KARAR
'Bilirsiniz soru çözerken yanlışların üzerini çizeriz ve doğru yalnız başına kalır. Hayatta böyledir işte , insan önce yanlışla karşılaşır sonra onun üzerini çizer. Bu arayış doğruyu bulana kadardır.'
Arabayı garaja park edip derin bir nefes aldım. Saat yine çok geç olmuştu ve ben saate bakmak istemiyordum. Çantamı sağ omzuma alıp arabadan indim ve arabayı kilitledim. Garajdan çıkıp garajı da ardımdan kapattım.
Derin birkaç nefes aldıktan sonra elimi sarı saçlarıma götürüp bağladığım tokayı ellerimin arasına aldım. Tokamın fosforlu turuncu olduğunu fark edince hafifçe gülümsedim. Demir bugün yanıma yaklaşıp parmaklarını saçlarımda gezdirdi. Ben yaptığına anlam veremezken tokamın gözünü aldığını ama bunun hoşuna gittiğini söyledi.
Elimde bir tur döndürdüğüm tokayı bileklik edasıyla koluma geçirip kafamı sağa sola salladım. Hafif dalgalanan saçlarım saç diplerimi biraz olsun rahatlatmıştı ama ben hiç rahat değildim. Çünkü biliyordum ki babam sabah uyanınca büyük bir fırça darbesiyle beni cezalandırıp arabamı alacaktı benden.
Üç dört aydır süre gelen bir durumdu bu ceza sistemi. Buket hata yapar , kredi kartları ; Buket eve geç gelir , arabanın anahtarı ; Buket yine ergenliğin doruklarına çıkıp saygısızlaştı , dedesinin yanında çiftlikte çalışsın.
Oysa zengin bir aile çocuğuyum ama hiç şımartılmadım. Şımartılmamak sevilmediğim anlamına gelmiyordu , beni çok seviyorlar bunu biliyorum , çok ilgililer onun da farkındayım ama biraz da şımartsınlar istiyorum. Zincirlerimi kırıp bir birey olmak istiyorum artık. Kafamı sağa sola salladım , bu isteğim imkansız bir şeydi. Çünkü babam şımarık insanlardan nefret ederdi ve fikirlerim onda şımarık bir velet profili çiziyordu. Babam hep 'İnsanların bir karakteri olmalı , ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.' derdi. Çocukluğumu bu sözle geçirmiştim ben. Ama artık bunları duymak istemiyordum , ben de arkadaşlarım gibi tek başıma yurt dışına çıkıp gezmek istiyorum. Ya da kafama göre limiti zorlayan harcamalar yapmak istiyorum. Sorumluluk istemiyorum hayatımda, istediğim tel bir şey var , Demir.
Yavaş adımlarla evin yolunu tutarken kimseyle karşılaşmamayı umut ediyordum. Yüzümde küçük ve hınzır bir gülümseme peydah olmuştu. Güzel bir gün geçirmiştim. Okul açılalı henüz bir ay olmuştu ve ben Demir'le hiç yakın olmadığım kadar yakındım. En azından artık nasıl olduğumu soruyordu. Aslında benimkisi biraz da züğürt tesellisiydi. Hoşlandığım çocuk nasıl olduğumu soruyor , ben ilanı aşk etmiş gibi davranıyorum. Ne yapayım , o gülümsediğinde günüm güzelleşiyor birden.
Geçen sene dahil olmuştum Şımarıkların Baş Tayfası , ÖzDemir Koleji'nin en uslanmaz öğrenci grubuna. Yakın arkadaşım , Seçil sayesinde. İstediğim ama bir türlü cesaret edemediğim gruba sonunda üye olmuştum , on birinci sınıfın martında. O üç ay da anlamadığım bir şekilde çok hızlı geçmişti. Sonra tatil amaçlı bir ay dedemlerin yanına Eskişehir'e gitmiştik , tatilin geri kalanını da İzmir'deki evimizde geçirdik.
Annem İzmirliydi ve İzmir'in aşığıydı , babam da annemin. Kışın okul ve iş icabı İstanbul'daydık , yazınsa ailecek tatil için İzmir'de. Yani Şımarıkların Baş Tayfasıyla toplasak dört ay anca geçirmişimdir. Derin bir nefes daha alıp gökyüzünde parlayan yıldızlara baktım , bugün hiç eve girmek istemiyordum ama ayaklarımı zorlayarak kapıya kadar götürdüm.
Çantadan çıkardığım anahtarla kapıyı açıp parmak uçlarımda içeri adımladım. Ortamın karanlık oluşu bana güç veriyordu. Annemle babam uyuyorsa bu iyi bir şeydi , eve geç geldiğimi bileceklerdi belki ama ne kadar geç olduğundan haberleri olmayacaktı. Güneş hazırlıklarını tamamlamış , karanlığı semadan iteliyordu.
Sessiz adımlarıma hızlı atan kalbim , küçük küçük ciğerlerime doldurduğum nefesler eşlik ediyordu. Sol elimle duvarı ararken sağ elimle çantamın neresine attığımı bilmediğim telefonumu aramaya başladım. Çabam uzun sürmedi zira ışıkların birden açılmasıyla gösterdiğim çaba boşa gitmişti.
Sol elim havada merdiven korkuluğunu sinirli bir şekilde tutan babam ve ışığı yakıp duvara yaslanan annemle göz göze geldim. Sol elimi indirip tabanlarımı yere bastırdım. Bu defa fena yakalanmıştım.
Bakışlarımı önce babama dikip sonradan fark ettiğim anneme kısa bir bakış yolladım. Annem , duvara yaslanıp ellerini göğsünün altında kavuşturduğuna göre artık sorguya hazırdım. Derin bir nefes alıp bu sorguyu kısa kesmeye karar verdim. Babamla aramızdaki birkaç adımlık mesafeyi kat edip avucumun içindeki araba anahtarını babama doğru uzattım.
-Alabilirsin baba ,
Babam anahtara bakıp kaşlarını daha derin çattı. Gözlerim merdiven korkuluğunu tutan eline kaymıştı. Parmak uçları bembeyazdı , ilk kez beyaz beni korkutmaya başlamıştı. Babamın sesiyle bakışlarımı onun sinirli gözlerine diktim.
-Bu konuyu yarın sabah konuşacağız.
Diyip sırtını bana döndüğünde şaşkınca arkasından bakakaldım. Havadaki elimi aşağı indirip anahtarı tekrar avucuma hapsettim. Babam merdivenleri hızlı ve sert adımlarla çıkarken gözlerimi anneme diktim. Duvardan ayrılıp bana doğru geliyordu. Birkaç şey söyler umuduyla gözlerimi gözlerine kilitledim. Bana hayal kırıklığı ve sinir dolu bir bakış atıp babamın arkasından yukarı çıktı.
Birden boğazımda koca bir düğüm oluştu yutkunamadığım. Onları çok sinirlendirmiştim ve onları üzmek hiç hoşuma gitmiyordu. Güzel giden gün acı sonla bitmişti. Ben de onların peşi sıra yukarı çıktım. İçimden sağa dönüp koşarak yatak odasına girmek ve ağlayarak annemlere sarılmak geçse de yapmadım. Babamın bakışları soğuk , sert ve sinirliyken bunu yapacak cesaretim yoktu. Sola dönüp kendi odama doğru ilerlemeye başladım. Küçük kız kardeşimi kapıya yaslanmış bana kırgın bir şekilde bakarken buldum. Buse kısık bir sesle içinden geçenleri yüzüme vurdu.
-Evin kurallarına biraz saygı göster. Bu yıl sınava girecek olan tek sen değilsin. Ailem huzursuzken ders çalışamadığımı bildiğin halde onları huzursuz ediyorsun , çok bencilsin. İyi geceler .
Diyip o da sırtını bana döndü ve kapıyı suratıma kapattı. Bekleseydi iyi geceler diyecektim ama o bunu beklemeyecek kadar kızgındı.
Buse bu yıl lise sınavına hazırlanıyordu , ben de üniversite sınavına hazırlanıyordum. Henüz o havaya girememiş olsam da sınav öğrencisiydim ve bir ayı yemiş bulunuyordum. Ne olacağıma karar bile vermemişken ilk yazılılar bitmişti. Kırık kalbimle Buse'nin yanındaki odamın kapısına yöneldim. Onları üzgün görmek beni de üzüyordu. Ve ben bunu geçen yıldan beri yapıyordum. Ama ne yapayım , hayat alıp gidiyor ellerimin arasından. Demir'le henüz yeni yeni görüşmeye başladık.
Kapıyı açıp içeri girdim. Omzumdaki çantamı kapının kenarına bırakıp kapıyı ayağımla itip kapattım. Elimi duvarda gezdirip mavi gece lambasını yaktım. Babamın almayı reddettiği anahtarı makyaj masama bıraktım. Üzerimdeki okul kıyafetlerini çıkarıp çalışma masasının sandalyesine koydum. Uykusuz gözlerim gece lambasının loş ışığıyla daha fazla kısıldı. Dolabıma yönelip pijamalarımdan birini çıkarıp hızlıca giyinip yatağıma yattım. Üzerimdeki mavi çiçekli yorgana sıkıca sarılıp gözlerimi yumdum. Başıma geleceklerden bir haber uykuya daldım.
Çalar saatin iğrenç baş ağrıtıcı tınısıyla gözlerimi zar zor açtım. Yatağın içinde doğrulup çalar saati elime aldım , kim böyle saçma bir şeyi icat ederdi ki ?
Saati kapatıp cezamla yüzleşmek için derin bir nefes aldım , umarım babamı rüyasında ak sakallı dedeler ziyaret edip benim iyi biri olduğumu ve bana bağırmaması gerektiğini söylemişlerdir.
Sabah duamı içimden ettikten sonra üzerimdeki yorganı açtım. Yataktan çıkıp saati komodinin üstüne geri bıraktım. Kız kardeşimle ortak kullandığımız banyoya ondan önce gitmek için hep erken kalkardım. Yatağımı düzeltip dolabımdan iç çamaşırı ve temiz okul kıyafetleri aldım. Rastgele aldığım kıyafetleri yatağımın üstüne attım. Vakit kaybetmeden odadan çıktım.
Kapımın karşısında , yani iki odayı tam ortalayacak şekilde konumlandırılmış banyoya girdim. Kıyafetlerimi çıkarıp hızlı bir şekilde duş aldım. Asılı olan turuncu bornozumu alıp hızlı bir şekilde sarındım. Aynanın karşısına geçtiğimde birkaç saniye aynayı kaplayan buğunun altında parlayan turuncu silüete baktım. Avuç içimi cama yaslayıp elimle sildim aynayı ve kendime baktım. Islak sarı saçlarım yüzüme, bornozuma yapışmışlardı. Mavi gözlerimin altında oluşmuş mor halkalar yer yer siyahlaşmıştı. Lavabonun üstündeki raftan saç kurutma makinesini çıkarıp fişe taktım. Saçlarımı kurulayıp taradım. Hızlıca banyodan çıkıp odama geri girdim. Yatağın üzerindeki kıyafetleri giyinip kapının yanında olan makyaj masama oturdum. Direk kapatıcıyı alıp göz altı morluklarıma sürmeye başladım. Bir de bu yüzden azar yemek istemiyordum. Kirazlı nemlendiricimi dudaklarıma hafifçe sürüp gözlerime eyeliner çektim.
Saçlarım düzdü bu büyük bir avantajdı özellikle hızlı olmam gereken günlerde. Oturduğum koltuktan kalkıp çantamı elime aldım. Kirazlı nemlendiricimi ve dün akşam bıraktığım arabamın anahtarını masadan alıp en ön kısma attım. Tam çıkacakken ceket almadığımı fark ederek geri döndüm. Dolaptan kapüşonlu siyah bir ceket çıkarıp üstüme geçirdim. Odadan çıkarken çantamı sağ omzuma taktım. Çantamı önüme alıp fermuarını açtım. Dün gece bulamadığım telefonumu aramaya koyuldum. Merdivenlerin başına gelince bulduğum telefonumu hemen sessizden çıkardım. Hiçbir bildirim yoktu.
Telefonu geri eski yerine koyup çabuk adımlarla aşağı yöneldim. Mutfağa girdiğimde hazır olan kahvaltı masasıyla karşılaştım ama kimse yoktu. Sanırım başlıyoruz.
Semra Abla'ya günaydın diyerek salona geçtim. Babam lacivert takımıyla her zaman olduğu gibi çok şık görünüyordu. Babam uzun boylu , kudretli , tok sesli , kemikli bir çehresi olan karizmatik bir adamdı. Babam lacivert giydiğine göre bugün ciddi bir toplantısı olmalı. Bu da onun gergin olduğu anlamına gelir.
Babam kahvesini yudumlarken salona girdim. Annem de siyah kalem eteğini ve beyaz gömleğini giyip saçını maşa yapmıştı. Sarı saçlarım her ne kadar ona benzese de annemin saçları daha güzeldi , çocukluktan beri çok kıskanırdım onun saçlarını. Salonun ortasında durmamla babam elindeki kahveyi sehpaya koydu , annemse elindeki tableti koltuğa bırakıp bana bakmaya başladı. Dudaklarımı yukarı doğru kıvırıp içten bir sesle konuştum.
-Günaydın , canım ailem , kalbimin efendileri uyanmış !
Dedim , bu aslında ceza indirimi istiyorum , pişmanım , hakim bey demekti. Babam söylediklerimden etkilenmediğini belli eden ciddiyetiyle ayağa kalkıp annemin yanında duran çantasını eline aldı. Düne göre sakin görünüyordu , ak sakallılar mı uğradı ? diye düşünürken babam beni pişman eden konuşmasına başladı.
-Dün yazılıdan sonra okuldan kaçmışsın.
Sakindi ses tonu ürkütücü bir şekilde. Ne diyebilirdim ki öylece babama bakmayı sürdürdüm. Babam benden ses çıkmayınca konuşmaya devam etti.
-O yazılıdan kaç almışsın biliyor musun ?
Keyifsiz bir kahkaha attığında hesaplarımın hiç de tutmadığını anlamıştım.
-Bu mükemmel notu söylerken çene kasların ağrımasın ben söylerim iki. Yüz üzerinden hesaplanan puan bu sanırım , onu da adını doğru yazdın diye vermiştir hocan. Böyle bir rezilliğin üstüne bir de eve geç geldin.
Sonlara doğru babamın sesindeki sakin tını sinirli bir ses tonuna dönüşmüştü. İki diye not mu olur ? O kadar şey saçmaladım , galvanik hücre galva doğumludur dedim. Redoks pil denklemi = Saat pilidir dedim. Ne var kimya ve elektrik anlamadıysam ? Herkes her şeyi bilmek zorunda mı ? Babam yine düşüncelerimi böldü.
-Buket , bundan sonra Ayça'yla arkadaş olacaksın ve Ayça bana her gün rapor verecek. Sana bir ay mühlet , notların düzelinceye kadar zekiler takımıyla olacaksın. Eğer bu bir ayın sonunda bir ilerleme görmezsem şansımızı devlet okullarında deneriz.
Gözlerim kocaman açılmış babama bakarken ciddiyetini sorguluyordum. Geçen senenin sonunda birkaç sınavdan düşük aldığımı öğrenince gösterdiği tepkinin daha ağırını gösteriyordu şu an. İşin kötü yanı ciddiydi.
Geçen sene beni 1 aylığına dedemlerin yanına göndermiş , ahırdaki küçük başların sorumluluğunu benim üzerime atmıştı. Siniri geçmemiş olacak beni okuldan bile almayı düşünmüştü , neyse ki amcam vazgeçirmişti onu ama şimdi amcam dahi kurtaramazdı beni.
Babamın bana verdiği en büyük ceza bu olmuştu. Babam savunma yapmamı beklemeden yanımdan geçip gitmişti. Dur bile diyemedim. Daha şoku üzerimden atamamışken annem elime gözlüklerin taktığı kravatı tutuşturup
-Eğer kolejden gitmek istemiyorsan uslu bir kız ol.
-Şirinleri de görebilecek miyim anne !
Annemin beni umursamadan salonu terk etmesiyle birlikte bir elimde çanta bir elimde kravat salonun ortasında öylece kalakalmıştım.
Babam bir şey söylüyorsa bunu yapardı. Bu durumda önümde iki seçenek vardı , ya babamı dinleyip kolejde kalacaktım ya da devlet okullarında kendime yer arayacaktım. Nefesimi seslice verip elimdeki çantayı yere bıraktım. İdamlık mahkumların urganı boğazlarına geçirdikleri gibi annemin elime tutuşturduğu kravatı başımdan geçirip taktım , kolejde işim henüz bitmemişti , gitmeye hiç niyetim yoktu.
Gözlüklerle takılmak kötünün iyisi diyemeyeceğim kadar kötü olsa da buna katlanacaktım. Böyle ceza mı olurdu ya ! Gözlüklerle ne işim var benim ! Onların bildiği tek şey oturup gece gündüz ders çalışmak. Ben ne yapayım onlarla !
Yere bıraktığım çantamı alıp öfkeyle evden çıktım. Hızlı adımlarla garaja yönelip garajı açtım. Arabamın kumandasına basarak kilidi açtım. Kapıyı sinirle açıp çantayı şoför koltuğunun yanındaki koltuğa fırlattım. Arabaya binip hırsımı kapıdan çıkarırcasına sert bir şekilde kapattım.
Ailem on sekiz olduğumun farkında değiller daha. İki elimle hızlı bir şekilde direksiyona vurdum. Alnımı direksiyona yaslayıp çığlık attım. Ne yapacaktım ben ? Bu kravatı evde takmak kolaydı ama okulda nasıl takacaktım.
Derin bir nefes aldım. Demir'le daha yeni iletişim kurmaya başlamışken gidemezdim. Ayrıca bu okulu severek ve isteyerek gelmiştim. Vazgeçemem. Boynumdaki kravatı çıkarıp çantamın üstüne fırlattım.
-Ah be baba ! Böyle ceza mı olur ?
Diye söylenirken koltuğa uzanıp çantamı aldım. Arabanın anahtarını güç bela bulduktan sonra çantayı tekrar koltuğa fırlattım. Arabayı çalıştırıp garajdan çıktım. Okul yolunu yavaş bir şekilde alsam da gelmiştim işte.
Arabayı park edip durdum. Ne yapmalıydım ? Fırlattığım çantamı ve gözlüklerin taktığı kravatı kucağıma koydum. Çantamdan üç yıldır gururla taşıdığım Şımarıklar takımının kravatını çıkarıp sol elime , gözlüklerin taktığı kusmuk kravatı sağ elime aldım. Durum analizini hızlı bir biçimde yapmaya başladım. Devlet okulu mu kolej mi ? Demir mi Demir'sizlik mi ? Başım dik çıkıp gitmek mi , Gözlüklerle bir ay kalıp Şımarıklar tarafından ezilmek mi ? Gözlüklerle bir ay geçirmek mi yeni okulda arkadaş edinmek mi ?
Hangisi daha zor olurdu ?