İki eliyle genç kızın ellerini avuçlarının arasına aldı kadın, işaret parmaklarıyla yavaşça okşadı. "Evini mi karıştırdın?" diye sordu. Yüzünde merak ve şaşkınlık vardı, gecenin bir yarısı 'anne' ağlayıp kapısına gelen bu kız kimdi?
"Ne?" dedi Eylül. Ellerini yavaşça geriye çekti. "Anne, benim."
"Güzel kızım.." dedi kadın, elini yeniden yanağına bıraktı. "Benim hiç kızım olmadı."
"Ne?" yüzü soldu, benzi sarardı. "Anne.. ben Eylül. Senin kızın."
Kafasını yavaşça iki yana sallamaya çalıştı kadın, hayatının en büyük sınavıydı bu. Hayat ona bir evladı, anneliği çok görmüştü. "Ben hiç anneliği yaşamadım ki."
“Anne..” diye tekrarladı inanmak istemeyerek. Gözyaşları delice süzülüyordu, artık yapayalnızdı. Annesi de diğer herkes gibi onu hiç hatırlamıyordu. Geri geri gitti, bir kabusun içerisinde olmalıydı. Tek adım attı, kafasını hızla iki yana sallayıp yeniden kadına yaklaştı.
"Anne.. Eylül ben. Senin biricik kızın, evladın." Elleri delice titriyordu, yavaşça kadının yüzüne bıraktı. Defalarca olduğu gibi dikkatle baş parmağını gezdirdi, sol yanağında ufak yara izi vardı. Daha birkaç gün önce kapıya çarpıp yaralamıştı.
"Yanağın.." dedi, yanakları yaşla doldu. Annesi telefonda ona kazayı detayıyla anlatmıştı. Parmağını dikkatle üzerinde gezdiriyordu. "Kapıya çarpmıştı."
Kafasını yavaşça iki yana sallamaya çalıştı kadın, "Hayır kızım, kapıya çarpmadım. Ufak bir talihsizlik yaşadım."
"Anne.." Dedi hıçkırıklarının arasında. "Anne yapma." diye ekledi. Sesi titriyordu. "Bu oyuna sen de dahil olma."
Alt dudağını sertçe ısırdı, elleri tir tirdi. "Sen bana kıyamazdın anne, neden onlara uyuyorsun?" Derin derin soluk almaya gayret etti. Elinin tersiyle gözyaşlarını silmeye çalıştı. "Bu hafta sonu ziyaretine gelmediğim için mi? Küs müsün bana anne?"
Kadının yanaklarına ufak birer damla yaş usulca süzüldü. Anneliği hiç tatmayan kalbi, bir evladın gözyaşlarına dayanmakta zorluk çekiyordu. İki elinden sıkı sıkı tuttu. "Kızım.. anneler evlatlarına hiç küsmez."
"Neden yapıyorsun o zaman bunu anne?" diye sordu. Anlamıyordu, annesi neden herkes gibi davranıyordu. Annesiydi o, dünya bir araya gelse de evladını üzecek bir şey yapmaz, kıyamazdı.
"Yavrum.." dedi kadın, bir elini yavaşça yanağına bıraktı. "Keşke annen olsaydım." Kalbinin derinlerinde en büyük duası yer aldı, keşke anneliği tatıp böyle güzel bir evlada sahip olsaydı.
Ellerini hızla geriye çekti Eylül, geri geri gidip arkasını döndü. Kalbi de zihnide büyük bir savaştaydı. İkisi de duracak, hayatına son verecekti.
Hızlı adımlarla sokağa çıktı, derin derin soluk alırken gözleri Kerem'in gözleriyle buluştu. Aldırmadan sokağın çıkışına yöneldi, iki elini delice şakaklarına bastırıyordu. "Aklımı kaybediyorum!" diye haykırdı. “Aklımı kaybediyorum.”
Kerem hızla arabadan inip arkasından ilerledi. Gözleri endişeyle büyümüştü. Adımları bazen yavaş bazen de hızlıydı, gözden kaybetmemeye büyük gayret ediyordu. "Eylül." diye seslendi.
