bc

[zalim ağa ] Bir Dağın Kalbinde Kardelen

book_age18+
1.9K
TAKİP ET
19.6K
OKU
revenge
dark
love-triangle
BE
family
fated
forced
opposites attract
badboy
stepfather
mafia
heir/heiress
drama
bxg
lighthearted
kicking
campus
city
mythology
childhood crush
rejected
cruel
musclebear
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

❗❗Gerçek bir hayat hikayesidir . İsimler ve mekan değiştirilmiştir sadece . Şiddet ve olumsuz öğeler içeren bölümler olacaktır . ❗❗BİR DAĞIN KALBİNDE KARDELENKardelen...Dağların arasında büyüyen, uzun sarı saçları ve yeşil gözleriyle köyün dillere destan güzeli. Babasının sevgisinden mahrum, annesinin gözünde fazlalık, hayata tutunmaya çalışan genç bir kız...Ve Karahan...Hakkâri'nin en güçlü ailelerinden birinin oğlu. Yakışıklılığıyla kadınların hayallerini süsleyen, sert mizacıyla erkeklerin çekindiği bir adam.Kardelen onu yıllarca uzaktan sevdi.Gizlice çizdiği resimlerde, kurduğu hayallerde, ettiği dualarda hep Karahan vardı.Ama Karahan'ın kalbi çoktan başka bir kadına aitti.Kader ise ikisine de farklı oyunlar hazırlıyordu.Bir yanda sevdiği kadından koparılan Karahan, diğer yanda sevdiği adam tarafından görülmeyi bekleyen Kardelen...Zorla kurulan bir evlilik, bitmeyen öfke, yarım kalmış aşklar ve yıllarca kanayan yaralar...Kardelen, uğruna her şeyi göze aldığı adamın karısı olduğunda hayallerinin gerçekleştiğini sanacaktı.Oysa bazı kavuşmalar mutlu son değil, felaketin başlangıcıydı.Çünkü Karahan'ın kalbinde Kardelen'e ait tek bir köşe yoktu.Ve Kardelen, sevmenin bazen insanı yaşatmadığını, yavaş yavaş tükettiğini çok acı bir şekilde öğrenecekti.Dağların arasında filizlenen bu hikâyede aşk kadar gözyaşı, umut kadar hayal kırıklığı vardı.Bazı kadınlar sevdikleri adamın kalbini kazanır.Bazıları ise o kalbin dışında yaşamayı öğrenmek zorunda kalır.Kardelen'in hikâyesi işte tam da buydu...

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
❗ TANIŞMA ❗❤️
BİR DAĞIN KALBİNDE KARDELEN Bölüm 1 Yıllar önce... Ben dağların kızı Kardelen. Hakkâri'nin sert rüzgârlarıyla büyüdüm ben. Kışın aylarca beyaza gömülen, yazın yabani çiçeklerle renklenen dağların arasında, taş duvarlı eski bir köy evinde açtım gözlerimi hayata. Bizim evde sevgi de ekmek gibi ölçülü dağıtılırdı ama bana ve küçük kız kardeşime düşen pay çoğu zaman kırıntılardan ibaretti. Babam sert bir adamdı. Yüzündeki çizgiler yılların yorgunluğundan değil, öfkesinden kalmış gibiydi. Bir sözü iki edilmez, bir bakışı bile insanın içini titretecek kadar ağır gelirdi. Annem ise bütün sevgisini tek kişiye saklamıştı; abime. O evin güneşi oydu, biz ise duvar diplerinde büyüyen yabani otlar gibi kendi hâlimize bırakılmıştık. Abim köyün en haylaz delikanlılarından biriydi. Sabah evden çıkar, akşam ancak döner, ardında türlü türlü yaramazlık hikâyeleri bırakırdı. Ne yaparsa yapsın annemin gözünde kusursuzdu. Ben ise ne kadar uslu olursam olayım görünmezdim. Belki de bu yüzden kendime başka bir dünya kurmuştum.Resim çiziyordum. Bulduğum her kâğıda, eski defter yapraklarına, gazete kenarlarına, hatta bazen odun parçalarına bile resimler çiziyordum. Dağları çiziyordum, kuşları çiziyordum, mantar toplamaya çıktığım ormanları çiziyordum. Ama en çok da birini çiziyordum. Kimsenin bilmediği bir sırdı bu.Karahan... Adını bile içimden söylerken kalbim hızlanırdı. Köyün ağa oğluydu. Uzun boylu, geniş omuzlu, kara gözlüydü. İnsan bazen birine bakınca nefes almayı unutabilir mi? Ben unutuyordum. Onu her görüşümde dünya sessizleşiyor, yalnızca kalbimin sesi kalıyordu geriye. Karahan çoğu zaman yanında çocukluk arkadaşı, kan kardeşi dedikleri Sancar ile ava çıkardı. Ben de mantar toplamak bahanesiyle onların geçtiği patikalara giderdim. Bir kayanın ardından, bir ağacın gölgesinden, bazen de elimdeki sepeti sıkıca tutarak uzaktan izlerdim onu.O beni hiç görmezdi. Ya da gördüyse bile fark etmezdi. Bazen eve dönüp aynanın karşısına geçerdim. Uzun sarı saçlarıma bakardım. Yeşil gözlerime, beyaz tenime bakardım. Köyde kadınlar güzelliğimden söz ederdi. Komşular anneme, "Kardelen büyüyünce dillere destan olacak," derdi. Ama Karahan'ın gözleri bir kez olsun dönüp beni aramazdı. İnsan sevdiği tarafından görülmeyince güzelliğinin ne anlamı kalıyordu ki? O zamanlar bilmiyordum. Bir insanın kaderi bazen yıllarca uzaktan izlediği bir çift kara gözle değil, hiç beklemediği bir gecede değişirdi. Ve benim kaderim, daha başlamamış bir fırtınanın sessizliğinde beni bekliyordu. Yazarın anlatımı ile devam ediyor.... Sabah güneşi dağların ardından yavaş yavaş yükselirken Karahan çoktan hazırlanmıştı. Omzuna tüfeğini asmış, beline bıçağını takmış, av için kullandığı deri ceketini giymişti. Köyün üzerinde ince bir sis tabakası dolaşıyor, serin rüzgâr taş evlerin arasından geçerek uğultulu bir ses çıkarıyordu. Karahan av günlerini severdi. Dağlarda olmak, insanların bitmek bilmeyen konuşmalarından uzaklaşmak, yalnızca rüzgârın ve doğanın sesini duymak ona iyi gelirdi. Çocukluğundan beri böyleydi. Daha beş yaşındayken yanında koşuşturan tek kişi vardı.Sancar.Birlikte büyümüşlerdi. Birlikte kavga etmiş, birlikte dayak yemiş, birlikte ata binmeyi öğrenmişlerdi. İlk avlarını da birlikte yapmışlardı. İnsanlar dost derdi ama onlar kendilerine kardeş diyordu.Kan kardeşi. Yıllar önce iki küçük çocuk avuçlarını çizip kanlarını birbirine değdirmiş, ömür boyu birbirlerini yarı yolda bırakmayacaklarına dair söz vermişlerdi. O gün çocuk akıllarıyla ettikleri yemin bugün hâlâ geçerliliğini koruyordu.Aileleri de nesillerdir dosttu. Hakkâri'nin en güçlü iki aşiretiydiler. Bir düğün olduğunda birlikte halay çeker, bir cenaze olduğunda birlikte yas tutarlardı. Birine düşman olan ötekinin de düşmanı sayılırdı. Bu yüzden köyde herkes Karahan ile Sancar'ın ayrılmaz ikili olduğunu bilirdi. Sancar atının üzerinde yaklaşırken uzaktan seslendi. "Bu gidişle dağdaki bütün hayvanları bitireceğiz." Karahan hafifçe gülümsedi. "Bitmez." "Bitmez tabii. Sen vurduğunu bile bazen bırakıyorsun." Karahan omuz silkti. "Yavrusu varsa dokunmam kardeş acımasızılığım insanlara ." Sancar kahkaha attı. "Bunu köydekiler duysa ağa oğlunun yumuşadığını söyler." Karahan sert bakışlarını arkadaşına çevirdi. "Sana da fazla konuşuyorsun derler." Sancar güldü. Çünkü Karahan'ın huyunu en iyi bilen kişiydi. İnsanlar onu sert, öfkeli ve ulaşılmaz sanırdı. Oysa Sancar onun sessizliğinin altında sakladığı tarafları da biliyordu. İki genç adam atlarını sürerek dağ yoluna girdiler. Önlerinde uzanan sonsuz gibi görünen dağlar vardı. Kayalıklar, çam ormanları, dereler ve uçsuz bucaksız patikalar.İkisi de bu dağlarda büyümüştü. Her kayanın yerini, her geçidin yolunu bilirlerdi. Saatler ilerledikçe köy gözden kayboldu. Dağların derinliklerine indiklerinde rüzgâr sertleşmeye başlamıştı. Sancar gökyüzüne bakıp kaşlarını çattı. "Öğleden sonra yağış var gibi." Karahan da bulutlara baktı. Kara bulutlar uzaktan ağır ağır yaklaşıyordu. Ama ikisi de bunu önemsemedi. Çünkü av heyecanı çocukluklarından beri içlerine işlemişti.Henüz ikisi de bilmiyordu. O gün çıktıkları av, yıllardır bildikleri bütün yolları değiştirecekti. Ve Karahan'ın kaderi, dağların arasında saklı küçücük bir evde onu bekliyordu. Köyün eski kahvesi geceleri bambaşka bir hâl alırdı. Gündüzleri yaşlıların oturup çay içtiği, tavla seslerinin duvarlara çarpıp yankılandığı yer, akşam olunca Karahan, Sancar ve Selim'in mekânına dönüşürdü. Kahveci çoktan kepenkleri yarıya kadar indirmiş, içeride yalnızca sararmış lambaların ışığı kalmıştı. Masaların çoğu boştu. Köşedeki soba hafif hafif yanıyor, havada tütün ve eski ahşap kokusu dolaşıyordu. Sancar sandalyesine yaslanıp sigarasından derin bir nefes çekti. Dumanı ağır ağır tavana doğru yükselirken elindeki sigarayı küllüğe bıraktı, ardından önündeki kadehten bir yudum aldı. Gözleri bir noktaya dalmıştı. Sanki bulunduğu yerde değildi. Karahan bunu fark edince dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı. Kadehini eline alıp arkadaşına göz kırptı. "Hâlâ mı sarışın dağ kızı?" Sancar başını geriye yasladı, uzun bir nefes verdi. Yüzündeki ifade değişti. O sert, umursamaz adam gitmiş yerine başka biri gelmiş gibiydi. "Hiç çıkmıyor aklımdan lan..." dedi boğuk bir sesle. "O saçları... Uzun sarı saçları... Yeşil gözleri... Bana bakarken bile bakmıyormuş gibi duran o bakışı... Ulan bir kere dönüp baksa bana yeter." Karahan kahkaha attı. Kadehini tek seferde bitirip masaya bıraktı. "Sen harbi bitmişsin kardeş ." "Bitmeyeyim de ne yapayım? İki sene oldu göreceğim diye yol gözlüyorum." Karahan başını iki yana salladı. "Ben de aynı haltın içindeyim." Sancar kaşlarını kaldırdı. "Zübeyde mi?" Karahan'ın sert yüzü ilk kez yumuşadı. "Zübeyde, ah Zübeyde ah ..." İsmini söylerken bile gözlerinin içi değişiyordu. "O da bir kere sevse beni..." dedi alçak sesle. "Bir kere şu inatçı kafasını çevirip bana baksa." Selim ikisini sırayla izledi, sonra gülmeye başladı. "Allah aşkına ikiniz de koca adamsınız. Biri aşiret ağasının oğlu, diğeri aşiretin en korkulan adamlarından biri. Gelmişsiniz burada sevda konuşuyorsunuz amına koyayım içim karardı lan." Karahan sırıttı. "Sana denk gelmediği için rahat konuşuyorsun." "Gelmesin zaten." Sancar kahkaha attı. "Bak buna katılıyorum." Selim kadehini kaldırdı. "Benim sevdam yok. Kafam rahat. İçelim beyler." Üç kadeh havada tokuştu. Gece ilerledikçe kahvenin içi biraz daha sessizleşti. İçkiler azaldı, sigaralar çoğaldı. Ama masadaki üç adamın da bilmediği bir şey vardı. Aynı saatlerde köyün diğer ucunda, taş duvarlı küçük bir evde bir kız da onların birini düşünüyordu. Kardelen gün boyu durmadan çalışmıştı. Sabah erkenden kalkmış, su taşımış, ekmek yapmış, bulaşıkları yıkamış, evi süpürmüş, küçük kız kardeşine göz kulak olmuştu. Annesinden tek bir güzel söz duymadan, babasının sert bakışları arasında geçen sıradan bir günün sonunda yorgunluktan ayakları sızlıyordu. Nihayet odasına çekildiğinde derin bir nefes aldı. Burası onun dünyasıydı. Kimsenin karışmadığı, kimsenin bağırmadığı tek yer. Yatağının altına sakladığı eski defteri çıkardı. Ardından küçücük kalemini eline aldı. Sayfaları açarken yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu. Çünkü o sayfalarda hep aynı adam vardı. Karahan... Kalem kâğıdın üzerinde gezinmeye başladı. Önce saçlarını çizdi. Sonra sert çenesini.Kara gözlerini. Geniş omuzlarını.Defterin içinde onlarca Karahan vardı. Kimisi at üstünde, kimisi dağ başında, kimisi elinde tüfeğiyle uzaklara bakıyordu. Kardelen çizdikçe kalbi hızlanıyordu. Belki Karahan onun adını bile bilmiyordu. Belki yüzünü hatırlasa bile çıkaramazdı. Ama Kardelen onu yıllardır seviyordu. Sessizce.Kimseye söylemeden.Karşılık beklemeden. Bir insanın kalbine yerleşip orada yuva kuran sevgiler vardı ya... Karahan onun için tam olarak öyleydi. Kardelen başını çizime yaslayıp gülümsedi. Bilmediği şey ise aynı gece başka bir adamın da onu düşündüğüydü. Sancar...İki yıl önce dağ yolunda gördüğü sarışın kıza kalbini bırakmıştı. Karahan Zübeyde'yi seviyordu. Sancar Kardelen'i seviyordu.Kardelen ise Karahan'ı... Ve kader, üç kalbi birbirine bağlayan bu kördüğümü çözmek yerine daha da sıkılaştırmaya hazırlanıyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
767.0K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.9M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
994.0K
bc

A Warrior's Second Chance

read
368.1K
bc

Not just, the Beta

read
353.0K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook