7. Bölüm

2612 Kelimeler
Koridoru dolduran akşam sessizliği, gün boyu koşuşturan ofisin yorgun nefesini saklıyordu. Sarı tavan ışıkları, cam duvarlardan süzülen solgun gün batımına karışarak uzun gölgeler çiziyordu. Halının derin laciverti, ayak seslerinin yankısını yutarken binanın dışında şehrin uğultusu hafifçe duyuluyordu. Deran ceketinin düğmelerini kapatırken yanındaki kadına kısa bir bakış attı. Simay, elinde dosyalarla dimdik duruyor; saçının birkaç telini kulağının arkasına itinayla yerleştiriyordu. Aralarındaki mesafe birkaç adımla sınırlıydı ama görünmez bir gerginlik, koridorun soğuk havası gibi aralarına çökmüştü. Asansör göstergesi katları ağır ağır sayarken, paslanmaz çelik kapıdan yansıyan siluetleri titrek bir tablo gibi yan yana uzanıyordu. Deran, sessizliği bozan ilk kişi oldu. “Gün boyu neredeyse nefes almadan çalıştık” dedi. Simay hafifçe başını çevirdi, bakışları kararlı ama yumuşaktı. “Yine de yetiştirdik her şeyi” dedi. Deran’ın kaşlarının arasındaki çizgi biraz açıldı, dudak kenarları belli belirsiz yukarı kıvrıldı. “Bu tempo seni yormuyor mu?” dedi. “Alıştım sayılır” dedi Simay, ince omuzlarını hafifçe silkerek. “hayatın temposunu seviyorum galiba.” Deran’ın dudakların sa kısa bir gülümse oluştu, ama sesi derinden ve kısaydı. “hayat, bizim sandığımızın aksine epey tempolu” dedi. Asansörün tiz zili duyuldu. Kapılar yavaşça açılırken koridora sıcak bir hava dalgası yayıldı. Deran, eliyle nazikçe işaret etti. “Önden buyur” dedi. Simay hafif bir tebessümle öne adım attı. İçeri girerken çelik kapıların parlak yüzeyinde bir an için yan yana duran siluetleri birbirine karıştı; şehirdeki gece, onları bekliyordu. Asansörün kapıları ağır bir iç çekişle açıldığında binanın giriş katındaki geniş fuaye, akşamın loş ışığıyla karşılık verdi. Cam duvarların ötesinde şehir, sarı ve morun karıştığı puslu bir alacakaranlığa bürünmüştü. Zemindeki mermerler, tavandan sarkan ince ışıkların altında hafifçe parlıyor, sessiz koridoru küçük yansımalarla süslüyordu. Simay, adımlarını Deran’la aynı ritimde tutmaya çalışırken kalbinin hızlanışını dizginlemeye uğraştı. Çantasının askısını omzuna biraz daha sıkıca çekti; her hareketinin duyulabileceğini sanıyordu. Deran’ın bastığı her adım ise net ve kararlıydı; koyu renk ceketinin kumaşı yürüdükçe hafif bir hışırtı çıkarıyor, bu ses Simay’ın içindeki telaşa ayrı bir fon ekliyordu. Giriş kapısına vardıklarında soğuk gece havası ince bir dalga gibi üzerlerine dolandı. Kapıların ötesinde iki koruma, koyu renk takımlarının içinde hareketsiz birer gölge gibi bekliyordu. Önlerinde parlak siyah bir araba, sokak lambalarının altında alev alev yansıyan gövdesiyle dikkat çekiyordu. Farların metalik parıltısı, Simay’ın yüzüne ince bir ışıltı düşürdü. Deran, kapının açılmasıyla hafif bir tebessüm etti ve Simay’a dönüp başıyla küçük bir selam verdi. “İyi akşamlar Deran Bey” dedi Simay, sesinin titrememesine şaşırarak. Deran, gözlerini Simay’ın bakışlarından ayırmadan, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Bu yemek ikimiz için, Simay” dedi. Sözler havada yankılanırken Simay’ın içi, ansızın çarpan bir dalga gibi sarsıldı. Göz bebekleri küçücük bir an için büyüdü; yutkunmakta zorlandı ama yüzüne tek bir duygu yansıtmadı. İnce bir baş hareketiyle, “bizim için? ” demekle yetindi; sesi sakin, ama kalbi fırtınalıydı. Deran arabaya doğru birkaç adım attı, korumalardan biri kapıyı usulca açtı. Şehir ışıkları, asfaltın üzerinde bir nehir gibi akarken Simay, bu akşamın beklenmedik davetinin ağırlığını içinde taşıyarak sessizce onun peşinden ilerledi. Simay, parlak siyah aracın kapısına yaklaştığında gecenin serinliğiyle karışan derin deri kokusu burnuna doldu. Motorun neredeyse sessiz uğultusu, şehirdeki gürültüyü geride bırakır gibiydi. Deran korumanın açtığı kapıyı eliyle işaret etti. “Lütfen,” dedi, bakışlarında alışılmışın dışında yumuşak bir ton vardı. Simay, hafif bir tereddütle öne adım attı. Topuklarının mermer zeminde çıkardığı tıkırtı, koridordaki sessizliği delip geçti. Arabanın içi, gece lambalarının ışığında koyu lacivert bir gölge gibi görünüyordu; ince dikişli koltuklar ve ahşap panel, göz alıcı ama sade bir şıklık taşıyordu. Deran, kapıyı kapatırken yanına oturdu. Kapı kapanır kapanmaz şehir uğultusu bir anda sustu; dışarıdaki soğuk, içerdeki yumuşak sıcaklığa yenik düştü. Kaptan koltuğundaki şoför dik bir saygıyla önlerine baktı. Deran kısa bir talimat verdi. “Restorana.” dedi. Araç neredeyse fark edilmeyecek bir sarsıntıyla harekete geçti. Camdan dışarı bakan Simay, İstanbul’un akşam ışıklarını, yağmurla parlayan caddeleri izlerken parmaklarını sessizce dizlerinin üzerine kenetledi. Kalbi, aracın motor ritmine inat hızla atıyordu. Deran yan tarafa dönerek sakin bir sesle konuştu. “Günün bu saatinde şehrin ışıkları farklıdır,” dedi. “İnsana garip bir huzur verir.” Simay, yüzüne dingin bir ifade yerleştirerek hafifçe başını salladı. “Gerçekten öyle,” dedi. “Bazen sadece izlemek bile yetiyor.” Deran’ın dudak kenarında hafif bir tebessüm belirdi. “Yoğun günün ardından küçük bir mola… Bence hak ettik,” dedi. Simay, onun bakışlarından kaçınarak geceye bürünen binaları izlemeye devam etti. İçinde kıpırdayan heyecanı, soğukkanlı bir perdeyle örtmeye çalışıyordu; ama parmaklarının kenetli hali, kalbinin hızını ele veriyordu. Araç köprüye yaklaşırken şehrin ışıkları, suda titreyen altın çizgiler gibi uzandı. Bu gece, Simay için hiç beklenmedik bir başlangıcın sessiz işaretlerini taşıyordu. Araç, köprünün ışıkları altında şehrin diğer yakasına doğru süzülürken İstanbul’un gece manzarası, içeriye altın rengi bir ışıltı serpiyordu. Camdan yansıyan şehir, suyun üzerinde titreyen bir rüya gibiydi. Simay, nefesini tutar gibi sessizce izledi; parmaklarının arasındaki gerilim, her saniye biraz daha derinleşiyordu. Deran kolunu hafifçe yana yaslayıp, gözlerini kısa bir anlığına Simay’a çevirdi. “Seninle iş dışında böyle sakin bir yolculuk yapmak… garip ama hoş,” dedi. Simay, yutkunurken boğazındaki düğümü belli etmemeye çalıştı. “Ben de alışık değilim,” dedi, gözlerini hâlâ dışarıdaki ışıklardan ayırmadan. Deran’ın sesi biraz yumuşadı. “Bazen mesafeyi azaltmak gerekir,” dedi. Bu söz, aracın içindeki yumuşak havaya derin bir yankı bıraktı. Simay, kalbinin atışını bastırmak için derin bir nefes aldı; dışarıda rüzgârın uğultusu, içerideki sessizliğe eşlik ediyordu. Araç, boğazın serin rüzgârını ardında bırakarak kıyıdaki dar sokaklara girdi. Yol, taş döşeli eski binaların arasında kıvrılırken lambaların solgun sarısı camlardan içeri süzüldü. Çok geçmeden genişçe bir avlunun önünde durdular. Avlunun iki yanında, zarif saksılara dikilmiş ıhlamur ağaçları geceye hafif bir koku yayıyordu. Şoför, motora hafifçe dokunup aracı durdurdu. Deran kapıyı açması için bir an bekledi, ardından sessizce indi. Kapı kapanınca içeriye giren gece serinliği Simay’ın teninde küçük bir ürperti bıraktı. Deran, kapıyı nazikçe aralayarak elini uzattı. “Burası, şehirde gizli kalmış bir yer. Umuyorum beğenirsin,” dedi. Simay, ince bir tebessümle başını salladı. “Merak ettim,” dedi; sesindeki sakinlik, kalbinin çarpıntısıyla çelişiyordu. Avlunun taş merdivenlerinden yukarı çıkarken lambaların sıcak ışığı saçlarına altın bir gölge verdi. Uzakta denizden gelen tuzlu rüzgâr, akşamın kokusuna karışırken, bu gece ikisi için sıradan bir yemekten çok daha fazlasını fısıldıyor gibiydi. Merdivenlerin taş yüzeyi, adımlarının altında hafifçe yankılanıyordu. Yukarı çıktıkça, avlunun içindeki loşluk yerini lambaların altın rengine bıraktı. Restoranın eski ahşap kapısı, denizden gelen hafif rüzgârla usulca sallanıyor; tuz ve ıhlamur kokusu birbirine karışarak geceye ince bir tını ekliyordu. Deran önden yürüyüp ağır kapıyı açtı. İçeriden sıcak bir hava dalgası yayıldı; yanmış odun ve taze baharat kokusu hemen fark ediliyordu. Yumuşak caz melodisi, düşük tonda arka planda akarken kristal avizelerin ışıkları masaların üzerine ince halkalar çiziyordu. Kapı eşiğinde durup Simay’a baktı. “Burası İstanbul’un en saklı köşelerinden,” dedi Deran. “Kalabalıktan uzak, sadece birkaç masalık bir yer.” Simay, içeriye adım atarken gözleri geniş salonu taradı. Duvarlardaki taş dokular ve loş ışık, bir yandan huzur veriyor, bir yandan da içindeki heyecanı artırıyordu. “Gerçekten çok farklı bir atmosfer,” dedi, sesini fısıltıya yakın tutarak. Deran hafifçe başını eğdi. “Özel akşamlar için sakladığım bir yer,” dedi. Görevli garson, sessiz bir selamla onları karşılayıp pencereden deniz manzarasına bakan köşedeki masaya yönlendirdi. Masanın üzerinde tek bir mum yanıyor, alevi hafif esintiyle titreyerek duvara dans eden gölgeler bırakıyordu. Deran, Simay için sandalyeyi geriye çekti. “Lütfen,” dedi. Simay hafif bir teşekkürle oturdu. Elleri kucağında kenetlendi; dışarıdan sakin görünse de kalbinin ritmi hızla atıyordu. Gözlerini masadaki mum alevine sabitleyerek içindeki kıpırtıyı saklamaya çalıştı. Deran karşısına yerleşirken gözlerinde neredeyse fark edilmeyecek bir sıcaklık vardı. “Bu akşam sadece iyi bir yemek değil,” dedi alçak bir sesle. “Biraz da seninle konuşmak istiyorum.” Simay’ın içinden bir ürperti geçti; ne demek istediğini merak ederken yüzünde en ufak bir şaşkınlık belirtisi göstermemek için çabaladı. Mum ışığı, dudaklarının kenarındaki hafif gülümsemeyi parlatırken dışarıda denizin tuzlu rüzgârı pencereden içeriye usulca süzülmeye devam etti. Garson sessiz bir saygıyla menüleri masaya bıraktıktan sonra geriye çekildi. Restoranın hafif caz melodisi, uzak dalgaların köpük sesine karışıyor; mumun titrek ışığı Deran’ın yüz hatlarını belirginleştiriyordu. Simay menüye göz gezdirirken, harflerin arasından geçen gölgeler bir anlığına bulanıklaştı. Kalbinin atışı, ince cam kadehlerin tınısıyla aynı ritimdeydi. Dışarıdan bakan biri için yüzü sakindi, ama içindeki kıpırtı adeta kulaklarında yankı yapıyordu. Deran hafifçe öne eğildi. “Deniz ürünleri burada çok iyidir,” dedi. “Ama senin damak tadını da merak ediyorum.” Simay menüyü yavaşça kapattı, bakışlarını kısa bir an onun gözlerine kaldırdı. “Balık olabilir,” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. Deran, dudaklarının kenarında beliren yumuşak gülümsemeyi gizlemedi. “Güzel seçim,” dedi. “O halde ben de aynı siparişi vereyim.” Garson sessizce masaya yaklaşınca Deran siparişleri net bir tonla verdi. Masadan ayrılan garson uzaklaştığında, ortam yeniden yalnızca ikisinin sessizliğine kaldı. Deran kadehine uzanıp su doldurdu, ardından Simay’ın bardağına da nazikçe su ekledi. “Bugün ofisteki hızına hayran kaldım,” dedi. “Sanki gün senin enerjine göre akıyordu.” Simay ince bir nefes alıp hafifçe gülümsedi. “Alışkanlık,” dedi. “Belki de işimi sevmekten.” Deran bakışlarını kısa bir an pencereye, ardından tekrar Simay’a çevirdi. “Bu az rastlanan bir özellik,” dedi. “İnsan yaptığı işi severse, geceler bile yorulmaz.” Simay, mumun ışığında parlayan bakışlarını hafifçe kaçırdı; derinlerde bir heyecan kabarıyordu ama dudaklarında yalnızca ölçülü bir tebessüm vardı. Dışarıda denizin tuzlu rüzgârı camı usulca tıklatırken, şehir ışıkları suyun yüzeyinde ince altın yollar çiziyordu. O an, ikisi de sessizliğin kendisine ait bir anlam taşıdığını hissetti; sözlerden çok daha derin, ama kelimesiz bir bağın kıyısında bekler gibiydiler. Garson ince porselen tabakları masaya bıraktığında, taze pişmiş balığın ve limon kabuğunun kokusu bir anda havaya yayıldı. Mum alevi, masanın üzerinde altın rengi bir gölge oluşturuyor; denizden gelen hafif meltem, açık pencereden içeriye tuzlu bir serinlik taşıyordu. Deran bıçağını sessizce kaldırırken, gözlerini Simay’dan ayırmadı. “Şehrin kalabalığını burada unutmak kolay,” dedi. Simay çatalına uzanırken başını hafifçe salladı. “Gerçekten öyle,” dedi. “Sanki zaman yavaşlıyor.” Deran’ın bakışları bir an duraksadı; mum ışığı gözlerinin derininde yumuşak bir parıltı yakaladı. “Bu akşam seninle konuşmak istememin bir sebebi var,” dedi. Simay’ın kalbi istemsizce hızlandı. Bunu belli etmemek için kadehini aldı, bir yudum su içti. “Dinliyorum,” dedi; sesi sakin, ama parmakları kadehi biraz fazla sıkıyordu. Deran kısa bir nefes aldı, sözlerini tartıyormuş gibi. “Günlerdir her şeyi iş temposuyla sınırladık,” dedi. “Ama ben… ekibimdeki insanların kim olduklarını da merak ederim. Senin hakkında daha fazlasını bilmek istiyorum.” Simay, gözlerini masadaki mum alevine indirerek hafifçe gülümsedi. “Benimle ilgili öğrenilecek öyle büyük şeyler yok,” dedi. “Sıradan biriyim.” Deran başını yavaşça salladı. “Buna inanmıyorum,” dedi. “Bugün işte gösterdiğin kararlılık… sıradan birine ait değil.” Simay’ın içindeki dalga, sakin görünüşünün ardında kabarıp duruyordu. Yalnızca hafif bir tebessümle karşılık verdi. “Belki de iş, insanın gizli taraflarını ortaya çıkarıyordur,” dedi. Bir an sessizlik masayı kapladı. Yalnızca denizden gelen rüzgârın hafif uğultusu ve mumun hışırtısı duyuluyordu. Dışarıda gece, şehrin ışıklarıyla kıyıda parlayan altın bir yol çizmişti; sanki ikisinin de söylemediği cümleler, o ışıkların içinde ağır ağır ilerliyordu. Deran, bir an gözlerini Simay’dan ayırıp, masanın üzerindeki mumun titrek alevine baktı. Ardından tekrar Simay’a döndü, sesi bu sefer daha alçak ve samimiydi. “Bazen sadece bir akşam yemeği, anlatılamayanları konuşmanın başlangıcı olabilir,” dedi. Simay, dudaklarını ince bir çizgi halinde sıkıp sakin görünmeye çalıştı, ama içindeki heyecan ve merak kelimelere sığmaz gibiydi. “Belki de öyledir,” dedi, sessiz bir tonla. “Ama bazı şeyler zamanla anlaşılır.” Deran hafifçe başını salladı. “Evet… Ama bazı anlar vardır ki, beklemek istemezsiniz,” dedi. Simay, çatalını masaya bırakıp Deran’ın gözlerinin içine kısa bir süre baktı. Bu bakış, yüzünde görünmeyen bir gülümseme ve kalbinde kabaran bir heyecan bırakmıştı. “Bu… özel bir akşam,” dedi, kelimeleri dikkatle seçerek. Deran, kadehini kaldırdı ve Simay’a hafifçe dokundu. “Seninle olmak, işte her şeyden ayrı bir dünya gibi,” dedi. “Ve… bunu biliyorsun, değil mi?” Simay içten içe büyük bir şaşkınlık ve heyecan hissetti, ama dudaklarındaki tebessümü koruyarak sadece başını hafifçe salladı. “Biliyorum,” dedi; sesi sakin ama kalbi deli gibi atıyordu. Masanın üzerinde mumun ışığı titrerken, dışarıdaki deniz rüzgârı camdan hafif bir uğultu olarak içeri süzüldü. Şehrin kalabalığı ve karmaşası, o an için onlardan uzaktaydı; sadece ikisi ve aralarındaki görünmez bağ vardı. Deran, hafifçe gülümsedi ve çatalını eline alıp ilk lokmayı ağzına götürdü. “Öyleyse… bu akşamın tadını çıkaralım,” dedi. Simay, sessizce başını salladı, gözlerinde beliren hafif parıltıyla, kalbinin attığını hissettirmeden Deran’la akşamın sıcaklığına teslim oldu. İçerideki loş ışık, mumun titrek alevi ve hafif caz melodisi, bu akşamın sadece bir yemek değil, ikisi için unutulmaz bir an olduğunu fısıldıyordu. Yemek ilerledikçe ortam daha da sıcak bir hâl aldı. Deran, Simay’a arada bir göz ucuyla bakıyor, sessizce onun tepkilerini izliyordu. Her lokmada Simay’ın yavaş yavaş rahatladığını fark etti. “Bazen iş hayatının içinde insan kendini tamamen kaybediyor,” dedi Deran, hafifçe çatalını masaya koyarken. “Ama böyle anlar, durup nefes aldırıyor.” Simay başını hafifçe eğdi, mum ışığında saçlarının yansıması altın gibi parlıyordu. “Evet,” dedi. “İşten uzak bir an… insanı kendine getiriyor.” Deran hafifçe gülümsedi, gözlerindeki sıcaklık derinleşti. “Sen her zaman böyle sakin kalabiliyor musun?” dedi. “Hiç şaşırmadan, kendini koruyarak… Bu, hayranlık uyandırıyor.” Simay, dudaklarında hafif bir tebessümle bakışlarını kaçırdı. İçten içe yüreğinin çarpışını kontrol etmekte zorlanıyordu, ama bunu asla belli etmemeye kararlıydı. “Belki de alışkanlık,” dedi, sesini olabildiğince soğukkanlı tutarak. “Ya da sadece işin gereği.” Deran başını hafifçe eğip, onun kelimelerinin ardındaki anlamı anlamaya çalışır gibiydi. “Seninle vakit geçirmek, sadece iş değil… farklı bir his veriyor bana,” dedi, sesindeki vurgular dikkatlice seçilmişti. Simay, derin bir nefes aldı ve kadehine uzandı. Dudaklarını kadehe yaklaştırırken, göz ucuyla Deran’ı izledi; kalbinin hızlandığını hissetti ama yüzüne tek bir duygu yansıtmadı. Dışarıdaki gece sessizce ilerlerken, içerde sadece ikisinin varlığı, mumun ışığının titrek dansıyla birleşiyordu. Şehir ışıkları uzaktan denizin yüzeyinde titrerken, Simay bir an için bu akşamın, işten ve günlük telaştan çok daha fazlasını ifade ettiğini fark etti. Deran, hafifçe kadehini kaldırarak Simay’a baktı. “Seninle… böyle anları paylaşmak, düşündüğümden daha özel,” dedi. Simay, başını sessizce salladı, gözlerindeki parıltıyı gizleyerek. Kalbi heyecanla atsa da, dudaklarında sakin bir gülümseme vardı. O an, ikisi de farkında olmasa da aralarındaki bağ, bu sessiz ve özel akşamda bir adım daha güçlenmişti. Yemek yavaş yavaş sona yaklaşırken, masanın üzerindeki mumun alevi incecik bir gölge oyunu yaratıyordu. Deran, yemeğini bitirmiş gibi görünse de gözlerini Simay’dan ayırmamıştı. Simay da sessizliğini koruyordu; ama kalbinin ritmi, her bakışta hızlanıyordu. “Bazen sessizlik, en çok konuşan şeydir,” dedi Deran, hafifçe gülümseyerek. Simay başını hafifçe salladı, dudaklarında ölçülü bir tebessüm vardı. “Belki de,” dedi. “Ama bazı sessizlikler, çok derin anlamlar taşır.” Deran kısa bir an durdu, ardından hafifçe eğildi ve sesi neredeyse fısıltı gibiydi. “Simay… bu akşam seninle yalnız kalmak… beklenmedik bir his verdi bana.” Simay, kadehine hafifçe dokunarak yüzünü saklamaya çalıştı, ama içindeki heyecan ve şaşkınlık gizlenemezdi. “Öyle mi?” dedi, sessiz ve dikkatle ölçülmüş bir tonla. Tam o anda restoranın arka kapısından gelen hafif bir tıkırtı duyuldu; mum ışığının gölgeleri bir anlığına farklı yönlere kaydı. Simay, içten içe irkildi; gözleri Deran’a kaydı ama o fark etmedi gibi davranıyordu. Deran başını hafifçe çevirdi, gözleri Simay’ın üzerinde sabit kaldı. “Sanırım… bu akşam sadece ikimiz değiliz,” dedi, sesinde hem merak hem de dikkatle bastırılmış bir uyarı vardı. Simay içten içe kalbinin göğsünü sıkıştıran bir heyecan hissetti, ama dudaklarındaki sakin tebessüm bozulmadı. Göz ucuyla hafifçe restoranın karanlık köşesine baktı; bir gölge, sessizce izliyormuş gibi görünüyordu. Dışarıda deniz hafifçe dalgalanıyor, gece şehrin ışıklarıyla titreşirken, içerideki bu an, bir sonraki bölümün sessiz ama derin gizeminin ipuçlarını fısıldıyordu. Deran, kadehini yeniden kaldırırken hafif bir gülümsemeyle Simay’a baktı. “Sanırım bu akşam… çok daha uzun bir hikayenin başlangıcı olabilir,” dedi. Simay, dudaklarında sakin bir tebessümle, ama yüreğinde heyecan ve merakla sessizce başını salladı. O an, ikisi için hem sıcak hem de gizemli bir gece başlamıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE