'Gerçekten güvendiğim insanlara karşı. Belki yakın değilim ama anne ve babama güvenirim. Bu yüzden de ağzıma ne gelirse söylerim.' Konuşmaları noktalandığında Aren'de arabayı açılan kapıdan geçirip kenara park etmişti. Bahçede oynayan onlarca çocuk bakışlarını gelen arabaya çevirdiğinde ise yüzlerinde iç ısıtan bir gülümseme olmuştu.
'Neden yurttayız?'
'Çünkü ben babası ve annesi olduğu halde yalnız bir çocuktum, onların ailesi olmasa da yalnız kalmamalılar.' ikisi de arabadan indiğinde Aren karşısına dizilen çocuklara hiç kimseye göstermediği gülüşünü göstermişti. Adamın buraya geldiğinde tek düşündüğü ailelerin suçunu çocukların taşımaması gerektiği oluyordu her nedense.
'Bana sadece on beş dakika verin gençler' diyerek her kafadan ayrı sesin çıkmasını engellediğinde dibine kadar gelen yedi yaşlarındaki ufak kızın dibine diz çökmüştü hemen.
'Ne oldu Hira?'
'Bir şey soruyum mu?'
'Tabi, sor bakalım' dediğinde ufaklık ellerini adamın omuzuna yerleştirip kulağına yaklaşmıştı ki Aren'de hemen kıza yaklaştı.
'Bu kız sevgilin mi?' Aren derin ama bir o kadar da şaşkın bakışlarını Hera'ya çevirdiğinde onun duymadığı soruya haliyle tepkisizce bakışını göstermişti.
'Değil güzelim'
'Seviyor musun?' bu kez o ufaklık dümdüz bir sesle sormuştu. Aren ufaklığın koyu mavi hatta laciverte yakın gözlerine bakıp gülümsemesini büyüttü.
'Arkadaşça' diyerek göz kırptığında Hira adamın yanağına sevecen bir öpücük bırakıp grubun arasına karışmıştı bile. O umutlu gözlerle bakan sevecenin kendisine çocuksu bir aşk beslediğini biliyordu. Daha doğrusu her ufak kızın olduğu gibi Hira'nın da onu ilk aşkı ve ilk kahramanı olarak görmesi Aren'in alışılmışlığıydı.
'Siz oynayın hadi' diyerek çocukların arasından sıyrıldığında Hera'nın da beline elini hafifçe dokundurmuş ve yurdun buz gibi mermer basamaklarından tırmanmıştı adam. Evet bu yurtta her oda sıcaktı, her metre kare temizdi ancak o ufaklıklar için buz gibiydi burası. Üzerlerine kat kat kıyafet giyinseler de o çocuklar büzülüp uyudukları bu yataklarda yüreklerindeki üşüme ile uykuya dalıyorlardı.
Aren attığı her adımda odaları da kısaca göz hapsine alıp kontrolünü tamamlayarak müdürün odasına ilerlemeye devam etti. Boş koridorda iki çift ayak sesi yankılanması devam ederken Aren geldikleri oda ile duraksayarak kapıya vurmuş ardından komut bile almadan dalmıştı içeri. Zayıf, çelimsiz ama gözleri Aren'i bulunca ışıldayan babacan adamla gülümsedi adam bu kez.
'Korhan müdürüm.'
'Aren oğlum, hoşgeldin-iz' adamın son anda Hera'yı görmesi ile cümlesi devam etmişti ki Aren şüphede bile kalmadan masanın önündeki koltuğa atmıştı kendini.
'Ne var ne yok müdürüm. Üzüyor mu ufaklıklar?'
'Yok evlat, zaten şu yurtta bir tek beni üzmüyor yavrucaklar, diğer herkese düşman gibiler.'
'Yüreğini görüyorlardır müdürüm. Sağlık dosyaları hazır mı?' Aren'in sorusu ile adam ayaklanıp cam kapaklı dolaptan almıştı hemen gri klasörü. Aren kendine uzatılan dosyayı incelerken Hera'da şaşkınlıkla koltuğa oturup odaya göz atmıştı. Yurdun her odası dikkatle yapılmışken burada yoksulluk vardı. Normalde gelen bağışların ilk önce bu idari odalara yönlendiğini düşünüyordu Hera ama işin aslı öyle değildi anlaşılan bu yurtta. Oyun alanları, derslikler, yatakhane, yemekhane zenginlikle kuşatılmışken müdür odasını süsleyen en dikkat çekici şeyler ödüllerdi. Geri kalan her şey sade ve eskiydi.
'Müdürüm, ben bu dosyayı kontrol eder getiririm. Bu arada-' diyerek Aren cebinden ufak kağıt parçasını çıkardı.
'Her zamankinden fazla. Artık sende topla odanı bi'
'Bizim şu odada geçirdiğimiz zaman mesai saatleri evlat, o çocukların rahat etmesi gerek bizim değil.'
'Ben senin yüreğini biliyorum ama çocuklarda şikayetçi müdürüm. Korhan baba niye o odada hala diye bana soruyorlar.'
'Çocuklara bakalım da kalanla yaparız.' diyerek adam çeki almış ve sürmen altına bırakmıştı. Kapının çalması ile içeri giren kilolu ve kısa boylu kadında gülümser bir yüzle bırakmıştı kahveleri sehpaya. Tek kelime etmeden de çıkmıştı dışarı.
'Var mı dikkatini çeken terslik'
'Yok evlat, her şey iyi hoş, seni sık sorar oldular, bende anlatıyorum işinin çok olduğunu ama boyun büküyor yavrucaklar'
'Elimden geldiğince gelmeye çalışıyorum. Sende biliyorsun ama'
'Bilmem mi, sağlığın iyi olsun evlat, sen yine alırsın onların gönüllerini' adamın babacan konuşması ile Aren başını sallayarak bir yudum almıştı kahvesinden. Bu duvarlar çocuklar olmadığı zaman dar geliyordu Aren'e. İçine ayrı bir yük biniyordu sanki. Daha çok kimsesiz hissediyordu benliğini bu içi sıcak ama duvarları soğuk evde. Zaten bir evi ev yapan içindeki huzurlu sıcaklık değil miydi? Çocuklar olmadan da olmuyordu işte.
'Biz birazda çocuklarla uğraşalım' diyerek Aren ayaklandığında Hera'da ayağa kalkmıştı. İki adamın el sıkışması sonlandığında sevecen adamın eli bu kez ona dönmüştü.
'Bizim oğlan delidir. Hep tek geldiğinden unuttu tanıştırmayı kızım ama ben Korhan.'
'Bende Hera, memnun oldum.'
'Bende memnun oldum.' Hera'da konuşmayı bitirdiğinde ikisi kapıya yönelmişti ki Aren çıkmadan önce
'Ben deli değilim müdürüm' diyerek çekmişti kapıyı ardından. Hera ise bakışlarını az önce gülümseyen adama çevirmişti. Boş koridorda attığı her adımda yüzü donuklaşıyordu ancak bir tek Korhan müdür ve çocuklarla iken yüzünde samimi bir gülüş oluyordu.
'Müdürün ve çocukların yanında gülüyorsun ama koridorda suratın asık. Bana özel mi bu suratsızlık?' Hera'nın sorusu ile Aren bakışlarını ilerlediği kapılarda gezdirmişti.
'Bak şu odalara Hera. Hepsinin içi itina ile dizilmiş, sırf renkleri içini ısıtmaya yetiyor, hayal ettiğinde dışarıdaki çocukların buralarda gülerek iletişime geçtiğini düşünüyorsun.' diyerek Aren yatakhane yazan odanın kapısını açmıştı.
'Bak, yorganlar, çarşaflar, duvarlar, halı, hatta yatak renkleri. Hepsi ama hepsi bir nebze umut verici. Ama değil. İnan bana burayı daha önce görseydin şu koridor senin boğazını düğümlerdi. Dışarıdaki her çocuğun yüzü de içi de onları tanımayana böyle rengarenk, ama ben o çocukların içinin bu boş koridor olduğunu biliyorum.'
'O çocukların içi bu koridor gibi boş değil'
'Boş, hem de bomboş, anne, baba, aile boşluğu ile daha da boş'
'Değil, onların içi seni görünce bu odalar gibi oluyor. Gözlerinden okunuyor.'
'Hiç ailesiz bir çocuğun aile bulmasından korktun mu sen?' Aren'in sorusu ile Hera kaşlarını havalandırmıştı. Aren ise kapıyı çekerek adımlarına devam etmişti.
'Korkmadın, ama ben korktum. Hem onların o sıcak yuvayı bulmaları için çaba harcıyorum hem de bulacaklar ve ben onların izini kaybedeceğim diye korkuyorum.'
'Onlar seni bulur, emin ol'
'En çok korktuğumda beni bulmaları' Aren'in cümlesi ile Hera yeniden kaşlarını havalandırmıştı ki adam ceketini sıyırıp belindeki silahı göstererek bakışlarını ileri dikmişti.
'Çocuklar ismimin Atlas olduğunu zannediyor. Kendimce bir önlem, bunu bozma lütfen'
'Peki' Hera'nın mırıltısı ile bahçeye adım attıklarında çocukların dikkatini çekmemişlerdi. Aren ise durup yerinden öylece süzmüştü hepsini.
'Hepsinin hikayesi var. Kimi bir kaç ay önce ailesinden kopmuş, kimi annesini sadece doğduğunda görmüş. Bazıları var soğuktan donacakken bulunmuş, baba demeye dilim varmaz ama babasından şiddet görenler, üvey anneleri tarafından üzerinde sigara söndürülenler, insanlıklarına bin şahit gereken kendini bilmez ebeveynler tarafından taciz hatta tecavüzün yarasını taşıyanlar var.'
'Hepsinin yarasını biliyor musun?'
'Biliyorum. Bak salıncaktan oturan kız var. İsmi Berrak. Bir kaç ay oldu geleli, abisi yaşında bir herifle evlendireceklermiş az kalsın. Daha 10 yaşında. Köyün öğretmeni haber vermiş polise, öylesine baskıyı kabul ettirmişler ki gidip özellikle konuşmazsan ağzını açmaz.' bakışları ile taşın üzerine oturmuş çocuğu işaret etmişti bu defa.
'O da Ceyhun. Üç senedir burada. Sürekli resim çizer, bakma öyle çekingen durduğuna fişek gibidir, eli de yatkın resme. Geberttiğim bir piç vardı, abisi olacak şerefsiz. Lan ufacık çocuk, ne istedin el kadar bebeden değil mi, akıl mantık almaz orosbu çocuğu hormonlarını bir çocuktan çıkarmak. Öldürdüm, yalvarta yalvarta, kalbini ellerimle söktüm yerinden. Bir gram sızlamadı vicdanım.'
'Aren, sakin ol'
'Olunmuyor Hera. Şu canına yandığımın dünyasında her haltı çocuklar çekerken ben sakin olamıyorum. Al bak. Hira. Geldiğimde önüne diz çöktüren kız. Sırtında onlarca sigara izi var. Her geldiğimde sana bir anne baba bulalım derim suratını asar. Kızcağızın öz ana babası canını yakmış, haksız mı surat asmakta. Bak Özlem. Babası olacak şerefsiz sırf kız oldu diye mart ayazında sahile bir kundakla bırakmış. Özkan var orada, kalede bak. Üvey annesi olacak orosbu kocasından alamadığı zevki o çocuktan çıkarmaya çalışmış, sonuç ne biliyor musun? Özkan şimdi bir kızla göz göze gelse bakışları kilitleniyor. Bak Ali orada, kafasında 12 dikiş vardı. Öz babası şişe kırmış. Emel var, 12 yaşında. Daha öpüşmenin dudaktan olduğunu bile algılayamamış bir masumiyeti pezevenk babası kendi altında bayıltmış. Yürüyüşünden bile anlaşıldığı için kalmıyor yerinden. Ya ben sakin olamıyorum. Yumruğu kadar yüreği olan şu masumlara nasıl dokunuyor bu ibneler. Lan bunlar benim oğlum kızım olsa bırak yaşadıklarını yaşatmayı bağıramam be. Gözlerinden bir damla düşecek diye ağızlarından çıkacak kelimeye bakarım.'
'Aren' Hera'nın boğuk sesi ile adam bakışlarını çocuklardan çekmişti şükür ki. Gözleri dolu dolu olan kadını gördüğünde kaşlarını çattı hemen.
'Sakın Hera, sakın ola ki onlar bunu görürken ağlama. Eğer ağlarsan onlarda senle oturur ağlar. Ve ben bu çocukları bir ağlatanı daha görürsem gebertirim diye ant içtim.' Aren'in cümlesi ile Hera bakışlarını göğe çevirip derinlerden nefes almıştı.
'O gözlerindeki buğuyu sil, o çocuklar sokak köpeğinin ağlamasını görse içleri yanar. Bir insanı o halde görünce ne olurlar sen düşün gerisini' diyerek adam merdivenleri indiğinde çocuklarda onlara dönmüştü. Yanlarına yaklaştığında hepsinin umut dolu bakışlarına gülümsedi. Hep bu ışık olsun istiyordu gözlerinde, hep böylesine unutmuş ve boş vermiş görmeyi diliyordu. Yakup'un kolunun altındaki topu aldığında yanına bu kez sağlam duruşu ve yüzüne yakışan gülümsemesi ile gelen kıza baktı. Ardından kalabalık gruba dönerek samimiyetini gözler önüne serdi Aren.
'Bu seferlik ben erkeklerle oynasam güzellikler. Hilal ablanızda sizinle?'
'Olur....' kızların cıvıl cıvıl sesi ile Aren gülerek tekrar Hera'ya bakmış ardından erkekleri alarak sahaya ilerlemişti. Arkasını dönüp baktığında ise Hera'nın kızların gülen yüzlerine yabancılık çekmeyişi içini ferahlatmıştı.