Duymadı genç kız, duyacak durumda bile değildi. Zihni onunla büyük bir oyun oynuyordu. Hatırladığı hiçbir şey gerçek değildi. Gerçek olan neydi peki? Hafızasının izleri mi, gerçeğin görüntüsü mü? Bir işi, bir ailesi hiç yok olmamış mıydı gerçekten?
Hızlı ve sert adımlarını sokağın ikincisinde durdurdu, tüm bedeni titriyor, ayakları gücünü kaybediyordu. Artık sığınacak bir limanı, ailesi de yoktu. Koskoca dünyada artık yapayalnızdı.
Ne yapacaktı, bundan sonra ne yapmalıydı?
Önünde denizin eşsiz manzarası vardı, gözlerinden usulca yaşlar süzülüyordu. Çaresizdi, çaresizliğini ifade edecek bir insan bile yoktu tanıyan.
Gözlerini yavaşça gökyüzüne kaldırıp, "Kimim ben?" diye fısıldadı.
Eylül Demir kimdi?
Bir devlet kurumuna uzun emeklerle giren, bir ailenin göz bebeği, tek evladı olan kişi mi?
Hayatta tutacak kimsesi, bir şeyi olmayan bir deli mi?
"Kimim ben?" diye tekrarladı. Yanakları hızla ıslandı. Yavaşça dizlerinin üzerine çömeldi, "Kimim ben?" Avuçlarını yere bırakıp kafasını eğdi. Aklını kaybediyor olmalıydı, Eylül Demir uzun emeklerle girdiği iş yerinde çok sevilen ve ailesinin göz bebeği olan bir genç kızdı. Her şey bir kabustu, uyandığı anda da bitecek ve düzelecekti.
"Eylül.." diyen ses ile bakışlarını yavaşça geriye çevirdi. Gözleri genç adamın bakışlarıyla buluştu. Toparlanmaya çalışıp yavaşça ayağa kalkıp yanına yaklaştı. "Kimsin sen?"
Genç adamın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, "Kerem ben."
"İsmini sormuyorum. Kimsin ve beni neden takip ediyorsun?"
Derin nefes aldı Kerem, "Çünkü benimle gelmen gerekiyor."
"Ne?" dedi genç kız, yavaşça geri geri gitti. "Niye seninle geleyim?"
"Çünkü gelmek zorundasın."
Kafasını hızla iki yana salladı genç kız, gözleri endişeyle bakıyordu. Arkasını hızla döndüğü anda Kerem elinden sıkıca tuttu. Avucunu öne doğru çevirip işaret parmağını bir şekil çiziyormuşçasına yavaşça üzerinde gezdirdi. Genç kızın bedeni anında delice titredi, bir his adamın parmağını avucunda hissettiği anda bedenini ele geçirmişti.
"Kimsin..?" diye fısıldadı. Önce bedeni uyuştu, sonra gözleri usulca kapandı.
Genç adam hızla tutup düşmesine engel oldu. Kucağına alıp derin bir nefes aldı. "Benimle gelmen gerektiğini söylemiştim Eylül." dedi, gözlerini kızın gözlerine çevirdi. Kendinden geçmiş, iki kolu iki yana düşmüştü.
....
Gözlerini yavaşça aralamaya gayret etti Eylül, günün erken vakitleriydi. Bir odada, çift kişilik bir yatağın üzerindeydi. Bakışlarını önce sağa, sonra sola çevirdi. Dikkatle ellerinden güç alarak doğrulmaya çalıştı, ensesinde ufak bir sızı hissetti. Umursamamaya gayret ederek yavaşça ovdu.
"Neredeyim?" Diye fısıldadı merakla. Zihnini zorlamaya çalıştı, en son annesinin karşısına çıkmış, hayal kırıklığıyla oradan kaçmıştı. Sahilde bir başına beklediği sırada onu görmüştü.
"Kerem.." dedi fısıltıyla. Hızla ayağa kalktı, o mu buraya getirmişti? Neden hiç hatırlamıyordu, en son elini tutup avucuna işaret parmağıyla bir şeyler yazmıştı. Sonrası yoktu, gözleri ve bedeni hızla kararmıştı.
Kapıya yaklaşıp hızla açtı. Adımları anında durdu, lüks bir manzara belirdi önünde. Devasa bir salondu. Her köşesi şıklığını delice haykırıyordu. Oldukça büyüktü. Duvarlar, yerdeki halılar ve biblolar hep gri tonlarındaydı.
"Kerem.." diye fısıldadı şaşkınlıkla. Onun evi miydi burası?
Ağır adımlarla gözlerini çevrede gezdirdiği anda bir ses ulaştı kulağına. "Günaydın." dedi genç adam.
Eylül'ün gözleri hızla sesin geldiği yere, geriye döndü. Genç adam karşısındaydı. Evin rengiyle uyum içerisinde gri bir tişört vardı üzerinde. Siyah bir kot pantolon ile tamamlamıştı. Saçları siyahtı, yeşil gözleri, sakalları ve yüzüyle oldukça uyumluydu.
Yüzünde tebessüm vardı, oldukça yakışıyordu. "Çok uykucusun."
Gözlerini kıstı Eylül, öfkeliydi. Onu neden ve nasıl buraya getirmişti? Hızla yanına yaklaştı. "Neredeyim ben?"
"Benim evimde."
"Ne? Neden senin evindeyim?"
"Çünkü benimle gelmen gerektiğini söylemiştim." dedi. Genç kızın zihninde aynı anda yer aldı, gece genç adam ona inatla gelmesini söylemişti.
"Beni zorla mı getirdin!" diye haykırdı.
Kerem tebessüm edip iki kolunu göğsüne bağladı. "Hayır tabii ki."
"Gelmeyecektim!"
"Konuşurken bir anda uyudun, seni orada bırakamazdım."
"Uyudum.." diye tekrarladı genç kız. Şaşkındı, hayatı bile huyları da mı değişmişti? Uykuyu sevmeyen bir yapıya sahipti, gecelere kadar uyanıp kalır, yatakta saatlerce dolandıktan sonra unutabilirdi.
"Peki.." dedi. Arkasını döndü, "Gidiyorum." diye ekledi. Kapıyı gözlerine kestirdi, hızlı hızlı ilerliyordu. Bir an önce bu evden çıkmalıydı.
Ufak bir soluk verdi genç adam, sırtını yavaşça geriye yaslayıp bekledi. Bakışlarıyla izliyordu, hareket etmeye de engel olmaya da niyeti yoktu.
Kapının önünde adımını durdurdu Eylül, kilide takılı bir anahtar vardı. Önce kulpunu indirdi, kapalıydı. Kilitli olmalıydı. Ellerini kilide bırakıp çevirmeye çalıştı, yapamadı. Oldukça sertti, hareket ettirmek mümkün gözükmüyordu. İnat etti, sola çevirmeye çalıştı, olmadı. Sağa yeniden oynatmaya gayret etti, hiç hareket olmadı.
Derin derin nefes alıp verdi. Niye böyle oluyordu kapı? Gözlerini yavaşça geriye çevirdi, bakışları genç adamın bir çift gözüyle buluştu. "Aç şu kapıyı!" diye gürledi.
Sırtını yavaşça duvardan ayırdı genç adam, ağır adımlarla yanına yaklaştı. "Nereye gideceksin?" Diye sordu fısıltıyla.
"Sanane!"
"Çok agresifsin Eylül."
"Aç kapıyı!" diye gürledi öfkeyle genç kız.
"Açacağım ama önce bir şeyler yemelisin."
"İstemiyorum! Kapıyı aç!"
"Peki.." dedi genç adam, yavaşça elini tuttu. Avucunu açıp işaret parmağının ucunu üzerinde yavaşça gezdirdi, genç kız tüm bedenini esir alan bir his ile sarsıldı. Vücudu yavaşça gevşedi, öfkesi buhar olup uçtu.
…
Eylül Kim?