Aslında artık kaçmak istemiyorum. Öyle erken bir saatte uyuyoruz ki gece yarısından sonra uykumu almış, dinlenmiş ve gevşemiş bir şekilde uyanıyorum. Tüm hâlsizliğim, mutsuzluğum ve çaresizliğim sanki Emre’nin kollarındayken yitip gitmiş gibi keyifle gözlerimi araladığımda onun da uyanık olduğunu görmek beni bir hayli şaşırtıyor. Loş ışığın altında yüzüne sevgi, özlem ve her zaman bir parça da olsa muhakkak içimi saran öfkemle bakıyorum. Tabii yadsınamayacak seviyede her geçen gün artan hayranlığımı da görmezden gelemiyorum. “Nur, neden uyandın?” diyor benden bile daha uyanık görünüyor olmasına rağmen. “Sanırım uykumu aldım diye. Sen?” “Ben de. Zaten iki gündür sürekli uyuyup duruyorum.” “Bu iyi, dinlenmen gerekiyor.” “Sanırım,” derken gülümsüyor. “Ayağın nasıl? Uyurken sana zar

