6.

1587 Kelimeler
SAVAŞ "Okula neden gittin bugün?" Mete'yle yemek yerken sorduğunda "Dekan çağırdı. Ders programlarımı falan verdi." "Geçiş işini nasıl yaptın?" "Bir kamptan bahsetti. Öğrencilerle kaynaşmam için iyi olur diye. Düşüneyim dedim. Sonra aklıma senin geçiş işlemlerin geldi. Geçiş işi olursa kampa giderim falan öyle şeyler saçmaladım. Adam da hemen ben hallederim dedi. İsmini falan verdim. Öyle halloldu." "Çok şerefsizsin! Kamp ne zaman?" "Ne kampı oğlum? Kampa falan gitmem ben." "Neden ayıcık? Doğal ortamın işte." "Ha ha ha ha. Komik çocuk." güldü. "Üniversite öğrencileri tepelerinde öğretmenle kampa gitmeyi tercih etmezler diye düşünüyorum." "Aman sen de! Öğretmen olduğunu kim biliyor? Hem sen de öğrencisin. Buna katılmak senin de hakkın." "Of saçmalama Mete. Ne işimiz var bizim kampta? Sen sevgilin kayağa gidiyor diye kavga ediyorsun. Şimdi gidelim diye tutturdun." "Misilleme işte kardeşim. O giderse, ben de giderim." ofladım. "Aptal aptal konuşma. Misilleme girecek bir tarafına göreceksin." güldü. "Gidelim. Başvuru nasıl yapacağız?" "Bir çocuğun numarasını verdi ama bu seni ilgilendirmez. Çünkü gitmiyoruz. Sen gideceksen git. Ben gelemem." böreği ağzıma attım. "İyi tamam. Ver numarasını. Ben ismimi yazdırayım. Sen gelmezsen gelme." cebimden kağıdı çıkarıp uzattım. "Al. Beni karıştırma." uzanıp aldı. "Merhaba iyi günler. Kamp için başvuru yapmak istiyordum ben... İsmim Mete Kaman. Bilgisayar Mühendisliği bölümü 4. sınıf... Ne zamandı bu kamp?.. Bu hafta sonu demek... Ne kadar sürecek?.. Harika! 1 ay çok iyi. Kayıt için gerekli prosedürler var mı?.. Yeni kaydoldum ben okul numaram yok... Kaydım kesin. Benim bir arkadaşım var ama isterseniz onun okul numarasını verebilirim... Tamam bir saniye." Bana döndü. "Kartını ver. "Hayır." "Sadece numaranı alacak. Kayıt için değil." "Sana inanmıyorum." "Yalan mı söyleyeceğim sana? Bana güvenmiyor musun?" ofladım. Kartı uzattım. "Al." gülerek aldı. "Okul numarası 17223347754... Evet. Sorun değil. Ne kadar kayıt ücreti... Tamamdır Size bu numaradan tekrar ulaşabilirim değil mi?.. Pekala. İyi günler." telefonu kapatıp bana döndü. "Kampa gidiyoruz!" elindeki kağıdı yırtıp çöpe attım. "Siktir lan! Hayır. Ben kampa gelmem." "Geleceksin. Kayıt yaptırdım. Giriş ücreti varmış 500 lira. Onu vereceğiz." "Oha amına koyayım! 500 lira ne!" "1 ay sürecekmiş kamp. Çok güzel olacak!" "Sana güvenende kabahat. Siktir git ya!" çatalı sertçe bıraktım. "Bir daha sana güvenenin amına koyayım. Oğlum ben kampa falan gelmem." "Geleceksin. Mecbursun." "Nedenmiş o?" "Çünkü ben istiyorum. Gidiyoruz. Konu kapandı." sinirle homurdandım. "Şerefsiz." Kahvaltıdan sonra Bal'ın ve benim birkaç parça eşyamı alıp evden çıkmıştık. İhsan'da kalacaktım. Evde olmadığını ama istersem kalabileceğimi söylemişti. Seve seve kabul etmiştim. Şimdiyse Mete bizi İhsan'ın evine götürüyordu. "Kardeşim eve kız atmak falan istersen kapıları kilitle. İhsan'ın kapı çalma huyu yoktur." "Siktir git." güldü. "Görüşürüz sonra." kafa salladım. "Senin amına koyacağım. Kamp işini unuttum zannetme." güldü. "Hadi lan ordan!" İhsan'ın evine girdiğimde istemsizce yüzüm buruşmuştu. İhsan gerçekten pisti! Benden bile pisti. Evin kokusu genzimi yakmıştı. İğrenerek Bal'ı eve salıp camları açmıştım. En azından kokusu değişirdi. Salonda yatacaktım. Üçlü koltuğun üzerindeki eşyaları tekli koltuğun üzerine bırakmış, dolaplardan bulduğum çarşafları sermiştim. Gömleğimi çıkarıp kenara koyduktan sonra şortumu altıma geçirdim. Biraz oyun oynadıktan sonra uyurdum. İhsan'ın odasına girip bilgisayarını açtım. Oyunlarına göz attıktan sonra canım Call of Duty çekmişti. Hesabıma giriş yaptım. Biraz oyun oynamak iyi gelirdi. Kapı çaldığında ofladım. 'AFK' yazıp gönderdikten sonra kapıyı açtım. Genç bir kız vardı. "Buyrun?" "İhsan yok mu?" "Yok. Geldiğinde geldiğinizi söylerim." "Ne zaman gelir?" "Bilmiyorum. Gelmeyecek sanırım bu akşam." "Beklesem?" "Siz bilirsiniz." kapıyı geçmesi için açık bıraktıktan sonra oyuna döndüm. Bir sürü küfür yemiştim. "Senin amına koyayım orospu çocuğu!" mikrofona doğru bağırdım. Birkaç rusça küfür duyduğumda kulaklığı çıkarıp kenara attım. Kaybetmiştik. "Siktirin ya! Hepinizi banlıyorum pezevenkler!" Oflayarak sigara yaktım. Ardından karnımın açlığı kendini hissettirdi. Telefonumu alıp büyük boy birkaç pizza söyledim. Kalkıp salona gittiğimde demin gelen kızın hala beklediğini görmüştüm. "İstersen İhsan'ı arayayım. Boşuna bekleme." "Ben aradım. Gelmeyecekmiş." "O zaman? Gidiyorsun?" ayağa kalktı. Bana doğru yürümeye başladı. Bir bokluk çıkacaktı. "Ben seni geçireyim." kapıya yürüdüm. Kapının kulpunu tuttuğumda benden önce davranıp kilitledi. "Pardon?" şaşkınca baktım. Elimden sigaramı alıp dudaklarına götürdü. Derin bir nefes alıp yüzüme üflediğinde kafamı çevirdim. Hiç etkilenmiyordum. Genel olarak hiçbir kızdan etkilenmiyordum. Kendini seksi göstermeye çalışılan numaralar bana basit geliyordu. Şu an bu kızın yaptığı şey gibi. Sigarayı omzuma bastırdığında elini ittirdim. "Ne yapıyorsun gerizekalı. Omzumu yaktın." omzuma baktım. Kızarmıştı. "Siktir git ya! Aptal. Kolumda sigara söndürüyor ya manyağa bak." kilidi açıp kapıyı araladım. "İhsan gelince söylerim geldiğini." kapıyı yüzüne kapattım. Bal koltukta yatıyordu. "Sigaram da boşa gitti Balım. Yakalım mı bir tane daha?" iki kere havladı. Hayır demekti bu. "Ama canım sıkkın. Yakayım bir tane. Bir şey olmaz." sigarayı ve çakmağı alıp salona geçtim. Pizzalar birazdan gelirdi. DEVRİM Yemekler bittiğinde odama çıkmıştık. Yarın, Mercan özel olarak çok güzel olmam için uğraşırken neden bu kadar uğraştığını anlayamıyordum. Alt tarafı bir görücüydü. Telefonum çaldığında Katy uzattı. "Onat arıyor." "Ne diyeceğim?" "Bence kabul etme." Katy mırıldandığında Güneş "Ben de kararımı değiştirdim. Kabul etme. Katy'nin dediği gibi pek tekin bir tip değil." Mercan "Sen dinleme bunları kabul et." dediğinde ofladım. Kararsızdım. Ben de istemiyordum aslında. Zorlamaya gerek yoktu. "Alo?" "Selam Devrim. Onat ben." "Selam Onat. Numaran kayıtlı." güldü. "Yarın gidiyor muyuz diye merak ettim." "Ben de birazdan seni bu konuda arayıp haber verecektim." "Sorun mu var?" "Aslında evet. Yarın gelemeyeceğimi haber verecektim." "Bir şey mi yaptım seni üzecek?" "Öyle bir şey değil. Onat çok iyi birisin ama sanırım bizim aramızda bir şey olamaz." "Anlıyorum." "Çok üzgünüm. Seni kırmak istemem." "Üzülme. Sorun değil. Kampa geleceksin ama değil mi?" "Henüz kararlaştırmadık." "Görmek için gelmedin ama bence kesinlikle gelmelisin. Çok eğlenceli olacak." "Kızlarla konuşmalıyım." "Pekala. Daha fazla ısrar işe yaramayacak gibi." güldüm. "Görüşürüz Onat." "Görüşürüz." Telefonu kapatıp bana şaşkınca bakan kızlara döndüm. "Ne?" "Demin Onat'ı reddettin?" kafa salladım. "Uyuşturucu kullandığını söyleyen sizdiniz. Benim işim olmaz öyle insanlarla. Hem pek tarzım değil biliyorsunuz." Katy güldü "İşte benim kızım!" Gece yarısına kadar Onat'ı nasıl reddettiğim hakkında konuştuktan sonra uyuyakalmıştım. Sabahtan beri yemek yapıyordum. Çok yorulmuştum. Kaç çeşit yemek yaptığımı ben bile bilmiyordum. El yapımı meyve sularını unutmamak gerekirdi. 3 ayrı çeşit meyve suyuna ne gerek vardı? Gelin de anneme anlatın bunu! Sabah erkenden alarmın sesine uyandığımda gözlerimi yorgunluktan açamamıştım ama yapmam gerekiyordu. Evet! Bunu yapabilirdim! Oflayarak yorganımı tekmeledikten sonra banyoya girip duş aldım. Kişisel işlerimi halledip banyodan çıktım. Saçlarımı kurutmam, giyinmem, makyaj yapmam ve masayı kurmam için tam tamına 4 saatim vardı! Saçlarımı kuruttuktan hemen sonra aşağı inip masayı kurmuştum. Seslerden rahatsız olup aşağı inen Güneş beni asık suratla karşılamıştı. "Günaydın." "Kargalar kahvaltısını bile yapmadı." "3 saatim var. Hızlı olmam gerek." ofladı. "Ben biraz daha uyuyacağım." geldiği yolu geri gittiğinde masa düzenini 3. kez kontrol ettim. Isınacak yemekleri fırına koyduktan sonra alarmı kurdum. Gelmelerine yarım saat kala fırını çalıştıracaktım. Mutfakla işim bittiğinde odama çıkmıştım. Katy banyodan çıkmıştı. "Günaydın." "Günaydın aşkım. Hazırlanmamışsın hala." "Önce masayı hazırlamak istedim." "Keşke uyandırsaydın. Yardımcı olurdum." "Teşekkürler aşkım. Hallettim. Hanım hanımcık giyinmeme yardımcı olabilirsin." güldü. "Ben ve hanım hanımcık giyinmek. Kulağa hoş gelmiyor." güldüm. "Hadi. Yardımcı ol." gülerek odama girdik. Dolabımı açıp içinden en hanım hanımcık olan kıyafetleri seçip gösteriyordum ama Katy hiçbirini beğenmiyordu. "Aşkım artık birini beğensen?" "Çirkin olan bir şeyi beğenemem." gözlerimi devirdim. "Yapacağın tek şey evet demen." "Evet." ofladığımda güldü. "Hadi başka bir şey göster." "Bence bu elbiseyi giyinmelisin. Altına da bu kısa topuklu ayakkabıları. Saçlarını da topuz yaparız. Tam bir ev kızı olursun. Biraz kısa elbise ama sorun olmaz. Güzel olacaksın." Güneş'in dediğini yapıp elbiseyi giyindiğimde aynada kendime baktım. İyi görünüyordum. Katy'ye baktım. "Nasılım?" "Harika görünüyorsun. Elbiseye bayıldım." güldüm. "Gerçekten mi?" kafa salladı. "Evet. Çok yakışmış. Ev kızı gibisin." güldüm. "Anneme kötü şeyler söylerlerse annem beni mahveder. Bu gün iyi geçmek zorunda." güldü. "O zaman bana müsaade. Benim arkadaşın olduğunu öğrenirlerse yüksek ihtimalle son görüşmemiz olur." güldüm. Katy fazla rahat bir kız olduğu için annemin gün arkadaşları arasında iyi bir namı yoktu. Misafirler gelmeye başladığında Katy ve Güneş kaçmıştı. Servis yapmaktan kaçmışlardı. Mercan ise tuhaf davranıyordu. Sanırım o çocuğu elinden alacağımı falan düşünüyordu. Aslında teknik olarak elinde olmadığına göre almış olamazdım. Gülerek annemin arkadaşlarını salona geçirdim. "Devrimciğim annen nerede?" "Annem ve babam tatildeler. Çok üzgün olduğunu söylememi istedi. İptal etmek istemediği için de bana söyledi. Ben de seve seve kabul ettim. Sizleri ağırlamaktan mutluluk duyuyorum." gülüşerek birbirlerini dürterek fısıldaştılar. "Masaya geçmek ister misiniz? Yoksa önden aperatif bir şeyler ister misiniz?" "Herkes tam gelmedi aslında." "Aa pardon tamamız zannettim. Kim gelmedi?" "Nisa gelmedi. Onun oğlan çok meşgul." kaşlarımı kaldırıp indirdim. "Ne içersiniz? Ev yapımı limonata var. İster misiniz?" "Sen mi yaptın?" "Evet. Elma ve vişne suyu da var. Hangisinden istersiniz?" Kapı çaldığında meyve sularını nasıl yaptığını anlatmayı kestim. "Müsaadenizle. Kapıyı açıp geliyorum." Mercan peşimden geldi. Kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm Nisa teyzeyle gülümsedim. "Hoşgeldiniz. Buyrun içeri." "Ahmet, oğlum gel de Devrim kızıma selam ver." bahçe kapısının önünde duran adama seslendiğinde bu tarafa döndü. Yavaş adımlarla bize doğru yaklaşırken hayallerimin erkeğiyle az sonra tanışacağımı fark ettim. Sarışın, uzun boylu, kirli sakallı, mavi gözlü yakışıklı bir herif geliyordu. Benden en fazla 4 yaş büyüktü. Elindeki çiçekleri uzattı. "Bunlar senin için." birkaç saniye nefes alamadım. "Devrim?" kendime gelip çiçeklere uzandım. "Çok naziksiniz. Çok güzel görünüyor." Nisa teyze "Oğlum kendini tanıtsana?" elini uzattı. "Ahmet. Annem senden çok bahsetti." "Devrim. Memnun oldum." Eli sıcacıktı. "İçeri gelmez misiniz?" gelmesi için ayaklarına kapanabilirdim. "Aslında. Ben gitsem iyi olur iş yerinde birkaç sorun var halletmem gereken." Nisa teyze "Oğlumsuz hiçbir şey yapamazlar." gülümsedim. "Peki o halde. Sana kolay gelsin." gülümsediğinde tüm hayallerim suya düşmüştü. Dişleri, saçları kadar sarıydı! Gülümsemeye çalışarak Nisa teyzenin geçişini bekledim. Kapıyı kapattığımda Nisa teyze gülerek bana baktı. "Beğendin mi oğlumu?" beğendim desem başım belaya girecekti. Beğenmedim desem bu sefer annem tarafından başım belaya girecekti. "Nisa teyze aslında seninle konuşmam gereken bir şey var." "Nedir kızım?" "Annem tatilde olduğu için henüz ona söyleme fırsatım olmadı. O da bilmediği için sizinle sözleşmiş. Sizi uğraştırdım. Çok üzgünüm. Ben erkek arkadaşımdan yeni ayrıldım. Henüz hazır değilim böyle bir ilişkiye." yüzü düştü. Yalan söylerken çarpılarak ölecektim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE