeyken ayakta dikilip kalan iki genç Ilgaz, hariç kimsenin dikkatini çekmemişti. Ilgaz, Cüneyt'in gözlerinde gördüğü ışıltıyı Meyra'nın gözlerinde de görmüştü. Meyra, Meleğin, onu çağırmasıyla transtan çıkıp hemen mutfağa gitti. Abla kardeş zaten bahçede hazır olan masaya sıcak yemekleri de götürdükten sonra herkesi bahçedeki masaya davet ettiler. Bol neşe ve sohbet içinde geçen yemekten sonra Ilgaz ve Meleğin düğünü hakkında konuşmaya başladılar. O sırada Meyra, kahveleri getirmiş herkese tek tek ikram ediyordu. Ilgaz'ı pas geçip en son kahveyi Cüneyt'e vermişti kız. Genç adama kahveyi uzattıktan sonra ne kadar göz göze gelmek istemese de daha fazla dayanamamıştı. Ve gözlerini birleştirmişti. Cüneyt, ise saatlerdir bu anı bekliyordu. Meyra'nın yeşil gözleriyle kendi gözlerinin buluşacağı anı bekliyordu genç adam. Meyra, adama bakar bakmaz kalbi deli gibi çarpmaya başlamıştı. Nasıl bir histi bu Allah’ım? İnsan nasıl böyle hissedebilirdi? Saçından tırnağına kadar titremişti genç kız. Genç adamın gözlerinde ki ateş. Yakmıştı kalbi acemi Meyra'yı. Cüneyt, ise toy delikanlılar gibi bocalamıştı küçücük kızın karşısında. Kızın yeşil gözleri onu uçsuz bucaksız güzelliklere alıp götürmüştü. Elleri titreyerek aldı tepsideki kahveyi. Sonra da Meyra'nın gözlerine bakmayı bırakıp, "Teşekkür ederim küçük" dedi. Meyra, duyduğu küçük sözünden sonra sinirlenip hemen oradan uzaklaştı. Ilgaz, ise kahveleri herkese dağıtıp ona vermeyen Meyra'nın ardından şaşkın bir şekilde bakıp kalmıştı. Unuttu herhalde diye düşünürken kapıdan elinde tek kişilik kahve tepsisiyle Melek, girdi salona. Kız az önce üzerinde olan sade elbiseyi çıkarıp, kendini peri kızı gibi gösteren kırık beyaz etek tarafı ve kolları tül bir elbise giymişti. Güzelliğine güzellik katmıştı giydiği elbiseyle. Ilgaz'ın nefesi kesilmişti kızı görünce. Adının hakkını vermişti Meleği. Gerçek bir Melek, gibi zarif ve güzeldi. Meyra, ise ablasını kapıdan girdiğinden itibaren telefonuyla video kaydediyordu. Ilgaz'ın ın ablasına olan hayran bakışlarını da kaçırmamıştı kız. Ona başka bir koltukta hayran hayran bakan adamdan habersiz. Melek, yavaş yavaş kahveyi getirip Ilgaz'ın önünde ki sehpaya bıraktı. Sonra da bir adım geri çekilerek Ilgaz'ı izlemeye başladı. Meyra, bir taraftan kayda devam ederken, bir taraftan da eniştesine laf yetiştiriyordu. "Enişte bizden kız almak o kadar da kolay değil. Tuzlu kahve içmeden imkânı yok ablamı alamazsın" dedi. Necla Hanım, her ne kadar oğluna tuzlu kahvenin dokunacağını düşünse de hiç bir şey söylemedi. Bu güzel ortamı bozmak istemiyordu kadın. Sadece dua etti içinden. İlk göz ağrısı biricik oğlu için. Yürekten tüm kalbiyle mutlu olması için dua etti. Sonra da Kenan Bey'in elinin üstüne elini koyarak sevgiyle izlemeye başladı. Canlarının yarısı oğullarını ve gelinlerini. Ilgaz, Meyra'nın sözlerinden sonra. Kızın elindeki telefonun kamerasına bakarak. "Meleğim için zehir olsa içerim baldız. Tuzlu kahve ne olacak " dedi. Meyra'nın, "O enişte yürü hadi, kim tutar seni" diyen sözünden sonra fincandaki kahveyi alıp Meleğin gözlerine baktı. Sonra da bir dikişte içti. Herkesin şaşkın bakışları arasında suyu da içen Ilgaz. "Kahven şekerli ve tatlı olmuş Meleğim. Tıpkı senin gibi" dedi. Meyra, hemen kamerayı kapatıp, "Ne yani abla. Tuz koymadın mı ya? Ben boşuna uğraştım çekim yapmak için. Sende dünden hevesliymişsin kocaya gitmeye" dedi. Herkes Meyra'nın sözlerine kahkahalarla gülerken, Annesi, "Meyra" diyerek seslendi. "Bana ne ya anne. Ne yani yalan mı söylüyorum? Tuz koyacağına söz vermişti mızıkçı kızın" "Meleğim bana kıyamadı baldız. Sende hiç boşuna debelenme. Artık sen içirir sin enişte Bey'e tuzlu kahveyi" "Tabi ki içireceğim enişte. Hem de en tuzlusundan en biberlisinden" dedi Cüneyt'te bakarak. Cüneyt'te Meyra'nın ona bakarak söylediği sözlere, "Seni alacak yandı desene küçük. Adamın acıya dayanıklı olması lazım" dedi. Sadece Meyra'nın duyacağı ses tonuyla. Ilgaz, ise hala Meleğinin güzelliğini seyrediyordu. Şu an ne olursa olsun umurunda değildi. Kenan Bey, Ilgaz'ın haline gülümseyerek söze girdi, "Ee dünürüm adetlerde yerini bulduktan sonra biz artık kalkalım. Vakit baya geç oldu. Biliyorsunuz yarın iş günü hepimizin biraz dinlenmesi lazım" "Siz bilirsiniz Kenan Bey" dedi Ünal Bey' de ayağa kalkarak. Ünal Bey ve ailesi misafirlerini arabalarına kadar eşlik ederek uğurladılar. Kenan Bey ve Necla Hanım, kendi arabalarıyla giderken. Cüneyt, Ilgaz'la beraber gelmek için orada kalmıştı. Ilgaz, bir süre daha bahcede oturmak için Ünal Bey den izin almıştı. Ilgaz ve Cüneyt, bahçedeki masaya otururken kızlarda eve üzerlerini değiştirmek için gittiler. Elbiselerini çıkarıp üzerlerine rahat kıyafet giyip tekrar bahçeye yöneldiler. Tam evin kapısından çıkmak üzereyken Meyra'nın telefonu çaldı. Arayan liseden arkadaşı olan Rüyaydı. Meyra, telefonunu açıp odasına yöneldi. Ilgaz, Meleğin tek başına geldiğini görünce bakışlarını Cüneyt'e çevirdi. Şimdiye kadar yüzü gülen Cüneyt'in yüzü nedense asılmıştı. Ilgaz'la beraber kalmak için kırk takla atan Cüneyt, sessiz bir şekilde telefonuyla meşgul olmaya başlamıştı. Ilgaz, yanlarına gelip masaya oturan Meleğe Meyra'nın neden gelmediğini sordu. Melek, Ilgaz'a bakarak Meyra'nın arkadaşıyla konuştuğunu söyledi. Ilgaz'da başını olumlu anlamda sallayarak Melekle sohbet etmeye devam etti. O geceden sonra üç hafta boyunca düğün hazırlığı yapıldı. Necla ve Zuhal Hanım, iki anne gece gündüz durmadan çalıştılar. Çocuklarının mutluluğu için çabalıyordu iki annede. Çocukları çok acı çekmişti zaten. Artık huzurlu olsunlar istiyorlardı. Önlerinde hala geçmeleri gereken sınavları vardı. Ilgaz'ın bir an önce böbrek nakli olması gerekiyordu. Çok zorlu günler bekliyordu iki genci. Necla Hanım ve Zuhal Hanım, dualar ediyorlardı evlatlarına. Allah’ım onları ayırmaması için dualar ediyorlardı. Bu üç hafta içerisinde Taylan'da bir kaç kez daha Ilgaz'ı arayıp Melek'ten asla vaz geçmeyeceğini söylemişti. Ayrıca ağrıları da sıklaşan Ilgaz, sık sık hastaneye yatmaya başlamıştı. Ilgaz, Meleğe bir şey belli etmemek için çok çaba harcıyordu. Meleğin, yanına geldiğinde, onunla beraber olduğu zamanlarda ağrılarını hissettirmemek için boncuk boncuk terliyordu genç adam. Melek, ise gün geçtikçe Ilgaz'ı daha az görmekten şikâyetçiydi. Nedense Ilgaz, son zamanlarda çeşitli bahanelerle Meleğin yanından ayrılıyordu. Bu bahaneler elbette Meleği çok korkutuyordu. Ilgaz’dan ayrı kalmak çok üzüyordu kızı. Necla Hanım, villada oğlu ve gelini için harika bir daire hazırlamıştı. Düğün günü belli olduktan sonra mimarlar ve dekorasyon ekipleri gece gündüz çalışıp gelin ve damada harika bir daire hazırlamışlardı. Meleğin gelinliği özel dikilmişti. Melek, her ne kadar sade bir gelinlik istese de, Ilgaz gelinliğin eşsiz olmasını istemişti. Melek, Ilgaz'ın çok para harcamasını istemiyordu. Bunu her dile getirdiğinde Ilgaz'ın öpücüğü onu susturuyordu. Melek ve Meyra, gelinliği Ilgaz'a göstermemek için dikim boyunca sürekli ikisi gelmişti moda atölyesine. En son oradan çıktıklarında ise Taylan, tekrar karşısına çıkmış kızın. Yine Meleğin bütün sevincini kaçırmıştı. Meyra'nın onu görünce çığlık çığlığa bağırmasıyla Taylan, mecburen kızların yanından uzaklaşmak zorunda kalmıştı. Neden kurtulamıyordu bu adamdan? Günlerdir zaten diken üstündeydi kız. Yine bir şey olacak diye çok korkuyordu. Bu korku daha önce yaşadığı korkulara benzemiyordu. Bu defa Melek, için çok farklıydı. Bu sefer kaybetmekten korktuğu şey Ilgaz’dı. Ilgaz Dağı kadar güçlü, dik ve yıkılmaz Ilgaz Güçlüoğlu. Meleğim dediği zaman içini titreten fedakar yâri. Her geçen gün kalbinde daha fazla yer edinen geleceği. Taylan, denilen adamın hayatını tekrar mahvetmesinden ölümüne korkuyordu kız. Geceleri sürekli kâbuslar görüyordu. Bundan kimseye söz bile edemiyordu. Taylan, yanlarından gidince Melek ve Meyra, başka uğrayacak yerleri olmasına rağmen hemen eve gelmişlerdi. Kızlarının eve soluk soluğa, renkleri atmış bir halde geldiklerini gören Necla Hanım, hemen kızlarının ardında koştu. Kızları odalarına girip kapıyı kapattıktan sonra yanlarına gelen annelerine bütün olup biteni anlattılar. Zuhal Hanım, olanları duyduğunda çıldırmıştı. Taylan, hangi cesaretle çıkabiliyordu kızının karşısına? Annesi olacak kadın ve kendisinin yaptıkları yetmemiş miydi? Neden kurtulamıyordu kızı onlardan? Ama bu defa izin vermeyecekti kadın. Ne olursa olsun. Bu defa kızının acı çekmesine seyirci kalmayacaktı. Nihayet düğün günü gelip çatmıştı. Melek, sabah herkesten önce kalkmış ve duşunu almıştı. Ilgaz, Meleğin kuaföre falan gitmesini istemiyordu. Taylan ve amcaoğlu Kerem'in tehditlerinden sonra Melek, için çok korkuyordu genç adam. Bu yüzden kuaför sabahın erken saatinde Meleğin evine gelmişti. Üç elemanıyla beraber gelen kuaför hızlı şekilde Meleğin saçını ve makyajını yapmaya başlamıştı. Melek, bir yıl içinde ikinci defadır gelinlik giymiş hazırlanıyordu. Kaderi bu sefer değişecek miydi acaba. Yoksa bir kez daha rezil mi olacaktı cümle âleme? Ilgaz, ise düğün sabahına ağrılardan kıvranarak uyandı. Genç adamın ağrıları o kadar fazlaydı ki vücudu terden sırılsıklam olmuştu. Sırası mıydı şimdi bunun? Tam Mesleğine kavuşmak üzereyken neyin nesiydi bu ağrılar? Ilgaz, ağrılara aldırmadan Cüneyt ve Diyar'la beraber gitmişti damat tıraşına. Tıraş işini bittikten sonra hemen villaya gelmişlerdi. Ilgaz, hemen odasına çıkmış ve Melekle beraber seçtikleri damatlığını giymişti. Aynaya baktı ve Meleğin hayali geldi karşısına. Kim bilir Meleği ne kadar güzel olmuştu. Ilgaz, onun güzelliğini görmeyi iple çekiyordu. Ama şu kahrolası ağrılar genç adamın nefesini kesiyordu. Her an öleceğinden korkuyordu. Meleği tanımadan önce böyle bir korkusu yoktu genç adamın. Ama şimdi yüreğini öyle bir korku sarıyordu ki. Daha dün Meleği Ilgaz'ın göğsüne başını yaslamış şekilde gelecek günlerini anlatıyordu. Sanki Ilgaz, hiç hasta değil. Sanki Ilgaz çok uzun yıllar Melekle beraber yaşayacakmış gibi anlatıyordu. Örneğin sana dışarıda yemek yedirmem. Ellerimle hazırlarım her gün diyordu. Çocuklarından bahsetmişti mesela. En çok Ilgaz'a benzeyen bir erkek çocuğu olsun istiyordu. Ilgaz, ise "Sana benzeyen bir kızım olsun akşam güneşim" demişti. "Hem bizim evimizi hem evlendiğinde eşinin evini aydınlatsın. Ama şunu bil kolay kolay kimseye vermem kızımı" demişti. Melek, "Seni her işten gelişinde kapılarda karşılayacağım. Hiç dertlerimle sıkmayacağım. Seni çok mutlu edeceğim Ilgaz Dağı kadar yüce gönüllü adam" demişti. Ilgaz, ise Meleğin her hayalini aminlemişti ta yüreğini derinlerinden. Her erkeğin karşısına böyle bir Melek, çıkar mıydı acaba? Hayır. Tabi ki çıkmazdı. Çünkü onun Meleği tekti, eşsizdi. Rabbinin bunca çektiği acıya bir armağanıydı. Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki Ilgaz'ın. Bugün tek isteği bir sorun çıkmadan Melek'le evlenebilmişti.Taylan, beş yıldır sevdiği kızla evlenmek için bekliyordu.  Bütün zorluklara rağmen nihayet Melek'le evlenecekti. Annesinin yıllardır onları ayırma çabalarına rağmen bu günlere kadar gelmişlerdi. Annesinin Melek'ten nefret etmesinin tek sebebi paraydı. Bunu biliyordu genç adam. Meleğin ailesinin çok parasının olmaması annesi için büyük sorundu. Yıllardır çok yıpranmıştı Taylan. Annesine laf anlatmaktan bıkmıştı artık. Bir an önce Melek'le evlenip yuvasını kurmak annesinden uzakta tuttukları evde sevdiği kadınla mutlu yaşamak istiyordu. Meleği öyle çok seviyordu ki başka kimseyi gözü görmüyordu. Düğün günü önce Meleği kuaföre bırakmış sonra da arkadaşlarıyla berbere gitmişti damat tıraşı için. Berber de işi bittikten sonra arkadaşlarıyla beraber biraz rahatlamak için içkili bir mekâna girdiler. Taylan, arkadaşlarının bütün ısrarlarına rağmen sadece bir kadeh rakı içti. Genç adam sarhoş olup kendi düğününü rezil etmek istemiyordu. Bardaklarındaki içkileri bitirdikten sonra hep birlikte mekândan ayrıldılar. Taylan, annesinin sabah söylediklerinden sonra çok tedirgindi. Hayırlısıyla Melek'le bir evlense başka bir şey istemiyordu. Bir taraftan da sorun çıkacak diye çok korkuyordu. Melek, kuaförden sonra kız arkadaşlarıyla nikâh salonuna geçecekti. Taylan ve arkadaşları Melek ve kızları orada bekleyecekti. Nikâhtan sonra da hemen düğün salonuna geçeceklerdi. Bu yüzden nikâh salonuna doğru hızla yol alırken Taylan'ın telefonu çalmaya başladı.  Taylan, cebinden telefonu çıkarıp baktığında kayıtlı olmayan numaradan gelen on cevapsız arama olduğunu gördü. Hiç beklemeden açtı telefonu. "Alo buyrun" dedi. "Beyefendi Taylan Bey'le mi görüşüyorum" dedi telefonda ki ses. "Evet benim. Siz kimsiniz? Beni neden aradınız?" "Ben İstanbul özel hastanesinden arıyorum beyefendi. Hayriye Akay, anneniz değil mi?" "Evet annem. Bir şey mi oldu anneme?" "Taylan Bey, anneniz iki  üç saat önce hap içerek intihara kalkışmış. Hastanemize iki buçuk saat önce geldi. Hemen müdahale edildi. Midesi yıkandı bütün tedavileri yapıldı. Şu an yoğun bakım ünitesinde yatıyor. Hemen gelseniz iyi olacak." Taylan, duyduklarıyla beyninden vurulmuşa dönmüştü. Ne yapmıştı annesi? Nasıl böyle bir şey yapabilmişti? Daha ne kadar ileri gidecekti? Taylan, olanlara inanamıyordu. Bu kadarını asla beklemiyordu. Şimdi ne yapacaktı? Annesi hastanede Meleği nikâh salonunda bekliyordu. Ne yapacağı belliydi. Nikâhı olacağı saatte hastaneye gidecekti mecburen. Daha fazla düşünmeyi bırakıp, "Tamam hemen geliyorum." dedi ve telefonu kapattı. Sonra da arkadaşına hemen hastaneye sürmesini söyledi. Arkadaşının son gaz kullandığı arabayla kısa bir süre sonra hastaneye geldiler. Taylan, hemen arabadan inerek hastanenin kapısına  koştu. Arkadaşları da peşinden onu takip ettiler. Yoğun bakım ünitesine geldiğinde orada bekleyen Hale'yi gördü. Taylan,  Hale'yi pas geçip hemşire odasına girdi hemen. Hemşire Taylan'a yoğun bakıma giremeyeceğini söyledi. Taylan, oradan ayrılıp koşarak doktor odasına gitti. Annesini tedavi eden doktoru bulup olan biteni öğrendi. Annesi bir şişe dolusu uyku ilacı içmişti. Onu hastaneye komşuları yetiştirmişti. Taylan, annesinin bu kadar ileri gidebileceğini hiç düşünmemişti. İntihar etmekte neyin nesiydi böyle. Ne yapmaya çalışıyordu bu kadın? Taylan, üzerinde damatlıkla orada kala kalmıştı. Arkadaşlarıyla beraber bir saatten uzun bir süre annesinin kendine gelmesini bekledi. Annesi kendine gelince normal odaya alındı. Genç adam annesini görmek için hemen yattığı odaya gitti. Odaya girdiğinde annesinin perişan halde olduğunu gördü. Kadının rengi solmuş dudakları bile morarmıştı. Taylan, endişeli bir şekilde hemen annesinin yatağına yaklaştı. "Nasılsın anne? Kendini iyi hissediyor musun?" dedi. Sonra da, "Neden yaptın anne. Söylesene neden yaptın" Annesi gözlerini açıp oğluna baktı önce. Sonra da bakışlarını ondan çekip, "Böyle olmasını sen istedin oğlum. Rahatladın mı bari? Beni yataklara düşürünce rahatladın mı?" "Ne diyorsun sen anne? Ben sana ne yaptım?" "O sokak süprüntüsü kızı. Bana tercih ettin. Ben evlenme dediğim halde  sen inatlaştın. Bende öleyim de rahata kavuşsunlar dedim" "Saçmalama anne. Ne demek öleyim? Bunu nasıl düşünürsün sen? Beni ne kadar üzeceğini düşünmedin mi hiç?" "Ya sen oğlum. Ya sen beni düşündün mü onu söyle? Ben o kızı istemezken sen hep ona koştun. Beni hiçe saydın" "Tamam anne. Kendini yorma artık. Daha yeni kendine geldin" O sırada Taylan'ın telefonu durmadan çalıyordu. Arayan Melek ti bunu biliyordu adam. Ne diyecekti Meleğe? Annesinin onların evlenmesini istemediği için intihar ettiğini nasıl söyleyecekti? Annesiyle konuşup hemen nikâh salonuna gitse yetişir miydi Meleğe. " Anne, sen iyisin değil mi? Benim bugün nikâhım var biliyorsun. Nikâhtan sonra yine gelirim. Düğünü biraz daha erteleriz olur mu?" dedi. Taylan'ın hala Melek'le evlenmekten söz etmesine sinirlenen kadın, "Ne diyorsun sen Taylan? Benim ölümüm üstüne mi yuva kuracaksın sen? Senin gibi evlat olmaz olsun. Eğer o kızla evlen. Kara toprağa girinceye kadar çabalayacağım anladın mı? O kızla evlendiğini görmektense bin kere ölmeye razıyım" "Yapma anne. Bunu bana yapma. Ne olursun bizim ayrılmamıza sebep olma. Ben Meleği seviyorum. Ondan başkasıyla evlenmek, ondan başkasıyla bir hayat kurmak istemiyorum. Ondan başkasına karım diyemem ben anla artık" "Aşk karın doyurmuyor Taylan efendi. Baban da çulsuzun tekiydi. Sefil bir şekilde öldü. Sen de onunla aynı kaderi mi paylaşmak istiyorsun? Ben söyleyeceğimi söyledim. O kızla asla evlenmeyeceksin. Yoksa sana analık hakkım helal değildir. Öbür dünyada iki ellerim yakandadır ona göre. Annesinin söyledikleriyle yıkılmıştı Taylan. Yatağın kenarına çöküp kalmıştı. Deli gibi sevdiği kadını kaybetmişti artık. Annesinin hırsı yüzünden aşkını kaybetmişti. Yapacak bir şeyi kalmayan adam. " Tamam anne. Dediğin gibi olsun. Ama şunu unutma. Ben ne kadar mutsuz olursam, sen de o kadar mutsuz olacaksın bundan sonra. Sen zengin biriyle evlenmemi istiyorsun Öyle mi?  Dediğin gibi olsun. Kabul ediyorum. Senin istediğin kızla evleneceğim. Ama şunu bil ki sana gün yüzü göstermeyeceğim. Asla para içinde yüzmene izin vermeyeceğim." "Ben senin annenim Taylan. Senin mutsuz olmanı  istemiyorum oğlum. Senin sıkıntı içinde yaşamanı istemiyorum. Beni düşünmesen bile. Sen iyi yerlerde ol yeter bana" "Ben Meleğe not yazıp göndereceğim. Meleğin ahı seni de beni de güldürmez anne. İkimizde bundan sonra ki hayatımızda gülmeyeceğiz" Taylan, Meleğe not yazmış arkadaşına vermişti. Ama Taylan'ın yazdığı değil Hale'nin ve annesinin yazdığı not gitmişti Meleğe. Hale, bir yolunu bulup notları değiştirmişti. Taylan'ın Meleğe hiç bir zaman yazmayacağı bir mektup yazıp göndermişti kıza. Taylan, o günden sonra annesi ne isterse onu yaptı. Kısa süre sonra Hale'yle evlendi. Annesinin ne kadar yüzüne bakmak istemese de yalvarmalarına dayanamadı. Ve onu da Hale'nin ailesinin villasına getirdi. Hayriye Hanım, villaya geldiğinde de boş durmadı. Sürekli oğlunun şirkette çalışması için Hale'yi doldurdu. Hale'nin de ısrarıyla  babası Taylan'ı şirkette müdür olarak işe başlattı. İşleri kısa bir sürede kavrayan Taylan, Hale'nin babasının gözüne girdi. Hale'nin babası iş hayatında çok başarılı olacağına inandığı Taylan'ı yönetim katına yerleştirdi. Ayrıca Hale'nin hisseleriyle de Taylan ilgileniyordu. Taylan, şirkette yükselmeye devam ederken bir taraftan da Melek'ten haber almaya devam ediyordu. Kısa süre önce Meleğin yeni bir ilişkiye başladığını yakında da evleneceğini öğrenmişti. Üzüntüden kahrolmuştu genç adam. Bu haber onu derinden yaralamıştı. Şirketten geldiği bir gün yolda bayılan bir kadın görmüştü Taylan. Kadına yardım etmek için arabasından indiğinde, baygın yatan kızın Melek, olduğunu görmüş hem çok şaşırmış hem de çok korkmuştu. Meleği hemen arabaya koyup en yakın hastaneye götürmüştü. Meleğin kendine geldikten sonra verdiği tepki Taylan'ı yıkmıştı. Hele Meleğin nişanlısı olacak adamı ona karşı savunması Taylan'ı daha çok üzmüştü. Hemen hastaneden ayrılıp öfkeyle villa ya gelmişti. Yardımcı kadının açtığı kapıdan içeri giren Taylan, hızla odasına yöneldi. Odasına giderken yürüdüğü koridorda annesinin de odası vardı. Taylan, umursamaz bir şekilde annesinin odasının önünde geçerken hafif aralık olan kapıdan duyduklarıyla olduğu yerde kalmıştı. Biraz daha kapıya yaklaşıp konuşulanları anlamaya çalıştı. Konuşan annesi ve Hale'ydi. Taylan ve Meleği ayırmak için yaptıklarını konuşuyorlardı. İntihar numarasıyla nasıl Taylan'ı kandırdıklarını. Meleğe gönderdikleri mektubu. Yaptıkları bütün kötülükleri gülerek anlatıyorlardı birbirlerine. Taylan, duyduklarıyla çılgına dönmüştü. Bir yalan yüzünden mi ayrılmıştı Melek'ten? Hale ve annesinin oyununa mı gelmişti adam? Öz annesi nasıl böyle bir şey yapabilirdi? Hiç mi düşünmemişti oğlunu. Onun mutsuz olacağını bile bile nasıl böyle bir şey yapmıştı? Taylan, bütün konuşmaları dinledikten sonra hemen odasına gitti. Şu an öfkesi o kadar fazlaydı ki. Biraz daha burada kalsa onu doğuran kadına bile bir zarar verebilirdi. Taylan'da hemen odasına gidip kendini banyoya attı. Kısa bir duşun ardından  hemen yatağına gitti. Sonra da yorganı başına kadar çekti. Ondan sonra ki günlerde sürekli Meleğin peşindeydi genç adam. Bir kaç defa Melek ve nişanlısı olacak adamın karşısına çıktı ve Melek'ten vazgeçmeyeceğini söyledi. Melek, yüzüne bile bakmıyordu artık. Çok haklıydı kız. Ama bu durum Taylan'ın çok zoruna gidiyordu. Daha dört ay bile olmamıştı Meleği kaybedeli. Bu süre içinde kendisi sevmediği bir kadınla evlenmiş. Melek te şuan başka bir adamla nişanlıydı. Çok açık olan bir şey var ki adam Meleğe sırılsıklam âşıktı. Meleğinde nişanlısına öyle bir bakışı vardı ki Taylan, o bagajlarda bir şeyi fark etmişti. Melek, Taylan'a hiç öyle bakmamıştı. Melek'te o adama boş değildi. Belki bunun Melek, bile farkında değildi ama durum böyleydi. Taylan, Meleği o adamdan geri almayı çok istiyordu. Melek, hep Taylan'a  baksın istiyordu. Bunun için ne yapması gerekirse yapacaktı. Paraysa para güçse güç. Aşksa aşk. Hepsi vardı Taylan'da. Yakında Hale'nin babası şirketi tamamen damadına ve kızına devredecekti. İşte o zaman Hale'ye öyle bir oyun oynayacaktı ki. Yaptıkların bedelini ağır ödetecekti. Annesi, bir de annesi vardı tabi. Oğlunun hayatını mahveden annesi. Bu süreçte onunda çekeceği ceza vardı tabi. Taylan, hayatının aşkını kaybetmişti onun yüzünden. Çünkü Melek, onun hayatıydı. Yarınlarıydı. Geleceğiydi. Tek hayaliydi. Haftalar sonra Meleğin o adamla evleneceği gün gelmişti artık. Deliriyordu Taylan. Kabına sığmıyordu.  Geldiği bu durumu hazmedemiyordu bir türlü. Onun sevdiği kızı başka biri alıyordu. Nasıl olabilirdi bu? Nasıl bu hale gelmişlerdi? Kader nasıl bir oyun oynamıştı Taylan'a? Öfke tüm hücrelerini sarmıştı genç adamın. Bu gece Meleği tamamen kaybedecekti. Sonsuza kadar gidecekti Melek. Bunu düşünmek bile nefesini kesiyordu. Şirkette nefes alamayan Taylan, kendini en yakın bara attı. Ayakta bile duramayacak kadar içtikten sonra arabasına atladı ve Meleğin mahallesine sürdü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE